Gerçeklerin Peşinde

895 Kelimeler
Kapısı aniden açıldığında Han, ofisindeki büyük masasına oturmuş, önündeki kağıda delici gözlerle bakıyordu. Aklında binbir türlü soru dolaşıyordu. Şu lanet iş yüzünden doğru düzgün uyuyamamıştı zaten. "Karga kahvaltısını yapmadan beni göresin mi geldi?" diye espirili şekilde içeri giren Engin'e sinirli bir bakış attı. Engin, arkadaşının bakışından ciddi bir durum olduğunu anlayınca yüzündeki gülümseme yerini ciddiyete bıraktı. Ağır adımlarla Han'ın masasının önünde duran koltuklardan birine oturdu. Elindeki kupayı da sehpaya bıraktı. Arkadaşının iş için ciddileştiğini anlayan Han, memnun bir şekilde önündeki kağıdı Engin'e uzattı. Engin, elindekini bir süre inceledikten sonra kaşları havalandı. "İyi bir replika." dedi ciddiyetle. "Kim yapmışsa işinin ehliymiş." Han, sinirli bir gülüş bırakıp kafasını sağa sola salladı. "Ama yakalandılar. Evrakta sahtecilik kaç yıla mal olur Engin." der demez arkadaşının gözleri parladı. Engin Karalı, bu dünyaya gelmiş eşsiz bir madalyon gibiydi. Bir yüzü; nazik, eğlenceli, sevecen ve espirili diğer yüzü; soğuk, hırslı, tuttuğunu koparan, acımasız idi. Babası Karalı Avukatlar Grubunun sahibiydi. Avukatlık Karalı ailesinde nesilden nesile aktarılan bir bayrak yarışı gibiydi. Adı bilinen başarılı sayılı avukatlardan biriydi. Engin'i de Karalı Grupta görmeyi çok istemiş ama oğlunun kararı Ceyhanlı Holding için çalışmak olmuştu. Engin, Karalı soyadıyla ve Ceyhanlı imkanlarıyla amansız, adından korkulan bir avukat olmuştu. Şüphesiz bunda keskin zekasının ve olaylara farklı bakış açılarından yaklaşmasının büyük payı vardı. Engin, tam cevap verecekken aklına başka bir soru geldi: "Bu eline nasıl geçti? Getirip kucağına bırakmadılar ya!" dedi. "Ben de bunun peşindeyim." Han daha da konuşacaktı ki kapı çalındı. "Gel" Han'ın onayı üzerine odaya giren güvenlik şefi Mehmet Bey, başıyla ikisini selamladı. Sabah ilk iş önce karakola gidip durumu bildirmiş, daha sonra da güvenlik şefine olayla ilgili hem malumat vermiş hem de esip gürlemişti. "Han Bey, istediğiniz kamera görüntülerini getirdim." dedi. "Daha öncede size belirttiğim gibi Efendim. Dün kimseye ziyaretçi kartı verilmemiş. Departmanımın herhangi bir hatası yok." Bir yandan konuşuyor, bir yandan da imalı imalı Engin'e bakıyordu. "Siz gidebilirsinz." Güvenlik Şefi çıkınca Engin, 'Ne iş?' der gibi başını salladı. Han, önündeki bilgisayarı açtı. "Şimdi anlayacağız ne iş olduğunu. Dün buraya bir kız geldi." "Büyük kahverengi gözlü, sarışın fıstık mı?" Han, bir an duraksadı. Arkadaşının söylediklerini sindirmeye çalışıyordu. "Sen nereden biliyorsun?" diye sordu. "Yönetim katına birlikte çıktık." "Siktir! Ben de güvenliğe kükreyip duruyorum. Ulan yavşak herif, canlı bomba olsa güzelliğine kapılır öldürtürsün hepimizi." dedi yarı sinirli yarı sitemkar bir tavırla. "Ne bileyim oğlum. Ben kızı Nermin Teyzenin, senin gönlünü çalsın diye iş bahanesiyle yolladığı kızlardan biri sandım. Senin ismini verdi. Üstü başı da uygundu ben de yardımcı olmak istedim." "Anneme de bin kez söyledim, sana da söylüyorum. Kişisel asistan istemiyorum. Oğlum benim işim inşşaatla. Ne yapacaklar topuklu ayakkabılarıyla şantiyede mi dolaşacaklar." diye sinirle söylendi Han. "Ne yaptı Naz Hanım? Olay mı çıkardı?" Han'ın yüzü sinirle gerildi. Bir an kızın elini yanağında hissetti. Nasıl olsa Tan, olayı Engin'e ballandıra ballandıra anlatacaktı. O yüzden gizlemeye gerek görmedi. "Tokat attı." "Kime?" diye soran Engin'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Arkadaşının sinirli bakışından cevabını alınca da elini dizine vurup şen bir kahkaha attı. "Ne yaptın oğlum kıza?" Han, bıkkın bir nefes bıraktı. "Ben değil, replikam yapmış yapacağını ama tokadı yemek bana düştü." Engin, tekrar büyük bir kahkaha attı. "Eğlenceniz bittiyse artık işe dönebilir miyiz Avukat Bey? diye dişlerinin arasından tısladı Han. "Peki! Peki! Ne yapmamı istiyorsun onu söyle." "Elindeki tüm işleri bırak. Önceliğimiz bu. Birilerine şahsım adına zorbalık yapılmasını geçtim, holdingin onuru söz konusu. Bir an önce bulup son vermeliyiz. Sabah ilk işim Esat Amirin yanına uğramak oldu. Polis de bir yandan arıyor olacak. Sağolsun Esat, ricamı geri çevirmedi. Operasyon sessizlikle yürütülecek. Ama onlardan önce ben bulmak istiyorum Engin. Bulup hesap sormak." Han'ın asıl istediği ise o kıza haddini bildirmekti. Yoktu öyle anlayıp dinlemeden nutuk çekip ceza kesmek. Tükürdüklerini tek tek yalayacaktı. Ah! O tokat olmasa kıza gözünü açtığı için teşekkür bile ederdi. Ama yersiz muamelesinin hesabı görülmeliydi. "Peki madem! O zaman vakit, nakittir. Engin kaçar." deyip arkadaşının verdiği belgeyi de alan Avukat hızla odadan çıktı. Han, bu işin bir an önce sonuçlanmasını istiyordu. Engin, böyle işlerde polisten bile daha hızlıydı. Zamanında yeni mezun bir avukat iken sırf tecrübe edinmek için bir çok davayı ücretsiz kabul etmiş, düşman kazandığı kadar hatırı sayılır yandaş da kazannıştı. Bazılarının güçlü bağlantıları vardı. Üstelik Karalı Grup'un içerdeki ve dışarıdaki tüm muhbirlerine sahipti. Onların desteği ve zekasıyla her sorun Engin için toplu iğne ucu kadar küçüktü. "Demek adın Naz." diye mırıldandı. Yanağına tekrar dokunup Mehmet Beyin getirdiği belleği açıp kaydı izlemeye başladı. Önce Naz'ın kararlı adımlarla lobiye girişini gördü. Oldukça öfkeli görünüyordu. Sonra danışmayı görünce endişelenen çehresini izledi. Bu hali Han'ı gülümsetmişti. İş görüşmesi için gelen kalabalığa karıştığını görünce kaşları havalandı. "Zeki kız." dedi kendi kendine farkında olmadan. Yavaş yavaş asansörlere yaklaşıp etrafına bakınıp durmasını sessizce izledi. Bu halleri yukarıdaki kadar cesur değildi. Daha çok ürken ama yine de merakına yenilen bir ceylan gibiydi. Gözlerini ekrandan bir an ayırmadan Naz'ın her hareketini ezberlemek istiyormuş gibi bakıyordu Han. Naz'a yaklaşan Engin'i gördüğünde istemsizce kaşları çatıldı. Naz'a gülümseyişini, bir müddet onu izleyişini ellerini sıkarak izledi. Çükü Naz da Onu süzmüştü. Sinirlendiğinin farkında bile değildi. Asansörde birlikte çıkışlarını, tanışıp el sıkıştıklarını sonrasında Engin'in, ofisinin önünden Onu izleyişini gergin bir hal ile izledi. Sonrası Han tarafından biliniyordu zaten. Belleği eline alıp derin derin soludu. Çöpe atmak için çıkardığı belleği, spor lacivert ceketinin cebine koyduğunun farkında bile değildi. Tüm bu yaşadığı sinir harbini Naz'ın attığı tokada bağlamıştı Han. Sindiremediği için bu kadar öfkeli olduğunu kendine söyleyip durdu. Günün geri kalanında kafasını dağıtmak için şirket işleriyle ilgilenmeye başladı. Engin'den gelecek herhangi bir cevabı sabırsızlıkla bekliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE