bc

Sosyopat Lise

book_age4+
68
TAKİP ET
1K
OKU
dark
drama
tragedy
twisted
sweet
mystery
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yaşadığı talihsizliklerden sonra Londra'daki hayatını bırakıp teyzesini yanına taşınan Öykü kötü olayların peşini bıraktığını düşünürken beterini İstanbul'da yaşayacağından habersizdir. Aynı anda hem aşkı hem de nefreti tadacak ve bu sefer kaçmak için başka bir yeri olmayacaktır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.Bölüm
Fıs fıs fıs... insan denilen canlıdan çıkan ve bazen gerçekten bizi bıktıran o ses. Gözlerimi yorgunlukla açarken bulunduğum izdiham dolu havaalanından çıkmak ve bir an önce uçağa binmek istiyordum, beş saatlik bir uyku çekmiş olmak bedenime yetmemişti . ''Daha fazla uyku!, Daha fazla uyku!!'' diye sitem eden hücrelerime uymayı her ne kadar istiyor olsam da bunu yapamazdım, uçağa biner binmez uyumayı planlıyordum, normalde asla durduk yere uyuyamazdım, uykum olmalıydı Ayağımda hissettiğim baskı ile çığlık atarken baş parmağım kalbim gibi atıyordu, canımı bu denli acıtan yüze döndüğümde ise gördüğüm kişi ile şok oldum. Gördüğüm yüz bedenimde öyle bir dram yarattı ki o an kendimi boğmak istedim sırf o yüzü görmeyeyim diye. Boğulup öleyim ama o yüzü görmeyeyim. "Sinem?!" delirdiğimi hissediyordum, bu kızın..burada ne işi vardı?hangi yüzle gelirdi buraya? Gözleri gözlerimi bakamazken kaşları pişman gibi büzüşmüştü, kahverengi gözlerini gizlemek için taktığı mavi lensler kendisini tamamlıyordu,sahte. Şuan onun yerine ben korkuyordum içten içe. Çünkü kendime güvenemiyordum üzerine atlayıp onu bıçaklamak istiyordum. Ayağımı hızla çektiğimde gözlerini gözlerime sabitledi ve tam ilerlemek için yanından geçecekken "Dur'' dedi. Kaşlarım çatık bir halde durdum "Ne söyleyeceksin?! Tolganın senin nasıl ...." Devam edemedim.dedikten sonra nefesimi üfledim. O kelimeyi kurup daha fazla kalbimi yangın yerine çeviremedim. O sözcük çakmaktı ve kalbim sinem'i görünce benzinle dolmuştu. "Be..ben...öykü lütfen...dinle beni.." konuşamayacak halde olması şuan zerre kadar umurumda değildi, o kız olarak adlandırdığım canlı her ne kadar eskiden 'en en en yakınım ' listemde bir numarada olsa da şuan 'en en en sürtük' listemde bir numaradaydı. Aslında öyle bir listeye bile sahip değildim sırf sinem için oluşturmuştum bu listeyi de. Hayatımda gördüğüm en sahtekar,arkadan bıçaklayan,sürtük kızdı. Öyle kalpsizdi ki en yakın arkadaşı umurunda bile değildi. En yakın arkadaşının üzülmesi ağlaması , kendisine eziyet etmesi, kendisini delirtmesini umursamıyordu bile. ''Seni beklemeyecek ve dinlemeyeceğim pislik! '' kurduğum cümleden sonra elim yanağına sertçe iniş yaptı. O an kendi elimin bile acıdığını hissettiğimde onun canının daha çok yandığını bilmek beni mutlu mu kıldı ? yoksa üzdü mü bilmiyordum? O kız için üzülmek istemiyordum ,üzülmemeliydim . Ama kahretsin ki kalbimi onun gibi dondurmayordum. Bir yerlerden sürekli ateş çıkıyordu. Ben soğuk olmaya çalıştıkça. ''Sana bir daha karşıma çıkma derken öylesine söylediğimi mi sanıyorsun?'' suratına inene okkalı tokat'ın şokunu henüz atlatamamış olduğunu fark ettiğimde yutkundum ve "Defol!"! deyip vereceği tepkiye beklemeden herkes gibi uçağa yöneldim. Ona tokat atmanın şokunu üzerimde taşıyordum. Ona vuracağımı geçrketen tahmin etmemiştim,istemiştim ama yapabilecek gücün kendimde olduğuna inanmamıştım o an. Demek düşünmemek gerekiyordu. Buraya kadar nasıl girdiğini merak etmememin sebebi açıktı, annesi hostesti ve bu havaalanında olduğunu biliyordum. Tabi ki herkesin şaşkın bakışlarına maruz kalmıştık ama açıkçası umursamadım. Hiçbirşeyi umursamamak istiyordum, hiçbir şey düşünmemek. Sıraya girdikten sonra titreyen ellerimi giydiğim bol ve rahat tül eteğimin cebine soktum, inanmıyordum. Yüzsüz pislik! Beni sevgilimden ayırdığı yetmemişti! Gerçi ona sevgilimde demek istemiyordum,o bir deneyimdi ve başarısız bitmişti, hiç olmaması gereken bir deneyimdi. Kumralla karışmış sarı saçlarımın boynumu huylandırdığını hissettiğimde saçlarımı koluma iyice tutturduğum yeşil tokam ile topuz hale getirdim ve derin bir nefes aldım. Son yıllarda hayat anlamsızca geliyordu bana. Yaşamak mantıksızdı. Öleceğim, öleceğiz,öleceksiniz ve ölecekler. Bunu biliyoruz ama yaşıyoruz. Hayatı yaşayıp ölmek var yaşayamadan ölmek var tabi. Yaşayıp ölmek her ne kadar insana daha mantıklı gelse de bence yaşamadan ölmek en iyisi. Acıları yaşamadan ne olduğunu bilmeden kurtulacağız, bu yüzden bazen hep anne karnında kalsaydım keşke diyorum, hala da diyorum. Tolga ve Sinemden nefret ediyorum, ikisine karşı öyle bir nefret besliyorum ki az önce Sinem 'e yaptıklarım azdı bile. Az ilerimde bulunan kumral saçlı burnu biraz büyük olan hostes ilerlememizi belirttikten sonra iki dakikadır önümde sürekli saçlarını savuran kıza baktım. "Hanımefendi neden saçlarınızı savurup duruyorsunuz? Ve lütfen deodorant kullanmayı deneyin, iyi gelecektir!" Ha? Gözlerimi büyüttüm. Kurduğum cümleden o anda pişman olmuştum. Zaten normalde çok konuşan biri değildim şimdi de konuşarak hata etmiştim! Bir dakika kız değil..hayır değil. Adam suratını buruşturdu ve kaşlarını çattı. Küçük gözleri ve okkalı burnu ile düzgün bir yüze sahipti ama yakışıklı değildi, daha çok tatlı gibiydi ve tabi büyüktü. Bunları İngilizce olarak söylüyordum tabi ama Türkçe konuşmaya alışıktım. "Ben...şey...özür dilerim gerçekten" dedikten hemen sonra arkamdaki kişinin arkasına geçtim ve böylece arkamdaki kişi önümdeki kişi haline geldi. Erkeklerden artık nefret ediyorum. Erkekler ve kendi aramda bir bariyer var artık. Yıkılması imkansız gibi olan bir duvar. Onları içeriye geçirmeyen bir duvar. Kalbimi yeniden kırdırmayacak bir duvar, dışarıya ağlayarak değil gülerek çıkartacak bir duvar. Herkes tek tek uçağa girerken annemler geldi aklıma. Aslında beni uçağa kadar uğurlamayı çok istemişlerdi ama....izin vermemiştim. Uçağa bineceğim sırada anlamsızca gözlüğümü taktım .aslına bakarsanız anlamsızca değil, sanırım uçaktakilere havalı görünmek istedim. Koltuk sıramın ilerilerde olduğunu gördüğümde binlerce lanetler okuyup hayıflanarak yürümeye başladım. Bir adım daha atmıştım ki eteğimde hissettiğim baskı ile durmak zorunda kaldım. 'Cart' eteğimin yırtılış sesi uçağa yayılırken gözlerimi büyütüp bunu yapan kişiye döndüm. Gözlük taktığı için yüzü pek anlaşılmıyordu ama yüz hatları gayet belirgin ve çekici idi."Sen ne yaptın böyle?!" öyle bir bağırmıştım ki şu cılız bedenimden bu sesi çıkardığıma inanamadığımı söyleyebilirim. Böyle bağırabildiğimi bile bilmiyordum. Tiz gibi çıkan sesim ile eli gözlüğüne gitti. Gözlüğünü hafif bir şey indirdi ve gözlerime baktı. "Sen az önce bana mı bağırdın?" kurduğu cümleden hemen sonra gözlüğünü geri takıp elini cebine soktu ve soru işaretleri ile bana baktı. Evet sana bağırdım bir sorun mu var? Demek istedim ama bakışları beni susturmuştu. Sanki ağzıma emzik vermişlerdi. Gözleri kahverengiydi,koyuydu bir kere uzaktan siyah gözlü sanılabilirdi de,beyaz ten, ve dümdüz olan burnu , hafifçe diklediği saçları ile gerçekten çekici ve nefes kesici bir tipti. Eğer yanımdan geçtiğinde eteğimi yırtmasaydı ona dikkat etmezdim ancak bu olay onu incelememe sebep olmuştu. Tek kaşımı kaldırdım ve "Biraz mantık kurabilme yeteneğin olsaydı sanırım sana bağırdığımı anlardın "dedim. Bu özgüveni nereden geliyordu? Eğer benden özür dileseydi uzatmaz konuyu kapatırdım, ama o bana mı bağırdın? Demişti. Az önce pek dikkatimi çekmemişti, ama çocuk benim gibi Türkçe konuşuyordu, yani Türk'tü.. ya da sadece Türkçe biliyordu. "Bana bağırmaman gerektiğini bilseydin keşke " kurduğu cümleden sonra omuz atıp ilerledi. Bağırırsam ne olacak ki? Öldürecek mi? Nefesimi üfledim ve seğiren gözümü yumduktan birkaç saniye sonra arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Eteğimdeki yırtık küçüktü az önce baktığımda en fazla 2 santim olduğunu görmüştüm ama bu eteği bir daha giymezdim, belki keser ve diktirirdim ama onun dışında...Ah hayır. İki yüz yirmi beş numara..iki yüz yirmi beşinci .koltuk...225 sayısı.... nerede bu koltuk? Koltuğumun ortada olduğunu anlamam uzun sürmedi ilerlediğim sırada 220.sırayı görünce koltuğumun en fazla iki sıra arkada olduğunu anlayıp gülümsedim. En azından oturacağım yeri bulmuştum şükürler olsun burası Vip bölümüydü . annemler rahat bir yolculuk geçirmemi istiyorlardı,bana kalırsa ikisinde de fark eden bir şey yoktu o yüzden karışmadım. O ne? Gerçekten o ne? Şimdi benim gördüğüm, o çocuğun 226.koltukta oturduğu mu? Yoksa sadece çocuğun orada olmasını istemem ve yol boyunca ona tekmeler atmak istiyor olmam mı? Yoksa cidden çocuğun yanımda oturmasını istemem mi? Nedensizce? Gözlüğümü çıkardım ve gördüğümün halisülasyon değil de gerçek olduğuna baktım. Değildi gerçekti! O yanımda oturuyordu! Lanet lanet lanet olsun! Bu doğru olamaz öyle değil mi? İstemsiz adımlar ile koltuğuma geçtim ve ona bir an olsun bakmadan telefonumu çıkardım. Evet internete giremeyebilirdim ama tabletimi ve telefonumu boş yere uçak moduna alıp yüzde yüz şarj etmemiştim herhalde. Kulaklığımı çıkardıktan sonra telefonuma bağladım ve "How deep is your love" adlı şarkıyı açıp dinlemeye başladım. Tabi o arada tabletimi çantamdan çıkarmış oyun oynamaya başlamıştım. Şarkı kulağımı doldururken yanımda onun olduğunu hatırladıkça sinir oluyordum. Gerçekten neden ben? Neden o ? nende o yanımda? Yoksa bilerek mi yaptı? Sırf beni gıcık etmek ve uçuş boyunca sinirimi bozmak için? Oyundan sıkıldığımı hissettiğim an elimi çantama götürüp tabletimi aradım. Kulaklığımı çıkardıktan sonra hafif bir bakış attım. Uyuyordu. Onun hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım için yorum yapamıyordum ama az önceki geri zekalı havasının şuanda da geçerli olduğunu söyleyebiliridm masumluk felan yoktu. Belki de iyi bir çocuktu ama dıştan bakıldığında pek öyle bir tipe benzemiyordu açıkçası. Önüme döndüm ve telefonumu bacağıma koyup tabletimi aldım. Kulaklığımı tabletime geçirdikten hemen sonra ''Can't feel my face'' isimli mükemmel olarak tanımladığım şarkıyı açtım ve tablette bakınmaya başladım. Normalde uçakta telefon-tablet açılmıyordu ama geçen annemle Los Angeles'a giderken açmıştım ve hostes uçak ayarında olduğu sürece pek bir sorun teşkil etmeyeceğini söylemişti. Bu nedenle rahattım. Tablette tahminimce elli dakika kadar oyalandım bir an olsun gözümü tabletten ayırmamıştım. Tamam bir kez ona bakmıştım ve uyuyordu ama şuan ne yaptığını cidden bilmiyordum. Kulaklığımı çıkardıktan sonra bakışlarımı ona çevirdim hala uyuyordu. Ne uykuymuş bu da ayı gibi herhalde altı aylık uykuya yattı. Burnu benim burnumdan daha güzeldi ama benim burnumda yamuk değildi, sadece onun ki daha güzel duruyordu. Teni benim gibi beyazdı. Durun bir dakika bunu zaten söylemiştim! Ama nedense tekrar söylemek istedim.. "Yaklaşık üç dakikadır beni dikizliyorsun" Duyduğum cümle ile bakışlarımı dudaklarından ayırmış gözlerine yöneltmiştim. Ha? Ben...ben onu mu dikizliyordum? Ve o uyumuyor muydu? Hayır! Gerçekten onu dikizliyordum! Bunu nasıl yapmıştım?! Büyük hata. "Ne? Neden bahsediyorsun sen? Ben mi seni dikizliyorum? Ah! Bu tam bir UYDURMA!" yalanla dolu bir gülmenin ardından koltuğa iyice yayılıp dediğimi kabullenmesini bekledim. Fakat o ve onun gibi şeytanlar böyle yalanlara kanmıyordu maalesef, ve onunda kandığını düşünmüyordum açıkçası. "Siz kızlar ve yalanlarınız.Artık daha iyi yalanlar bulmalısınız, hatta direk dürüst olun ne zaman istersen arayabilirsin ,telefon numaram." dediğinde gözlerimi şaşkınlıkla büyütürken suratına attığım okkalı tokat'ın sesi uçakta yayıldı. O bana..bana orospu mu demişti? Yani demek istemişti ? Ve ben ona tokat atmasam ciddi ciddi telefon numarasını mı verecekti? Ha? Uçak attığım tokat ile sarsılırken- mecaz anlamda- o kaşları çatılmış bir şekilde bana dönmüştü. Kemerini açtı ve ayağa kalkıp saçımı tuttu. Saçımı tutuşu can yakıcıydı,dipleri çok kötü bir şekilde acıyordu. Öyl bir acıydı ki o an yaşadığım sanki saç köklerimi sadece çekmiyormuş aynı zamanda kesiyormuş gibiydi,acıtarak. "Bana bak küçük sürtük, kendini masum kız gibi göstermeye çalışıyorsan yutmadığımı bil. Bana tokat atma cesaretini nereden aldın bilmiyorum ama eğer bir daha bana karşı herhangi bir girişimde bulunursan seni ellerimle gebertirim. Şimdi sırf yanımızdaki bebrği uyandırmamak adına susuyorum sende kes sesini " bu kadar kendinden emin konuşmasına gerek yoktu. Resmen kendini benden üstün göstermişti. Bu biraz üzmüştü beni ama umursamamaya çalıştım,tanımadığım birinin beni üzmesi saçmaydı bir kere. Dudağımı dişlemiş gözlerine bakıyordum , korkudan altıma yapacak hale gelmiştim. Çok korkutucuydu. Üç buçuk attığım bile söyleyebilirdim. Titriyordum, ama haklıydım. Öyle değil mi? Bana ne hakla sürtük muamelesi yapardı? İki sevgilim olmuştu evet ama hiç biri ile öpüşmemiştim ki, ikisi de pişman olduğum deneyimlerdi.. Kısa giyindiğim doğruydu ama acayip kısa da giyinmezdim, davranışlarımda normaldi. Neyime sürtük diyordu ki? Sürtük olacak hiçbir şey yapmamştım ben. Bana böyle diyemezdi buna hakkı yoktu! Ama şöyle bir durumda vardı ortada. O beni tanımıyordu ya da ben onu. Ve benim huyumu suyumu da bilmiyordu, bende onun. Ve biz birbirimiz hakkında hiçbir şey bilmeden ön yargı ile sataşmıştık birbirimize. Ama asıl suç onundu, benim değil. Yutkundum ve başımla onaylayıp oturdum. Oda oturdu. Tahminimce otuz saniye sonra sarışın kadın geldi ve "Bir problem mi var ?" dedi. Tabi ki bunları İngilizce olarak söyledi. "Hayır yok, teşekkürler" keşke olmasa! Alın şu özürlü zekalıyı yanımdan demek istesem de susmuştum. "Bilemiyorum uçaktakiler kavga ettiğinizi söyledi? Tanışıyor musunuz?" kadın kaşlarını çattı ve bir cevap aradı. ''Imm..." yutkundum. "sevgilimde o benim , tartıştık neyse ya teşekkürler konuştuk zaten problem yok " çocuğa döndüm ve kadının inanması için elimi yanağına getirip çocuğa sarılır gibi yaptım. Başta oda garipsedi ama kadının inanması adına konuştu "Evet sadece tartıştık o benim sevgilim" dedi. Allah esirgesin diye iç geçirdim böyle bir çocukla sevgili olmaktansa Tolga ile bir seferliğine konuşurdum daha iyi. Kadın tereddüt etse de çocukta başıyla onayladığı için gitti. "Senin gibi bir kız ve ben? Ve sevgili?" tek kaşını kaldırmış gözlerime bakıyordu. Ne vardı ki bende, benim gibi bir kız? Ben kezban mıydım ki? Kezbanı geçtim anormal falan mıydım? Ya da inadıma diyordu ,umurumdaydu sanki. "Ne dememi bekliyordun ki? Aklıma o geldi." Son konuşmamız bu oldu. Uçak iniş yapacağını bildirdiğinde herkes kemerlerini bağladı. Korkumdan ona hiç bakmamıştım. Başlarda tatlı gelen bu çocuk aslında belanın ta kendisi olmalıydı. ** Teyzem ve eniştemi rahatlıkla bulmuştum .başlarda adlarını hatırlayamasam da teyzem bunu unutkanlığıma varsaymıştı. Bir ara onları kandırmak geçti aklımdan. Sonuçta onları ilk kez görüyordum ve Türkçe konuştuğumu bilmiyor olmalıydılar, onun dışında "Skype"den İngilizce olarak konuşmuştuk. Faruk eniştemin buz mavisi çok güzel bir arabası vardı, mükemmel bir arabaydı. Hatta hayalimdeki araba. Eve geldiğimizde bavullarımdan birin aldım ve arabadan indim. 3 bavulum vardı, makyaj bavulu, giysi bavulu ve giysi ve ayakkabı bavulu. Ev iki katlı ve genişti arka bahçesinde havuz da vardı ve dışı toz pembeydi ama bir şeyler vardı ,farklı bir şeyler. Sanırım yeni hayatım pekte hayal ettiğim gibi olmayacaktı. ** "Öykü canım..." annemin sesini duyar gibiydim. Ama bu ses tam olarak ona ait değildi. Birkaç ton daha ince ve berrak bir sesti. Sanki operadaydım, ve ince sesli bir kadın çığlık atıyordu. Ve kimsenin beklemediği bir şekilde sesi hem ince hem kalın çıkıyordu. Üzerimdeki ayı kürkü olarak adlandırdığım mükemmel örtü çekilene kadar yarı uyuyordum aslında. Ama örtünün üzerimdeki ağırlığı kaybolduğunda doğal olarak sıcaklık ve uykuda kayboldu. "ne oldu...?" dediğimde boğuk çıkan sesimi duyup öksürdüm ve sesimin geri dönmesini bekledim. Saçlarım gözümü biraz kapatmıştı ve etrafı görmekte zorlanıyordum. "öykücüğüm biz enişten ile işe gideceğiz saat sekiz oldu.." demek işe gideceklerdi,peki ben tüm gün ne yapacaktım burada? "..ah birde senin okul kayıt işlemlerin var..." gözlerimi fal taşı gibi açtım ve sıçradım. "ne?? Hangi koleje gideceğim peki?" teyzem hayal kırıklığına uğramışçasına kaşlarını indirdi. "tatlım...şey..özel okula ya da koleje değil,devlet okuluna gideceksin.." ** "şşş...şı..." yağmur damlaları yerle buluşurken teyzemle evden çıkmış arabaya doğru yürüyorduk. Londra'da hava dün burası gibi yağmurlu idi. "teyze ama neden...?" dediğimde teyzem elindeki iş çantasında bir şeyler arıyordu. Şimdiye kadar özel okulda okuduğum için o tarz ortamlara alışıktım ve devlet okulunda dışlanmaktan korkuyordum. "öykücüğüm inan ki annenler şart koşmasa özel okulla gözüm kapalı yollardım , ama bu gideceğin okulda oldukça iyi kuzenin burada okuyordu.." teyzemin kahve rengi saçları neredeyse belindeydi ve bu onu genç gösteriyordu, dışarıdan bakılsa otuz beş yaşında diyebilirdim mesela. Ve nedense kuzenin derken bir garipti, demek kuzenim vardı. Anne ve babam yine kurnaz bir plan atmışlardı ortaya,tahmin etmem gerekirdi. Annem gitmeden önce beni durdurmuş ve şöyle demişti " kızım gitmeni istemediğimizi biliyorsun, inat edip duruyorsun ve yaşadığın kötü olaylara var sayıyoruz ama emin ol gidersen dönmen için elimizden gelen her şeyi yaparız bu şey bir süre seni yorsa bile.." Demek buydu, özel okul? yok. Tamam anne öyle olsun, açtığınız savaşta size başarılar dilerim ama emin olun ben dönmeyeceğim, artık burası benim yeni evim. Faruk eniştemin buz mavisi tarzındaki muhteşem arabasına adımımı attığımda Faruk amca dikiz aynasından bana bakıp gülümsedi ve "hoş geldin öykücüğüm" dedi. Faruk amca babam gibi tarz ve oldukça yakışıklı bir adamdı ve burnu düzgündü, alnında birkaç kırışıklık olmasa 'Bradd pitt' gibi görünüyordu. "hoş bulduk Faruk enişte nasılsın?" dünkü hatamı telafi etmeye çalıştığım doğruydu, unutkanlık kanımda olmalıydı , her şeyi unutuyordum. Aşk dışında.. "iyiyim öykücüğüm hadi geç kalıyoruz, melek canım hadi" Faruk eniştemin sesi babamın aksine biraz daha kalındı. Babamın sesi acayip ince değildi ama Faruk eniştemin oranla çok daha ince gelmişti bir anda. "hadi o zaman okul yolcusu kalmasın!" ** Yaklaşık dört dakika sonra okula ulaşmıştık, okul maalesef ki eve çok yakındı ve büyük ihtimalle okula yürüyerek gidecektim. Annemler her şeyi planlamışlardı galiba ,illa Londra'ya dönmemi istiyorlardı hayır! Öyle olmayacaktı! "Karahan lisesi ha?" dedikten sonra bir ayağıma yerle buluşturdum ve ayağa kalktım. Hava serindi ve rüzgar usulca esiyordu bu çok hoştu. Yeni okulum burası olacak demek ki. Yutkundum ve derin bir nefes aldım, korkuyordum. Arkadaşlardan..ortamdan..ya beni sevmezlerse? Ya dışlanırsam? Gerçi arkadaş canlısı biri olmadığım için bunu çok dert etmemeliydim ama psikoloğum asıl sorunun kimseyle konuşmamam olduğunu ve sosyalleşmem gerektiğini söylemişti. Korkuyordum çünkü..yine aynı şeyleri yaşayacağım ihtimali sürekli aklımdaydı. Bazı insanlar dışarıdan bakıldığında cesur , özgüvenli, güzel ve biraz korkutucu bir tipim olduğunu söylerlerdi, birazda içine kapanık. Ama bilmiyorlardı ki ben ne kadar korkak , özgüvensiz bir kızdım, korkutucu değildim ama içime kapanık olduğum doğruydu. Yani insanları dış görünüşe göre yargılarsak genellikle yanlış bir çıkış kapısına ulaşırız demek oluyordu bana göre. "öykücüğüm gel istersen kaydını yaptırtalım?" Teyzemden tarafa döndüm. Siyah bir gözlük takmıştı, gözlüğün dış tarafında garip garip detaylar vardı ama tarz duruyordu. Adeta casus filmlerindeki bir kadın gibiydi teyzem. Çok zeki bir kadındı. "peki teyze..." teyzeme karşı biraz masum görünmek istiyordum, tamam belki zaten masumdum ama öyle acayip bir şekilde hiçbir şey bilmeyen bir kızda değildim. O kadar masum olmakta iyi değildi. Annemlere o kadar kızgındım ki şuan yanımda olsalar çok pis kavga edebilirdim onlarla. Ama yoklardı bu yüzden acımı,sinirimi teyzem ve eniştemden çıkarmamam gerekirdi. "melek hayatım benim çok acil gitmem gerekiyor , seni Burak getirir arıyorum onu alsın diye seni dikkat edin, önemli bir toplantı varmış sen de geç kalma" Eniştem melek teyzemin yanağını öptükten sonra bana da el salladı ve buz mavisi mükemmel bir parlaklıktaki arabasına binip gitti. Hani bazı ayakkabıları silersiniz de mükemmel bir şekilde parlar ya bu araba da o ayakkabının araba hali gibi bir şey. Hayalimdeki o müthiş araba bile diyebilirim, eğer birkaç gün sonra Faruk eniştem arabasını yerinde bulamazsa sorumlusu ben olacaktım, kesinlikle! "öykü kaydını yaptırınca okula hemen başlayabilirsin, sorun olmaz değil mi? Defteri sorun etme alırım ben hemen" "sorun değil teyze yani..evde tek başıma kalacağıma böylesi daha iyi olur" "eh iyi bakalım hadi" Teyzem elini belime yerleştirdi ve gülümsedi. Biz daha çok anne-kız gibi durmuştuk şu anda. Ama zaten teyzeler anne yarısı değil midir? Okula giriş yapacağımız sırada 2 koruma durdurdu bizi. Biri simsiyah bir takım giymişti ve taktığı gözlükle zengin iş adamlarının korumasıymış gibi bir aksanı vardı. Yapılıydı ve sert bir yüz hattına sahipti, diğeri ise ondan biraz daha kısa ama yapılıydı. Gözlüğünü çıkarmıştı ve gözleri yeşil gibiydi. Yaşı en fazla yirmi bir yirmi iki olabilirdi, gençti. Diğeri onun babası gibi kalıyordu. Anlamadığım neden 2 tane koruma vardı? Benim bildiğim bir tane görevli olurdu. "hanımefendi üzgünüm ama okula giriş sebebiniz nedir? Sizi daha önce hiç görmemiştik" bana döndü "sizi de küçük hanım" Adamın sesi kalındı ve izlediğim korku filmlerindeki kötü adam gibi gelmişti. Kahkahasını düşünemiyordum bile. Tüyler ürpertici. Teyzem güldü. "Ahmet, canım ben Melek ağabeyin tanımadı galiba okula kayıt yaptırtacağım yeğenimi nasılsınız?" teyzem genç olan çocukla konuşuyordu. Zaten çocukta teyzemi görünce bir şaşırmıştı. "melek abla , o yeni geldi buraya ondan tanımadı galiba. Senin yeğenin mi vardı?" bakışlarını bana yöneltti ve " hem de böyle saf duru bir güzellikte?" dedi. Teyzem tek kaşını kaldırdı ve ortamı yumuşatma manasında güldü. "evet o bana emanet yavrum, okulda ona yan gözle bakan olursa sen korursun Öykücüğümü" Çocuğun yüzü değişiverdi. Yoksa bana mı asılacaktı? "tabi..tabi" öksürdü ve "eh hadi geçin siz" dedi. Yapılı adam çekilince bizde rahatça yürümeye başladık. "o çocuk Faruk eniştenin yeğenidir Öykücüğüm, anne babası vefat ettikten sonra oda çalışmaya başladı ama dışarıdan üniversite okuyor, iyi çocuktur sana göz kulak olacağına eminim" Teyzemin bu denli yakın davranması hoşuma gitmişti, Londra'dan buraya gelirken teyzemle hep uzak olacağımızı düşünürdüm. Ama yanılmıştım ,teyzem tahminimden çok daha sıcak kanlı bir kadındı ve onun yanında kendimi yabancı hissetmiyordum. "teyze...." Duraksadım. Bu soruyu sorup sormamakta kararsızdım,ama merak ediyordum ve içimde kalmasını istemiyordum. "efendim bir tanem?" gülümsedi ve yürümeyi kesti. "ya ben senle ilk kez görüşüyorum ya..aslında sormayacaktım ama içimde kalıyor.." "sor bir tanem içinde kalmasın" Yutkundum ve gözlerimi yumup açtım. "ben bundan birkaç yıl önce bi konuşmaya kulak misafiri oldum,annem senle kavga ediyordu sanırım ama çok ciddi bir şeydi. Ve annem Türkiye'de senle kalma fikrime başta pek sıcak bakmıyordu. Bunun nedeni o kavga mı?" teyzem beni pür dikkat dinliyordu. İlk başta kaşlarını çattı, sonra normale dönüp güldü. "belki ama biz sorunumuzu hallettik kızım, boş ver o konuyu küçük bir şeydi" Üstelemedim. "tamam.." yürümeye başladığımızda üzerimdeki bakışlar bedenimde garip bir duygu oluşturuyordu. Şort giydiğim için rahatsız olmuştum, Allahtan uzun bir ceket giyiyordum, bir bakıma uzun bir elbise gibiydi. Beni fark eden herkes bir şeyler fısıldıyorlardı, garip bir şey felan mı vardı anlamıyordum. Sonunda okulun içine giriş yaptığımızda memnunca gülümsedim. O iğneleyici bakışlardan kurtulmak güzeldi.. "şu ileride ki oda canım" teyzemin sesini duyunca on metre kadar ilerimdeki çocuk ile olan bakışmam da son buldu.neden öyle baktığını bilmiyordum, anlamamıştım ama hiç hayrı alamet değildi, bir korku vardı. Sanki beni tanıyordu, ya da bir yerde görmüştü. Teyzemin koluna girdim ve kendimi güvende hissetme umudu ile bir saniyeliğine gözlerimi yumdum. "öykücüğüm kolumu bıraksan mı ne?" teyzemin ikazı ile kolumu kolundan hemen çektim ve dudağımı dişledim. Teyzem kapıya tıkladı. "girin." Kapıyı büyük bir rahatlıkla açtı ve ikimizde karşımızdaki asabi adama döndük. İl saniyeden asabi olduğunu nereden tahmin ettiğimi merak ediyorsanız kaşlarını öyle bir çatmıştı ki içimde oluşturduğu his buydu. "gelin lütfen?" teyzemle beraber adama doğru ilerlemeye başladık. Adımlarım biraz temkinli gibiydi. Ne bileyim yerden bir canavar çıkacak ta ayağımı kapıp beni sonsuzluk çukuruna atacak gibi hissediyordum ki bu his genelde yabancı olduğum yerlerde olurdu. Teyzem koltuğa oturduğunda ben ayakta dikili kalmıştım ve ikisi de bana anlamsız bakışlar yolluyorlardı. Bu bakışlardan çıkarabildiğim tek sonuç "otur artık kızım!" oldu ve ilerimdeki bordo deriyi andıran koltuğa oturdum. Adam gülümsedi ve "geliş sebebiniz kayıt sanıyorum?" dedi , haklıydı. Yeni okulcuğuma kaydolacaktım. Belki de bu okulda daha mutlu olurdum, nereden bilebilirdim ki bunu? Ama belki de..özel okul benim için daha hayırlı olacaktı, ne düşüneceğimi bile bilemiyordum şu sıralar. Kafam çok karmakarışıktı. Her şey karışıktı ama kafam..kafamda kurguladığım senaryolar...teyzemler...o çocuk...annemler...ne düşüneceğimi bilmez olmuştum şu sıralar. İlk gece Tolga ve Sineme olan sinirimde parmağımı ısırmış ve kanatmıştım, çok acıydı. O an hissettiğim fiziksel acı da duygusal, ruhsal acıda... Aşık olmak ne kadar da kötü bir şeydi, en kötüsü bu değildi ama...onun seni sevdiğini sanırken başkasıyla yakalamak..bu daha acıydı, gerçekten.. İnsanın en zaafı olduğu konu aşk olmalıydı, öyle değilse o kişi insan olamaz, aşk...lanet olasıca kavram... en çokta boşuna geçirdiğim iki yılıma acıyorum... onunla ne çok şey yaşamıştık... ben...onunla evlenmeyi düşünmüştüm defalarca, çocuklarımızın olacağını bana işten gelince çicek alacağını...ilk kez onunla yaşayacağım o kadar çok şeyi düşlemiştim ki..hepsini bir anda çöpe atmak kolay değildi, bunu bir yılda bile hazmedememiştim. Onu zar zor unutuyordum. Ona artık aşık olmadığıma emindim, her hangi bir duygum yoktu. Ama...hala onu görünce aklıma anılarımız, yaşadıklarımız geliyor ve duygulanıyordum... acı...gerçekten çok acı.. Aldatılmak..bu dünyadaki en acı şey... "evet öyle, ben erenin annesiyim onu da burada okutmuştuk 2 yıl" adam anlamamış gibi kaşlarını kaldırdı. "eren.., şu Ateş ile tanıdık olabilir mi?" teyzem gülümsedi. Onları pek takmadım "kendisi benim yeğenim olur,erense oğlum, hatırlamadınız galiba ,bu kızda yeğenim onu da kaydettirmek istiyorum?" Adam gülümsedi. "hanımefendi sizi de anlıyorum fakat okullar açılalı 1 ay old..." teyzem adamın devam etmesine izin vermedi. "farkındayım..." masaya baktı. "fuat bey ancak anlaşacağımıza öylesine eminim ki.." ** Sonuç teyzemden yana olmuştu, kayıtımı yapmıştık ve teyzem beni yeni okulumda yalnız başıma bırakmıştı.. gitmeden çıkışta okulun girişinde beklememi ve onu aramamı söylemişti. Bahçeye çıktım ve rüzgarın tenime geçişini hissettim, boş bir k-bank vardı ilerimde, oraya doğru yürümeye başladım. Hala bana bakan vardı ama girişteki kadar kişi de bakmıyordu, az önceki etki azalmıştı sanırım. Tam banka oturacaktım ki aynı zamanda bir kız daha oturdu banka. "ben oturacaktım?" dediğimde tek kaşımı kaldırdı ve "ikimizde oturabiliriz bence" dedi. Sesimi çıkartmayıp oturdum ve etrafıma bakınmaya başladım. "yenisin öyle değil mi?" kızın sesi kulağımı doldurunca bakışlarımı ona çevirdim, güzel bir kızdı. Gözlük takıyordu ve gözlük ona yakışmıştı, benim aksime. "evet..ben..buraları hiç bilmem.." dedim. Kızın gözlerini kahve rengi idi ama o kadar açık bir kahve idi ki sanki gözü renkli bir gözdü, benim gözüm gibi mavi... o derece açıktı. Kahvenin en açık tonu. Üzerinde gömlek ve üzerine kazak vardı altında da dizine gelen bir etek ve oldukça pahalı olduğunu tahmin ettiğim bir ayakkabı. Güzelliğini gizliyordu ve bunun farkındaydı, yani güzelliğini bilerek gizliyordu ve bunun nedenini merak etmiştim. "İstanbulda'da yenisin o zaman?" başımla onayladım, ve az ilerimdeki kız grubunun voleybol oynayışını seyretmeye başladım. "nerelisin?" güldüm. "Londra..." kaşlarını çattı. "Türkiye de doğmadın mı? Ya da Müslüman yani Türk değil misin?" kız bayağı şaşırmıştı, tabi ki.. "yo hayır, Türk'üm hatta sanırım Ankara'da doğdum ama Londra'da büyüdüm, ve Müslümanlım tabi ki" kız gülümsedi. Sanki hatasını farkındaydı. "kusura bakma ya ben öyle..yanlış dedim galiba" "yok hayır sorun yok ben Öykü bu arada..." gülümsedim. "bende misperi.." O sırada zil çaldı. "sınıfını öğrendiysen gel istersen?" misperi ayağa kalkmış bana bakıyordu. Elimdeki kağıda baktım. "ıı..burada 11-F diyor.." misperi şaşırmış gibiydi. "gerçekten mi?" "evet neden?" güldü. "bende 11-f'deyim çünkü.." ** Sınıfa girdiğimizde herkes fısır fısır konuşuyordu ve bir anda dikkat noktası ben oldum, bu kadar garip olan neydi? Aradan yeni işte..sesleri duyuldu. "onlara aldırma.." diye mırıldandı. Misperi nasıl biri bilmiyordum ama dışarıdan iyi bir kız gibi görünüyordu. "benim yerim belli maalesef sen bir yer bulmalısın, üzgünüm" dedikten sonra kapının oradaki ilk sıranın 5.sırasına geçti. En arka. Bense boş bir yer arıyordum.. Ah! 3.sıranın en önü boştu! Gülümseyerek sıraya geçtim ve telefonuma mesaj gelmiş mi diye baktım, herhangi bir şey yoktu. Rahat bir şekilde telefonu sessize aldım ve karşımdaki tahtaya bakmaya başladım. Kapının açıldığını duyunca öğretmenin geldiğini düşünüp bakışlarımı kaçırdım. Yeni öğrenci gelmiş demek..diye süzerlerdi sizi öyle. Ancak öyle olmadı kafamı sıraya gömmüştüm ve yanıma birinin oturduğunu hissettim. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm yüz ise bedenimde öyle bir şoka yol açtı ki o an felç geçirdiğimi hissettim. Bu çocuk... "se..nn.." diye fısıldadım ve korku dolu gözler ile baktım çocuğa . bana döndü ve kaşlarını çattı. "sen beni takip mi ediyorsun?" dediğimde ufak bir kahkaha attı " ben? Seni mi? " tekrar güldü, komik olan neydi? "komik mi?" dediğimde sakin bir tavır ile "burada ne aradığını çok merak ediyorum küçük kız" dedi. Verecek bir cevabım yoktu, hele ona.. O sırada öğretmenimiz geldi ve "günaydın!" dedi. Herkes aynı şeyi söyleyince öğretmen beni tahtaya kaldırdı. "kendini tanıt lütfen?" "tamam, ben Öykü Suskun lütfen soyadım ile dalga geçmeyin, Londra'da yaşıyordum buraya yeni geldim ve teyzem ile kalıyorum,Türk'üm" Arkadan bi çocuk "Londralı? Seni buraya hangi rüzgar attı zengin kız?" dedi sinir oldum çocuğa. Siyah gözlerine ölümcül bir bakış atmaya çalıştım. "peki kızım geç yerine" bakışlarımı ona yönelttim. bana bakıyordu. Yerime geçince ders boyu karşımdaki duvara bakıp düşündüm, bu nasıl bir şans diye? Bana beni bir daha görürse hakkımda iyi şeyler olmayacağını söylemişti ve biz aynı okuldaydık! Gün boyu misperi ile gezdim, ger.ekten cana yakın davranıyordu, kendimi sinemden daha yakın hissettim ona karşı. "öykü ben gidiyorum görüşürüz yarın.." misperi el sallayıp gidince bende çıkışa doğru ilerledim. Teyzem yoktu. Arkada olabilir miydi? Arkaya gidince birilerinin beni takip ettiğini anlamam uzun sürmedi. Durdum. "oo.." bir erkek sesi..lanet olsun! "fark etti gördün mü Burak? Bu kız fark eder demiştim o Londralı sonuçta.." Sinirle onlara döndüm. "ne diyorsunuz siz?!" çok sinirlendim, Londralı neydi ya? Lakap gibi. "diyoruz ki seni tadına bakalım bi Londralı.." **

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.1K
bc

Tutku'nun Esiri

read
23.8K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
10.2K
bc

ALFABETA (+18)

read
29.2K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
24.6K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
7.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook