9. bölüm

1739 Kelimeler
--- Aşağı indiğimde, avluda oturan Kudret Hanım ve diğerlerini gördüm. Beni gören Kudret Hanım, otoriter sesiyle bana bakarak, " Bize yemek verecek misin, gelin hanım?" dediğinde, gülümseyerek "Hazırlıyorum hala," dedim ve mutfağa inip Nare Abla'yla sofrayı kurduk. Her şey hazırdı. Onlar sofraya geçerken, ben de mutfağa gitmek için adım attım ama Kudret Hanım'ın sesiyle olduğum yerde durdum. "Nereye, gelin? Geç otur." "Size afiyet olsun hala. Ben mutfakta yiyeceğim." Sert bir sesle, "O ne? Geç otur! Mutfakta niye yiyeceksin?" Keje Hanım, "Ama abla..." dedi. Kudret Hanım, daha da sert bir sesle, "Aması ne Keje? O bu evin gelini değil mi? Yeri de bu sofradır," diyerek bana oturmamı söyledi. Bakışlarım istemsizce Baran'a kaydı. O, sadece önündeki yemekle ilgileniyordu. "Sana dedim gelin, duymuyor musun?" diyen Kudret Hanım'la, sofrada tek boş olan yere, Baran ve Serhat'in arasına geçip oturdum. Serhat bana dönerek, "Eline sağlık yenge, yemek çok güzel," dediğinde, "Afiyet olsun," dedim. Baran ve Serhat'in arasında kendimi tuhaf hissetmiştim. Çünkü ikisi de oldukça iri yarıydı ve ben onların arasında sıkışmış bir fare gibiydim. Her hareketimde ya Serhat'a ya da Baran'a çarpıyordum. Serhat, 'Hadi neyse,' biraz toplu oturuyordu ama Baran, ayı gibi yayılmıştı. Bu aralar çok da iştahım yoktu. Biraz yedikten sonra doydum. Diğerleri yemeklerini yerken onları izledim. Hafif esen rüzgardan dolayı yüzüme düşen saçlarımı geriye doğru attım. Baran, öfkeyle bana doğru eğilerek, "Bırak artık şunu yapmayı," dedi. "Neyi?" dedim. "Saçlarını. Yüzüme doğru savuruyorsun." "Ne alaka?" "Halam'a güveniyorsan, yanılıyorsun cadı," diyerek elini bacağıma bıraktığında, tüm bedenim kaskatı kesildi. Ve istemsizce tekme attım. Serhat'tan acı dolu bir ses çıktığında, herkes "Ne oldu?" diye sordu. Serhat bana döndü. Utançla, "Özür dilerim, ben... şey..." Ama ne diyecektim? Serhat, "sorun değil yenge," diyerek ayağını ovuşturdu. Bana çarpıyordu ve birden,Çekilen sandalyemle şoka uğradım. Bakışlarım Baran'a döndü. Ne yaptığını anlamaya çalıştım. Neden böyle bir şey yapmıştı ki? "Ne yapıyorsun?" dedim sessizce. Ama konuşmadı. Öfkeyle önüme döndüm. Bu adam bence normal değildi. Neyse ki yemek faslı bitmek üzereydi. Ayağa kalkıp sofrayı topladım. Kudret Hanım kahve istedi. Onlara kahve yapıp getirdiğimde, Keje Hanım, "Diğerlerininkini yukarıdaki avluya götür," dedi. Elimdeki kahvelerle yukarı çıktım. Arhat ve Yaren yoktu. Yaren rahatsız olduğu için odasına gitmişti, Arhat da yanındaydı. Serhat, Baran ve Dilan vardı. Kahve tepsisini onlara doğru götürdüğümde, Dilan aniden ayağını önüme atarak yere düşmeme neden oldu. Elimdeki kahve tepsisi, kahvelerle birlikte Baran'ın üstüne döküldü. Baran acıyla ağzından bir küfür yuvarladı. Yerden kalktım. Dizlerimin ve elimin acısını umursamadan, Baran'a doğru gidip gömleğinin düğmelerini açmaya çalıştım. Korkuyla, "Canın yanıyor mu? Çok yanıyordur. Özür dilerim," diyerek ellerimle düğmeleri açmaya çalıştım. Çünkü yanık çok kötü bir şeydi. Çok kötüydü yanmak... "Özür dilerim, çok acıyor mu?" diyerek dolan gözlerimle yüzüne baktığımda, onun sadece şaşkın bir şekilde bana baktığını gördüm. O acının nasıl bir şey olduğunu çok iyi biliyordum. Ve kahveler çok sıcaktı, hepsi Baran'ın üzerine dökülmüştü. Baran sert bir şekilde bileklerimi tutup geriye doğru çekti. "bırak!" dedi. ona baktım. Ta ki o ana kadar sadece canının yandığını düşünmüştüm. Ve birden iki adım geriye gidip, "Ben bilerek yapmadım!" dedim. Baran üzerindeki gömleği çıkarıp yere attığında öfkeyle oradan ayrıldı. Dilan'a dönüp, "Sen yaptın!" dedim. "İyi mi yaptın? Abimin canını yakmaktan başka bir şey yapmadın," dediğimde, Dilan öfkeyle üzerime yürüdü. "Beceriksizliğinin suçunu bana mı atıyorsun?" diyerek bana bağırdı. Serhat araya girerek, "Dilan!" dedi, uyaran bir sesle. "Seni gördüm. Bilerek yaptın. Ama işte ilahi adalet. Sen onun canını yakmak istedin, ama bak olan abine oldu," dediğinde, Dilan öfkeyle yanımızdan ayrıldı. Serhat bana bakarak, "Gel yenge, otur. Elin kanıyor . Sorun değil," dedim. "Geç otur yenge, hadi," diyerek beni koltuğa yönlendirdi. Masada duran peçeteden alıp elimi temizledi. Kanama çok değildi. "Serhat... Baran sana çok mu kötü davranıyor? O yüzden mi bu kadar korktun yenge?" dediğinde, başımı hayır anlamında salladım. "Sadece... yanık çok kötü bir şey. Yanmak çok acı veriyor. Ben de yanmıştım ve acısı çok kötüydü."dedim ve Serhat'a "Sağ ol, ben kalkayım," diyerek ayağa kalktım. "Sende kusura bakma," diyerek yerdekileri topladım. Serhat yardım etmek için ısrar etse de, izin vermedim . Tepsiyi alıp aşağı indiğimde, Nare Abla panikle, "Gelin hanım, ne oldu?" dediğinde, "Düştüm abla," dedim. Nare Abla elimdeki tepsiyi alıp, dolaptan sargı bezi ve krem çıkardı. "Sen odaya geç, yaranı temizle. Dizlerin kötü duruyor," dedi. Elindekileri alıp odaya geçtim ve önce dizlerimi, sonra elimi temizledim. Neden Baran'ın canının yanması beni bu kadar korkuttu ki? diye sordum kendime. Ama o bana kötü davranıyor. Sonra kendime kızdım. Ben kötü olamazdım. Ve yanık acısının ne kadar zor olduğunu çok iyi bilirim. Zihnim o güne gitti... Salonda yanan sobanın yanında oturuyordum. Annem, babam ve Narin Anam yine kavga ediyorlardı. Babam öfkeyle anneme bağırıyordu, Narin Ana ise onu daha da tetikliyordu. Babam öfkeyle elini sobanın üstündeki demliğe vurduğunda, demlik üstüme düştü. O kaynar su, sağ omzumdan aşağı indiğinde, başta sadece şokla soğuk su döküldüm sandım. Ama sonra çok şiddetli bir ağrı oldu. Annemin elbisemin üzerinden çıkarmaya çalıştığını hatırlıyorum. Sonrası yoktu. Çünkü üçüncü derece yanmıştım. Hatta doktor, çok zarar görmüş ve koluma dikkatli bakılmazsa sakat kalacağımı söylemişti. Ama annaannem gelip götürmüştü beni, annem değil. Annaannem bakmıştı ve beni bir adamın yanına götürmüştü. "Ona yardım et. Kız çocuğudur, kolu sakat kalmasın," demişti. Adam günlerce koluma bir şey sürdü. Ta ki kolum kabuk bağlayana kadar. Ve en acısı, sonra bir jiletle o kabukları tek tek soydu. Ve o acı hala aklımdaydı. Sonra...Kolum iyileşene kadar tekrar bu süreç.devam etti ... Çok az iz vardı şimdi, ama o acı sanki hala oradaydı. Daldığım düşüncelerden çıktığımda, gözümden akan yaşı yeni fark ediyordum. Babam benim orada olduğumu bile bile dökmüştü. Annem ise bana bakmamıştı bile . Kolum bu gün iyiyse, bu annaannemin sayesindeydi. Onu ne kadar özlemiştim... Olduğum yerde öylece ağladım. Beni bir tek teyzem ve annaannem sevmişti. Ne annem, ne babam hiç sevmemişti. Bir insanın annesi ve babası varken öksüz kalır mıydı? Ben öksüz kalmıştım. Yüzümü sildim, ayağa kalktım ve odadan çıktım. Arkamdan duyduğum Kudret Hanım'ın sesiyle ona doğru gittim. "Gelin," dedi sorgulayıcı bir bakışla. "Efendim hala?" "Ne oldu sana?" "Düştüm." "Gülümseyerek Yakmışsın bizim oğlanı." "Bilmeyerek oldu." "Sen iyi misin?" "İyim." "Gel otur," dedi. Yanına geçip oturdum. "Sen neden hep odaya gidiyorsun? Sabahtan dikkatimi çekiyor." "Ben orada kalıyorum hala." "Bu da ne oluyor? diyerek keje hanına döndü. "Keje, bu gelin neden başka bir odada kalıyor da kendi odasında kalmıyor?" dediğinde, Keje hanım " onun odası orası onu bile hak etmiyor da neyse "dedi "Hala, ben zaten odamda..." Kudret Hanım'ın elini havaya kaldırarak susmam için işaret vermesiyle sustum. Yanındaki Ahmet Ağa'ya dönerek, "Bu da yeni adet mi Ahmet?" dediğinde, Ahmet Ağa ayağa kalkarak, "Sen ne yapacağını biliyorsun abla," diyerek oradan ayrıldı. Kudret Hanım, "Git git ancak kaçarsın Ahmet," diyerek Keje Hanım'a baktı. Kudret Hala öyle öfkeyle konuşuyordu ki, sesini duyan herkes avluya çıktı. Hatta Yaren bile çıkmıştı. Baran, Kudret Hanım'a doğru gelirken, "Hala ne oldu?" dedi. Belliydi, Baran halasını çok seviyordu. Aslında evdeki herkes seviyordu. Kudret Hanım, "Geç otur Baran," dedi. Baran geçip oturduğunda, "Bu da neyin nesi?" dedi. "Ne olmuş?" "Bu kadın sensin karın ve neden Senin odanda değil de başka odada kalıyor? Bu da ne demek?" dediğinde, Baran öfkeyle, "O benim karım değil hala. Sadece... böyle olması gerekti," dediğinde, Kudret Hanım'ın sesi çelik gibi keskinleşti: "O bu evin gelini ve senin de karın. Bu akşamdan itibaren senin odanda kalacak. Ve buna itiraz etmeyeceksin." Baran öfkeyle, "Hala!" dedi. Ama Kudret Hanım elini havaya kaldırarak, "Bana biraz saygın varsa, bu evde hatrım varsa, lafımın üstüne laf olmaz," diyerek ayağa kalktı. Baran bana öfkeyle baktı. "Ne bakıyorsun?" diyerek başımı salladım. Kudret Hanım, "Gelin, benimle gel," diyerek beni çağırdı. Ayağa kalkarak Kudret Hanım'ın peşinden gittim. Arka bahçeye geçtik. Kudret Hanım bana dönerek, "Bilirim gelin. Bu hem senin hem de Baran için zor bir süreç. Ama olan bu. Kader bu. Ve o artık senin kocan, sen de onun karısısın." "Bu gerçek bir evlilik değil hala. Sadece kan dökülmesin diye beni kurban seçtiler. Ben onu sevmiyorum. Sevmeyeceğim." Kudret Hanım gülümseyerek bana baktı. Emin bir sesle, "Seveceksin. emin ol'ki Seveceksin. Ve Baran da seni sevecek. Çünkü bir ömür böyle geçmez," dedi. "Ben evlendiğimde senden daha küçüktüm. Daha yeni on yedime basmıştım. Senin gibi kan bedeli verdiler beni ..." dediğinde şaşırdım. "Allah rahmet eylesin. Benim bey benden yaşça büyüktü. Bak kızım Sen en azından yine kendi memleketindesin. Ha, yanlış anlama, zor. Ama ben başka bir şehre gittim. Hiç bilmediğim yer, insanlar... Ve her günüm değil, her saatim cehennem gibiydi. Ve... daha on yedi yaşındaydım. Bizim bey de başta çok eziyet etti. Sen bakma Baran'a; o öfkelidir, gürler. Ama o kadar da kötü değil. Yani anlayacağın, ben de çok çektim. Ama sonradan bizim bey anladı her şeyin boş olduğunu, aldı beni çıkardı o cehennemden. İkiniz yaşadıkça bu evlilik sürecek. Çünkü bu evlilik bozulursa kan çıkar. Bir ömür de birbirinizden nefret edemezsiniz," dediğinde, "Onu asla sevmeyeceğim hala. Lütfen, aynı odada..." dedim. Kudret Hanım, "Ben böyle uygun gördüm. Böyle olacak," diyerek arkasını döndü ve bahçeden çıktı. Ben ise arkasından öylece bakakaldım. *** Orada ne kadar kaldım bilmiyorum ama Baran'ın odasına gidemezdim. "Herkes uyumuştur," diye düşündüm ve odama gitmek için bahçeden çıktım. Odamın önüne geldiğimde, elimi kapı koluna attığımda, Kudret Hanım'ın sesiyle irkildim. "Gelin, sana ne dedim?" dediğinde ona döndüm. "Hala, affet, sana saygısızlık yapmak istemiyorum. Ama ben o odaya gidemem. Hem... bunu ne ben, ne de Baran ister. İzin ver, odama gideyim." "Orası senin odan değil. Şimdi odana çık. Ve Baran sana bir şey demeyecek. Çünkü bana karşı gelmez." Ne kadar ısrar etsem de boştu. Kudret Hanım'ın bu çabası neydi? Merdivenlerden çıkarken, Sonuçta Kudret Hanım iki hafta sonra gidecek, diye geçirdim içimden. İki hafta mecbur odada kalacağım. Belli'ki bu evde, Kudret Hanım'ın lafını kimse ezmiyordu. Bana "Baran bir şey demeyecek" demişti ama endişeliydim. Kapının önünde durduğumda birkaç dakika öylece bekledim. En sonunda kapıyı çaldım, ama ses gelmedi. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Buranın Baran'ın odası olduğunu biliyordum ama ilk defa bu odaya giriyordum. İçeride, camın yanında bir kitaplık vardı ama kitap değil, içinde bir sürü dosya vardı. Hemen yanında bir bilgisayar masası vardı. Kenarda ise siyah ve altın işlemeli bir koltuk takımı duruyordu. Diğer duvarda ise büyük, sade bir yatak vardı. Ve Baran yataktaydı; sırtı bana dönüktü ve uyumuştu galiba. Sessizce koltuğa geçip oturdum. Derin bir nefes çektim içime. "İki hafta," dedim kendi kendime. Duyduğum sesle şaşırdım. Baran uyumamıştı. "Sesiz ol," diyerek bana doğru döndü. "Halam'a karşı gelmedim. Sakın ola ki bir hata yapma. Yoksa bedelini ağır ödersin," diyerek gözlerini kapattı. Salak, sanki meraklıyım sana ve odana, diye düşündüm. Koltukta uzanıp hayatımı sorguladım. Çok güzel bir hayatım yoktu, ama en azından tutsak değildim. Ve babam beni bu hayata tutsak etmişti. Ben onun tek kız evladıydım ama o beni hiç sevmemişti. Ne o, ne de annem... Derin düşünceler içinde gözlerimi kapattım. Sonrası, koca bir karanlık.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE