bc

SENİNLE BAŞLAYAN HİKAYEM

book_age16+
4.1K
TAKİP ET
53.1K
OKU
fated
heir/heiress
sweet
kicking
campus
city
office/work place
secrets
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sinirle taksiden inip camla kaplı ihtişamlı binanın önünde duran genç kız, başını kaldırıp derin nefesler alıp verdi. Ne yapsa sakinleşemiyordu. Sinirinden ağlayamıyordu bile. Annesinin o mahzun hali aklına geldikçe elleri yumruk oluyor, tırnakları canını daha çok acıtıyordu. Öfkeyle binaya girip güvenlik kapısından geçti. Üzerinde taşıdığı biber gazını saymazsa birine zarar verebilecek herhangi bir alet taşımıyordu. Zaten niyeti kimseye zarar vermek değildi. Tek istediği o adi herife haddini bildirmekti. Öfkesini kusup rahatlamak istiyordu. Bu düşüncelerle ilerlerken kendisini danışmanın önündeki kalabalığın içinde buldu.

'Danışma' diye geçirdi içinden. 'Tabi ya! Danışmaya ne diyecekti. Koskoca holdinge her elini kolunu sallayanı almazlardı herhalde. Şimdi sıçtın Naz!'İçinden kendiyle didişip dururken gözleri de etrafı geziniyordu. Neredeyse devasa denebilecek danışma masasında beş kişi çalışıyor, yine de yetmiyor gibiydi. Belkide kalabalık bu güne özeldi. Derin bir nefes aldı.

Oysa stajdan eve dönerken tek istediği bir duş alıp dinlemekti. O kadar yorgundu ki çantasında anahtarını arayacak mecali bile bulamamıştı kendinde. Annesini yormak pahasına zili çalmıştı. Annesi açmayınca tekrar tekrar çalmıştı. Haber vermeden asla bir yere gitmezdi. Yan komşuya gidecek olsa bile haber verirdi. Hızla anahtarı bulup kalbi kulaklarında içeri girdiğinde yemek masasının birkaç sandalyesini yerde gördü. Annesinin en sevdiği biblolardan birkaçı ve babasının resmi yerdeydi. Camı ve çerçevesi kırılmıştı. Resmi yerden alırken gözleri bir şey görmeyecek kadar buğulanmıştı. Gözyaşlarını silip hemen annesini aradı. Telefonun çalış süresi ona bir yıl gibi geldi. Tam kapanacakken açıldı.

"Naz!"

"Ayfer teyze annem." dedi gerisini getiremedi. Gözyaşlarını artık durduramıyordu. Karşıdaki kadının telaşlı sesini duydu.

"Kızım Bahar gayet iyi. Sakin ol. Tansiyonu birden yükselince apar topar hastaneye geldik. Sana haber veremedim."

Naz, bir an dönüp eve baktı.

"Ayfer Teyze evin hali ne? Bak bir şey olduysa söyle belli ki var bir şey."

Cevabı beklemeden kanepenin üzerine yığılırcasına oturdu. Bacaklarında artık kendini taşıyacak derman kalmamıştı. Karşıdan alacağı cevaba hazır mıydı? Bilemiyordu.

"Kızım gerçekten annen iyi. O konuda için rahat olsun. Hem Bahar'a bir şey olsa bu kadar sakin olur muyum ben?"

Doğru söylüyordu: Olmazdı. On beş senelik hem dostlukları hem de komşulukları vardı. İçi biraz rahatlamıştı.

"Peki evin hali?" diye sorunca karşısındaki kadından derin bir iç çekiş duydu.

"Siteyi isteyen adamlar yine geldiler. Bu kez pek sakin değillerdi. Ben de bağırış çağırış duyunca çıktım apartmana. Baktım sizin kapı açık. Göz korkutmak için ne var yok yere çaldılar şerefsizler. Annenin de sinirden tansiyonu yükselip fenelaşınca kaçar gibi gittiler."

Naz'ın yüreğine bir korku daha saplandı.

"Yoksa anneme de mi bir şey yaptılar? Kurban olayım Ayfer Teyze doğruyu söyle."

"Yok kızım. Aaa daha neler? Isıracak köpek havlamaz derler. Onların ki göz dağı vermek. Hem hele bir denesinler. O zaman Merdaneli Ayfer kimmiş gösteririm onlara ben"

Kadının son sözleriyle hafif tebessüm eden Naz, biraz rahatlamıştı.

"Hangi hastanedesiniz?" diye sordu.

"Devlet hastanesindeyiz kuzum. Ama gelme güzelim sen. Bi serum taktılar bitince çıkacağız az kaldı zaten. Annen uyuyor şimdi. Sakinleştirici kattılar seruma.

"Sinirle kaşları çatılan genç kız "Olmaz öyle. Annemi yalnız bırakmam."dedi.

Karşısındaki kadın cık cıklayıp konuşmaya başladı.

"Söz dinle Naz. Hem biz gelene kadar sen de eve çeki düzen ver. Annen tekrar öyle görmesin oraları." deyince Naz etrafa göz gezdirdi. Hala elinde tuttuğu babasının fotoğrafına bakıp ofladı.

"Tamam. Ben hallederim buraları. Ama fotoğraf at. Yoksa içim rahat etmez." deyip telefonu kapattı.

Annesinin yanında olamamak içine sinmese de Ayfer Teyze haklıydı. Annesi buraları böyle görmese daha iyiydi. Hele ki babasının fotoğrafını bu halde görmemeliydi. Camının kırıklarına aldırmadan resmi öpüp masanın üzerine bıraktı. Daha sonra ona yeni bir çerçeve almalıydı. Önce düşen sandalyeleri yerlerine yerleştirdi. Sonra küçük bir fırça ve faraşla yerdeki kırık eşyaların büyük parçalarını topladı. Küçükleri ise elektrik süpürgesini kullanarak temizledi. Koltukların üzerindeki yastıkları da düzeltince ev neredeyse eski haline dönmüştü. Etrafa memnuniyetle bakarken masanın altındaki kağıt dikkatini çekti. Eğilip aldığında adamların getirdiği bir teklif belgesi olduğunu anladı. Evi onlara satmaları için yüklü bir miktar yazılmıştı.

'Hıh!' dedi içinden. Evi satmayı asla düşünmüyorlardı. Bir sürü yaşanmışlık vardı evlerinde; çocukluğu, ailesi özellikle babası vardı. Dünyadaki hiçbir meblağ bunu satın alacak güçte değildi. Kağıdın sol alt köşesine baktı.

"Bir de ismini yazmış adi herif!" diye söylendi.

CEYHANLI HOLDİNG

HAN CEYHANLI

Altında bir de kasıntı bir imza vardı. O an telefonuna bildirim geldi. Ayfer Teyze annesinin fotoğrafını atmıştı. Rengi solmuş, göz altları kararmıştı. Öfkeyle evden çıktı.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Fırtına Öncesi Sessizlik
İyi ki evden çıkarken araba kullanmak yerine taksiye bitmişti. Yoksa kaza yapması işten bile değildi. Hala titreyen ellerine tedirginlikle baktı. Bu düşüncelerden kendini uyandıran ses, danışmadaki neredeyse kendi yaşlarında, hafif kilolu bir beyefendinin sesiydi. "Hanımefendi, siz de iş görüşmesi için mi buradasınız?" Naz, düşüncelerinden uyanmadı aynı zamanda büyük bir aydınlanma yaşadı. Demek ki kalabalık gerçekten de bu güne özeldi. Hemen kendisini toparlayıp gülümsedi. "Evet." Önüne uzatılan bir kağıda adını soyadını ve imzasını atınca görevli gülümsedi. "Asansörler koridorun sonunda Naz Hanım. Beşinci kata çıkacaksınız. Oradaki sekreterler size yardımcı olurlar." Naz, gülümseyerek teşekkür ettikten sonra devasa koridorda ilerlemeye başladı. Asansörlerin önündeki kalabalık her adımında gittikçe küçülüyordu. Normalde kendini asla şanslı sayan biri değildi ama bugün tüm talihi dönmüştü. E ne demişler kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş. Asansöre binen son grubun peşinden biraz koştursa da yetişemedi. Acaba bu asansörlerden hangisi yönetim katına çıkıyordu? Oflayarak kolundaki saate baktı. Acaba annesi hastaneden dönmüş müydü? Keşke evde kalıp onu görseydi önce. Derin bir nefes aldı. 'Sakin ol Naz önce o zengin züpbenin haddini bildir. Sonra için rahat rahat bakarsın annenin yüzüne.' kendi kendine konuşurken duyduğu sesle irkildi. "Merhaba! Yardımcı olabilir miyim?" Naz arkasını döndüğünde uzun boylu, zayıf, siyah gözlerinin içi neşe saçan bir adamla göz göze geldi. Kendisine zarifçe gülümsüyordu. 'Acaba söylediklerimi duydu mu?' diye düşündü Naz. "Merhaba!" diye karşılık verince sesinin cılız çıktığını farkedip hayali olarak kendini tokatladı. "Yönetim katına çıkmak istemiştim ama hangi asansör olduğundan emin değilim." Adamın esmer yüzü bir an şaşırsa da ciddi bir tavırla Naz'ı süzdü. Naz da geri durmadı. Bakana bakardı. O da siyah takım elbisesinin içindeki beyaz gömleğiyle asil duran bu adamı ciddi ciddi süzdü. Acaba Han denilen pislik bu muydu? İnşallah değildir çünkü adam hem çok sevimli hem de nazikti. Sonunda hakkında bir karara varmış olacak ki konuştu: "Ne için gelmiştiniz?" Alt tarafı bir asansör gösterecekti ya hu! Neydi ki bu Sherlock tavırlar? Naz hiç düşünmeden aklına ilk geleni söyleyiverdi. "Han Ceyhanlı ile görüşecektim." 'İnşallah sen değilsindir.' diye içinden dua etmeyi de ihmal etmemişti. Adamın kaşları ilgiyle havalandı. "Danışmadan ziyaretçi kartı almalıydınız." diyen adam hemen önümüzde duran asansörü işaret etti. " Sadece özel izinle çalışır." dedi. Naz, talihinin döndüğünü mü düşünmüştü az önce, unutun gitsin. Sıçmış, şimdi de sıvıyordu. Kekelememek için kendini zorlayarak konuştu. "Öyle mi? Unutmuş olmalıyım. Bi telefon görüşmesi yapıyordum. Danışmadaki görevlinin söylediklerini pek dinlemiyordum doğrusu. Hemen gidip alayım o zaman." Karşısındaki adama en sevimli gülüşünü gösterip "Teşekkür ederim." dedi. "Bekleyin lütfen bu seferlik birlikte çıkalım." İçinden; geri dönen talihine methiyeler dizerken yanındaki adama da gülümseyip teşekkür etti. Sevimli, uzun ve esmer adam kısa bir rica sözcüğünden sonra cebindeki kartı alıp asansöre okuttu. Kapı açıldığında ikisi de içeri girdi. Naz, asansörde tek bir katın numarasını gördü: 11 Yanındaki Beyefendi düğmeye basınca Naz'ın kalp atışları da hızlanmaya başladı. İyi ki bugün stajı vardı. Kendisine bu şekilde yaklaşılmasında şüphesiz kıyafetlerinin rolü büyüktü. Hafif geniş paçalı, yüksek bel siyah bir kumaş pantolon, aynı pantolonla takım bir ceket, içine ise menekşe rengi bir gömlek giymişti. Sarı saçlarını yarım tutturmuş, hafif bir makyaj yapmıştı. Kim görse işe veya iş görüşmesine gittiğini anlardı zaten. Kütüphanede; sorumlu müdürleri olan Adem Bey'e teşekkürlerini iletti. İyi ki kıyafet konusuna bu kadar takıntılıydı. Yoksa okul kıyafetleriyle hayatta giremezdi buraya. "Bu arada ben Engin." dedi yanındaki.Bir yandan da sağ elini uzatmıştı. "Naz." deyip kendisine uzanan eli sıktı. "Memnun oldum Naz Hanım." "Ben de." diyen Naz biraz rahatladı. En azından o adi herif bu değildi. Ama numaralar gözünün önünde bir bir tükenirken kalbi artık göğsünden çıkacak gibiydi. Asansör durunca derin bir nefes aldı. Kapılar açıldığında Engin önden inmesi için kibarca eliyle işaret etti. İlk başta yeni doğmuş bir buzağı gibi yürümekte zorlansa da bir kaç adımda kendini toparladı. Geniş koridora gelince kararsızlıkla durdu. Bina burada iki kanada ayrılıyordu. Biri batı yönünde diğeri doğu yönündeydi. Acaba hangisine gitmeliydi. Engin, Naz'ın gözüne ışık tutulan tavşan gibi bakakaldığını görünce gülümseyerek batı tarafını işaret etti. "Patronlar orada. Meltem Hanım size yardımcı olacaktır." dedi. Naz, başını mahcubiyetle salladı. "Teşekkür ederim Engin Bey." "Rica ederim. İyi günler Naz Hanım." "İyi günler." Engin, doğu kanadına ağır adımlarla yürüyüp odasının kapısının önünde durunca az önce bıraktığı kızın, aynı yerde batı kanadına baktığını gördü. Bir sorun olduğunu düşünüp tekrar yanına gidecekti ki kız, kararlı adımlarla yürüyünce vazgeçip üzerinde Av. Engin Karalı yazan kapısını açıp ofisine girdi. Derin bir nefes alıp koltuğuna oturunca kızın kim olduğunu düşünmeye başladı. Onu şirkette ilk kez görüyordu. Keşke Han'a değil de başka birine gelmiş olsaydı. Başka birinin adını verse Engin, bu afete yürümez koşardı. Ama Han başkaydı. Şu hayatta kardeşim dediği tek insandı. Han'ı hiçbir koşulda çiğneyip geçmezdi. Naz, ağır adımlarla batı kanadına açılan kemeri geçince gördüğü devasa giriş karşısında şaşırıp kaldı. Neredeyse küçük bir ev kadar olan bu alan; uzun dikdörtgen pencerelerle ve büyük florasan lambalarla aydınlatılmıştı. Pencere kenarlarında geniş saksılarda duran birkaç minyatür ağaç vardı. Duvarlarda bazı özlü sözler, belgeler ve tablolar asılıydı. Koca girişe sadece dört kapı açılıyordu. Klimaların uğultusunun dışında oldukça sessiz olan ortamda Naz, kalbinin sesini duyduğuna yemin edebilirdi. Girişin sol yanında sekretere ait olduğunu düşündüğü büyükçe bir masa vardı. Meltem Hanımın masası olmalıydı. Ama etrafta hiç kimse yoktu. Mecburen kapıların üzerine bakıp Han Efendiyi kendisi bulacaktı. Birkaç adım atmıştı ki kulaklarında tiz bir sesle tırmalandı. "Hanımefendi buraya girmek yasaktır." Naz, arkasını döndüğünde kırklı yaşlarda, kumral kızıl saçlı bir kadınla yüzyüze geldi. Yeşil gözleriyle Naz'a kızgınlıkla bakıyordu. Kaşları çatılmıştı. Çünkü Meltem Hanım bugün Ceyhanlı kardeşlerin hiçbirinin randevusu olmadığını biliyordu. Öğleden önce bir toplantıları vardı sadece üstelik yarım saate çıkarlardı. Mesai bitiminde bir sorun çıksın istemiyordu. "Çıkmanızı rica ediyorum." diye tehditkar bir tavırla konuştu. Naz derin bir nefes alıp sesini biraz yükselterek konuştu: "Han Ceyhanlı'yı görmek için geldim." "Randevunuz yok. Üzgünüm görüştüremem. Han Bey, randevusuz kimseyi kabul etmiyor. Lütfen daha fazla diretmeden gidin buradan. Aksi takdirde güvenliği aramak zorunda kalacağım." diye sertçe söylenen kadını; Naz, çoktan hayalinde kızıl bir cadıya benzetmişti bile. Neredeyse kahkaha atacaktı. Ama onun yerine sesini daha da yükseltip bağırdı: "Han Ceyhanlı nerede?" Bu bağırışın üzerine hemen karşısındaki iki kapı aynı anda açıldı. Neltem Hanım mahcup bir şekilde hemen kendini savunmaya geçti: "Kusura bakmayın Efendim. Anlatmaya çalışıyorum fakat Hanımefendi oldukça ısrarlı." Bir yandan konuşuyor bir yandan da Naz'a öldürücü bakışlar atıyordu. Naz ise çoktan karşısında duran bu iki adamı incelemeye başlamıştı. Biraz daha büyük görünenin ara ara beyazları görünen siyah saçları, uzun boyu ve yapılı bir vücudu vardı. Yüzünde tek bir tüy bile yoktu. Kemikli yüzüyle oldukça karizmatikti. Diğeri ise ilkinden birkaç santim kısa ve daha yapılıydı. Sarıya yakın saçları, renkli gözleri vardı. Gerçi gözlerinin rengi aradaki mesafeden pek anlaşılmıyordu. Yeşil mi yoksa mavi mi olduğuna karar veremedi. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi Naz'a bakıyordu. Her ne kadar yüce yaradan bu iki heykele can vermiş olda da Naz'ın geliş amacı farklıydı.Kendine tekrar hayali tokatlar atıp kaşlarını çattı. "Hanginiz Han Ceyhanlı?" diye tekrar bağırdı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
543.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
90.6K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.0K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
85.2K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
22.3K
bc

HÜKÜM

read
229.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook