
Sinirle taksiden inip camla kaplı ihtişamlı binanın önünde duran genç kız, başını kaldırıp derin nefesler alıp verdi. Ne yapsa sakinleşemiyordu. Sinirinden ağlayamıyordu bile. Annesinin o mahzun hali aklına geldikçe elleri yumruk oluyor, tırnakları canını daha çok acıtıyordu. Öfkeyle binaya girip güvenlik kapısından geçti. Üzerinde taşıdığı biber gazını saymazsa birine zarar verebilecek herhangi bir alet taşımıyordu. Zaten niyeti kimseye zarar vermek değildi. Tek istediği o adi herife haddini bildirmekti. Öfkesini kusup rahatlamak istiyordu. Bu düşüncelerle ilerlerken kendisini danışmanın önündeki kalabalığın içinde buldu.
'Danışma' diye geçirdi içinden. 'Tabi ya! Danışmaya ne diyecekti. Koskoca holdinge her elini kolunu sallayanı almazlardı herhalde. Şimdi sıçtın Naz!'İçinden kendiyle didişip dururken gözleri de etrafı geziniyordu. Neredeyse devasa denebilecek danışma masasında beş kişi çalışıyor, yine de yetmiyor gibiydi. Belkide kalabalık bu güne özeldi. Derin bir nefes aldı.
Oysa stajdan eve dönerken tek istediği bir duş alıp dinlemekti. O kadar yorgundu ki çantasında anahtarını arayacak mecali bile bulamamıştı kendinde. Annesini yormak pahasına zili çalmıştı. Annesi açmayınca tekrar tekrar çalmıştı. Haber vermeden asla bir yere gitmezdi. Yan komşuya gidecek olsa bile haber verirdi. Hızla anahtarı bulup kalbi kulaklarında içeri girdiğinde yemek masasının birkaç sandalyesini yerde gördü. Annesinin en sevdiği biblolardan birkaçı ve babasının resmi yerdeydi. Camı ve çerçevesi kırılmıştı. Resmi yerden alırken gözleri bir şey görmeyecek kadar buğulanmıştı. Gözyaşlarını silip hemen annesini aradı. Telefonun çalış süresi ona bir yıl gibi geldi. Tam kapanacakken açıldı.
"Naz!"
"Ayfer teyze annem." dedi gerisini getiremedi. Gözyaşlarını artık durduramıyordu. Karşıdaki kadının telaşlı sesini duydu.
"Kızım Bahar gayet iyi. Sakin ol. Tansiyonu birden yükselince apar topar hastaneye geldik. Sana haber veremedim."
Naz, bir an dönüp eve baktı.
"Ayfer Teyze evin hali ne? Bak bir şey olduysa söyle belli ki var bir şey."
Cevabı beklemeden kanepenin üzerine yığılırcasına oturdu. Bacaklarında artık kendini taşıyacak derman kalmamıştı. Karşıdan alacağı cevaba hazır mıydı? Bilemiyordu.
"Kızım gerçekten annen iyi. O konuda için rahat olsun. Hem Bahar'a bir şey olsa bu kadar sakin olur muyum ben?"
Doğru söylüyordu: Olmazdı. On beş senelik hem dostlukları hem de komşulukları vardı. İçi biraz rahatlamıştı.
"Peki evin hali?" diye sorunca karşısındaki kadından derin bir iç çekiş duydu.
"Siteyi isteyen adamlar yine geldiler. Bu kez pek sakin değillerdi. Ben de bağırış çağırış duyunca çıktım apartmana. Baktım sizin kapı açık. Göz korkutmak için ne var yok yere çaldılar şerefsizler. Annenin de sinirden tansiyonu yükselip fenelaşınca kaçar gibi gittiler."
Naz'ın yüreğine bir korku daha saplandı.
"Yoksa anneme de mi bir şey yaptılar? Kurban olayım Ayfer Teyze doğruyu söyle."
"Yok kızım. Aaa daha neler? Isıracak köpek havlamaz derler. Onların ki göz dağı vermek. Hem hele bir denesinler. O zaman Merdaneli Ayfer kimmiş gösteririm onlara ben"
Kadının son sözleriyle hafif tebessüm eden Naz, biraz rahatlamıştı.
"Hangi hastanedesiniz?" diye sordu.
"Devlet hastanesindeyiz kuzum. Ama gelme güzelim sen. Bi serum taktılar bitince çıkacağız az kaldı zaten. Annen uyuyor şimdi. Sakinleştirici kattılar seruma.
"Sinirle kaşları çatılan genç kız "Olmaz öyle. Annemi yalnız bırakmam."dedi.
Karşısındaki kadın cık cıklayıp konuşmaya başladı.
"Söz dinle Naz. Hem biz gelene kadar sen de eve çeki düzen ver. Annen tekrar öyle görmesin oraları." deyince Naz etrafa göz gezdirdi. Hala elinde tuttuğu babasının fotoğrafına bakıp ofladı.
"Tamam. Ben hallederim buraları. Ama fotoğraf at. Yoksa içim rahat etmez." deyip telefonu kapattı.
Annesinin yanında olamamak içine sinmese de Ayfer Teyze haklıydı. Annesi buraları böyle görmese daha iyiydi. Hele ki babasının fotoğrafını bu halde görmemeliydi. Camının kırıklarına aldırmadan resmi öpüp masanın üzerine bıraktı. Daha sonra ona yeni bir çerçeve almalıydı. Önce düşen sandalyeleri yerlerine yerleştirdi. Sonra küçük bir fırça ve faraşla yerdeki kırık eşyaların büyük parçalarını topladı. Küçükleri ise elektrik süpürgesini kullanarak temizledi. Koltukların üzerindeki yastıkları da düzeltince ev neredeyse eski haline dönmüştü. Etrafa memnuniyetle bakarken masanın altındaki kağıt dikkatini çekti. Eğilip aldığında adamların getirdiği bir teklif belgesi olduğunu anladı. Evi onlara satmaları için yüklü bir miktar yazılmıştı.
'Hıh!' dedi içinden. Evi satmayı asla düşünmüyorlardı. Bir sürü yaşanmışlık vardı evlerinde; çocukluğu, ailesi özellikle babası vardı. Dünyadaki hiçbir meblağ bunu satın alacak güçte değildi. Kağıdın sol alt köşesine baktı.
"Bir de ismini yazmış adi herif!" diye söylendi.
CEYHANLI HOLDİNG
HAN CEYHANLI
Altında bir de kasıntı bir imza vardı. O an telefonuna bildirim geldi. Ayfer Teyze annesinin fotoğrafını atmıştı. Rengi solmuş, göz altları kararmıştı. Öfkeyle evden çıktı.

