Aile Yemeği

1038 Kelimeler
Evin çalışanları yemekleri hazırlarken Nermin Hanım da sabırsızlıkla oğullarını bekliyordu. Her salı mutlaka Ceyhanlı köşkünde toplanılır, aile yemeği yenirdi. Babaları Salih Bey, öldükten sonra bu geleneği Nermin Hanım devam ettiriyordu. İki gelini ve torunu, oğullarından önce gelmişti köşke. Bu hafif toplu, boyalı sarı saçları, büyük ela gözleri olan sevimli kadının; hayat enerjisi hiç bitmiyordu. Torunuyla oynamak en büyük eğlencesiydi. Bir yandan Ortanca gelini Ela'dan Han'ın holdingte yaşadığı olayları dinlerken bir yandan da torunu Cem ile oynuyordu. Ela; beyaz tenli, mavi gözlü, orta boylarda güzel bir kadındı. En büyük eğlencesi ve en kötü huyu ortaktı: dedikodu. En çok da kocasıyla dedikodu yapmayı severdi. Tan, şirketten eve gelirken arayıp bir çırpıda anlatmıştı. Nur; daha ağırbaşlı, daha anaç , esmer, kahverengi gözlü oldukça alımlı ve güzeldi. Nermin Hanım'ın gelinleriyle arası oldukça iyiydi. Bir kızı olsun çok istemiş ama olmamıştı. O da gelinlerini sahip olamadığı kızlarının yerine koymuştu. Nihayet oğulları da gelince hep beraber yemek masasına oturdular. Evlatlarının sessiz oluşundan bir şeyler olduğu zaten belliydi ama ses etmedi. Bilmezlikten geldi. Özellikle Han, dalgın ve biraz da sinirli gibiydi. Evin emektarı Emine Hanım, servisi bitirip mutfağa geçince büyük bir merakla sordu: "Neler oluyor bakalım? Nedir bu sessizlik." Gözleri, önce en büyük oğlu Can'a bakmış sonrasında ortanca olan Tan'a kaymış en sonunda da Han'ın üzerinde sabitlenmişti. İçlerinden en muzip olanı Tan, annesinin sorusuna memnuniyetle cevap verdi: "Han'ın işleri işte! Kızları gücendiriyor, sonra şirkette tokat sesi bitmiyor." dedi gülerek. Annesi tuhaf tuhaf Han'a baktı. "Han, kızları tokat atacak kadar yanına yaklaştırıyor muymuş? Allerjisi var onun kızlara." dedi Nermin Hanım. Amacı oğlunu iğnelemekti. Bi türlü evlenmek için bi kız bulamamış, kendisinin önerdiklerini ise anlayıp dinlemeden reddetmişti. Herkes gülüşünce Han'ın sinirleri iyice gerilmişti. "Sırası mı şimdi anne?" diye sitem ederken abisine de " Abi ayıp olmuyor mu yengemlerin yanında?" deyip çıkıştı. Küçük yengesi Ela, merakla açılan mavi gözlerini Han'a dikti. "Kızı gerçekten tanımıyor muydun Han?" Yengesinin sorusu üzerine bakışlarını Tan'a çevirdi. 'İyice kadınlar gibi dedikoducu oldu. Ne ara karına anlattın onca şeyi. E ne demişler körle yatan şaşı kalkar. Tıpkı Ela'nın erkek versiyonu.' diye içinden saydırmaya başladı. Aklına yediği tokat gelince en sonunda sinirle konuştu; " Şeytan görsün yüzünü." Konuşmaları sessizlikle dinleyen Can, söze karıştı. "Yalnız şeytan görse o da aşık olur. Kız o kadar güzeldi." deyip Han'a göz kırptı. Can'ın; şirkette, dışarıda başka insanlarla hep mesafeli resmi bir ilişkisi varken evde esprili ve sıcak kanlıydı. Aile, onun için bu dünyadaki en kutsal kavramdı. Babasından sonra ailenin büyük oğlu olarak kardeşlerine hep örnek olmaya çalışıyordu. Karısı Nur, her zaman hayatının odak noktasıydı. Cem adında dört yaşında bir oğulları vardı. Çevrelerinde örnek aile olarak gösterilirlerdi. Han bıkkınlıkla annesine döndü. "Ya hu Nermin Hanım! Başka erkek anneleri duysa bu olayı çoktan kızı boğmanın yollarını arardı. Sen neredeyse kıza teşekkür edeceksin." Masada kısa çaplı bir gülüşme olurken Nermin Hanım, oğlunun söylediklerine oralı bile olmadı. "Bulsam alnından da öperim. Sana tokat atacak kadar yakınlaşması da büyük bir başarı." diye tekrardan iğneledi oğlunu. Ah, ölmeden önce onunda mürüvvetini görseydi başka da bi isteği yoktu zaten. Ama katır inadı vardı oğlunda. Ne zaman sorsa 'kimseye ısınamıyorum' yanıtını alıyordu. Nedense ilk defa bu kızı duymasıyla içine ümit tohumları serpilmişti. İçten içe yaradana dua etti Nermin Hanım. "Benim bildiğim Han, bunun altında kalmaz." deyip Nur da sohbete dahil olmuştu. Bir yandan konuşuyor, diğer yandan baş örtüsünü düzeltiyordu. Han yengesine hafifçe gülümsedi. "Haklısın yenge ama bu seferlik görmezden geleceğim. Çünkü bu kız istemeden de olsa bize yardım etti." Masadaki herkes meraklı bakışlarını Han'a çevirdi. "Sen, yapılan bir haksızlık karşısında sessiz kalacaksın öyle mi?" diye merakla sordu Can. Çünkü Han, asla haksızlığa göz yummazdı. Haksızlık yapan babası olsa çiğner geçerdi. "Evet. Bu kız cesaretiyle gelip karşıma dikilmeseydi..." "Ve tokat atmasaydı." diye cümlesinin ortasına daldı Tan. Han, abisine tehditkar bir bakış fırlatıp devam etti: "Kısacası haberimiz olmayacaktı." dedi Han. "Ya da haberimiz olduğu zaman dönülmez noktayı geçmiş olacaktık belki de. Hoş hangi noktada olduğumuzu henüz bilmiyoruz ama en azından uyandık." dedi. Masadakilere bakınca onların dikkatini başka bir noktaya çekmiş olmanın rahatlığıyla devam etti: "Kimler holdingin ve benim adımı kullanıp kirli işlerine alet ediyor bulalım bakalım." Can hemen otoriter kimliğine büründü. "Öncelikli işin bu olsun Han." dedi. Çünkü babasının binbir emekle kurup büyüttüğü şirketin adına leke gelsin istemiyordu. Salih Bey, çoğu iş adamının aksine mafyatik işlere bulaşmamış, kirli hesaplara girişmemişti. Sırf bu yüzden çok ihale kaybetmiş, maddi manevi bir çok zarara uğramış yine de bildiği doğru yoldan vazgeçmemişti. Çocuklarını da kendi gibi yetiştirmeye özen göstermişti. Han, başını sallamakla yetindi. Yemeğin geri kalanında ve sonraki çay faslında başka şeylerden konuşulmuştu ama Han'ın kafasında cevap bekleyen onlarca soru varken hiçbirine odaklanamamıştı. Kimdi bu adamlar ve ne istiyorlardı? Ne için Ceyhanlı gibi büyük bir holdingi karşılarına alma cesareti göstermişlerdi. Peki ya kız? Onun yönetim katına nasıl çıktığını da bilmiyordu. Gerçi tam holdingten çıkmak üzerelerdi. Salı akşamları Nermin Hanım'ı bekletmek olmazdı. Yarın ilk işi Engin'i çağırıp bu işin peşine düşmek olacaktı. Soğumuş çayından bir yudum alınca yüzünü buruşturdu. Annesine yine şu ev meselesi ni açmak istiyordu. Burada yalnız yaşamasına gönlü bir türlü el vermiyordu. "E, Nermin Hanım düşündün mü şu ev işini?" diye sordu. Nermin Hanım, bıkkınlıkla oflayıp hafif tombul bedenini yanında oturan Han'a çevirdi. "Oğlum ben bırakamam evimi. Alışkanlıklarım var benim. Her yer ailemizin hatıralarıyla dolu. Üstelik bak gün geçtikçe ailemiz genişliyor." Son cümlesini Ela'ya bakarak söyşemişti. Gelini bir aylık hamileydi. Ela, gülümseyerek karşılık verdi. Nermin Hanım konuşmasına devam etti: "Sen de illaki birini bulup evlenirsin inşallah yakın zamanda." deyince Han bıkkınlıkla gözlerini devirdi. Onun bu hareketine aldırmayan Nermin Hanım sarıya boyalı saçlarını geriye atarak konuşmasını tamamladı: "O küçük evlere sığamayız biz." "İyi ama burada yalnızsın. Bizle kalmayı istemedin bari yakın bir ev bulalım sana oraya taşın. En azından içimiz daha rahat olur." diye çıkıştı Han. "Ben evimi seviyorum Han. Halimden de memnunum." deyip konuyu kapattı Nermin Hanım. Oğullarının ısrarlarına artık sinirleniyordu. Can ve Tan artık vazgeçmişti ama Han, oldukça inatçı bir çocuktu. Her fırsatta kendini sıkıştırmayı ihmal etmiyordu. İlerleyen saatlerde herkes bir bir köşkten ayrıldı. Han, holdinge yakın dublex evlerden oluşan güvenliği iyi bir sitede oturuyordu. Eve gelince ilk işi üzerindeki takım elbiseyi çıkarmak oldu. Rahatlaması gerekiyordu. Bugün sinirleri yeterince gerilmişti. Kendisini sıcak suyun altına bıraktığında kasları gevşedi. Derin bir nefes alıp alnını soğuk fayansa dayadı. Elini istemsizce tokat yediği yanağına götürdü. Kaşlarını çattı. "Söylediğin her bir kelime için pişman olacaksın, hepsini tek tek sana yedireceğim küçük Hanım." diye seslice söylendi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE