Ateşin bana bir ton kızmasının ardından iki gün geçmişti ve , o iki gün boyunca birbirimizle konuştuğumuz tek şey 'iyi geceler' olmuştu , onu da ben demiştim. Ateşte kafa sallamıştı..
Bugünse cumaydı , dans provalarının olduğu gün..
Aralık ayının başlarındaydık ve hava gerçekten çok soğuktu. Burnumun domates gibi kızarıp durması yetmezmiş gibi hasta olmak üzereydim.. Alllah'tan Ateşin omzumdan aşağı buz döktüğü gün hasta olmamıştım ama bu akşam gripli günlerin gelme ihtimali yüksekti.
Ateşlerin okuldan yeni çıkmış olmaları gerekiyordu , yani dansa henüz 4-5 saat vardı. O süre boyunca yıkanacak ve kanepede g*t büyütecektim çünkü yapacak başka bir şey yoktu.
Ha birde sıkıntıdan 'pepe' izliyordum. Diğer kanallar da bir şey yoktu. Eskiden görünce dalga geçtiğim pepeyle kanka olmuştuk resmen. Şila...!
Dondurmalı kilotumu ve kombini tamamlayan dondurmalı sütyenimi çıkarıp dansta giyeceğim giysileri seçtim.
Lacivert taytım ve siyah bluzum iyi giderdi.
Duşa girince şarkı mırıldanmaya başladım.
'peppe pepe çok üzülüyor. Pepe pepe çok üzülüyor....'
'iki ekmek aldım , eve gidiyooorum , biri büyük biri küçük iki ekmek aldım. İki ekmek aldım , eeve gidiyooorum. Biri büyük biri küçük iki ekmek aldım'
İç sesim 'yazık' gençlik bu kadar düştü demek derken dıştan gayette söylüyordum şarkıyı. Artık o kadar sıkılmışım ki..
Telefonum zaten orada kaldı ve anca Salı günü alabileceğim. O yüzden şuan teknolojim sıfır.
Duştan çıkınca bavulumdaki minik havluya sarıldım ve hemen misafir olarak kaldığım odama geçtim.
Sütyen ve kilodumu giymiştim ki...
Kapı açıldı ve tek kaşı kalkmış bir Ateş bana baktı.
'imdaatt! Anne! Sapık!' deyip hemen havluyu üzerime örttüm , pis sapık herhalde geçen günün öcünü alacaktı . ya ya !
'cidden şu an sorun ben miyim? Perden açıkken ?' deyip sinirle perdeyi kapatmamı işaret etti.
' olabilir...' cevap verecektim ama ne diyeceğim bilmiyordum çünkü haklıydı. Yani hem haklı hem haksızdı. Allahtan sutyrn ve kilotumu her ihtimale karşı havlumun içinden giyerdim, perdeyi nasıl fark etmemiştim ben?
' çıkar mısın artık? Üzerimi giyiniyorum!!' deyip çıkmasını işaret ettim . zaten oda ısrar etmeden çıktı.
Üzerimi giyindikten sonra saçlarımı kurutabildiğim kadar kuruttum ve aşağıya indim..
Öksürüklerle dolu bir merdiven turunu tamamladım derken ayağım döndü ve aniden merdivenin son basamağındayken yeri boyladım.
Sanrım ben şanssız doğdum çünkü bunun başka bir açıklaması yok , kader bana gülmüyor resmen hareket çekiyor!
En kötüsü de son basamakta düşmem sanırım , Ateşe rezil olmamak için elimle ağzımı kapatıp çığlık attım , yoksa burayı sesten mahvedebilirdim.
Çığlık atmam sona erince ağzıma götürdüğüm elimi burktuğum ayağıma götürdüm ve acıyan kısmı bulmak için her yerini bastırdım. Birinci ve ikinci parmağım çok pis acıyordu.
İçimde oluşan acıyı unutmaya çalışarak ayağa kalkmak için çabaladım. Ama öyle bir zedelemişim ki ayağımın üzerinde duramıyordum. Ellerimi merdivene koyup tırmanırken belimden yukarıya doğru çekilmeye başladım.
Şu an bebek gibi hissediyordum. Yaramazlık yapar ve merdivenlerden çıkarken annesi onu yakalar.
'Neden bu kadar sakarsın ki?' deyip beni kucağına aldı ve gözlerime baktı.
Acımdan ağladığım için gözlerim kızarmıştı sürekli ağlamaya başlamıştım ve nedenleri artık saçmalaşmıştı . Neden ağladığımı biliyordum. Hem acımdan hem Ateş yüzünden ağlıyordum . Beni sevsin istiyordum ama bunu ağlayarak başaramayacağımı biliyorum , yoksa başarır mıyım? Tamam şaka yaptım! O kadar da düşmedim tamam mı?
'Çok acıyor mu?' deyip merdivenlerden yukarıya çıkarmaya başladı beni. Şuan o kadar tatlı görünüyordu ki yanaklarını sıkmak istiyordum.
'biraz..' diyip etrafa bakınmaya devam ettim ama şuan kucağındayken bunu yapmak oldukça zordu.
Yukarı kata gelince direk odama girdik. Beni yatağıma bıraktıktan sonra çıktı.
Yuh! Beni burada mı bırakıyordu? Bari hiç çıkarmasaydın Ateş! Her yönde ağıracak nede olsa.
Bu çocuk cidden aptal olmalıydı , insan bir buz getirir ! O kadar sinirliydim ki odadaki Marlyn Monreo posteri benden tarafa baktığı için ' ne var o****?' dedim . tamam güzel kadın yalan değil ama yaptıkları da yani..
Sonra dayanamadım ve yanımdaki yastığı postere doğru fırlattım. O sırada kapım açıldı ve Ateş içeriye girdi .Elinde sargı bezi krem , pamuk ve yara bandı vardı . Az önce söylediğim her şeyi geri alıyorum Ateşciğim sen çok düşüncelisin!
Kaşlarını kaldırıp ayağıma baktı ve yatağıma doğru geldi. Oturduktan sonra eliyle acıyan ayağımı sıktı.
O an 'Ahh,!' diye inledim çünkü canım çok yanıyordu , çok.
'tamam bu kısım acıyormuş ' deyip elindeki kremi sürdü ve narin bir şekilde ovaladı. Ardından pamuğu kremli kısma koyup sargı beziyle sardı ve yara bandıyla yapıştırdı. Her hareketini büyük bir özenle seyrediyordum , bana değer verdiğini biliyordum , her ne kadar seni sevmiyorum dese de. Zaten hemen sevmek zorunda değil ki hoşlansa yeter bana. Ama duygularını hiç belli etmiyor , en azından seni öptü diye tıslayan iç sesime haklı olmaktan vazgeç deyip susturdum.
'Sen şimdi dansa da gelemezsin değil mi ? neyse Göksu iyileşmiş ben onla çalışırım' deyip vereceğim tepkiyi ölçtü.
İlk önce Göksu kelimesini duymak bile kusmam için yeterdi o yüzden tiksinir gibi baktım . Daha sonra kaşlarımı kaldırdım ve ona ciddi misin? Der gibi baktım , Gayette ciddiydi.
Peki ne yapacaktım? Yani gerçekten canım yanıyordu ve dans edebileceğimi sanmıyordum. Maalesef tamam demekten başka çarem yoktu , en azından şimdilik..
' olur , olur ben burada uzanır dinlenirim zaten..' deyip geçiştirmeye çalıştım.
'tamam ben gidiyorum o zaman ? 'deyip cebinden bir şey çıkardı. 'Şu telefonu al . bir şey olursa numaram içinde kayıtlı ararsın' deyip kapıya yöneldi.
Kapıyı açıp çıkacakken 'Ateş...' dedim.
Kahve gözlerini bedenime çevirdi ve ' efendim?' dedi.
'teşekkür ederim. Beni orada bırakmadığın için' dedim
Yaklaşık üç saattir yatağımda uyuyordum , o kadar sıkılmıştım ki aklıma gelen ilk şey telefon bakmak oldu. Saat altı olmuştu , yani prova çoktan başlamıştı . Acaba Ateş şuan Göksu salağını döndürüyor muydu? Yada... elini beline yerleştirmiş miydi?
Tabi ki yerleştirmişti! Yoksa nasıl dans edecekler?
Şanslıydım ki telefonda internet vardı , hemen 'f*******:'a girdim ve Misperi'ye mesaj attım
'Acil cevap ver Misperii!!' yazıp yolladım. Eğer provadaysa göremezdi tabii ama eve geldiğinde ya da telefona baktığında görürdü herhalde.
Güçlükle yataktan kalktım ve öksürüğümü durdurmak için aşağı kata doğru yürümeye çalıştım. Ayağım o kadar acıyordu ki tarif edemeyeceğim bir acıydı bu , sanki bıçak sokup çıkarıyordunuz.
Allah'a şükür beş dakikalık bir maraton sonrası aşağıya inmeyi başardım. Yarına kadar iyileşeceğimden emindim. Ilık su içtikten sonra öksürük şurubu aradım ama yoktu , tabi ki ..
Acaba Ateş hiç hastalanmıyor mu ? diye düşünmeden edemedim.
Hasta bir Ateş..
İçeriye geçip televizyon izlemeye başladım , artık eve gelmeliydi! Burada üç gündür Ateş dışında gördüğüm tek kişi Marılyn Monreo'ydu oda posteri..
Dışarıda yağmur yağmaya başlamıştı , normalde yağmur yağarken ıslanmaya bayılırdım ama şuan bunun için hiç müsait bir gün değildi . bende The wampire diaries izlemeye başladım..
'Ateşin var' Ateşin sesini duyduğumda gözlerimi araladım. Ne ara uyumuştum ben?
'ne?'
' çok Ateşin var beni bu kadar mı özledin?' deyip alayla baktı gözlerime.
'ne? Ne alaka.. seni hiç özlemedim. Sen yokken ev biraz da olsa huzurluydu' deyip elimi alnıma doğrulttum. Gerçekten çok Ateşim vardı.
'Çok varmış gerçekten..' diye mırıldandım.
'sana demiştim.' Deyip çıkış kapısına yöneldi.
'ne yapıyorsun?' deyip şaşkınlıkla arkasından baktım.
'beni burada mı bırakacaksın??' deyip üzgün tavrımı ortaya koydum.
'hayır. Eczaneye gidiyorum'
**
Ateşim o kadar yüksekti ki sanki güneş içime girmişti. Ateş eczaneye gidip hala dönmemişti ve evde tek başıma ödüm kopuyordu. Küçüklükten beri karanlıktan korkardım. Arkamdan bi canavar geçip beni yiyecek ve ben canavarın karnında yaşayacağım diye düşünüp dururdum ve hala düşünüyordum. Canavar deyince aklıma Eren geldi. Çok özlemiştim onu , acaba f*******:'tan mesaj atsam bir şey olur muydu?
Ateş Erenle konuşmamam gerektiğini söylemişti ama ben konuşmak istiyorudum. Yine de Ateşin gelmesini bekledim. Ateşe fikrini sormam gerekiyordu.
Şuan fark ettim de Ateş sanki benim yöneticim gibi davranıyorum. O benim yöneticim olamaz olmayacakta! O yüzden Erene mesaj attım.
'kuzen. Ben Öykü. Zaten profilde de ismim yazıyor aman neyse.. şuan bi arkadaşımda kalıyorum. Tedavi hastanesi çok kötüydü. Sakın annenlere haber verme cevap bekliyorum' yazıp yolladım ve mutfağa gidip su içtim.
· kadar kötü bir durumdaydım ki bozuk karpuz bile bende daha güzel görünüyordu. Ateş 39-40 dereceye kadar çıkmıştır , ayağım zedelendi ve ben tipimle hiç uğraşmıyorum. Kesinlikle bozuk karpuz benden güzel.
· Hatta Erenin pis kokulu çorapları bile..
· Tamam o kadar da değil. Bob'un poposu bile Erenin çorap yığınından temizdir. Su içtikten sonra tekrar kanepeye uzandım ve etrafa ölüm döşeğindeymiş gibi baktım.
· Ardından Ateş gelmeyecek , öleceğimi bildiği için beni bıraktı.. diye düşünüp az ilerimdeki telefonu alıp notlar kısmına yazmaya başladım.
· 'Bunu okuyan kişi her kimsen ;
· Ben Öykü Suskun. Bugün ayağımı zedeledim ve dans provalarına gidemedim , o yüzden Ateş Göksucuğumla eşleşti , ne kadar severim onu!
· Her neyse sonra öksürük krizine girdim ve boğuldum , ama ölmedim. Dünya bensiz kalmasın diye. Ama ateşim çıktı ve Ateş onu özleyip özlemediğimi sordu. Hah! Onu özlemişmişim de .. çok meraklıyız biz senin o şebek suratına ya. Neyse geçelim , şuan öleceğimi hissediyorum . biliyorum herkes beni çok çok özleyecek ama ne yapayım kader bu .Bu arada Tolga seni sevmiştim Allah belanı versin! Beni aldattığın güne lanet olsun! Ve Misperi canım arkadaşcığım seni çok seviyorum . eren ben göçüyorum bu dünyadan ve topuklu ayakkabılarımı sana hediye ediyorum giyersin' yazdıktan sonra kaydettim ve uykuya daldım..
· ' İç artık şu ilacı!!' Ateş bir saattir elinde tuttuğu kaşığı ağzıma sokmaya çalışıyordu ama o ilaçtan nefret ederdim ve ölsem bile içmeyecektim.
· 'Öykü iç şunu da rahatlayayım artık!' deyip nefesini üfledi.
· Başımı hayır anlamında salladım.
· 'iyi.. o zaman vasiyetname'ni internette paylaşayım deyip telefonu yanımdan aldı.
· 'ne?? Bir dakika.. ağ<ımı şaşkınca açtım ve Ateşe baktım. O an nefret ettiğim ilaç ağzıma giriş yaptı.
· Tüküreceğim yere Ateşin tehdidi yüzünde yuttum ve yüzümü ekşittim.
· 'Tiksindiğini belli etmek için yüzünü ekşitmene gerek yok. Normal durman yeterli' deyip göya tipimle dalga geçti.
· 'onun yerine insanlara seni göstersem daha gerçekçi olmaz mı ?' deyip sırıttım. Vasiyetnamemi okumuş muydu??
· ' çok komiksin. Neyse al telefonunu vasiyetnameni okumadım merak etme. Özel hayata saygım var' deyip gözlerime baktı.
· 'eğer özel hayata saygın olsaydı odama girmezdin Ateşciğim' deyip kanepeden kalktım.
· 'Ateşciğim deme sevmedim. Aç mısın?' deyip kaşlarını kaldırdı.
· 'yani..' fazlasıyla açtım , çok açtım , açlıktan ölüyordum!!! Şuan 'yakışıklı olmak suçsa öldür beni Pakize ' diyen adama saygı duyacak derece açtım , anlayın yani.
· 'bende açım , sen hiçbir şey yedin mi ben yokken?'
Hayır yememiştim. Bu ayakla zar zor ayağa kalktığım için mideme giden tek şey kuru suydu.
'yemedim ' deyip yukarı kata yöneldim.
'belli oluyor. Bir saattir bana pişmiş tavukmuşum gibi bakıyorsun' dedi. Ve rezillik , sürekli ona bakarken yakalanmaktan o kadar nefret ediyordum ki artık ona bakmamaya karar vermiştim.
'Yemek ne yiyeceğiz?' deyip merakımı gidermek için Ateşe baktım.
'Pizza felan yeriz diye düşünmüştüm. İstersen restuaranta gidebiliriz ama ayağın..' deyip zedelenen ayağımı gösterdi.
'Ayağımın ağrısı geçti restuarant'a gidelim'
Önüme dizilen humus(nohutun ezilip mama kıvamına getirilmiş hali ve mükemmel) süzme yoğurt , salata kıyma pilav bana' ye beni ye beni' der gibi bakıyordu. Ateş gelince yemeye başladım. İlk önce süzme yoğurt kardeşimden koca bir kaşık alıp yuttum ve humusla ikisini mideme yolladım. Buraya ayak ağrımla geldiğime değmişti. Kıymamıda şipşak yuttum . Hatta o kadar çok yemiştim ki ağzım lokmaları taşıyamayacak hale gelmişti.
Kafamı kaldırıp Ateşe baktığımda tabağına hiç dokunmamış olduğunu fark ettim.
Ağzımdaki çığ büyüklüğündeki kıymayı yutunca kolamı içtim ve ' neden yemiyorsun?' dedim.
Senin yiyişini gördükten sonra bunları da sana vermeyi düşündüm' deyip kaşlarını kaldırdı.
'derken?'
'geçenlerde bize geldiğinde koca tatlıyı iki ısırıkta yediğinde anlamıştım zaten biraz ayı olduğunu o yüzden ben yiyip seni buraya getirdim. Benimkini yiyebilirsin' deyip tabağını uzattı. Aptal! Göya dalga geçiyordu benimle. Haha çok komik!
'Doydum ben' deyip tabağımı itekledim.
'küstün mü yoksa?' deyip kaşlarını kaldırdı.
'evet küstüm' deyip bakışlarımı başka yöne çevirdim.
' o zaman tatlı yiyemeyeceksin' deyip sanırım saçlarını karıştırdı , pek göremedim.
'hangi tatlı?' deyip kaşlarımı kaldırdığımda 'bilmiyorum ama çok güzel olduğunu söylediler.' Dedi
'iyi hadi söyle getirsinler'
Eve geldikten sonra kendimi yatağıma attım. Ayağım çok ağırmıştı o zaman ama ağrı yavaş yavaş geçiyordu. Yani bu demekti ki yarın dansa gidecektim.
Ateş bir işi olduğunu söyleyip gitmişti. Zaten genelde evde olmaması ayrı bir konu.
Bir saate yakın dinlendikten sonra aşağıya inip televizyonu açtım. Şansıma hiçbir şey yoktu. Aa! Ne kadarda garip!
Sonra aklıma Ateşin verdiği telefon geldi. Hemen f*******:'a tıkladım .
2 mesaj
1-eren
2-misperi
Hemen Ereni açtım
'Kuzen? Neredesin hemen cevapla'
Cevap vermem gerektiğini biliyordum ama...Ateşe ne diyecektim??
O yüzden şimdilik cevapsız bıraktım ve kanepede uykuya daldım...
Uyandığımda çok boğuk bir yerdeydim , her yer karanlıktı , Ateş beni odama mı yatırmıştı yoksa?
Ama hayır öyle olsa nefes almakta zorlanmazdım herhalde ve ağzım bağlı olmazdı .
Kim götürmüştü beni ? ve ben niye hissetmemiştim?
Bende birisi beni duyabilir ümidiyle elimden geldiğince bağırdım ama ağzım bağlıydı ve tek çıkan ses boğuk bir 'ııııı' oldu
Aniden tam karşımdaki kapı açıldı ve birisi bana doğru gelmeye başladı. Kız mı erkek mi çözemedim.
'günaydın prenses....'