Bir iple intihar da edebilirsin, salıncak da kurabilirsin. Hayatın ipleri senin elinde.
Dostoyevski
Ağzından çıkan ilk cümlenin Hasret'e işaret etmesi Armağan için sürpriz değildi. Sonuçta dört yıldır adım atmadığı ofise gelebilmek adına mesai harcamış, onun evinden ayrıldıktan sonra geçen iki haftanın ikincisini eski doktorundan randevu almaya çalışmakla geçirmişti. Tüm dikkatini doktorunun ağzından çıkacaklara verdi.
"Öyle mi? Görüşmediğimiz, aradaki dört yılı saymazsam bu yeni bir gelişme. Detayları merak ediyorum."
"Fazla detayı yok. Basit biri, adı Hasret. Bir barda garsonluk yapıyor."
"Ve sen onunla nerede tanıştın tam olarak?"
"Çalıştığı barda gördüm. Tam bir tanışma sayılmaz."
Üstünkörü gecenin devamından ve onun evinden ayrılana dek geçen yaklaşık bir saatten bahsedince Nilgün Hanım kadının Armağan için önemini çözemedi. Yarım saatten uzun süredir basit biri dediği kişiden bahsediyordu ve toplamda da zaten en fazla bir saat görebilmişti. Satır aralarını okumaya çalıştı.
"Fiziksel özelliklerinden bahseder misin? Güzel mi? Alımlı mı?"
Armağan o gün giydiği mini elbise içindeki kadını hatırlamaya çalıştı. Kızıl, omuz hizasındaki saçlarını ufacık kuyruk yapmıştı. Sokakta o adamla cebelleşirken darmadağın olan saçları, yırtılan elbisesinin altında alçalıp yükselen göğsü... Aşırı zayıf olmasına rağmen hatırladığı kadarıyla memeleri iriydi. Elbisenin eteğini kaldıran kalçası biçimli, çok uzun olmayan bacakları düzgündü. Bunları doktora anlatmadı. Zamanı gelene dek anlatmayacaktı.
"Bal renginde gözleri vardı. Başına gelen iğrenç olaya rağmen gecenin devamında alaycıydı. Benim aşırı zengin olduğumu anladığı halde karşımda eğilip bükülmedi."
"Etkilendin mi ondan? Yani cinsel anlamda?"
Armağan, bunu cevaplamadan önce kendisine hakaret edilmiş gibi hıhladı.
"Hayır, niye sordun?"
"Onu gördüğün toplam süre kadar ondan bahsedince, geliş amacın sırf Hasret'i anlatmak sandım. Neden bana onu anlatıyorsun peki?"
"Yatalak bir babası var. Yardım teklif ettim."
Nilgün Hanım'ın not yazdığı kalemi tutan eli duraksadı. Armağan bunu ilk kez yapıyordu. Konuyu direkt olmasa da dolaylı olarak Hasret'ten başka yöne saptırmıştı. Yılların doktoru, kendisine dokuz yıl boyunca gelen adamın bunu kasıtlı yaptığından emin olacak kadar onu tanıyordu. Geliş amacı yüzde yüz bu hanımdı ancak ilgisini dağıtan kadını bir süreliğine kenara bırakarak bahsi geçen babanın onun için önemine değinecekti.
"Tam olarak nasıl bir yardım?"
"Bir merkezde tedavi görüyor. Tekerlekli sandalyeden yeni yeni kurtulmuş. Aylık ödemesi oldukça yüksek. Karşılamayı teklif ettim."
Nilgün, uzmanlığından, birlikte geçirdikleri hatırı sayılır yıllardan bağımsız olarak; dergi ve gazeteden zaman zaman takip ettiği genç adamın dönüşümünü her daim hayranlıkla izlerdi. Yardım ettiklerinin haddi hesabı yoktu. Yine de hiçbiri için bir hafta boyunca psikolojik destek görme maksadıyla ofisini aramamış, asistanına kibarca randevu vermesini rica etmemişti. Her aramadan sonra bu kez değil demişti yardımcısına. Emin olmak istemişti. En son dün yedinci kez arayınca onay verdirmişti.
"Sana birini mi hatırlattı? Ya da..."
Araya giren sessizliğin kasıtlı olarak sunulduğuna emin olan Armağan başka zaman olsa doktoru devam edene dek beklerdi ancak sabırsız yanının acelesi vardı. Suskunlukla yeterince vakit harcamıştı. Sessiz geçirdiği yılları vardı.
"Ya da ne?"
"Ya da yardım etmezsen kendini kötü mü hissederdin?"
"Hissetmezdim. Hasret, iki yıldır bir şekilde masrafları karşılayabilmiş. Ben karşısına çıkmasam karşılamaya devam edebilirdi."
Nilgün, büyük harflerle SAVUNMA? ÖVGÜ? yazdı not defterine. Maddi yaptığı yardımlar bir yana, Armağan fiziksel güç kullanan ya da olaylara müdahale edebilecek cesareti olan biri olmamıştı hiçbir zaman. Sözel savunmada da en az ilk ikisinde olduğu kadar başarısızdı. Görüşmeden geçirdikleri yıllardan sonra, bu seansta bu kadar konuşması bile mucizeyken üstüne birinden övgüyle bahsetmesi irdelenmesi gereken bir konuydu.
"Güçlü bir genç hanıma benziyor Hasret. Sen ne düşünüyorsun?"
"Bilmiyorum. Benimki tahmindi. O gecenin devamında karşısına çıkıp kucağında bayılacağımı bilemezdi. Muhasebesini gelecek herhangi bir yardıma göre yaptığını düşünmedim sadece."
"Anladım. Teklifini kabul edeceğini düşünüyor musun?"
"Sen onun yerinde olsan kabul eder miydin?"
"Bunu rahmetli babacım mezardan çıkarak yatalak olup bana da aynı teklifi yaptığında cevaplarım. Ben onun hakkındaki düşünceni sordum."
Armağan onun hakkında ne düşünebilirdi ki? Katiyen yollarının kesişmemesi gereken iki insandı onlar. Her anlamda kendinden daha aşağı seviyedeydi. Masaj yaparak borcunu kapatabileceğini sanıyordu. Barın tekinde garsonluk yapan, eğitim düzeyinin lise veya ön lisanstan ileri gitmediğinden emin olduğu, kader onları o pis barda mecburen denk düşürmese Armağan için adını asla öğrenmeye tenezzül etmeyeceği biriydi.
"Seans ortasında arayan oydu. Birini sırf reddetmek için aramazsın, değil mi?"
"Ona da böyle üstten üstten teklif yaptıysan ben paranı götüne sok demek için seni arardım."
Yılların aşinalığıyla Armağan'ın gülmek denemez ama tebessüm etmek için hafifçe yukarı kıvrılan dudak kenarlarını gözden kaçırmadı. Bunun doğru yere parmak bastığı için olduğunu sandı ama dört yılda genç adam değişmiş, gelişmiş, göstermese de farkındalığı artmıştı.
"Konunun sen olmadığını varsayıyorduk, yanlış mıyım? Ben Hasret'in kabul edeceğini düşündüğümü söyledim."
"Sen Hasret'in teklifini reddetmesinin salaklık olacağını ima ettin."
"İmalardan hoşlanmadığımı bilirsin. Her neyse, biriyle tanıştığımı haber vermek için geldim. İlgini çeker diye düşündüm. Vakit geç oldu. Dört hafta sonra diyelim mi?"
Balkon demirine konan küçük bir kuş gibi onu ürkütmeden kafeslemenin tek yolu, o demirde güvende hissetmesini sağlamaktı. Nilgün de bunu yaptı. Perdenin arkasından usulca izleyecekti bir süre. Aralık camdan içeri girmesi için gereken zamandı. Armağan'ın yıllarına mal olan travmasına katlanırken geçmeyen, aşması için de geçen zaman gibi...
"Mayısın son cumartesi akşamı görüşmek üzere... Randevu için aramana gerek yok. Not alıyorum."
Kapıya dek birlikte çıktılar. Ufak tefek kadın teklifsizce ama tereddütle ona belinden sarıldı. Geçen yıllarda bir kadınla tanıştığı için ona geleceğini hayal edemezdi fakat aralarında bir bağ oluştuğundan emin, ona geldiği için gururluydu. Annesinin ölümü ve cenaze töreninin ardından ofisine geldiğindeki saldırgan tavırlarından sonra onunla bir daha iletişime geçmeyen adamdan, bir hafta önce haber aldığında burnunun direği sızlamıştı. Bir sorunu olmadan ona geleceğini düşünmediğinden daha kötüsü olmaması için dua etmişti.
Armağan ise beline sarılan zayıf kolları itmek ile gevşekçe omuzlarından ona sarılmak ikileminde kaldı. Kadın tam kendinden çekilmek için hamle yaptığında da tuttu. Tek elini, onun göğsünde kalan omzunu sıvazlamak için kullandı.
"Teşekkürler. Şimdiye dek yaptığın her şey ve bundan sonra yapacağın her şey için."
"Faydam olduğunu düşünmen ne incelik. Centilmenliğinden hiçbir şey kaybetmemişsin. Şimdi sıra arayıp bulamadıklarında... Seni tekrar görmeyi iple çekeceğim."
Onu onaylayan ve hafif bir tebessümle ödüllendiren Armağan, binadan çıktığında hafif çiseleyen yağmurda bekledi biraz. Saat akşam on bire geliyordu ve Hasret arayalı bir saati geçmişti. Aracına bindiğinde derin bir nefes aldı ve cevapsız çağrıyı geri aradı.
Hasret kaydettiği numarayı eve dönüş yolunda ekranında görmeyi beklemiyordu. Seks dükkânından çıktıktan sonra ki; orada zaman şu gibi akıp geçmişti, hayal edemeyeceği ne değişik cisimler vardı, çoğuna dokunmaya korkmuştu. Yapacak daha iyi bir işi olmadığından çağrıyı yanıtladı.
"Alo, Armağan merhaba."
"Siz kimsiniz?"
Selamsız deyyus demedi tabii.
"Ben Hasret. İki hafta önce hani bar çıkışı karşılaşmıştık."
Sen benim götümü kurtarmıştın ipek mendilli, yardımsever katil dememeyi son anda başardı. Ne çok şeyi yutuyordu bu adamın karşısında.
"Hatırladım. Önemli bir görüşmedeydim, açamadım. Kusura bakma. Bir karar verebildin mi?"
Oh! Teklifini hatırlyor. Hatırlamasaydı dilenci gibi hayatta ödeme yapmayı vaat etmiştin diyemezdim diye geçirdi içinden Hasret.
"Kabul ediyorum. Aslında iki hafta öncekiyle aynı fikirdeyim."
"İyi. Bana gerekli bilgileri yaz. Pazartesi muhasebeye iletirim, hallederler. Başka bir şey var mı?"
"Bu ne şimdi ya? Muhabbetine doyum olmadı. Arayı açmadan tekrarlayalım."
"Muhabbet etmek için mi aradın?"
"Hayır da, belki laf sokarsın diye bekledim. Sen giderken de fikrim bu yöndeydi. Ukalalık yapmayacak mısın?"
"Gecenin on birinde mi? Bir düşüneyim. Ben demiştim türevi bir cümle söylersem yalvaracak mısın?"
Hasret kendi dilinin kurbanı olmayı ne zaman bırakacağını düşünürken Vildan yanında olsaydı da onu çimdikleseydi diye diledi. O zaman tüm bir cümleyi sarf etmeden yırtabilirdi. Şimdi ise adamın iyi niyetle yapacağı yardımı baltalamak üzereydi. Armağan karmaşık görünümünün altında basit bir erkekten başkası değildi. Ağzından ne çıkıyorsa onu anlamıştı ve bu anladığı çok doğruydu. Hiçbir zaman Hasret'i yalvartmayı hedeflememişti. Düşmanın karşısında süngüsünü düşürmüş asker gibi sessizce yanıtladı.
"Hayır, yalvarmayacağım."
"Güzel. O halde ben de aklımdan bile geçmeyen ukalalığı yapmayacağım sanırım. Son kez soruyorum, başka bir şey?"
Adam sanki onu görüyormuş gibi başını bezgince hayır anlamında salladı. Ne diyebilirdi? Ama niyeyse içinden telefonu kapatmak gelmiyordu. Saat epey geçti, Armağan da eve veya sevgilisinin, eşinin artık yatağını kim ısıtıyorsa onun yanına geçecekti büyük ihtimalle. Kendisi ise bir büfeden yediği ıslak hamburgeri bitmiş, evine gidiyordu. Orada onu bekleyen kimse yoktu. Açılmayan telefondan sonra öldürdüğü iki saatin ardından ona iyi gelecek belki de tek şey, satın aldığı yapay seks oyuncağıydı ve bu canını sıktı. Sessizlik uzarken aklına gelen fikir onu çölde vaha bulmuş gibi sevindirdi. Armağan da sabırsızlığını dile getirdi o anda.
"Hasret sanırım başka bir şey yok. Araba kullanacağım, kapatmam gerek."
Aklındakini es geçerek bu kez de buna takıldı Hasret.
"Şoförün var sanıyordum."
"Senin de ilginç ve yersiz çıkarımların var ama yüzüne vurmuyorum."
"Ne çıkarımıymış bu?"
"Neden sürekli açığımı kollamaya çalışıyorsun? Sen tekrar konuşmadan, sorman haddin olmadığı halde cevap vereyim. Araba sürmeyi biliyorum. Ehliyetim var. Şoförümün de bir aile hayatı olduğu için iş dışında her gittiğim yere gelmesine lüzum yok. Çok merak ettiysen tanıştırırım bir gün. Şimdi iyi geceler."
Hasret içinden sıraladığı küfürleri, kendini mi yoksa onu mu muhatap alarak bunu yapıyordu, bilmiyordu. Kendisi saçmalarken ve adam tam kararında kibirli davranırken çok önemli de değildi. Kapatmadan demin aklına gelen fikre sarıldı.
"Aslında masaj konusu var."
"Anlamadım."
"Sen ödemeyi yapacaksın ya, ben de karşılığında sana masaj yapacaktım. Ne zaman müsait olursun?"
"Ben, açıkçası... O gün konu fazla uzadığı için böyle bir öneride bulundum."
"Ne yani? Sana masaj yapmayacak mıyım?"
"Hayır. Hiç gerek yok."
Hasret yüzüne karşı geçiştirildiğini söylemekten utanmayan bu adamı yanında olsa çıplak elleriyle boğardı. Ne denli tehlikeli göründüğü, silahla şakağında bir delik açma ihtimalini düşünmezdi bile.
"Öyle mi? O zaman teklifini kabul ettiğimi unut. İyi geceler."
Telefonun kapandığını haber veren o mekanik ses Armağan'ın kulağına ulaştığında, o bunun ihtimalini bile düşünmedi. Bu yüzden bir hata var sanarak telefon ekranına baktı. Aramanın sonlandırıldığını ekran da teyit edince biraz sinirlenmeye başladı.
"Bana ukala diyene bakın. Yüzüme kapattın demek."
Tam da psikiyatr kliniğinin önünde çıldırma eşiğine gelmek ne büyük şanstı. Sakinleşmeye harcadığı beş dakikanın sonunda önce numarayı kaydetti, sonra ara simgesine dokundu. İlk çalışta açılmasını, Hasret'in ona çıkışmasını beklemiyordu.
"Ne var?"
"Sana iyilik yapmak neden bu kadar zahmetli?"
"Bunu açıklığa kavuşturmuştuk. Karşılıksız iyiliğe inanmıyorum."
"Ben masaj yaptıran biri değilim. Açıkçası daha önce hiç yaptırmadım."
"Sopa yutmuş gibi görünmen bundan demek ki? Az kaldı katil görünümüne de bir kılıf uyduracağım. Aa, doğru ya. Belinde silah taşıyorsun."
Armağan detaylarda boğulmadı. Dıştan nasıl göründüğüne dair yapılan en naif yorumdu belki de bu.
"Silah olayını da açıklığa kavuşturduk sanıyordum. Her neyse, dediğim gibi kendimi masaj yatağında hayal edemiyorum."
"Her şeyin bir ilki vardır. Eğitimliyim eğer derdin buysa. Sana zarar vermem. Aksine o masadan mutlu kalkacağını garanti ederim."
Armağan, ben o masadan kalkacağıma emin olamazken vaat dolu iddian hoşuma gitti demedi haliyle. İçinden düşündü.
"Peki, tek sefer için denerim. Ama rahatsız hissedersem devam etmeyiz. Bunda anlaşalım. Ve... devam etmedik diye her ay bu ödeme sorun olmaktan çıksın istiyorum. Şirketim batmadığı sürece ödeme talimatı vereceğim."
Hasret, apartmanının önüne geldiğinde kapı girişindeki basamaklara oturdu. Giriş otomatı oraya taşındıklarından beri işlevsizdi. Karanlıkta bir de kendisi gözlerini yumdu. Uzaklardan gelen bir köpeğin havlaması, bodrum katta başlayan bebek ağlaması, elli metre ileride on kadar gencin küfürlü bağırışları dışında sokağı huzurlu sayılırdı.
"Ya hoşuna giderse..."
Armağan eğer doktoru onu ofis penceresinden izliyorsa kim bilir hakkımda ne çıkarım yapacak diye düşündüğü sırada, tarihi binanın üç metrelik kapısı gürültüyle açıldı. Binanın tam önüne park ettiği aracın içinde, elinde telefonla onun için, kucağında bir kadınla sevişiyormuş gibi göründüğüne emindi. Telefonu bir an önce kapatmak istedi. Çünkü kadının yüzü yolcu tarafındaki camda belirmişti. Kilidi onun için açarken Hasret'i yanıtladı.
"Ömür boyu bedava masaja kim hayır diyebilir?"
"Beni evime bırakır mısın Armağan? Araba kullanamayacak kadar yorgunum."
Yılların kötü alışkanlığı kadına çatallı bir ses tonu bahşetmişti. Hasret sesin sahibine yaş biçemedi ancak cinsiyet tahmini tutmuştu. Armağan'ın geceyi bir kadınla tamamlayacağı kesindi.
"Tamam. Yer ve zaman için haberleşiriz. İyi geceler."
Telefon yine kapandı. Yüzüne... Nilgün Hanım'a döndüğünde bu kez hafif tebessüm ettiği barizdi.
"Zamanlaman harika."
"Senin gitmediğini bilemezdim, değil mi?"
"Pencereden beni izlediğini asla düşünmedim."
Karşılıklı gülümsemelerden sonra Armağan onu evine bıraktı, kendisi de evine geçti. İstanbul'a sabah erken saatlerde gidebilirdi. Aynı gün içinde yaşadığı olumlu gelişmeler onu daha iyi hissettirdiğinden yatağa girer girmez uykuya daldı.
Hasret ise evine girdiğinde kocaman bir sessizlikle, dev bir yalnızlıkla yüzleşti. Ayda bir cumartesi gecesi, barda izinli oluyordu ve şimdi tüm yorgunluğuna rağmen orada olmayı yeğlerdi. Kısa bir duşun ardından kendini bornozuyla yatağa bıraktı. Kızgınlık döneminde olduğunu varsayıyordu çünkü bacak arası her zamankinden çok zonkluyordu. Aldığı erkeksizlik kararına sövmeye ramak kala bacaklarını birbirine kapattı.
"O şeyi şimdi denemek istemiyorum. Gözümün önünden gitmeyen o yeşilli kahverengi gözlerle bunu yapamam. Buz dağı adamla sevişmiş gibi... Of!"
Binbir zorlukla yataktan çıkarak saçını kuruttu, giyindi ve sabaha kadar rüyasında Armağan onu becerdi. Kâbus gördüğüne yemin edebilirdi ancak sabah uyandığında bacak arasındaki sızının, onu geri dönmemecesine terk etmiş olduğu hissiyle mutlu bir kahvaltı yaptı. Sonsuza dek seks yapmayacak kadar tıka basa hunharca sevişmişti sanki.
Mayıs ayının gelmesiyle iyiden iyide ısınan havaları, iyiden iyiye yoğunlaşan bar geceleri takip etti. Armağan'ı içinde hissettiği, doyuma ulaştığı o gecenin sabahından beri ona defalarca mesaj atmıştı. İlki hesap bilgileri, diğerleri masaj randevusu oluşturmak içindi. Ve hesap bilgilerini verdiğinin ertesi günü babasının o ayki ödemesi yapılmıştı. Ama diğer mesajlarına *Müsait olduğumda sana haber veririm. dışında farklı bir yanıt almamıştı. Ensesinden süzülen ter tüm omurgasını geçerek beline dek indiğinde elindeki tepsiyi hızla bar tezgâhına vurdu.
"Yavaş kızım ne bu sinir?"
"Ben de bilmiyorum. Aslında biliyorum. Armağan sinirimi bozuyor. Ukala dümbeleği..."
"Ne yaptı ki? Ödemeyi yapmış işte."
"Masaj mesajlarıma olumlu dönmedi. Bu ödemeyi karşılıksız istemediğimi kesin dille belirtmiştim."
"O da istemediğini kesin dille belirtmiş ama aynı dili mi konuşmuyorsunuz acaba? Dil dile değmeden dil öğrenilmezmiş."
Hasret siparişlerini beklerken Vildan'a döndü. Ne saçmalıyordu acaba? Armağan'ı hepi topu bir saat görmüş görmemişti. O sürede de aşağılayıcı bakışlarına maruz kalmaktan bitap düşmüştü. Bu yüzden arkadaşına cevap vermek yerine gözlerini devirdi.
"Cevap bile veremedin. Yuh! Hasret sen o adamdan etkilendin mi? Şimdi gelse yatarsın, değil mi onunla?"
"Uçtun iyice. Ben sadece Uygar'la yaşadıklarıma doydum. İyilik adı altında saçmalıklarla harcayacak vaktim yok."
"Adamın da vakti yokmuş işte. Sence gazetede gördüğümüz derneğe yardım ettiğinde onlar da karşılık vermek için onun peşinden mi koştu?"
"Dernek başka, ben başkayım."
"Yalnız konu sen değilsin. Babana yardım ediyor. Bunu bir düşün."
Vildan kendi tepsisiyle ayrılınca Giray Hasret'e engel oldu. Soran bakışlarını ona döndürdüğünde onun gözlerindeki tutku içini titretti. Yeri gelmiş Uygar'la aylarca birlikte olmamıştı ama son bir aydır çiftleşme dönemi gelmiş kediler gibi azgındı. Tek gecelik ilişki yaşamama kararını askıya almak işten bile değildi.
"Neyin var? Hırçınsın bir süredir."
"Bir şeyim yok, iyiyim. Karın nasıl? Bebek ne kadar oldu?"
"Altı aylık. İkisi de iyi. Erkek olacak."
"Aa, çok sevindim. Bana öyle bakma."
"Nasıl?"
"Şuracıkta yatırıp sikecekmiş gibi..."
"Sevişirdik. Seni sikmezdim. Evli olduğum müddetçe benimle yatmayacağını biliyorum."
"Bu iyi. Ben işimin başına döneyim."
O gece sabaha karşı dörde gelirken bardan çıkmadan önce Vildan'la biraz içmişlerdi. Giray hasılatın iyi olduğu böyle gecelerde her zamankinden cömert olurdu. Ilık Mayıs sabahına çıktığında hafif sersem hissediyordu. Sersem ve kızgın... son haftalarda en çok hissettiği duygu kızgınlıktı. İki türlü de kızgındı. Evine giden bayırı inerken saati unuttu, telefonunu sırt çantasından çıkararak Armağan'ı aradı. Uykulu bir ses kulağına dolduğunda hafif peltek konuştu.
"Bana bir boşjluk oluştur."
"Anlamadım Hasret. Bir bakayım, saat sabahın dördü olduğundandır."
"Boşj yapma. Boşjluk yaratajaksın. Ben senin para saşajağın biri değilim. İlk masajını yapajağıma söz verdin."
"Söz vermedim ama... Bekle..."
Gelen tuş seslerinden onun telefon ya da kol saatinden bir yerlere girdiğini anladı. Kanına karışan alkol diline vurmuştu ve bir küfür savurdu. Her zaman alkole dayanıksızdı. Niye içtiğini bile bilmiyordu ama babası hastanedeyken, hayatında hiç kimse olmaması onu yoruyordu. Yalnız sevişemediği için değil, sevilmediği için daha çok mutsuzdu. Bar dışında birileriyle temas kurmak bile ona iyi geliyordu.
"O küfür bana mıydı?"
"Hayır, kendime... İşştim biraz."
"Şaşırmadım. Sana doğruca bireysel numaramı vermemeliydim belki de. Uygun saatlerde aramıyorsun."
Uygun saatlerde yaşamıyordu ki, uygun saatlerde arasın. Yaptığına belki de taciz denirdi. Ayık kafa ve eşlikçisi baş ağrısı ile bunu öğlene doğru uyandığında düşünecekti. Hatta bu konuşmayı yaptığından emin olmak için hızla son aramayı kontrol edecekti.
"Kapatayım mı ben artık?"
"Haftaya cuma sabah sekizde uygun musun?" Hasret başını salladı. Armağan ondan bir ses beklerken onun bardan çıkmış, eve gittiğini hayal etti. Anahtar şıngırtılarını duyunca yanılmadığını anladı. "Bir cevap verecek misin?"
"Başımı salladım ya. Görmedin mi?"
"Uyku sersemi dikkat etmemişim. O saatte verdiğim kartta yazan adrese gel. Birlikte evime geçeriz. Şimdi yat uyu."
Salona adımını attığında telefon kapandı. Hasret odasına gitmeden tuvalete koşturup içtiği ne varsa çıkardı ve salondaki kanepeye yattı. Ertesi gün hafızası ve telefon kaydı onu yanıltmadığı için Armağan'a özür mesajı atmayı düşündü. Fakat adamın uykusunu böldüğü, tehditvari konuşmasına rağmen kibarlığını hatırlayınca bundan vazgeçti. Cuma sabah işyerine gittiğinde yüz yüze onun gönlünü alacaktı.
Yeni ay, yeni hafta derken pazartesi masaj esnasında gelen aramayı seans sonuna dek ertelemişti. Keşke hayatı, zamanı da bir dokunuşla böyle erteleyebilseydi. Otelden çıktığında komşusuna geri döndü ve tüm varlığının yandığını, çoktan küle döndüğünü öğrendi.
Evine yangından üç saat sonra varabildiğinde itfaiyenin söndürdüğü iki göz odada ateşin tüketmediği hiçbir şey kalmamıştı. Kıyafetleri, mobilyaları neyse de, üç yıldır dişinden tırnağından artırdığı, kağıttan yapılan paraların yerinde de yeller esiyordu. Ev sahibi olan komşusu Fatma Teyze, gözü yaşlı Hasret'i kendine çekti.
"İyi ki sen evde yoktun, baban yoktu kızım."
Hasret bu cümleden sonra daha fena oldu. Kadın haklıydı. Babasının alevler içinde kaldığını gözünün önüne bile getiremedi. Toplam yirmi dakikada evi siyah dumanlar yutmuş, neyse ki başka dairelere sıçrama olmamıştı. Mal kaybı dışında kimsenin kılına zarar gelmemişti.
Yine de...
Gelecek hayali kurmak güzeldi ama o hayal için biriktirdiklerini alevler yuttuğunda üstüne sıkılan köpükler yüreğini serinletmiyordu. Şimdi sanki hayat ona, tamam mı, devam mı diye soruyordu. Elindeki hayali bir yağlı urgan, boynuna mı geçecekti, yoksa onu havalara mı uçuracaktı?