Bulutlar aniden kararmış, yağmur havası şehre kendini göstermişti. Çalılıklara yapışmış kırağılar aydınlanmış, tuzlu gölete bulutların hükümdarlığı kurulmuştu. Ağaçların ters yansıması bir suluboya tabloyu andırıyordu. Rahip göletin kenarında duasını okurken, yine gözlerini kapatmıştı. "Bugünümüz bugünümüzdür. Yapacağımız her hamle, atacağımız her adım Tanrı yolundadır," diye mırıldandı. Ritmik bir şekilde bu söylediklerini üç kez tekrar etti.
O zaman dikkatini çalılıklardaki adım sesleri çekti. Boynundan kanlı bandaj sarkan, bir seksen boylarındaki adam çimenlikle bağdaş kurmuş rahibin yanına doğru ilerledi. "Dualarınız rahip, ne tedirgin edici."
"Dua insanı rahatlatır çocuğum, Tanrı'ya sırları açmak insanı hafifletir."
"Tanrı için sır diye bir şey yoktur," dedi adam rahibin karşısına geçip çömelirken. "Nasıl olur da onca şey bilmenize rağmen bunu bilmezsiniz?"
"Tanrıya sevgini nasıl gösteriyorsun çocuğum?"
"İnsanların aklını kullanmasını sağlayarak. Sevgili rahip, bugün ihanete uğradım. Bu bana çok merak ettiğim bir sorunun cevabını verdi."
"Nedir o?"
"Sonuna kadar gözetmene inanan Petro ihanet etti bana. İnsanlar görünmeyene daima itaat ediyormuş. Artık bundan emin oldum. Tanrı da görünmezdir sevgili rahip. Bu yüzden insanlar sık sık onu unutur. Olaylara müdahil olamayacağını düşünür. Oysa bu gerçek olmaktan çok ama çok uzaktır."
"Doğru konuşuyorsun ama yanlışı yapıyorsun çocuğum."
"Yanlışı siz nereden bileceksiniz ki rahip? Sevgili yardımcım. Nasıl bilebilirsiniz Tanrı'nın neyden hoşnut olacağını?"
"Tanrı bunları İncil'de belirtmiştir," diye sakin bir sesle konuştu Rahip.
"Ama nasıl uygulanacaklarını kim bilebilir rahibim?"
"Onu da göstermiştir."
"Ama her insan farklıdır."
"Çocuğum Rio, uslu bir insan olmadıkça tanrı sana yardım etmeyecektir. İnsanların akıllarını sarhoş ettikleri o yerde," telaffuz etmekten kaçındı. "Onlara çivi desenlerinden bir patlayıcı kurduğunu biliyorum. Hepsi akıllarını kullansın istiyorsan onlara bir ipucu vermelisin."
"Korkarım ki Petro onlara bir ipucu verdi babacığım," dedi Rio başını eğerek. Teslimiyetle yerdeki çimlere, sonra başını ağır ağır kaldırıp gökyüzüne baktı. "Yağmur yağacak. İnsanlar yine kaçarken onlara bir ipucu vereceğim."
"Neyden kaçıyorlar çocuğum?"
"Tanrı'dan."
"Onlar yağmurdan kaçıyor Rio."
"Hayır, Tanrı'dan. Tanrı'yı sevselerdi onun verdiğinden kaçarlar mıydı?"
"Hastalıktan kaçılamaz doğru ama bilerek hasta da olunmaz," dedi rahip o çok bilge tavrıyla. Sakalları o kadar beyazdı ki yerdeki çoktan erimiş kar tabakalarından bir farkı yoktu. "Hadi, onlara bir ipucu ver. Belki Tanrı sana yardım eder."
"İpucu mu? Ama çok fazla ipucu verdim. İnsanoğlu sorularıma cevap veremiyor."
"Çünkü sadece sen biliyorsun o soruların cevaplarını. Neden onlara açık olmuyorsun Rio? Neden onları doğru yola sokmak için sabırlı ve samimi değilsin?" Rio'nun bakışları yumuşadı. O sertlik, simsiyah gözlerindeki ağırlık kalktı. Vücudundan bir ürperti geçti. "Babacığım, onları doğru yola sokmak mümkün değildir."
"Bu şeytanın düşüncesidir oğlum."
"Hayır, bu gözetmenin düşüncesi. Onlar gözetlenmelidir." Bakışları yeniden öfke timsaline döndü. "Onlara gerekecek tek şey onlarla biraz eğlenmektir. Koyuverdiğinde hep yanlış yola giderler. Onlar doğru yolu bulamaz."
"Bu tanrıyı inkâr etmektir."
"Hayır, tanrının varlığını kanıtlamaktır babacığım."
"Peki çocuğum, Tanrının seni cezalandırmasına hazır ol. Tek gözetmen tanrıdır. Ondan başka gözetmen yoktur."
"Ben de zaten bunu savunuyorum babacığım. Gözetmeni kimse göremez. Ama Carrot Pie'yi görebilirler." Ayağa kalktı ve haç çıkardı. Rahibin gözleri hafifçe aralandığında, Rio başını gökyüzüne kaldırdı ve yağmurun ansızın başlayan şölenine teslim oldu. "Onlara bir ipucu vereceğim."
***
İnsanları şaşırtan, tüyleri diken diken bir açıklama daha. Carrot Pie aklı sıra tüm polislerle alay etti ve İncil'den bir ayet okudu. Ardından yaptığı açıklama kanımızı dondurdu. "Gözetmene kaçınız inanıyorsunuz? Hepiniz inanmalısınız. Gözetmen her yerdedir. Sizi görür. Geçmişi ve geleceği bilir. Ya sizler onu kontrol etmeye çalışarak nereye varacaksınız? Neden yağmurdan kaçıyorsunuz? Ah, bir bakıyorum da çivilerin altındaki gizemi çözmekten acizsiniz. Size acımaktan bir an bile alıkoyamıyorum kendimi. Size acıyorum, tüm kalbimle. Tüm vicdanımla. Neden bulamıyorsunuz? Neden hiç aklınızı kullanmıyorsunuz? Neden bu kadar aptalsınız? Oysa gözetmen sizi zeki olarak görmek ister. Onu her seferinde hâyâl kırıklığına uğratıyorsunuz. Beni yakalamak için daha ne gerekiyor? Elinizde gerekli her şey var, tek bir şey hariç. Onun cevabı da şu soruda gizli? Bahçıvan ölmüş çiçeklerini günde kaç defa sulamalıdır? Cevapları bana canlı olarak göndermeniz için 1 saatiniz var."
Kim elini alnına attı. Melisa Riot'un alnında parlayan ter benimkinden farksızdı. Bir anda ellerimin kayganlaştığını fark ettim. Dizlerim tutmuyordu, koltuğa kalçamı bırakıp birkaç dakika öylece kaldım. "İyi misin?" Kim bu halimi fark ederek sordu. Başımı zorlukla salladım. "Evet."
"Bir şey mi geldi aklına?" Yüzümü analiz etti. Melisa Hanım telefon görüşmesi yapmak için hızla dışarı çıktı. İzleme odasında Petro King'i seyrediyordum. Bir anda midem ağzıma geldiğinde öğürerek elimi ağzıma kapattım ve hızla dışarı çıkıp lavaboya doğru koştum. Arkamda Kim'in adımlarını hissediyordum.
İçimdekileri boşalttıktan sonra ellerimi yıkadım ve ağzımdaki tadı gidermek için birkaç kez su ile çalkaladım. Aynadaki görüntüme baktım ama kendimi değil de annemi görüyordum. "Çocuğum, bir bahçıvan ölü çiçeklerini günde kaç kez sulamalıdır?" Aynada parlayan görüntüsünün altında beyaz uzun kıyafetini görür gibi oldum.
Bir anda başındaki siyah şapkayı çıkardı, erkek sesi kayboldu. Rahip kıyafetinin altından bir kadın çıktı. "Çocuğum, tanrı seni kurtarsın." Gözlerimin önünden geçen sahnelerin arasında nefes nefese aynaya baktım.
"Anne, kaç defa sulamalıdır?"
"Cevabı bulamıyor musun çocuğum? Rio hepsinin yanıtını biliyor." Gözlerimin önünden karartılar art arda geçiyordu. Gözlerimde simsiyah bakışlarıyla o sürekli resimler yapan çocuk belirdi. İfadesiz yüzü gitgide manidar bir hâl alırken gözlerimin önünde büyüyüp önce on yedi yaşlarına sonra yirmi, sonra yirmi beş, ardından otuz yaşlarına geldi. Kafamda bir şema çizilmişti. "Cevabı bilmiyor musun abla?"
"Hayır," dedim titreyerek.
"Bilmek istiyor musun çocuğum? Rio sana anlatır."
"Lütfen," dedim ellerimi çenemde birleştirerek.
"Bir bahçıvan ölü çiçeklerini günde..."
"Evet Rio, ne olur bana cevabı söyle."
"Merak mı ediyorsun bana mı öyle geliyor?" dedi gözlerimin önüne gelen yansıması. Annem hilal asasını göğsüme yasladı ve onu hafif bir baskı uyandıracak şekilde göğüs kafesime ittirdi. "Nasıl da zavallı bir çocuk?"
Kapının çalınmasıyla hâyâl dünyasından uyandım. Kim'in sesini duydum. "İyi misin? Neler oluyor?" Hemen yüzüme sonuna kadar açtığım musluktan su çarparak ellerimi peçeteyle kurulayıp dışarı çıktım. Kapıda tedirgin bir tavırla beni inceliyordu. "Ne yapıyordun içeride? Kendi kendinle konuşuyordun?" dedi gergince.
"Bir şey hatırladım," dedim korkuyla.
"Ne?" dedi epey kısık bir sesle. Donup kaldım. "Dephi, ne hatırladın?"
İsmimi duymamla tekrar irkildim. Alnımdan boşanan terleri hissettim. "Annem daha önceden rahibelik yapmıştı."
"Nasıl yani?"
"Tek bildiğim evde bize uzun metinler okuduğu ve mumlar yaktığı."
Anlamaya çalışır gibi başını salladı.
"Rio yaramazlık yaptığında, o çocuğun yüzünü sık görmezdim, onu rahibe götürmek isterdi. Uzun kıyafetlerini giyinir, asasını eline alır, evimizin o zamanlarda çok yakınlarındaki bir adama götürürdü. Rahibin top sakalını hatırlıyorum ve bir şey daha. Gözlerini açmazdı, hep sımsıkı yumardı. Sadece bazen açar, dünyayı, karşısındakini görürdü. Rio daha kötü yaramazlıklar yapmaya başladığında annem onu rahibin yanına koydu. Az zaman sonra o vefat ettikten sonra da Rio sokakta kaldı. Belki de... Rahip ona sahip çıkmıştır."
"Rahibi hatırlıyor musun? O zamanlarda kaç yaşlarındaydı?"
"Kırk sekiz diye duymuştum. Ben on üç yaşlarındaydım."
"Şimdi 67, 70 yaşlarında olmalı. Belki ölmüştür ama yaşıyorsa. Onun yüzü hâlâ aklımda."
"Su ister misin?"
"Lütfen." Söylediğini biraz geç anladım.
"Bekle," dedi ve kafeteryaya gittiğini tahmin ettim. Birkaç dakika ben düşüncelere dalmışken geri döndü ve bir şişe suyu kapağını açarak uzattı. Uzattığı şişeyi alarak bir yudum su içtim. Sonra bir yudum daha. Parmaklarımda güç kalmamıştı. Şişeyi kapatıp ayaklarımın dibine koydum. "Sağol."
Başını salladı. "Başka bir şey biliyor musun?"
"Rio tüm bilmeceleri annemden öğrendi," dedim net bir sesle. Bunca zaman belki de bilmeceleri annemin ağzında hâyâl etmiyor, onun söylediklerini anımsıyordum. Bazen bir travma, unutmak istediğimiz şeyler bu şekilde sonuçlanırdı. "Son sorduğu soru da dahil."
"Ya cevap, cevabı hatırlıyor musun?" dedi önümde eğilerek. Dalgın bakışlarımı yakalamaya çalıştı. "Zihnini topla, konsantre ol." Gözlerimi yeniden kapattım ve kendimi hâyal etmeye çalıştım. Lanet olsun ki kafamda hiçbir şey canlanmıyordu. Ama beynim beni başka bir anıya bağladı.
"Belediye başkanının çivi yatağına bağlı olarak öldürüldüğünü hatırlıyor musun?" Başını telaşla salladı. Bizim zamanımızda tanık olduğumuz bir olay değildi. Tahminen ikimizin de çocuk olduğu zamanlarda gerçekleşmişti.
"Annem o gece, olay haberlerde çıktığında eve üç gün boyunca gelmedi. Aklını kaçırıp evi kaybettiğini düşündüm. Yeniden polise haber ettim. Polisler annemi terk edilmiş bir sokakta, dışarı atılmış eski, rayı kırık bir yatağın üstünde yatarken buldular. Sırtı çivi dövmeleriyle kaplıydı. Not defterin var mı?"
Hemen cebinden bir defter çıkarıp uzattı. Kalemi alır almaz aklımda kalan şekli çizdim. "İşte, bunlar çivi başlarını andırmıyor mu?" Resmi inceledikten sonra başını salladı. Olaylar arasında nasıl bir bağlantı olduğu her seferinde daha da derinleşiyordu. "Bak, o zamanlarda o rahibi tanımayan yoktu, belki de mahalledeki yaşlılara sorarsak bir fikir ediniriz," dedim konu atlayarak.
"Rahibin adını biliyor musun?"
"Sadece adının A ile başladığını hatırlıyorum ama net değil?"
"Hatırlama imkanın var mı?"
"Olsa şimdi hatırlardım zaten, kafam çok karışık," dedim. Başını anlayışla salladı. "Hatırlarsan söyle."
"Eğer," dediğimde bir an duraksayarak yüzüme baktı.
"Eğer dediklerim doğruysa Rio ve rahip arasında bir ilişki olabilir. İlk iş mahalleyi sorgulamak."
Saatini kontrol etti. "11.30'da Petro'yu yeniden sorgulayacaksın."
"Doğru," dedim dalgınca ve tekrar ettim. "Doğru."
***
"Petro King'in ifadesi, 2. kısım, Gün ... Saat 11.30"
"Yine geldin dedektif, yeni sorular mı topladın? Gözetmeni ele verecek?"
"Gözetmeni sen ele verdin," dedim gözlerinin tam içine bakarak. Bu ifadem üzerine yüzünde belli belirsiz bir kargaşa göründü. Yine de bunu saklamak konusunda epey uzmandı. "Ne güzel," dedi saçlarını savurarak. "Ne hoş teoriler. Daha iyileri var mı?"
"Neden Petro'nun geçmişini insanlara duyuracak bir plan yaptın? Ses kaydının sana ait olacağı kimsenin aklına gelmezdi," dediğimde suratındaki tebessümün an be an soluşunu izledim. Bu hamleyi beklemiyordu. Cevap vermedi.
"Gözetmene kimse ihanet edemez," dedi net bir sesle. Carrot Pie'nin her şey var gereken elinizde, dediğini anımsadım. Belki de her şeyi alabileceğimiz tek adam gerçekten buydu. "Ama sen ettin. Güveni yerle bir olmuş olmalı. Neden hangi delikteysen seni bulmak istemesin?"
"Dediklerin saçmalık. Polislere güvenmem ben."
"Polislere güvenmiyorsan ne güzel. Bu kadar beceriksiz olduklarına göre senin kaçırılmanı engelleyemeyeceklerdir. Carrot Pie senin bağırsaklarına ya da başka bir yerlerine de belki makas sokacaktır. Ne dersin?"
"Bu söylediklerinizi birinden mi duydunuz? Bir makalenin alıntıları gibi geldi bana."
"Yo," dedim başımı iki yana sallayarak. "Gerçeklerin alıntıları. Carrot Pie gibi adamların gözünde birinin diğerinden farkı yoktur. Onlar sadece kendi çıkarları uğruna çalışırlar ve en ufak bir çıkar uyuşmazlığı yaşarlarsa ipi keserler. Dediklerimi anlıyor musun?"
"Hayır," dedi ama yüzündeki o belli belirsiz kaygıyı ilk kez hissettim. "Carrot Pie kimseye ihanet etmez."
"Ama sen ona ihanet ettin. Bu intikam almayacağı anlamına gelmez. Şunu duymak ister misin?" Cebimdeki Carrot Pie'nin yeni kaydını çıkardım ve dinlemesini sağladım. Yüzü gerilmişti. "Bu Carrot'un normal cümleleri," diye karşı çıktı ama gözleri yalan söyleyemezdi.
"Doğru ama o ne de olsa sözlerini tutan biri değil mi? Bildiğin her şeyi anlat."
"Sana inanmıyorum."
"Ama gözetmene de, hepsi bir sahte itiraf yığınıydı değil mi? Neden onun ağzından bir ses kaydı çektin? Söyle, neden onun planını bozdun? Çıkarın neydi?"
Hatta bu soruyu saklasam da belki de simgeleri değiştiren Petro'ydu. "Sorularına cevap alamayacaksın," dedi dümdüz bir ifadeyle. "Çünkü benim çıkarım gözetmenin çıkarlarıdır. Ben ona ihanet etmedim."
"Belki de onun emrinde kalmak istemeyecek kadar gururlusundur."
"Gözetmene ihanet etmedim."
"Neden ihanet ettin?" diye sordum.
"Etmedim."
"Gözetmen kim, Petro? Onu neden göremiyorsun?"
"Gözetmeni kimse göremez."
"Yapma, her insan görünür."
"O bir...Ona ihanet etmedim."
"Carrot Pie kim?"
"O harika birisi."
"Gözetmen Carrot Pie mi?"
Kuşkuyla gözlerimin tam içine baktı ve Carrot Pie'nin cümlelerini tekrarladı. "Carrot Pie tek kişidir." Bunları söylemekten büyük keyif alır gibiydi. Gözetmenden bahsettiği an büyük bir haz aldığını görebiliyordum.
"Misa mektubunda hakkındaki her şeyi bize anlattı." Yüzü epeyce soldu; gözle görünür iyi bir değişimdi.
"Mektup mu?"
"Evet, ne kadar pis bir adam olduğunu ve hayatındaki her şeyi..." Kelepçelerin altındaki ellerinin titrediğini, bedeninin gerim gerim gerildiğini gördüm. "Seni öldürmek senden kurtulmak istedi çünkü senin gibi berbat bir adamdan bıkıp başkasına aşık oldu." Sesim acımasızdı. Duygularını açığa vurup güçsüz düşmesini istiyordum ve istediğime her bir saniyede daha fazla ulaştığımı görüyordum.
"Acaba bu mektubu senin aleyhinde yazmasını kim istemiş olabilir? Seni açığa vermek isteyen kişi, seni çok iyi tanıyan biri... Adı C ile başlayıp a ile devam ediyor olabilir mi? Bu kişi Car- Acaba kim?" Aklıyla şakasına oynamaya devam ettim.
"Söylediklerin yalan, mektuba inanmam için..."
"Cebimde."
"Mektubu başkası da yazmış olabilir, ucuz numaralar."
"Ama bir cümle sadece Misa'nın bileceği türden."
"Neymiş o cümle?"
"Bilmek ister misin?" dedim merakını körüklemek, onu duygusal olarak daha da küçük düşürmek için. Karşımda bu kadar gerilmesi, ötemeye yakın biri gibi davranması hoşuma gitmişti.
Sahteden gülümsemeye çalıştı. "Evet." Ama artık maskesi onu gizleyemiyordu.
"Bazı insanlar sanki tamamen nefret timsalidir. Sadece üzerlerinde bir cümle kazınmıştır. Ondan nefret etmen gerekir. O gün bu cümleyi omzuna yaslanarak mı söylemiş Petro?" Masanın üzerine eğilip yüzündeki değişimi dikkatle inceledim. Ağzını açacak gibi oldu ama geri kapattı. "Bana her şeyi mektupta anlattığından emin ol. Rio'dan nefret ettiğini, onun bir kaçık olduğunu söylediğini anlattı bana. Bir deli olduğunu düşündüğün birine neden inanıyorsun ve Petro King. Çıkarın ne? Emin ol ki başına hapishanede iyi şeyler gelmeyecek."
İşte istediğim etkiyi alıyordum, ağzını açacak gibi oldu ama yeniden kapattı. Sahte bir gülüş. Maskelerin altında bir adam. O başka kimse değil, rengarenk maskelerinden başka. "Cevabı öğrenmek istiyor musun?" dedi başka bir planı uygulamaya koyulmuş gibi. "Aslında bir düşünüyorum da dedektiflerin dedektif olarak kalabilmeleri için suçlulara ihtiyacı var. Sana ufacık bir yardım. Ama lafı bile olmaz çünkü oyunu kurgulayan gözetmen o kadar zekice kurguladı ki her bir ipi çekişinde yeni bir düğüm atarsın."
"Söyle, daha az ceza almak için bildiğin her şeyi anlat."
"Sen beni cezalandıramazsın. Konuşmamın sebebini korku olarak mı görüyorsun? Hayır. Değil. Korksam yapmazdım. Ben gözetmen dışında kimseden korkmam. O çivilerin ardındaki deseni merak ediyor musun? O sinsi oyunu çözmek için bir ipucu ister misin?"
Gözlerimin içine sanki oyunun sahibiymiş gibi baktı. "Evet, istiyorsun. Belki de belediye başkanının ölümü sana ilham olur. Neden bir çivili yatağa bağlanmıştı hiç düşündün mü? Ve neden annen sırtında bir çivi tahtası deseniyle çöpün yanındaki bir yatakta yatarken bulunmuştu?" Yutkunuşumu gizlemek istedim. Hakkımda ne kadar şey biliyordu anlamaya çalıştım.
"Merak ediyorsun, geçmişin seni kovalıyor değil mi? Neden sırtta? Neden başkan da sadece sırttan çiviliydi? Ve hiç düşündün mü?" dedi gülümseyerek. "Neden çivilenmişlerdi? Neden çivi? Annenin evinde okuyamadığın çiviye benzer metinler?"
Raflarda aralarına gül yaprağı sıkıştırılmış metinler. Çivi yazıları? Sümer tarihi metinleri. Neden bunu şimdiye kadar düşünememiştim? Neden?"
"Bana her şeyi anlatmak zorunda kalacağın bir an gelecek," dedim. "Ve o zaman buradan kurtulman çok güç olacak. Her ne yaptıysan açığa çıkaracağım. Ellerimle adalete teslim edeceğim."
"Adalet nedir ki?"
"Onu göreceksin, iliklerinde hissedeceksin," dedim başımı sallayarak. Gözleriyle beni alaya almaya devam ediyordu.
"O günü bekleyeceğim," dedi hiç gocunmadın. "Ama o gün geldiğinde sen de adaletin içi boş bir şey olduğunu anlamaya başlayacaksın. Tek gerçek..." Parmağıyla hafif yukarıyı işaret etti. Gözlerini ardına kadar açtı. "Gözetmenin adaleti."
"Beklemeye devam et," dedim ve kaydı sonlandırıp ayağa kalktım. "Beklediğine değecek."