Çalan alarmın sesine uyanan Naz, sinirle ofladı. Neyse ki bugün Cuma idi. Naz'ın en sevdiği gün; okulun son günü. Nihayet yorucu bir haftanın ardından iki gün dinlenebilecekti. Derin bir nefes alıp karyolasına oturdu. Çoğunlukla toprak renklerin hakim olduğu odasının sade ve dinlendirici havasını içine çekti. Öncelikle banyoya koşup elini yüzünü yıkadı. Dişlerini fırçaladı. Üzerindeki pembe beyaz çizgili pijamayı çıkarıp mom jeans bi kot, üzerine kruvaze yaka geniş kollu bir bluz giyindi. Hafif makyaj yapıp saçlarını salaş bir topuz yaptı. Geniş omuz çantasının içine kitaplarını tıkıştırdı. Sessizce annesinin odasına süzüldü. Tansiyonu düzene girsin diye bir süre sakinleştirici kullanacak olan annesi, mışıl mışıl uyuyordu. Annesinin yüzüne düşen kendisiyle müsemma sarı saçlarını geriye itip alnına bir öpücük kondurdu. Aynı sessizlikle evden çıktı.
Bi alt katta Ayfer Teyzeyle karşılaşınca kıkırdadı.
"Ne haber Merdaneli Ayfer?" deyip kadının yanağına sulu bir öpücük bıraktı. Ayfer Teyze:
"Bak görüyor musun? Düştük bu deli kızın diline!" deyip yalandan ah vah edince Naz, şen bir kahkaha daha bıraktı.
Hızla merdivenleri inip kapının önüneki kırmızı fiestasına bindi. Sabah trafiğinin yoğunluğundan ilk derse ucu ucuna yetişmişti. Öğlen arasına kadar olan bütün dersleri üstün körü dinlemişti Naz. Aklı hep başka yerdeydi. Daha doğrusu içindeki Naz korosu bir türlü susmak bilmemişti. Bölüm binasının önündeki çimenliğe oturduğunda içindeki sesler hala konuşuyordu. Özellikle edepsiz olanı hiç susmuyordu.
"Ay! Bir de tokat attı adama. Rezillik! Oysaki Onun, o gamze çukuruna ter dolana kadar..." cümlesini tamamlamadan agresif olan atıldı:
"Kızım sen de hiç mi gurur yok. İstemez, uzak olsun öylesi."
"Öyle dua edilir mi? Kabul olunacağı tutar. Allah korusun." deyip hayali tahtalara vuran alık Naz çoktan hülyalara dalmıştı bile.
"Ne düşünüyorsun öyle güzellik? Geldiğimi bile fark etmedin."
En yakın arkadaşı Semra'nın sesiyle rahatlayan Naz, gülümsedi.
"Aklıma mukayet olmaya çalışıyorum. Şu aralar benden bağımsız faaliyetler yürütüyor kendileri."
Semra, derin bir nefes aldı.
"Yine ev meselesi mi?" diye sordu.
Naz, başını sallayıp yüzünü buruşturdu.
"En kısa zamanda bir avukat bulmam lazım. Offf! Her şey üst üste geldi. Mezuniyet, staj, kpss yetmezmiş gibi üzerine bir de bu ev meselesi eklendi."
Hırsla kendisini çimenlerin üzerine bırakıp mavi gökyüzünü izlemeye koyuldu. Babasının yokluğunu belki de ilk kez bu kadar yoğun hissediyordu. Çünkü ilk kez bu kadar çaresizdi. Kendine itiraf edemese de korkuyordu. Sanki babası yanlarında olsa onlara, kimse dokunamazmış gibi geliyordu. Şimdiye kadar annesi ile birbirlerine yetmişlerdi ama artık yetememekten korkuyordu.
Naz, akşama doğru arabasından inerken etrafa göz gezdirdi. Amacı yine o adamların gelip gelmediğini anlamaktı. Görünürde ne yabancı bir araç ne de dikkat çeken bir adam yoktu. 'Oh' diye içinden geçirip ağır ağır merdivenleri çıkmaya başladı. Dairenin kapısını açmasıyla burnuna dolan yaprak sarma kokusu ağzını sulandırdı. Anlaşılan Bahar Sultan yine döktürmüştü. Naz, bunun iyi mi kötü mü olduğuna karar veremedi. Çünkü annesi, ne zaman onunla zor bir konuda konuşmak istese keyiflenmesi için en sevdiği yemeği yapardı.
Mutfağın kapısını açınca annesini tencerenin başında görünce sessizce gidip arkasından sarıldı. Büyük bir korkuyla zıplayan annesi, kızını görünce rahatladı. Annesinin gereğinnden fazla tepki gösterip sarardığını gören Naz, kendine küfürler savurdu. Oysa ki bu oyunu, çocukluğundan bu yana yapardı annesine. Bahar Sultanın son olanlardan ne kadar korktuğunu Naz, o an anladı.
"Korkuttun beni deli kız!" diyen annesi gülümsemeye çalıştı."Kuruyorum sofrayı hemen. Ellerini yıka gel. Sen seviyorsun diye yanına yağurt da var."
Naz, ellerini yıkayıp üzerine de koyu yeşil, üstü crop olan eşofman takımını giyip geldiğinde annesi çoktan masayı hazırlamıştı.
"Of of! Sarma değil sanat eseri bunlar. Eline sağlık Sultanım." diyen Naz, kendinden geçince annesi kıkırdadı.
"Afiyet olsun."
Yemek boyu anne kız sohbet ettiler. Naz, okuldaki olaylardan bahsedince annesi de Ayfer Teyze ile çıktıkları pazar alışverşini anlattı. Ayfer Teyze yine pazarcılarla itinayla tartışmış, hepsinin hakkından gelmişti. Klasik Ayfer Teyze işte. Boşuna Merdaneli Ayfer demiyorlardı.
Naz, sofrayı toplayıp bulaşığı hallettiğinde annesi salondan kendine seslenmişti. Yanılmamıştı. Annesinin konuşacakları vardı. Yüreğine çöken ağırlıkla 'İnşallah düşündüğüm şey değildir." diye dua ederek ağır adımlarla annesinin yanına gidip oturdu. Annesi, kızının ellerini avuçlarının arasına alıp sıktı.
"Naz, diyorum ki bu evi satalım kızım. Hem biraz birikimimiz var. Sonra babanın maaşı, bir de dayının restoranındaki hissem çok şükür kimseye muhtaç değiliz. Kendimize baştan bir hayat kurabiliriz. Direnmenin faydası yok."
Naz'ın korktuğu başına gelmişti. Kafasını sağa sola salladı.
"Olmaz anne! Sırf iki çapulcu gelip esip gürledi diye, yaşantımızdan, hatıralarımızdan vazgeçmek istemiyorum ben. Üstelik hadi bizim imkanlarımız var. Ya olmayanlar? O beş para etmez adamların verdiği üç kuruşla evi yok pahasına satıp dağ başında verdikleri kümes kadar yerde mi yaşayacaklar? Yarın ilk iş dayımla şu avukat meselesini konuşacağım."
"Kızım, ben konuşmadım mı sanıyorsun dayınla. Ceyhanlı adını duyar duymaz attı beti benzi. Çok güçlü adamlarmış Naz, uğraşılmazmış onlarla. Dava açsak bile kazanamayayız dedi dayın."
İç geçiren annesine dolan gözlerle baktı Naz. Kabullenmek istemiyordu. Pes etmek, korkaklık yapmak onun tabiatına uymuyordu. Her zerresi isyan ediyor, karşı çıkıyordu. Gözyaşları sicim gibi akmaya başladığında başını inatla tekrar sağa sola salladı. Annesi, bu kez daha kararlı fakat sevecen bir tonla konuştu.
"Güzel kızım, hatıralar biz nerede yaşatırsak orada olurlar. Bizden bağımsız değiller ki. Onlar aklımızda, kalbimizdeler. Naz, ben babanı kaybedince kalbimin yarısını da kaybettim. Diğer yarısıyla yaşıyorum. Sana da bir şey olursa asla yaşayamam."
Naz, ağlayan annesine tüm kuvvetiyle sarıldı. İkisi de içlerindeki günlerdir kabararak biriken duyguları serbest bırakmanın rahatlığıyla bir süre ağladılar. Annesinin gözyaşlarını elleriyle silip gözlerine birer öpücük kondurunca derin bir nefes aldı.
"Peki anne! Sen nasıl istersen öyle olsun." dedi tüm yenilmişliğiyle.
Çalmaya başlayan zilin sesiyle bir an irkilseler de ilk kendini toparlayan annesi oldu.
"Ayfer'dir. Yoksa kim gelecek bu saatte? Sen dur ben bakarım." diye usulca kapıyı açmaya giden annesini başıyla onayladı.
Kapının açılma sesiyle bir kütürdü duyan Naz, yüreği ağzında annesinin yanına koştu. Önce annesinin ayaklarının üzerine kapaklanmış iri yarı iki adama şaşkınca bakarken gözleri kapıya kaydı. Tüm görkemiyle kapıda duran Han'la göz göze geldiler.