KORİDORLARDAKİ O

2575 Kelimeler
KORİDORLARDAKİ O Beyaz, uzun bir kıyafet giymiş rahip eski sıraların önünde diz çökmüştü. Gözleri ardında kadar kapalıydı. Dünyayla tüm ilişiği kesilmiş bir şekilde kıpırdayan dudaklarının arasından hep belirli kelime gurupları ritmik bir şekilde dökülüyordu. "Geleceği yalnızca Tanrı görebilir," diye mırıldandı. Mumlar ışıkları titredi. Siyah gözleri pasparlak adam yüzündeki bandajı yavaş hareketlerle sıyırdı. "Bana adını söyle," dedi rahip. "Unutma, gerçek adını yalnızca Tanrı bilebilir. Bana yanlış bir isim söylersen tanrı seni lanetleyecektir." Siyah gözlerinde mumun alevi titreyen adam rahibin top beyaz sakalına baktı. Yaşlı yüzü kırışıklıklardan geçilmiyordu. Göz yuvalarını çevreleyen oval çizgilerin arasında yılların tecrübesi göründü. "Söyle bana evladım, adın nedir?" diye tekrarladı. Adam mumların önünde bağdaş kurmuş bir şekilde bandajı boynuna sardı. "Rio." "Peki ala Rio, o bandajı neden takıyorsun?" "Beni görebiliyor musunuz?" diye sordu Rio gözleri kapalı rahibe. Yaşlı adam başını ağır ağır salladı. "Görüyorum." "Peki ya gözlerimin altındakini?" "Annenin yanında kaldığın günlere özlem duyuyorsun." Rio başını yere eğdi. Gözlerinin önünden koridorda sürekli rastlayıp durduğu küçük kız geçti. Oradan oraya annesinden saklanır, bir örtünün altına sığınırdı. "Bir şeyi çok merak ediyorum," dedi. "Ben evimde kalırken, annem henüz hayattaydı, bir kız vardı. Kardeş değildik. Annem beni dışarıdan sahiplenmişti. Evin içinde onun öz evladı olan bir kız çocuğu vardı. Benden birkaç yaş büyüktü. Ona ne olduğunu çok merak ettim ama hiçbir şey bulamadım. Birbirimize o kadar yabancı kaldık ki ismini bile soramadım. Ona yardım etmeyi çok istiyordum. Ama beceremiyordum. Bizi ayıran koridor cenneti ve cehennemi ayıran bir kanatlı kapıdan farksızdı. Tek bildiğim onun korku dolu bakışları, aceleyle tuvalete ya da mutfağa koşmasıydı. Annem bir akıl hastasıydı ama bana hiç kötü davranmazdı. Akıl hastası yüzünü sadece o küçük kıza, ablam sayılırdı, gösterirken bana gösterdiği mutlu tarafıydı. Kişilik bozukluğu denen hastalığı gitgide ilerlediğinde bir gün kişiliklerinin birinden nefret ettiği için kendini öldürdü. Güvenli yuvamdan alınmıştım. Ufak kızdan sonsuza dek ayrıldım. Asıl aklıma takılan şey ne biliyor musunuz? Ömrüm boyunca bu sorunun cevabını aradım. Tanrı o ufak kıza neden yardım etmedi? " Rahibin gözleri ağır ağır açıldığında açık camdan bir rüzgar esip mumların tamamını söndürdü. Rio'nun koyu renk gözleri ürkekçe baktı. "Yardım etmemek mi? Tanrı herkese yardım eder çocuğum." "Ama ben görmedim," dedi Rio. "Buna rağmen yaşamım boyunca anneme bağlı kaldım. Tanrı beni ödüllendirecek değil mi?" "Annene bağlı kalırken Tanrı'nın diğer yasaklarına ihanet etmişsin," dedi rahip ağır ağır karşısındaki genç adamın içini okurken. Rio olduğu yerde titredi ama hemen bakışlarına bir kibir yerleşti. "Bunu da görmedim," dedi Rio. "Ama ben iyi biriyim." "Hayır, göremiyorum," dedi rahip. "Sen güvenilmez birisin." "Ben mi? Ama sözlerimi hep tutarım. Size bir soru sormama izin verin sayın rahip. Size farz edelim ki size bir tokat atacağımı söyledim ve bu tokadı attım. Ben güvensiz biri mi sayılırım yoksa kötü birisi mi?" "Kötü ve güvensiz." "Hayır," dedi Rio cevap hoşuna gitmemiş gibi. "Bu ikisi o kadar farklı ki. Annem kötü bir kadındı, çünkü o bahsettiğim ufak kıza acı çektirdiğine emindim. Ama güvenilir biriydi. Gözlerimi yanında kapatıp kağıt mendil kutularını unutabilirdim. Sokakta geçirdiğim acımasız günler de pekala onun yanındayken artık oh çektirecek şeyler haline gelebilirdi. " "O güvenilmez biri olmalı çünkü güvenilmez insanlar hep ölçülü olmayacak şekilde kötülük ederler." "Bana merhametliydi ama, neden sayın rahip?" Rio'nun gözleri ışıldadı. Yanaklarında uysal bir tebessüm dalgalandı. "Sendeki merhameti başkasından çalınmıştı," diye yanıtladı rahip. "Ama..." "Sana bir tavsiye vereyim çocuğum. Kulaklarını aç beni iyi dinle." "Nedir tavsiyeniz?" *** Petro King'in önünde Julian Garden davası ile ilgili bir dolu rapor, olay yeri inceleme yazısı, senaryo, fotoğraf hatta ileri gidilirse FBI'dan erişilebilecek her türlü veri dosyalar halinde yığılmıştı. Her zamanki gibi sigarasını yakmıştı. Kapı aniden çalındığında yüzüne yansıyan soluk ışık altında başını hafifçe kaldırdı. Burası kendine ait ufak bir dağ eviydi. Şehre yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta, sessiz sakin bir yerdi. Kafa dinlemek için buraya gelmişti. Dolayısıyla kimin buraya geldiğini bir müddet düşündü. Sigarası ağzında ayağa kalkıp kapıya yürüyerek kilidi çevirdi, kapıyı açtı. Alayla bir şekilde gelen kişiyi süzdü. Karşısında kırmızı saçları dalgalanan, bol siyah bir pantolon giyinmiş Mido Sourney'i gördü. Adamın göz altlarında mor bir çeper oluşmuştu. Saliseler içinde savunmasız bir konuma düşen Petro kendini onun boğazına yapışmış elleri arasından kurtarmak için hiç çaba vermedi. Bu tepkisizliği kapıyı çarparak içeride onu sıkıştırmaya devam eden Sourney'in öfkesini gitgide arttırıyordu. "Rio nerede?" diye hırladı. "Nerede Rio? Onun babamı öldürdüğünü biliyorum. Sen yaptın değil mi? Her şeyden haberin vardı?" Petro King geriye savrulduktan sonra kulak inleten bir şekilde art arda öksürüklere boğuldu. Boğazında parmak izleri belirmişti. "Buraya neden geldin?" dedi sakinliğini koruyarak. "Onun hakkında tek bir şey bilsem sana söyler miyim?" Mido iyice öfkelenerek tekrar onun üstüne atıldı ancak yine o çabasızca tüm bunların olup bitmesine izin veriyordu. "Bu şekilde mi benden istediğini alacaksın?" dedi yakıştıramamış gibi. Mido Sourney'in öfkesiyle yanıp tutuşan parmakları bir an gevşedi. Petro ağzından yere düşmüş sigarasının yerde bıraktığı kül zerreleriyle göz teması kurdu. "Bana her şeyi anlatacaksın!" diye bağırdı Mido. "Babamın ölümüne sebep olan her şeyi." "Her şeyi Rio yaptı." "O nerede?" Dişlerinin arasından kükredi Mido. "Onu bulduğum gibi geberteceğim!" "Onu kimse bulamaz Mido. Kendine gel. Onu ben bile bulamam ama görmek istersen burada," dedi. Mido bu sözlerin etkisinde kalmış gibi hırsla başını kaldırıp yüzüne gelişigüzel savrulmuş saçlarının arasından Rio'nun yaşamı boyunca hiç görmediği yüzünün bir yerlerden çıkıp gelmesini bekledi. Odada sadece aceleyle aldığı solukların keskin gürültüsü vardı. Sendeleyerek ayağa kalktı Mido ve demir çerçeveye alakasızca konulmuş çiçek vazosundan başlayarak tüm tabloları, küllükleri masadaki dosyalara kadar yerle bir etti. Eşyaların son demlerinde olduğunu gösteren kırıklar yerlerde geziniyordu. Petro elleri üzerinde doğrulup tozları çırptı. Siyah pantolonun kalça kısmı kireç lekesine boyanmıştı. Mido'nun etrafı dağıtmasındaki çaresizliği keyifle belirsizlik denebilecek bir çizgide inceledi. Olduğu yerde sabit bekliyordu. "Ne kadar da korkuyorsun Rio'dan," dediğinde adeta bir canavarı andıran Mido arkasını döndü. Bakışlarında şeytani bir öfke vardı. Anın dehşetini taşıyan parmaklarının arasına yerden bir demir sac aldı ve adım adım Petro'ya yaklaşmaya başladı. Petro savunmasız bir anda ona yakalandığının bilinciyle uysalca sordu. "Ne istiyorsun?" "Rio nerede?" "Sana onu göremeyeceğini söyledim." "Rio nerede?" Sesi çığlık çığlığa yankılanmıştı. "Eğer söylemezsen seni bu demirle öldürünceye kadar döverim." Petro her şeyin ciddiyetindeydi. Delirmiş birinden pekala korkmak gerekebilirdi. Yere düşerek kapana kısılmış, demir sacın boyunduruğuna girmişti. "Tamam, beni iyi dinle. O öldü," dedi gitgide kısılan bir sesle. O öleli çok oldu. Mido olduğu yere sinmişken, Petro ona durumdan kurtulmak için gözleriyle masayı işaret etti. "Sana inanmıyorum," dedi Mido acı çeker bir sesle. "Öyleyse gözlerinle gör," dedi gözlerini yeniden çapraza kaydıran Petro. Mido daha da korku saçan gözleriyle demir sacın ellerinden düşmesine ve yere kapaklanmasına izin verip ayağa kalktı. Adımları sendeleyen bir sarhoşun adımlarıydı. Tıpkı Delphi Lion'un onu Marget'te gördüğü ilk gün gibiydi. Masanın üzerindeki mavi dosyanın kapağını açmakla açmamak arasında gidip gelirken nefesi derinleşti. Sonunda içindeki korkunun getirdiği meraka karşı koyamadan dosyaya uzanıp ilk sayfasını açtı. Julian Garden'in intihar ettiği bir fotoğraf çıkmıştı. Donup kaldı, parmakları titredi. Petro King ona doğru yaklaştı. "Öleli dört yıl kadar oldu, artık ondan intikam alamazsın." Elini Mido'nun omzuna koydu. Burada ilk defa ondan beklenmeyecek bir dostanelik vardı. Ama sanki bu his birinin acısını görüp de o acıya dokunarak keyif almak isteyen birini çağrıştırıyordu. "Misa'yı da o öldürdü ama sen onu bulamazsın. Çünkü Rio öldü." "Julian Garden o muydu?" dedi titrek sesiyle konuşmaya çaba gösteren Mido. "Başından beri olmayan biri miydi tüm cinayetleri işleyen?" Petro sanki ona acımış gibi çekik gözlerinin kısılmasına izin verdi. "Otur," dedi. İlk defa bu adamın kendisine yaptığı iyiliklerden dolayı onun başına kakması gereken şeyler olduğunu fark edeceği bir ana ihtiyaç oluncaya kadar teşekkür etmek istedi. "Üç kuralı vardı onun." Mido gözlerini dikmiş dinliyordu. İçerisi çok sessizdi. "Petro da bir sandalye çekerek karşısına geçti. "Julian Garden bir banka memuruydu. Zekiydi hem de aşırı derecede. Ama yaşam ona o kadar basit ve gereksiz işler yüklüyordu ki tüm potansiyelini masa başında saçma salak insanların dertleriyle ilgilenerek geçirmek zorunda kaldı. Yeri geldi intihar etmek yeri geldi önemli biri olmak istedi." "Tüm bunları nereden biliyorsun?" diye sordu Mido. "Her şeyin o kadar içinde gibi konuşuyorsun ki." Sanki olanların ağırlığından bu adama duyduğu nefret bağı zedelenmişti. "Beni tamamen dinle ondan sonra karar ver. Julian yolsuzluktan tutuklanınca ona Amerika'da polis departmanında çalışan abimden bahsettim." Bakışlar üzerine açıklama ihtiyacı duydu. "Onunla Roswald'da tanıştık." "Julian o zamanlarda Misa Garden'e deli gibi aşıktı ama Misa'nın gözü kimseyi görmüyordu. O sadece bütün erkekleri çevresinde dolanan oyuncaklar olarak görüyordu. Julian saldırganlıktan işinden atıldı ve Roswald'a girdi." Roswald kelimesini duyduğu anda Mido titredi. "Emniyet müdürü olan babamın gizliden yönettiği bara..." "Tam olarak, sonra abim Kim Hyou'yu buldum. Ondan yardım istedim. Tüm durumu anlattığımda bana böyle ortamlardan uzak durmamı, Roswald'ın kötü bir yer olduğunu söyledi. Ona kulak asmıyordum. Bağımsızlığımı ilan etme güdüm dürtüklenip duruyordu. Her şeyde en iyisi olmalı, bütün işlerimi kendim halletmeliydim. En önemlisi de şu sıkıcı hayatta hiç konuşmadan yanında otursam da birine ihtiyacım vardı. Kısa bir zaman sonra tam da o kadına aşık olan bütün adamların kaderine benzedi kaderim. Misa Garden'e aşık olmuştum. Onun gözünde ise oynaştığı sıradan erkeklerden biriydim. Julian gitgide sessizleşti. Bir gün intihar haberini aldım. Dünyam başıma yıkılmıştı. İşte o zaman dünyanın tersini gördüm. Güneş batıdan doğdu ve anlamsızca sürüklendiğimi anladım." Mido burnunu çekerek masayı tırmaladı. "Biri beni kurtardı. Polis departmanından Kail Messenger. O zamanlarda kırılgan bir adamdım. Köprüden atlamama engel oldu. Zamanla beraber sık sık vakit geçirmeye başladık. Yalnız bir adamdı. Barları ve köşe yerleri iyi tanıyordu. Kirli işlerimden haberi yoktu, bir gün evimde uyuşturucu bulana kadar. Bana tıpkı abim gibi bu işlerden uzak durmamı söyledi. Ama yapamazdım. Çünkü birisi tarafından tehdit ediliyordum. Tehdit edildiğim kişi ise hayattaki tek varlığım Misa idi." "Kim tarafından?" "Rio," dedi Petro. "Buna rağmen Misa'nın o tarafından öldürülmesine izin verdin?" "Hayır, işte orası öyle gelişmemişti. Misa kendi başına bir plan yaptı. Barmenle bana bir şişe göndermek üzereydi, böylece ölmemi sağlayıp yasak aşkı Rio ile sevişebilirdi. Ama barmene daha önceden ödeme yaptığımdan bunu bana getirmeyecekti. Misa'nın en az güzel olduğu kadar tehlikeli olduğunu bilmeyen yoktu. Misa, Julian'ın eski karısı, şişeyi ona verdiği an zehirlendi ve eli koptu. Odada Rio vardı." "O adam? O adam bir deli değil mi?" "Evet, kendine Rio diyor ama asıl adı Carrot. Namı diğer Carrot Pie. Gözetmen. Bir kaçak. Narsist. Ama kesinlikle bir deli değil. O yeni Rio. Aşırı derecede dindar ve bir rahibe sadece onu yargılamadan dinlemesi için para ödüyor. Kutsal kitabı okuyor. Akılla ilgili metinlere hayranlık duyuyor ve insanların aklını kullanması için sorular soruyor. Bu soruların her biri kolay ya da zor sınıfına girmeyen kaçık sorular. Tek ilginç tarafı cevapları kendinin bilmesi. Hatırlar mısın bilmem ama sana üç şey var dedim. Bunlardan birincisi güvendir. Güven ortadan kalktığında ölüm olur. Ölüm ortadan kalkarsa da ironi. Bu Julian Garden'in hayat hikayesinden esinlenilerek oluşturulmuş bir üçleme. Julian, Carrot Pie'nin örnek aldığı tek kişiydi. Onu kaybetti. Sonrasında Misa ile yakınlaştı ama bunda bir amaç vardı. En başında bu amaçtan habersizdim." "Sonra öğrendin ama yine de sevdiğin kadının ölmesine izin verdin," dedi Mido. "Hayır, durum böyle değil tam anlamıyla. O kadını artık tanımak istemiyor, ondan kurtulmak istiyordum. O bir oynağın tekiydi. Böylece bir intikam istedim. Carrot Pie beni tehdit etti. Bana deli olarak davrandığını saklamamı, ağzımdan tek kelime dahi çıkarsa Misa'nın hak ettiği cezayı görmeyeceğini söyledi. İçim o a kadar kinle doluydu ki bunu kabul ettim." "Sonra," dedi arkasına yaslanan Mido. Artık bir şeylerin alışılmaz şekilde sarpa sardığını görüyordu. "Kim olanları fark etmedi mi?" "Abim iyi bir dedektifti. İyi eğitim almıştı, zekiydi ve azimliydi. Kokumu almaya başlamıştı. Bu yüzden her şeyi detaylı bir şekilde araştırmaya başladı. Sık sık Roswald'a geldi. Beni fark ediyordu. Kendiyle büyük bir çaba veriyordu. Kail ise beni her türlü ondan saklıyordu. Abimin de diğerleri gibi Misa'dan almak istediği bir şey vardı." "Tutku mu ya da yatak mı?" "Hiçbiri. O işine düşkündü ve sadece nasıl bir bataklıkta olduğunu anlamak istiyordu. Sen gelmeden önce buraya geldi. Misa'ya aşıkmış numarası yapıyordu." "Numara olduğu nereden belli? O kadına aşık olmayan erkek mi var?" "Abimi benden iyi tanıyamazsın. O her şeyi iş ya da bir plan için yapar. Hatta şu anda bile devam etmekte olduğu bir plan var. Ne olduğuna anlam bile veremezsin ama bir şekilde parçaları birleştirir. Rio'yu bulabilecek tek kişi o." Mido o zaman Petro'nun tüm bu bilgileri vermesinin altında bir sebep yattığını fark etti. "Benden bir şey isteyeceksin." "Rio'yu yakalamasını istiyorsan abime her şeyi anlatacaksın." "Bunu yapamam," dedi Mido. "Asla olmaz. Annem... Annem her şey açığa çıkarsa yaşayamaz." "Bu şekilde de yaşıyor sayılmaz." Mido duraksadı. Marget'te onu sarhoşken sorguya çeken ve haber programında intihar etmiş olan dedektif Kail Messenger canlandı gözlerinde. Kail daha önce babasının canını kurtarmıştı. "Neden o adama ceza kesti?" "Kim?" dedi Petro. "Rio." "Carrot Pie mi yani?" "Evet, diyorum ki neden Kail'e ceza kesti." Sessizlik oldu. "Bilmiyorum," dedi Petro King. "Onun hakkında tek bildiğim içe dönük bir yalnızın teki olduğu. İnsanlarla konuşmaz ama şu dedektif kadının... Adı neydi. Delphi, tamam. O kadının fotoğraflarını görmüştüm evinde. Muhtemelen platonik aşıktı. Evet, neden Carrot Pie'nin ona ceza kestiği bir muamma. Bunu hiçkimse bilmiyor. Bu sorunun cevabını sadece ona sorabilirsin. Tabii onu bulabilirsen. Ama artık vaktimiz doldu." Mido Sourney gerildi. Bir yerlerden ses geliyordu. "Evde yalnız mısın?" diyecekken perdeler açıldı. Bir seksen boylarında, kapkara gözlü, boynundan beyaz bir bandaj sarkan, yavaş adımlara sahip bir adam göründü. Başı önüne eğik, omuzları orta genişlikteydi. Üzerinde Roswald Bara ait sıradan bir barmenin giyeceği türden kıyafetler ve giyimine lüks kaçacak türden siyah deri ayakkabılar vardı. O lüksün ve fakirliğin bir noktada birleşimi gibiydi. Mido Sourney dondu kaldı. "İşte ona sorabilirsin tüm sorularını. Hepsini cevaplayacak kadar dindardır," dedi yerinden bir milim bile kıpırdamadan Petro King. Mido Sourney onun burun girintisine, koyu gözlerine ve boynunda sarkan bandajına baktı. İliklerine kadar titrerken zor duyulur bir sesle alnında terlerle konuştu. Onu her haliyle bu kadar detaydan çıkarmak mümkündü. "Carrot Pie." *** Saat dört buçukta hava çoktan kararmıştı. Kış günü olduğundan günler erken soluyordu. Çardaklardan birinde rahatça arkasına yaslanmış oturan Kim Hyou'yu gördüm. Saçları rüzgarda dalgalanıp duruyordu. Beni görmesiyle ayaklanması bir oldu. "Gelebildin sonunda," dedi bıkkın bir sesle. Saatimi kontrol ederek "O kadar da gecikmedim," dedim. Aşırı yoğun bir trafikten zar zor kurtulabilmiştim. "Bir an önce konuşalım," dedi; bacağını sallayışı dikkatimi çekmişti. "Kim," dedim; ilk kez belki ona doğrudan adıyla hitap edişimdi. Bana doğru çevrildi gözleri. "Sendeyim." "Seni uzunca zamandır takip ediyorum." Donuk bakışlarıyla gülmeye çalıştı. "Ee, ne diyeyim? İlginç bir şeyler gördün mü bari?" "Sen görmedin mi?" dedim imalı bir şekilde. "Mesela Misa'nın ölümünü?" Onu doğrudan tehdit mi etmiştim? "Video kayıtlarını kast ediyorsun değil mi?" diye sordu kendisine hiç yakıştıramadığım alaycı bir tavırla. İliklerimi kapatarak "Yo, canlı olanını kastettim," deyince sustu. Yüzüne çöken sıkıntı bembeyaz teninde belirgindi. "Bilmiyormuş numarası yapma, o gece Roswald'a gittiğini Misa'nın seni resital odasından aldığını ve Rio'nun Misa'yı öldürdüğünü gördüğünü biliyorum." Aniden sarf ettiğim sözlerimle rengi daha da soldu. "Ne saçmalıyorsun sen?" dedi inanmaz bir tavırla inkar ederek. Yakışıklı ve epey biçimli suratında tedirginlik seziyordum. "Kanıtım var," dedim. "Sana nasıl inanacağım?" diye sorduğunda çantamdan binlerce yedeklediğim bir kayıt belleği çıkardım. Ona uzattım. "Bende kopyası var." Donakalmıştı. "Ya her şeyi bana anlatırsın ya da seni polis departmanına şikayet ederim." Sıkkınca bana baktı. "Ayrıca bir kanıtım daha var ki bu barmenin ölümüyle doğrudan ilişkili." Sözlerimle birlikte duraksadı. "Saçmalık," dedi öfkeyle. Sahteden gülümser gibi oldu ama aldırış etmedim. "O gün Kail'e bir şişe verdiğini gördüm. Kimbilir içinde ne vardı? Nitrik asit olabilir mi?" "Ne istiyorsun benden?" dedi artık sabrı taşmış gibi. Korku duyduğunu anlamak zor değildi. "Ne mi? Önce bir soruyla başlayalım. Kail neden öldürüldü?" "O her ne halt yediyse ne işlere karıştıysa bedelini kendi ödedi," dedi hırsla. "Hayır," dedim. "Ona bir şey verdin. Bir amacın vardı. Belki de onun Rio ile tanışmasını istiyordun. Ama işler planladığın gibi gitmedi. Eğer plandığın gibi gitseydi o videoda hazırlıksız bir şekilde bulunmazdın. Misa'nın istediği gibi de değildi hiçbir şey. Böyle olsaydı ölmezdi. Olaylar sadece bir kişinin istediği gibiydi..." Pür dikkat beni dinlerken rüzgar suratlarımızı yalıyordu. "Rio'nun." "Rio değil Carrot Pie," dedi öfke kusan bir sesle. Duyduklarımla şok olmuştum. Rio Carrot Pie miydi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE