Yukarı çıktığım gibi Berat'ın yanına gittim. Serhat ve Deniz, Berat'ı yatağına yerleştiriyordu. "Berat," dedim, sesim zor çıkmıştı.
Herkesin bakışları bana döndü.
Yavaşça gidip yatağın kenarına oturdum ve gülümsedim ama gözlerim dolmuştu.
Berat elini zorlukla kaldırıp dudağıma dokundu. "Acıyor mu?" dedi. Başımı, "Hayır," anlamında salladım.
Berat zorlukla, "Özür dilerim," dedi. Gözümden düşen yaşı sildi. "Niye özür diliyorsun?" dedim ve birden Berat'a sarıldım. Sanki bu dünyada sığınacağım tek kişi oydu. Başımı boynuna gömüp ağladım. Berat'ın elini sırtımda hissettiğimde daha çok ağladım. Ne kadar öyle ağladığımı bilmiyorum ama geri çekildiğimde, Berat'ın da ağladığını gördüm.
"Özür dilerim," dedim. "Benim yüzümden üzüldün."
Berat, "Hayır," dedi ve elini yüzüme yerleştirdi. Diğerleri odadan çıktı. Berat'la uzunca sohbet ettim. Sonra ben de odadan çıktım ve avluya indim. Karan Abi ve Deniz Abla bir hafta sonra gelecekti aslında ama erken gelmişlerdi.
Onlara doğru gidip, "Hoş geldiniz," dedim. "Kusura bakmayın yaşananlar için."
Karan Abi ve Deniz Abla ayağa kalktı.karan abi "Asıl sen kusura bakma. Arin, böyle bir şeye mecbur kaldın ve bizim elimizden hiçbir şey gelmedi," dedi Karan Abi. Deniz Abla bana doğru gelerek sarıldı.
Deniz Abla'nın arkasındaki küçük kızı gördüğümde eğildim. "Sen de hoş geldin prenses," dedim. Deniz Abla, "Bak, bu Baran amcanın eşi," dedi. Kız, "Dudağına ne oldu?" dediğinde gülümseyerek, "Düştüm," dedim. "Çok acıyor mu?" dedi. "Biraz, ama belki sana sarılırsam geçer," dedim. Küçük kız bana sarıldığında şaşırmış gibi yaparak, "Aaa, bak geçti!" dedim. "Gerçekten mi?" dedi. "Evet," dedim. "Peki, adınız ne küçük hanım?" dedim. "Jinda. Mine," dedi. "Adın çok güzel," diyerek doğruldum. "Sen geç otur, ben sana tatlı getireyim," dedim. Deniz Abla da, "Bekle, sana yardım edeyim," dedi.
Birlikte mutfağa geçtik, çay ve tatlı hazırladım. Deniz Abla elimi tutup, "Sen çok küçüksün. Ben seni biraz daha büyük bekliyordum. Kaç yaşındasın?" dediğinde, "On sekiz," dedim.
"Hadi," dedim. "Çaylar soğumasın."
Çayları alıp avluya geçtik. Keje Hanım ve Baran ortada yoktu. Kudret Hanım elimi tutup, "Biliyorum, kötü bir niyetin yoktu. Berat'ı nasıl sevdiğini görüyorum. Ama Keje'ye de hak ver, o bir anne. Evladını görmeyince, haklı olarak ne yapacağını bilemedi," dedi. Ama Karan Abi öfkeyle, "Sen ne diyorsun? Hala, annemin yaptığının hiçbir açıklaması yoktu. Bekleseydi, bir sorsaydı. Merak ediyorum da, biz gelmeseydik, acaba anam daha ne yapacaktı kıza?" dedi. Kudret Hanım, "Haklısın Karan, ama..." dediğinde, Karan Abi, "Aması yok," dedi. Sonra da Deniz Abla'ya dönerek, "Deniz, Jinda'yı uyut," dedi. Deniz Abla ayağa kalktığında, "Gel abla, geleceğiniz için odayı hazırlamıştık, sana yardım edeyim," dedim.
Birlikte yukarı çıktık. Odaya girdiğimizde, Deniz Abla Jinda'yı yatağına yatırıp uyuttu. Birlikte oturduk. Deniz Abla, "Ela nerede? Görmedim," dedi. "Babasının evine gitti abla. O da bir hafta sonra gelir. Boran Abi'nin ölümü onu çok kötü yıktı. Baran da onu babasının evine gönderdi."
"Anlıyorum," dedi Deniz Abla. "Biz de bir hafta sonra gelecektik ama işler sandığımızdan erken bitti, biz de erken geldik," dedi. Tam o anda kapı açıldı ve Karan Abi içeri girdi. Ayağa kalktım, odadan çıkacaktım ki Karan Abi, "Arin," dedi.
"Buyur abi?"
" Burada hep bir abin olduğunu bil. Başın dara düşerse ilk bana gel. Beni bulamazsan da Deniz'e gel," dedi.
"Sağ ol abi," dedim. "Siz dinlenin, uzun yoldan geldiniz. İyi geceler," diyerek odadan çıktım.
Ve odama gitmek istedim ama Kudret Hanım'ın kesin sözü olduğu için Baran'ın odasına gittim. Derin bir nefes çekerek kapıyı kapattım. Baran masada oturmuştu, bilgisayarla uğraşıyordu. Beni görünce ayağa kalktı ve bana doğru geldi.
Geriye doğru gittim ama durmadı, üzerime yürüdü ve sırtım duvara çarptığında kaçacak yerim yoktu.
Baran öfkeyle, "Neden Berat'ı dışarı çıkardın?" Sonra konuşma fırsatı vermeden devam etti. "Baktın dışarı çıkacak bahane yok, Berat'ı bahane ettin, değil mi?" dediğinde öfkeyle göğsüne vurdum.
"Sen abisin, ben çıkaracağıma sen çıkarsaydın! Hani çok seviyorsunuz ya?" dedim, sesimi yükselterek. "Hani çok düşünüyorsunuz ya?" dedim. "Siz sadece ona acıyarak bakıyorsunuz. Ama aslında acınacak olanlar sizsiniz," dediğimde Baran, kolumu öfkeyle tuttu. Gözlerinin içine baktım. "Ben sadece Berat'a iyi gelir diye dışarı çıkardım. Bugün ne öğrendim biliyor musun? Berat isterse iyileşebileceğini öğrendim! Ama o kabul etmiyor. Daha 19 yaşında ama hayattan vazgeçmiş! Ve bir insanı sadece sevgisizlik bitirir! Söylesene, onu gerçekten seviyorsanız neden bu hâlde?" dedim. Öfkeyle sesim o kadar çok çıkmıştı ki, ben bile inanamamıştım. Sözlerimin Baran'da tokat etkisi yaratmış gibiydi. Birden sıktığı kolumu bıraktı.
"Ben sadece o iyi olsun istedim, Baran Ağa," dedim. "Ona zarar vermek asla niyetim değildi. Bugün dışarı çıkarmazdım..." dedim. Baran geriye doğru gitti. Şaşırmıştım; aslında bana bağırmasını bekliyordum ama o hiçbir şey demeden geriye doğru gitti.
Öfkeyle banyoya gittim ve elimi, yüzümü yıkadım. Ama banyodan çıkmadım, sadece düşündüm. "Neden?" dedim. "Daha ne kadar zor olacak hayatım?" Derin bir nefes çekip odaya döndüm. Baran yatağına girmişti ve uyumuştu galiba. Koltuğa geçip uzanacaktım ki, gömleğindeki ıslaklığı fark ettim ve aklıma gelen şeyle pişman oldum: Göğsü yanmıştı ve ben onun göğsüne vurmuştum. "Of!" dedim ve masaya baktığımda yaptığım yağ hâlâ orada duruyordu.
Banyoya gidip dolaptan pamuk aldım ve masada duran yağı alıp Baran'a yaklaştım. Bunu yapmak ne kadar doğruydu bilmiyordum, ama onu yakmam yetmiyormuş gibi bir de yarasını kanatmıştım. Elimi, yüzünde birkaç kere salladım uyanık mı diye. Belli ki uyumuştu. Yavaşça gömleğinin düğmelerini açtım. Kendimi tuhaf hissettim, çünkü bu şu an san sapık gibi gözüküyordum. Ama bu sadece onun canı yanmasın diyeydi. Aslında umurumda olamazdı, ama bun ben sebep olmuştum.
Birkaç tane düğmeyi açtıktan sonra, masaya bıraktığım yağa pamuğu batırıp yaraya bastırdım. Ama birden Baran, bileğimi sertçe tutup beni kendine çektiğinde derin bir nefes aldım. Saçlarım onun yüzüne düşmüştü ve o; ofkeli gözlerini dikmişti bana.
"Ne yapıyorsun?" dedi öfkeyle.
Kekeleyerek, "Şey... Yaran kanıyor," dedim.
Baran doğruldu. "Sana ne? Çok kötü duruyor," dedim. "Eğer tedavi etmezsen daha da kötü olacak," dedim.
Baran bileğimi sıktı ve " sana ne dedim?" "İyi o zaman," dedim ve sert bir şekilde. Kendimi geri çektim . Ama Baran da tam o anda beni çektiğinde, sert bir şekilde üstüne düştüm. Bileğim hâlâ Baran'ın elindeyken, diğer elim ise çıplak göğsüne düşmüştü. Dudaklarımız neredeyse birbirine çarpacak kadar yakındı. Nefeslerimiz birbirine çarpıyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Bu da neyin nesiydi? Ve aynı şekilde, elimin altında hızla atan kalbin ritmi de benim kalbimin ritmiyle aynıydı sanki; ya da bana öyle geliyordu.
Geri çekilmek istedim ama Baran, diğer elini belime yerleştirdiğinde beni kıskacına aldı.
Zor da olsa, "Ne yapıyorsun?" dedim.
"Bilmem. Ben mi, sen mi? Gece gece üstümü çıkaran sensin. Belki de bende devamını getiririm," dediğinde öfkeyle yüzüne tokat attım. "Sen ne demek istiyorsun? Ben sadece yarana bakmak istedim!" dedim. Ama Baran, belimden çektiği gibi beni altına aldı ve üzerime eğildi. Nefesi yüzüme çarpıp geçiyordu.
"Tehlikeli sularda yüzüyorsun, bücür," dediğinde o kadar hızlı nefes alıyordum ki, kalkıp inen göğüs kafesim onun göğüs kafesine çarpıyordu. Ve tüm gücümle Baran'ı üstümden ittim. Aslında ona asla gücüm yetmezdi ama dengesiz düştüğü için miydi, yoksa kendisi çekildiği için miydi bilmiyorum. Ama hemen ayağa kalktım ve "Gerçekten çok kötüsün , Baran Ağa!" diyerek elimdeki pamuğu masaya attım ve koltuğa geçip uzandım. Sinirden deli olacaktım ama sadece kendime kızıyordum. "Sen aptalsın, Ariin! Bu merhametin sana hep kaybettirecek. Hiç olmayacak insanlara merhamet etme!" dedim ve gözlerimi kapattım.
---
Sabah uyandığımda üstümdeki pikeye sarılmıştım. Nereden gelmişti bu? Diye düşündüm. Baran mı örtmüştü? Ama kendime güldüm. O kaba adam asla böyle bir şey yapmazdı. Ama bu pike neyin nesiydi?
O anda Baran da gözlerini açtı. Pikeye baktım ve ben üstüne atmadığıma göre Baran'a sordum.
Baran gülerek, "Kafayı yedin herhalde," dedi. "Senin üstünü üşüme diye örteyecek miyim?" dediğinde delirdim mi ne dedim kendime ve ayağa kalkarak pikeyi katlayıp kenara bıraktım. Odadan çıktım.
Aşağı indiğimde kapıda duyduğum sese şaşırdım. Bu teyzem viyan'ın sesiydi!
"Bırak abla! Burası Şahmeranların konağı değil mi?" diyordu. Büyük bir şaşkınlıkla Nare Abla ve teyzeme baktım. Teyzem içeri girmek için uğraşıyordu. Çıkan seslerle diğerleri de aşağı indi.
"Viyan!" dedim ve hemen yanlarına gittim. Nare Abla, "Gelin hanım," dedi.
"Nare Abla, bu teyzem," dedim.
Viyan bana sarılarak, "Arin!" dedi. "Viyan, senin ne işin var burada?" dedim.
"Seni almaya geldim," dedi. Elimden tutarak beni çekiştirdi.
Kudret Hanım, "Kızım, sende kimisin?" dediğinde Viyan öfkeyle, "Arin'ın teyzesiyim ve onu almaya geldim!" dedi.
Herkes Viyan'a aşaşkın şaşkın bakarken, ben onun bu hâline pekte şaşırmadım çünkü deli dolu biriydi . Bense onun tersine daha sakindim ve aramızda sadece iki yaş vardı ..
"Viyan," dedim.
Viyan bana dönerek yüzümü avuçladı. "Bilmiyordum, Delal Ablam bizden sakladı. Yeni öğrendim. Annem kahroldu. Seni almaya geldim," dedi.
"Gelemem, Viyan."
"Gel!" dedi, elimi tutarak.
"Gelemem," dedim. "Gelirsem kan dökülür."
Ama Viyan öfkeyle, "Dökülecekse dökülsün! Sen başlatmadın bu savaşı. Nasıl başlatılmışsa, öylede bitirirsin. Ha, öldüreceklerse de birbirlerini öldürsünler!" dedi.
Keje Hanım öfkeyle, "Al götür bu uğursuzu! Zaten istemiyoruz!" deyince, Viyan, "Uğursuz sensin, kadın!" dedi.
"Viyan!" dedim. "Yapma. Baran, kapı orada ama adımını atığın gibi çok kan dökülecek, Arin," dedi.
Viyan barana dönerek,"Dökülürse dökülsün," dedi. "Hadi, Arin, gidiyruz."
"Viyan," dedim. "Gelmeyeceğim."
"Gel!" dedim Baran. "Duydun. Hadi!" dedi ve kapıdaki adamlara baş işareti yaptığında, adamlardan biri bize doğru geldi ve Viyanı tutmak istedi. Ama Viyan çevik bir hareketle adamın belindeki silahı çekti ve Baran'a uzattı.
"Sen şimdi dersin, 'Bu kadındır, bir şey yapamaz.' Mı? Baran, Şahmeran ben! Tek başıma senin tüm sülalene yeterim! İstersen gel, al!" dedi, elimi Viyan'a doğru uzatıp.
Silahı tutum. "Yapma! Ben kabul ettim. Lütfen!" dedim. Ama yalandı asla kabul etmemiştim ve Biliyordum, Viyan gözünü kırpmadan bir kişiyi öldürebilirdi. Ne yaparsan yap, ama gelmeyeceğim!" dedim. Biliyordum ki bu kapıdan adımımı atarsam kan dökülecekti. Yapamazdım.
"Viyan" dedim, gözlerinin içine bakarak. "Lütfen."
Viyan bana baktı ve silahı yere eğdi. "Yapma, Arin. Yakma kendini. Değmez," dedi.
"Yapamam," dedim. "Viyan, kardeşlerime bunu yapamam..." dedim.
Viyan öfke ve çaresizlikle silahı yere attı. Silahın sesi avluda yankılanırken, Viyan Baran'a döndü.
"Sakın bu kızı sahipsiz sanmayın! Sizi yakarım! Yeminle yakarım!" dedi ve cebindeki telefonu çıkarıp bana verdi. "Al bunu. Seni yine gelip göreceğim," dedi ve bana sarıldı. Sonra konaktan çıktı.
"Keşke," dedim. "Seninle gelebilseydim, Viyan Ama bu hepimizi ateşe atmak olurdu."
"Deliye bak !" dedi Dilan. Keje hanımda, " Bu nasıl cüret? Deli bu aklını kaçırmış!" dedi.
Kudret Hanım, "Valla deli mi bilmem ama cesur kız," dedi.
Keje Hanım öfkeyle bana dönüp, "Hadi, ne bekliyorsun? Git kahvaltıyı hazır et!" dedi.
Mutfağa giderken aklıma baran'nın sözleri takıldı . Onun git demsi gerekiyordu "git ama o kapıdan çıkarsan kan dökülür "dedi git demişti ama beni gitmemem için de tehdit etmişti.