Hasan’ın eli telefonda donup kalmıştı. Gözleri boşluğa bakıyor, beyninde muhtarın söyledikleri yankılanıyordu. “Zeynep kayıptı Hasan… Hastanedeler şimdi.” Nefesi düzensizleşti, boğazı düğümlendi. Telefonun ahizesi neredeyse elinden düşecekti. Gözlerinin önüne Zeynep’in yüzü geldi. O hep gülümseyen, sıcak bakışlı Zeynep... Şimdi hastanede mi? Öfke, korku ve çaresizlik aynı anda üzerine çöktü. Yumrukları sıkıldı, dişleri birbirine kenetlendi. “Bunu kim yaptı?” diye tekrarladı, sesi kısık ama içinde fırtınalar koparan bir tonla. Muhtarın cevabı gecikti. Bu bile Hasan’ı daha da delirtmeye yetti. “Muhtar emmi, Allah aşkına konuş! Kim yaptı bunu?!” diye neredeyse haykırdı. Muhtar derin bir iç çekti, sesi yaşlı ve yorgundu. “Hasan oğlum, şimdi bunu telefonda konuşamayız. Sen sakin ol, bak

