Saçlarımda hissettiğim eller ile daha çok sarıldım yastığa. Sıcaktan bedenim iyice mayışmıştı. Yanağımda hissettiğin islaklıkla hafif gülümsedim. Burnuma buram buram deniz kokusu doldu. Yüzündeki gülümseme büyürken, gözlerimi hafif araladım. Bakış açım bulanıktı. Gözlerimi bi kaç kere kırpıştırdım. Etraf netleşirken, ilk gördüğüm bi çift çözdü. Göz bebeklerinde kendi yansımamı gördüğüm, dipsiz bir kuyu gibiydi. Kuyunun dibinde saklanan bendim. Sığındığım ise beni içine mahkum eden kuyuydu. Sığınağım oydu. Mahkumiyetim oydu. O hem ölümdü, hem yaşam. O hem içime doğan güneşti, hem beni üşüten kar. O bir yanlıştı, bir doğru. O bir beyazdı, bir siyah. O hep tarafı belli olandı. Ben ise araftım. Ben ortadaki o uzun köprüydüm. Ne beyaza koşabiliyordum. Ne siyahtan kaçabiliyordum. Öylece

