1. Bölüm
6 Mayıs 1999
"Hadi herkes yatağına çocuklar." Küçük çocuklar ışığın kapanması ile korku ile gözlerini yumdular. Ama bir kişi uyumuyordu. Pars karşı ranza da yatan küçük arkadaşına baktı. Ali her şeyden habersiz uyurken hatta uymaya çalışırken pars kalktı yattığı yataktan ve karanlık odada dolaşmaya başladı, bazı çocuklar sessizce ağlarken bazılarının uyuyor olmasına bakıyordu. Küçük adımları ile yatakhaneden çıkan pars müdüre annesini gördü. Ama yanında siyah eldiven siyah kapüşonlu biri var idi, adamı gördüğünde korkmuştu aslında ama müdüre annesi korkan gözlerle bakıyordu, bir şeyler diyordu ama siyahlı adam dinlemiyordu. Korkan Pars'ın aklına küçük dostu geldi. Gidip gitmeme konusunda kararsız kalırken müdüre annesi ve siyahlı adam çoktan girmişti yatakhaneye. Olduğu yerden korku ile bakıyordu, birden çığlıklar atan çocukların sesi doldu küçük çocuğun kulağına ve korkudan merdivenin alt kısmında ki yere iyice sindi ve göz yaşları akıyordu. Ne oluyor bilmiyordu ama iyi şeyler olmuyordu o kesindi. Çok uzun sürmüştü ve o çığlıklar hiç durmamıştı işin garip tarafı ise kimse bu çığlıkları duymuyor veyahut da duymamazlıktan geliyordu. Pars olduğu yerden o sesleri dinlerken ne kadar sürdü bilmiyordu. Ve o siyahlı adam ellerinde eldiven ile çıktı dışarı. Ardından müdüre annesi de çıkıp gitti ağlıyordu bir süre daha bekleyen pars altındaki ıslaklık ile yatakhaneye ufak ufak adımlarla ve korkarak girdi. Gördükleri karşısında küçük bedeni korku ile çığlık atmasına sebep olacaktı ki sustu. Aliye baktı Ali üstü başı kan içinde yatıyor du.
" Ali sana ne oldu " dedi. Pars üzerinde ki eski yatak pijamasının kollarını çekiştirerek Ali'nin yüzündeki kanı silmeye çalışıyor, herkes cansız bir şekilde yatıyordu. Pars gördüklerini idrak edemiyor göz yaşlarını Ali'nin yüzüne bırakıyordu.
" Pa pars bilmiyorum. Beni kurtar ne olur " derken gözlerini yumdu ve sonsuzluğa uğurlandı küçük çocuk, küçük çocuk ise ne olduğunu bilmiyordu ama herkesin cansız bedenine bakarak ağlıyordu. Işığın ulaşmadığı karanlık yerde bir ağlama sesi geliyordu. Hıçkırıklarını dizginlemeye çalışan pars korkarak ağlama sesinin yanına sürünerek gitti. Çünkü yürüyecek hali yoktu, 3 çocuk vardı demir dolabın ardında 3 kişi de korkarak ağlıyorlardı.
" Ne oldu burada " dedi yine pars kimseden ses çıkmıyordu. Nasıl çıksındı ki zaten, küçük çocuklar canice katledilmiş ti.
Sabaha doğru 4 çocuk o demir dolabın ardında oturuyorlardı. Kimseden ses çıkmıyor ve konuşmuyorlardı. Sabah olunca temizlikçiler normal bir şey gibi küçük cesetleri götürdü. Biri ağlıyordu sadece ama tek bir kadın oda çok sevdikleri pamuk teyzeleri. Diğerleri titizlik yapıyordu işlerini pars bu yüzleri aklına kazıdı.
"Hadi gidelim buradan " dedi birden. 2 si kız 2 erkek olan çocuklar kafa salladı ama nereye gideceklerdi? Temizlikçiler işlerini bitirip çarşafları değiştireceklerdi gözden kayıp olmuşlar dı pars etrafına bakındı kimse yoktu. Ve her yer açılmıştı hava alması için kan kokusundan arınması için her yere kimyasal temizlik malzemeleri dökülmüştü sanki o 15 küçük bedenin kalıntılarını temizliyorlardı, çocuklar korku ile çıkmaya çalışıyorlardı. Kimse yoktu etraf ta, el ele tutuşup önde pars olmak üzere bakındılar her yere, etraf sakindi ve arka tarafta olan. Her daim kilitli olan kapıya doğru ilerlediler.
" Pars burası her zaman kilitli oluyor " diyen Serkan'a bir şey demedi pars ardından ise Helin konuştu.
" pars nere gideceğiz" dedi ama pars' tan yine ses yoktu.
" Sadece biraz sessiz olun!" diye kısık bir sesle konuşan küçük çocuk çok sessiz bir şekilde ilerledi. Elini tuttuğu küçük sarı saçları olan ve bukle bukle omuzlarına dökülen yeşil gözlü şimale baktı. Şimal korkuyordu ama diğerlerinden biraz daha yürekli duruyordu. Küçük bedenler siyah yarı yarıya boyası dökülmüş siyah kapının önüne geldiklerinde hafif aralıklı olan kapıya bakıp gülümsediler. Ve oradan hızla uzaklaşırken pars ardını döndü. Pamuk teyzeleri artıların da kalan demir korkulukları olan pencereden göz yaşlarını siliyordu.
Pars geçirdi içinden. "burayı hiç unutma pars senin dostunu canice öldürdü bu yetimhane"
Küçük çocuklar el ele tutuşarak kaçıyorlardı nereye gittiklerini bilmeden. Sadece uzaklaşmak istiyorlardı bu cehennem den. Helin küçük elini kalbinin üzerine koydu ve durdu, onun durması ile 3 küçük çocuk ta duraksadı ve Serkan Helin'e çevirdi bakışlarını.
" Ne oldu Helin " küçük siyah gözleri açılmış korku ile bakıyordu etrafa. Küçük kız nefes nefese kalmış bir şekilde büyük bir nefes çekti içine ve konuştu
" Serkan çok yoruldum" deyince şimal yanında duran Parsa baktı.
" Evet pars dinlenelim birazcık çok yoruldum " deyince pars tamam anlamında kafa salladı. Kaldırıma oturan 4 küçük beden gelip geçenlerin bakmasına hatta dilenci sanıp bir önlerine bir kaç Türk lirası atmalarına sebep olmuş tu. Aslında iyi olmuştu bu para çünkü karınlarını doyuracak hiç bir şeyleri yoktu biraz para toplayıp kızlar şaşkınca bakarken pars paraları cebine koydu. Hep birlikte yine kalkıp başladılar yürümeye, küçük bedenler ilk kez dışarıya çıkmış ve bu yabancı ortamdan korkuyorlardı. Ne yapacaklarını bilmiyorlar, nerede kalacaklar ne yapacaklar hiç bilmiyorlardı. Herkes tuhaf bir bakış atıyor bazıları acıyan gözlerle bakıyor bazı kişiler ise tiksinme ile bakıyordu. Küçük çocuktan kim tiksinirdi ki ama yapıyorlardı işte kimseye aldırış etmeden bilmedikleri bu kalabalık şehirde yürüyorlardı. Acıktıkları için pars gidip 4 simit almış ve gelmiş bir bankta oturup yemişlerdi. Hâlâ korkuyorlar kimse o konu hakkında konuşmuyor ama gözlerinde ki korku her şeyi anlatıyordu.
" Neden " dedi Şimal ağlar gözlerle küçük bedeni dayanamamıştı. Ardından ise Helin de ağladı. Damla damla süzülen göz yaşları ile uğurladılar küçük dostlarını sonsuzluğa
" Bizim ne suçumuz var di. Biz kime ne yaptık Pars Serkan " diyen Helin eğdi kafasını yere dizlerine akan göz yaşları ile iki küçük kız sarıldı birbirlerine Serkan ve Parsa güçlü durmaya çalışırken bu çok zordu. Sarıldılar birbirlerine sustular ama hepsi içten içe ağlıyordu.
" Size söz veriyorum hiç birbirimizden ayrılmayacağız" diyen Pars'ın devamında Serkan konuştu.
" Ben de söz veriyorum hiç bir zaman sizden ayrılmayacağız" derken elini küçük çocukların önlerine doğru uzattı
" Her zaman koruyalım bir birimizi " diyen Helin Serkan'ın elinin üzerine koydu elini ve Şimal de konuştu.
" Hep yan yana " dedi ve tereddüt etmeden oda koydu elini. Pars gülümsedi ve " Hep dost olacağımıza " dedi ve 4 küçük beden bilmedikleri şehirde hep yan yana kalmaya söz verdiler. Akşam oluyordu ve nerde kalacaklarını bilmiyorlardı, hâlâ o bankta oturuyorlar yakıcı sıcak etkisini bile kayıp etmeye başlıyordu. Hafif bir esinti çocukların hafif üşümelerine neden olurken daha sıkı sarılıyorlardı.
Çocuk bedenleri ne yaşadıklarını unutturuyor ne de konuşmalarını sağlıyordu iç hesaptı bu suskunlukları. Pars aniden vücudunu çocuklara çevirdi.
" Biz hiç kötü olmayalım" dedi. Yine bir damla döküldü zemine, bu çocuklara bu tramvayı yaşatan insanlar nasıl mutlu olacaktı. Küçük bedenler 1 günde sanki yetişkin bir insana dönmüşlerdi. Çocuk olamadan yetişkin olmuşlardı.
İkinci gün çocuklar böyle dışarıda kalmak istemiyorlardı. Sabaha doğru çok üşümüsler ve gerçekten bank çok yormuştu. Gözleri uyku ile açılmamak için zorlarken, kalktılar sabahın 8 de ve yürümeye baslardilar. Yine el ele tutuşmuş yürüyorlardı. Herkes bir koşuşturma içerisinde idi.
" Bu insanlar nereye gidiyor " diyen Helin şaşkınca bakıyordu etrafina.
" Bilmiyorum ki Şimal " diyen Pars'ta şaşkındı. Bilmiyorlardı bu insanlar ne yapar nereye gider, çocuklar sadece oyun bilirdi ama oynayacak bir alan bırakmamışlardı küçücük yüreklerine korkuyu salmışlardı. Yazıktı günahtı ama bir kere olmuştu bu vahim olay
" Pars bugün bir yer bulsak olmaz mı " diyen Helin hâlâ üşüyor gibi bir hâli vardı.
" Bulacağız bugün " diyen Serkan umutla baktı Pars'a, Ne diyeceğini bilemedi çocuk. Pars iki yaşta olsa büyüktü bu çocuklardan ve abilik yapacaktı, umutla gülümsedi hepsinin kendine bakmasını sağladı.
" Bir yer bulacağız bugün" dedi ve yırtılmış olan pijamasina baktı. Eskimiş olan pijama da hafif yırtıklar vardı ama idare ederdi onu. Pars bulundukları konumu bilmiyordu sağına soluna bakıyordu ama ne yapması gerektiğini bilmiyor küçük bedeni korku ile titriyor ama yanında olan çocuklar da belli etmek istemiyordu. Acıkmışlardı bugün yoldan geçenlerin verdiği paralardan bir kaç tl kaldığını bildiği için pars yine Semih, şimal ve helin'e simit aldı. Çok acıkmış olsa bile parası olmadığı için çocuklara baktı ve elinde ki simitleri uzattı, kimsede merhamet kırıntısı dahil birşey kalmamıştı çocuklar simitlerini yerken pars hep görmek istediği denize baktı. Karnı gurul gurul ediyordu ama elleri ile karnına baskı uyguladı sanki açlığı geçecek gibi. Şimal yanına geldi böldüğü simiti uzattı Pars'a, pars ise tek kaşını kaldırmış bakıyordu.
" Bu ney şimal " dedi yutkunurken. Şimal tekrar al dercesine uzattı elindeki simiti ve konuşmaya başladı.
" Ne olacak pars simitt sen yemedin " dedi .
" Hayır ben aç değilim şimal "
" Ye dedim pars " diyerek uzattı tekrar bu kez pars daha fazla dayanamadı ve aldı küçük kızın elinde ki simiti ve koca bir ısırık aldı. Güneş iyice tepelerine gelmiş ve bu kez susuzluk devir almış tı bedenlerini
" Hadi kalkın kalacak bir yer bulalım " diyen Pars'a tamam diyen Serkan ayağa kalktı helin'e elini uzattı Helin hemen elini tuttu şimal de Pars'ın elini tuttu ve yürümeye başladılar. Kalabalık olan şehir gerçekten çok bunaltıcı idi bir kaç kişi yine çocukları dilenci sanıp para vermişlerdi. Pars para kazanmak için bunun gerekli olduğunu anladı ve bundan sonra yapacakları iş dilencilik ti. Çok yürüdüler ve yıkık dökük bir harabe ev buldular ellerindeki küçük torba ile buldukları barakaya girdiler bir tarafı yıkılmış olan evin her yeri pislik içinde idi. Dıştan yıkık dökük olan ev de eşyalar da vardı, pars kistigi gözleri ile eve baktı.
" Artık burada kalabiliriz sanırım " dedi ve küçük çitlerden yapılmış kapıyı açtılar küçük çocuklarda korku var dı ama Pars'a çok güveniyorlar dı. İçeri girdikleri zaman ev de eski eşyalar perdeler sapsarı olmuş duvarlarda yazılar vardı her yer toz içinde ve örümcek ağı sarkıyordu duvarlarda. Helin sağına soluna bakarak
" PA pars burada mı kalacağız " dedi ela gözlerini koca koca açarak
" Evet Helin yine dışarıda mi kalsaydık" diyerek karşılık verdi.
" Şey o zaman pamuk teyzeler gibi buraları temizlememiz gerek " diyerek yine konuştu Helin, şimal kafa salladı.
" Evet Helin ama ben nasıl yapılacağını bilmiyorum" dedi şimal
" Biz biliyoruz demi pars yaparız " diyen Serkan devamlı düzenli olmayı severdi. 4 yaşlarında yatağını düzenlenemediği için çok kötü dayak yemişti yurt görevlisinden ve o günden sonra hep yatağını düzenli tutuyordu ve temizlik yapmayı biliyordu.
" Ama su felan yok " diyen Pars'ın yüzü düştü aniden kapı açıldı ve içeri tombiş saçları yarı yarıya dökülmüş elinde bastonlu bir adam girdi.
" Hayırdır çocuklar siz kimsiniz " dedi. Çocuklar birbirlerine döndü Pars dudaklarını ıslattı ve karşısında duran amcaya baktı.
" Şey amca biz buraya taşındık ta " diyicerdi. Adam inanmamış gibi bakmaya devam etti.
" Haldun beyler siz 4 küçük çocuğamı verdi " dedi inanmayarak.
" Şey evet amca isterseniz arayın haldun beyi, biz babamızı kayıp ettik annemiz de gelecek ama biz önden geldik. Buraları öğrenmemiz için amca " diye konuştuğu zaman yaşlı adam anlayışla kafa salladı sağa sola baktı etraf bir harebe idi ve bu çocuklar nasıl duracaklar diye düşündü aslında çocukların bir yerden kaçtığını anlamıştı ama ses etmedi. Alttan alttan girer çocukların ağzından laf alırdı ama şimdi bu çocuklara birşeyler getirmesi lazım dı.
" Tamam bakalım çocuklar ben şimdi gideyim hanim birşeyler yapmıştı getirelim de karnınızı doyurun " dedi gülümseyerek. Ama Pars'ın kimseye guvenci olmadığı için çattı kaşlarını
" Biz birşeyler aldık getirmenize gerek yok " dedi.
" Evladım kızma, ben geliyorum şimdi " diyerek yavaş yavaş bastonuna tutunarak ilerledi. Çocuklar ise etraftaki çöpleri topladı pars buldukları poşetlere çöpleri topluyor kızlar ise saclarini toplamış buldukları eski ot süpürgesi ile evi süpürmeye çalışıyorlardı. Yeni 5 yaşlarında olan bu çocuklar ne bilirdi ev temizliği yapmayı ki. Ama yine de yaptıkları iş hoşlarına gitmişti yaşlı amca evde biraz fazla onaylanmıştı çocuklar gelmeyecek lerini sandılar ama kapı çaldı birden pars kalktı yerinden bir yere çarpmamak için yavaş yavaş ilerledi yavaşça açtı kapıyı amca ve yanında bir kadın vardı. Karanlıkta pek göremiyordu ama sokak lambasının vurduğu ışıkla görmüştü beyaz saçlı kadını.
" Evladım bak size iki battaniye ve yiyecek getirdik, şimdi bir tanede döşek getirecek komşumuz" dediler ve içeri girdiler.
" Hoş geldiniz çocuklar " diyen kadında içeri geçti.
" Bey yarın elektirik ve suyu Murtazaya söylede açsınlar " dedi sevgi ile çıkan sözleri ile
" Tamam hanım zaten aklımda " dedi gülümseyerek.
Başka bir kadın da geldi o onlara bakarak biraz daha soğuk davranmıştı ve döşeği atıp gitmişti.
" Çok teşekkür ederiz amca teyze " dedi çocuklar hep bir ağızdan
" Ne demek evlatlarım hadi siz yemeğinizi yiyin uyuyun hayırlı geceler"
" Hayırlı geceler çocuklar " diyip çıktılar karı koca aslında gelin bu gecelik bizde kalın demişler di ama çocuklar hayır demiş ve red etmişlerdi yaşlı çiftte zorlamamışlardı. Çocuklar hemen gelen makarna ve mercimek çorbasını ekmekle yediler. Kenara bırakarak gelen döşeğe geçtiler, iki tane olan battaniyenin birini erkekler üzerlerine alırken diğer battaniyeyi ise kızlar almış ve birbirlerine sarılıp uykuya geçmişlerdi, zira bugün çok yorulmuşlar dı.
Sabah olduğunda hâlâ uyuyan çocuklardan ilk kalkan Helin olmuştu. Etrafına bakındı bu ev gerçekten harabe idi.
" Hadi kalkın çocuklar evimizi düzene koyalım " dedi artık çok iyi biliyorlardı ki hiç biri küçük çocuk değildi. Çocuklar zorla kalktılar ve eve baktılar dün sanki yıkılmış gibi görünüyor du alev ama öyle değilmiş ev sadece iyi bir temizlik istiyor du.
Yaşlı amca da dediğini yapmış ve suyu ve elektiriği açtırmış ismini bilmedikleri gençten biri evin temizliğine yardım ediyor du. Mahalleli kim bunlar diye bakıyorlardı çocuklara
İsminin Mahmut ve Hacer olduğunu öğrenen çocuklar sevmişti bu çifti sanki kendi çocukları gibi davranıyor du.
" Helin kızım bak şuraya bir bez sür kızım " derken orta yaşlı kadın gülümsedi
" Anne ben yaparım " dedi ve elinde ki temizlik malzemesi ile sildi dolapların içini. Akşam oldugunda gerçekten herkes çok yorgundu
" Anne ev pırıl pırıl oldu cam pencere de yenilendi haldun bey sayesinde hatta demiş ki eski eşyalar var onları da getirin de eve yerleştirin demiş " dedi kadın küçük çocuklara bakıp gülerken.
Hacer teyze ve Mahmut amcanın kızı Selda ve aynı zamanda doktormuş birde erkek oğlu varmış oda polismiş çocuklara Hacer teyzeleri anlatmış tı pars kafası yerde öylece duruyor du.
" Şey Selda abla bana bir iş bulabilirmisin" dedi Seldanın içi acımıştı bu çocuklara ne olduğunu bilmiyordu ama öğrenecekti yada bir yurt bulması lazım dı ne yapardı bu çocuklar annesiz ve babasız.
" Sen çok küçüksün yavrucuğum ne işi hem sizin okulunuz yokmu " dedi
" Şimal, Helin ve Serkan gitsin okula ben çalışacağım " derken Serkan ters ters baktı ve konuştu.
" Bende çalışacağım pars ne okulu " diyen serkan da elini omzuna attı Pars'ın ama Selda aklına bir fikir gelmiş gibi gülümsedi.
" Tamam ben size bir iş bulacağım, ama sizde yine okula gideceksiniz babamın küçük bir kırtasiye dükkanı var babam kendine yardımcı arıyordu. Siz okuldan geldikten sonra oraya gidip çalışır kızlar da evde temizlik yapıp derslerini çalışır olmazmi " dedi çocuklar baktı birbirine bu fikir cazip gelmişti hepsine ama gülümsediler ve kafa salladılar. Selda sevinmişti çünkü çok küçük ve savunmasız bir haldeler di. Akşama doğru Mahmut amcaları bir kamyon ile evlerinin önünde durmuştu yine o güzel gülümsemesi ile ışıkları yanan eve baktı aslında çocukları hiç burada koymak istemiyordu ama çocuklar çok inatçı idi. Oğlu Mustafa'ya çocukları araştırması konusunda ricada bulunmuştu Mustafa da tamam demişti öğrenecekti kim bu çocuklar nerden geldiler veyahutta evden mi kaçtılar, aslında Mahmut bey o günün sabahında çocukları polise götürecekti ama Selda çocukları görmek istemişti konuşmak istemişti birşeyler sakladıkları belli idi ama alışmaları gerek ve Mustafanin bir sonuçla gelmesi lazım di.
" Çocuklar eviniz ne güzel olmuş böyle " diyen Mahmut amca Şimal'in saçlarını okşadı Helin de geldi Mahmut amcasının yanına ona öyle bir bakmıştı ki sevgi istediği çok belli idi yüreğine işlemişti o bakışlar, aslında çocuklar hep sevgiye muhtaçtı Mahmut amca ayakbilarini çıkardı ve içeri geçti gerçekten iyi iş çıkarmış tı kızı
" Çocuklar gelin şöyle bir konuşalım bakalım " diyip geçtiler bu sırada kamyon dan inen ikinci el eşyalar teker teker yerleştiriyorlardı. İki koltuk, halı, küçük bir TV ve TV ünitesi, bardak, tabak, tencere kahvaltılik malzemeler derken ev dolu dolu olmuş tu.
Saat 21 olmuş herkesin işi bitmiş Pars'ın taktiği perde ile ev ev olmuştu resmen. Mahmut amca hâlâ oturuyordu Serkan ise yeni gelen kıyafetleri kızlar la yerleştiriyordu.
" Evet toplanın bakalım çocuklar " diyen Hacer teyzeleri Mahmut beyin yanına geçmiş oturmuş Selda ablaları da tekli berjere oturmuş tu.
" Çocuklar siz kimsiniz nerden geldiniz ailenizden mi kactiniz " dedi Mahmut amca tek bir nefeste çocuklar Pars'a baktı
" Yalan yok çocuklar yalan çok kötü birşey " dedi Hacer teyzeleri, pars kafasını yere eğdi. Herşeyi anlatamazdı bu çok kötü birşey di
" Bi biz yurttan kaçtık, çünkü bize çok kötü davranıyorlar dı" dedi pars anlamıştı Mahmut beyin ailesi zaten.
" Ne gibi kötü davranış pars'cım " diyen Selda konuyu iyice araştırmaya niyetli idi.
" Selda abla bizim yani şey bizi dövdüler müdüre anne bizim arkadaşlarımıza çok kötü davrandı bazıları öldü" diyen şimale bakan Seldanın anne ve babasının türleri diken diken oldu.
" Doğrumu bu " dedi
" Evet Selda abla doğru bizde kaçtık " diyen de Helin di, çocuklar ağlarken Selda çocukları kendisine çekti ve sarıldı. Hepsini öptü tek tek ve bu konuyu araştırmak için kendine söz verdi.
1 ay sonra...
Çocuklar artık mahallelerine iyice alışmış ve Selda ablalari Mahmut amcalarınin yardımları ile okula yazılmışlar ve mavi önlükleri ile çok güzel olmuştu çocuklar, Mustafa çocuklara bayılmış hatta serkana sen polis ol diyip onu polisliğe teşvik ediyordu. Hacer teyzeleri günlük yaptığı yemekten bir kap veriyor du pars ve Serkan okuldan sonra kırtasiye dükkanında çalışıyor ve bir kaç kuruş birşeyler veriyor du elektrik faturasını ve su faturasını Selda ödüyor mahalleli aslında çocukları sevmemişti hepsi nerden geldikleri belli olmayan çocuklara ters ters bakıyor ve olur olmaz laflar söylüyor du ama çocukların yapacak birşeyleri yoktu. Kızlar okuldan geldiklerinde evlerini yine ot süpürgesi ile temizliyorlardı akşamdan kalan bulaşığı da Helin ayaklarının altına aldığı sandalyede bulaşıkları yıkıyor du. Üstü başı ıslanmış olan Helin hemen üzerini değiştirdi ve Ilgaz öğretmeninin verdiği ödevleri yapıyordu. Şimal ise bir göz odanın temizliğini bitirmiş ve hemen o da ödevlerinin başına geçmişti, ne okulda sevilmişler di ne mahallede ama tesadüf buya 4 çocuğun dersleri çok iyiydi çalışmak zorunda olduklarını pars devamlı söylüyor ve başarısız olursak yenilmeye mahkumuz diyordu iki kız yaşları küçük olduğu için pars'ın bu dediklerini pek te anlamıyorlardı ama biliyorlardı onların yanında pars ve Serkan dan başkası da yoktu.
Günler hızla geçiyor yaz bitiyor du yavaş yavaş çocuklar artık iyice bu düzene alışmıştı, mahalleli bile biraz biraz düzelmiş ama çocukların akılları hâlâ yurtta idi, bazen gizli gizli ağlıyorlar hâlâ o görüntüleri unutamadikları için herşeyden ve herkesten korkuyorlardı. Pars ise içten içe bu kötülüğü yapan kişilerden intikam alacağı günü beklerken bir yandan da kızlara birşey hissettirmek istemiyordu. Serkan ve Pars devamlı bu konu hakkında konuşuyor ama bir sonuca varamiyordu.
" Pars bizi neden kimse sevmiyor biz bu insanlara ne yapmış olabiliriz ki " diyen Serkan gerçekten üzülüyordu.
" Bilmem ki Serkan " diyen pars'ta bu durumdan gerçekten çok sıkılmıştı, en basiti çocuklar top oynarken yanlarına gidiyorlar çocuklar dalga geçiyor ağıza alınmayacak laflar ediyorlardı
" Bizim suçumuz başımızda bir anne ve baba olmaması " dedi Serkan. Aslında pars devamlı çocukları motive ediyor kendinden ödün vererek çocukların mutlu olmasını istiyordu lakin küçük bedeni dayanmıyordu.
" Bırak onları ve herkesi Serkan biz büyüyeceğiz ve meslek sahibi birileri olduğumuz zaman bu yaşananları küçük kalp kırıkları ile hatırlayıp yolumuza devam edeceğiz" dedi Mahmut amcaları bu iki küçük adamların konuştuklarına kulak misafiri oldu ama yine çocukların hayata kırgınlıkları dillerinde idi. Aslında çoktan herşeyi oğlu Mustafa sayesinde öğrenmiş ve o yurdu başlarına bu kötülüğü yapan kişilerin başına yıkmak için tanıdıkları kişilerden yardım istemeye başlamış Mustafa da elle tutulur bir delil bulmaya çalışıyordu.