---
Kapı, babamın öfkeyle çıkışının ardından hâlâ hafifçe sallanıyordu. Yanağımda yediğim tokatın izi yanıyor, ağzımda kanın metalik tadı duruyordu. Ama bunlar fiziksel acılar, önemsizdi. Asıl yara, kalbimin tam ortasındaydı.
"Zaten hiç olmadım."
Bu sözler ağzımdan çıkmıştı. Ve en korkuncu, bunların doğru olmasıydı. Resul Karahanlı'nın kızı olarak hiç var olmamıştım. Sadece bir piyon, bir mülktüm.
Viyan kapıyı açtı, içeri girdi. Gözlerimdeki çaresizliği görünce koşarak yanıma geldi.
"Arın! Allah aşkına, ne oldu? Sesler duydum..."
"Bitti, Viyan," dedim, sesim boğuk ve titrek çıktı. "Her şey bitti. Artık bir ailem yok."
" Zaten hiç olmadı ki."
Ona sarıldım. İlk kez, gerçekten kimsesiz olduğumu hissediyordum. Bu konak, bu odalar, bu insanlar... hepsi yabancıydı. Ve şimdi, doğduğum eve de yabancıydım.
"Ben ne yapacağım?" diye fısıldadım, gözyaşlarım onun omzuna akarken.
"Buradasın," dedi Viyan, sıkıca sarılarak. "Ben buradayım. Ve... ve Baran var."
Baran.
İsmini duyunca içimde garip bir ürperti oldu. Ona ne diyecektim? Babamın sözlerini bilse... "Baran Şahmeran'ı avucuna aldın," diyen o iğrenç cümle. Baran bunu duysa, bana ne yapardı?
Biraz toparlandıktan sonra aşağı indim. Annem ve babam gitmişti, ama Baran da yoktu. Herkesin acıyan bakışları üzerimdeydi. Deniz Abla endişeyle, "Dudağına ne oldu?" demesiyle gözlerim tekrar doldu. Karan Abi öfkeyle, "Baran mı?" dedi. Başımı 'hayır' anlamında salladım.
Herkes sustu. Sadece zorlukla ' düştüm' dedim Evet, belki Baran bana çok kötü davranmıştı ama bir kere bile vurmamıştı. Ne acı, bana en yakınım babam tokat atmıştı. Aldığım her nefes canımı yakıyordu.
Düşündüğüm tek soru: Baran nereye gitmişti?
Kudret Hala'ya dönerek, "Odama çıkabilir miyim?" dedim. Kudret Hala başını sallayarak onayladığında ayağa kalktım ve son gücümle yukarı çıktım. Viyan gelmek istedi ama izin vermedim.
Koltuğa geçip oturdum. Bir hiçtim. Bir insanı anne ve babası sevmese, kim sevebilirdi ki? Beni ne annem ne de babam sevmiyordu. Ve artık yoklardı.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama yanağıma yediğim tokatın acısı hâlâ duruyordu.
Kapıdan gelen sesle bakışlarım oraya döndü. Baran gelmişti. Başımı geri eğdim, yatağına geçmesini beklerken tam karşımda durdu. Bakışlarımı ona doğru kaldırdığımda, onu da gözleri dudağıma kaydı. Önümde diz çöküp çenemi tuttu.
"Ne oldu?" dedi.
"Bir şey olmadı," dedim.
Tekrar sordu, sesi bu sefer daha sertti: "Sana ne oldu dedim ?"
"Düştüm," dedim. Ne kadar inandırıcı bir yalan olduysa artık. Baran bir şey demedi.
Ayağa kalkıp elini uzattı. Ona anlamaz gözlerle baktım.
"Tut," dedi.
Yutkundum. Ne oluyordu?
Öylece bakıyordum ona, ne olduğunu anlamaya çalışarak.
Tekrar konuştu: "Tut."
Elimi uzatıp elini tuttum. Eli buz gibiydi. Elindeki soğukluğu sanki tüm bedenimde hissettim. Yavaşça ayağa kalktım.
"Gel," dedi.
Onu takip ettim. Yatağın tam yanında durduğumuzda yatağı açtı. Ona anlamaz gözlerle bakıyordum.
"Geç, uyu," dedi.
"Nasıl?" dedim. "Geç uyu?"
"Hadi, uzan," deyince yatağa geçip uzandım. Baran da yatağa uzandığında artık tüm algımı kaybetmiş gibydim. Ne oluyordu acaba? Hayal mi görüyordum? Bana doğru dönmüştü, yüzüme düşen saçımı geri itti.
Ve beklemediğim bir şey yaptı: Beni kendine çekti, elini belime doladı. Ve ben hiçbir tepki veremiyordum.
"Uyu hadi," dedi. Sesi ne sıcak ne de soğuktu, sadece emir veriyordu.
Gözlerim doldu. O bir yabancıydı ve beni düşmanı olarak görüyordu, ama bana merhamet gösteriyordu. Benim en çok ihtiyacım olan şeydi şefkat, ve Baran bana şefkat gösteriyordu.
Daha fazla dayanamadım ve gözyaşlarımı serbest bıraktım. Gözyaşlarım sessiz hıçkırıklara dönüştü. Ne kadar öylece ağladığımı bilmiyorum, ama artık beni içine çeken karanlığa mahkum olmuştum.
---
Gözlerimi açtığımda gözlerimde öyle bir acı vardı ki sanki gözlerimde bir sürü kum tanesi vardı. Öyle bir acıydı ki... Baran'ın bir eli hâlâ belimdeydi, benim de elim onun göğüs kafesindeydi.
Öylece onu izledim. Kaç dakika geçti bilmiyorum ama Baran da gözlerini açtı. Ve hiç beklemediğim bir şekilde gülümsedi.
Şaşırdım onun bu haline.
"Uyanmışsın, güzelim," dedi.
Bana "güzelim" demişti. Artık iyice kafayı yemiştim.
"Hadi, uyan. Acıktım," dedi. Uzun bir süre öylece kaldıktan sonra doğruldum, Baran da doğruldu.
"Neden böyle davranıyorsun?" dedim.
Baran elimi tutup, "Sana başta çok öfkeliydim, Arin. Ama zamanla beni kendine çektin. Ve bu evlilik bir ömür sürecek. Ne kendime ne de sana eziyet etmeye değmez," dedi.
"Ve eğer ki sen de buna razıysan, ikimize bir şans ver, Arin. Gerçekten eşim ol," dediğinde duyduklarıma şok olmuştum.
Ne olmuştu? Baran'a neden böyle davranıyordu?
"Ben..." dedim ama devamını getiremedim. Bu çok saçmaydı. Ona güvenemiyordum ki, güvenemezdim. Beni babam bile bir piyon gibi kullanırken, Baran'a nasıl güvenebilirdim ki? Ya onun da kendince oyunları varsa?
"Saçmalama, Arin," dedim. "Ne oyunu olacak?"
diye geçirdim içimden." Daldihim düşüncelerden ,baranin yanagimdaki elinin sıcaklığıyla çıktım.
Baran, "Düşün, Arin. Düşün," diyerek ayağa kalkıp banyoya geçti. Ben öylece olduğum yerde kaldım.
Ne yapacaktım? Ne diyecektim ki? Tüm duygularım karma karışık olmuştu. Ne doğru ne yanlış bilmiyordum. Baran hâlâ banyodaydı. Kalkıp hazırlandım ve aşağı indim. Viyan'ın kaldığı odaya gittim.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde yatağını düzelten Viyan'ı gördüm.
"Viyan," dedim telaşlı bir sesle.
"Viyan? Arin? Ne oldu?"
"Sana anlatmam gereken bir şey var," dedim, kapıyı kapatarak.
Viyan'ın yanına geçip oturdum, Viyan da oturduğunda, "Ne oldu? Korkutuyorsun," dedi.
"Baran," dedim.
"Baran ne?"
"Bana... bize bir şans ver dedi, Viyan. 'Bir ömür sürecek bu evlilik, sana da bana da yazık olmasın' dedi."
"Sen ne dedin?" diyen Viyan'a, "Bir şey diyemedim, Viyan," dedim.
"Nasıl olacak ki? Pat diye..."
"Bana 'düşün' dedi. Ama korkuyorum, Viyan. Ya o da babam gibi oyun oynuyorsa değil mi?"
Viyan elimi tuttu. "Korkma, Arin. Baran'ın nasıl bir oyunu olacak ki? Ama bak, sana zaman vermiş. Doğru demiş. Bu evliliği bitiremezsin, Arin. En azından düşün," dedi.
Derin bir nefes aldım. Viyan'la birlikte ayağa kalktık ve odadan çıktık.
Herkes sofraydaydı. Ben ve Viyan da geçip oturduğumuzda Baran, Kudret Hala'ya dönerek, "Hala, müsaadenle biz Arin'le dışarıda kahvaltı yapacağız," dedi.
Ben ve herkes şok olmuştu bir anda. Kudret Hala başta şaşırsa da toparlayıp, "Tamam," dedi.
Keje Hanım, "Bu da nereden çıktı?" deyince Baran, "Karımla kahvaltı yapacağım, ana," dedi.
Dilan öfkeyle, "Anne, oğlun elden gitti," dediğinde Kudret Hala, "Sen sus, Dilan," dedi.
"Gidin oğul," dedi.
"Viyan, beni de yol üstü bırakır mısın?" deyince Serhat, "Gidiyor musun?" dedi.
Viyan, "Evet, artık Arin de iyi," dedi.
Serhat birden, "Ben seni götüreyim," deyince Viyan şaşırarak bir şey demedi.
"Viyan, o zaman ben çantamı alayım gelirim," dedi.
Baran bana dönerek, "Hadi, Arin, çıkalım," dedi.
Ben öylece baktım Baran'a. Deniz Abla gülümseyerek, "Arin, hadi," dedi.
Yavaşça ayağa kalktım. Bu Baran'da bir tuhaflık vardı ama ne çözemedim.
Tam o anda Viyan elindeki çantayla geldiğinde Serhat elindeki çantaya uzandı. "Sen ver, yorulma," dedi.
Viyan, "Gerek yok," dedi ama Serhat ısrar edince Viyan vermek zorunda kaldı. Viyan, Kudret Hala ve diğerleriyle vedalaşıp bana doğru geldi.
Kulağıma eğilerek, "Belki de her şey düzelir. Daha güzel olur. Sen de düşün biraz Baran Efendi'yi, konuşuruz sonra," dedi ve geri çekildi.
"Viyan," dedim.
"Buyur?" dedi.
"Sen... babamların evine gitsen, oradan birkaç parça eşyam var san sonra söylerim getirmsin birde günlüğümü getirir misin? Evde kaldı. yatağımın altındaki siyah kutuda," dedim.
"Tamam," dedi. "Gittiğimde getireceğim. Şimdilik kendine iyi bak," dedi ve Serhat la birlikte konaktan çıktılar.
Baran bana bakarak, "Hadi," dediğinde, "Biraz bekleyebirlimsin," dedim.
Baran , başıyla onayladığında Yukarı çıkıp telefonumu aldım ve aşağı indim. Birlikte dışarı çıktık ve arabaya bindik.
***
Araba durduğunda Urfa'nın en gözde mekanlarından birinin önündeydik. Baran indiğinde ben de indim.
Buraya hiç gelmemiştim ama çok duymuştum. Kendi şehrime bile yabancıydım.
Baran bana doğru gelerek elini belime attı.tum bedenim kas katı kesildi nefes bile anlamdım sanki Baran ,"Hadi," dedi. Derin bir nefes alıp barana ayak uydurarak İçeri girdik .içerisi coo guzle ve şıktı bir an utandım çünkü Baran oldukça şık ve güzel giyinmişti. Ben ise sadece rahat, ev içindeki elbisemle gelmiştim. Bazı insanların bakışları bize dönünce utandım.
Derin bir nefes çektim içime. Baran, "Üst kata çıkalım mı?" dediğinde başımı 'evet' anlamında salladım. Bizi yönlendiren garsonla yukarı çıktık. Garson ne istediğimizi sordu, Baran serpme kahvaltı istedi. Garson siparişler için aşağı indiğinde Baran, "Buranın kahvaltısı çok güzel, arada geliyorum," dedi.
"Sen kaç kere geldin?" dedi.
"İki defa," dedim.
"Nasıl?" dedi şaşıran bir ses tonuyla.
Ama ben onun sandığı gibi bir hayat hiç yaşamadım. O beni nasıl görüyor bilmiyorum, ama ben evin bahçesinden bile çıkmak için izin isterdim. Sadece ailece gittiğiniz yerlere giderdim, başka türlü olamazdı.
"Senin de geldiğini düşündüm," dedi.
"Hayır," dedim. "İlk defa geliyorum," dedim.
Baran bir şey söyleyecekti ki garson geldi ve masayı kurmaya başladı. Baran teşekkür ettiğinde garson başka bir şey isteyip istemediğimizi sordu ama Baran hayır dedi ve bana dönerek, Bir şey istiyor musun?" dedi. Hayır dedim.
Garson geri gittiğinde Baran bana dönerek, "Hadi, başla," dedi.
Öylece Baran'a baktım. Ne olmuştu Baran'a, böyle bir anda değişmişti? Bana çok mu acıyordu, yoksa başka bir oyunu mu vardı? Çözemiyordum.
Baran'ın ısrarıyla ben de birkaç parça bir şey yedim, daha fazla yiyemedim ve sadece çay içmeye devam ettim.
Baran gülümseyerek, "Çayı çok seviyorsun galiba," dedi.
Nedense gülümsedim. "Evet," dedim. "Çok seviyorum. Hatta biliyor musun, bazen o kadar çok içiyordum ki midem bulanıyordu ama devam ediyordum," dedim.
Sonra kendime şaşırdım. Neden bunu söylemiştim?
Baran da gülümsedi.
Belki de ilk defa biri, yaptığım bir şeyi fark ettiği içindi.
Çayımı da bitirdikten sonra Baran, "Kalkalım mı?" dedi. "Tamam," dedim.
İçerden çıkarken Baran bana, "Gitmek istediğin bir yer var mı?" dedi.
"Hayır," dedim.
Baran, "O zaman seni bir yere götüreceğim. Oranın çayı çok güzel. Büyük ihtimalle biliyorsundur. Sürpriz olsun," dedi.
---
Araba durduğunda camdan baktım ve yüreğim o eski taş binanın önünde, bir an için sıkışıp kaldı. Gümrük Han.
Baran, "Sürpriz," dedi, yüzünde tatmin edici bir gülümsemeyle. "Senin gibi çayı çok sevenlee çayın en iyisini burada içerler."
İçimde garip bir dalga kabardı. Ne diyeceğimi bilemedim.
Kapıdan içeri adımımı atar atmaz, hava değişti. Nemli taşın, zamanın ve kahvenin kokusu... Tanıdıktı. Çok tanıdık.
Ve aniden, o an geldi, beynimin içine saplanıverdi.
Yıllar önce...
Annem, "Çocuklar bir yer görmeli," demişti. Babam da pek ses çıkarmamıştı. Ben, gizli bir bayram sevinciyle gelmiştim. Belki de ilk kez, sadece ailecek, "normal" bir yere gidiyorduk. Masaya oturduk. Etrafı inceliyordum, her şey çok güzel görünüyordu. Annem, "Abuzer burada bir dükkan açmış, çok iyi yerlere gelmiş," diye lafa başladı. Babamın kaşları çatıldı. "O herifin neresi iyi?" dedi, sesi bıçak gibi keskin. Annem diretince, tartışma bir anda alevlendi. Sözler keskinleşti, bakışlar zehir gibiydi. Ben menüye oturduğum sandalyeye sığmayan çalışıyordum, küçüldükçe küçülüyordum. Sonra annem, "Öyleyse burada ne işimiz var?" diyerek öfkeyle ayağa fırladı. Babam da onu takip etti. Hiçbir şey söyleyemedim. Daha doğru düzgün oturmamıştık bile, "İşte mutlu bir aile" hayalini kuramadan, ayaklanıp onların peşinden sürüklendim. Buraya gelmiştim, ama burayla ilgili tek anım, boş bir masaya bakakalmak ve midemde bir yumrukla dışarı çıkmaktı.
"Arin?"
Baran'ın sesi beni şimdiki zamana fırlattı. Gözlerimi kırpıştırdım. O, garsonu çağırıyordu. Ben ise aynı salonda, aynı havayı soluyordum ama şimdi farklı bir masadaydım. Farklı biriyle.
"Çaylar harikadır burada, eminim biliyorsundur," dedi Baran, garson uzaklaşırken.
Bir an sustum. İçimde, o gün masada bıraktığım küçük kızla, şimdi burada oturan genç kadın arasında bir köprü kurmaya çalıştım.
"Evet," dedim sonunda, sesim biraz titrek çıktı. "Bir kere... ailemle gelmiştik. Ama çaylarımızı içemeden gitmek zorunda kalmıştık."
Söylerken, o eski hayal kırıklığının hüznü boğazıma düğümlenirken, bir yandan da şu an burada, oturmuş, bekliyor olmanın tarifsiz bir sevinci göğsümü kabarttı. Belki de geçmişte yarım kalan bir şey, şimdi tamamlanıyordu. Ya da sadece yeni bir yarım kalma hikayesinin başlangıcıydı. Bilmiyordum.
Baran'ın bakışları yumuşadı. Anlamış gibiydi. Belki de sadece öyle sanıyordum.
"Öyleyse," dedi, sessizce. "İlk çayın burada, benimle olsun."
Ve o anda, hem çok üzgündüm, hem de sebebini bilemediğim bir şekilde, içimi ısıtan bir sevinç vardı. İkisi bir arada, acıyla tatlı karışmış bir çay gibiydi.