---
Arin'dan...
Eve gitmek için arabaya bindik ama Baran bir yerde durdu ve bana dönerek, "Sakın inme, biraz işim var," diyerek arabadan çıktı.
Arabada sessizce bekliyordum. Aklım kırmızı yöresel elbisedeydi. Acaba hata mı yapmıştım, diye düşündüm.
Tam o anda yolun kenarında yalpalanarak giden küçük bir kız çocuğu gördüm. Yanında kimse yoktu. Telaşla arabadan indim ve küçük kızın yanına koştum. Ama tam o anda küçük kız yere düştü. Kızı tutup kucağıma aldım ve yüzüne dokundum.
"Canım, ne oldu sana?" dedim.
Küçük kız korkuyla, "Köpekler kovaladı," dediğinde, "Korkma, geçti," dedim.
Tam o esnada bir adam bize doğru gelerek küçük kıza sarıldı. "Abicim, ne oldu?" dediğinde adama baktım. Karşımda diz çökmüş, küçük kızla ilgileniyordu. Oturmasına rağmen çok uzun boyluydu ve iri yapılıydı.
Küçük kız ağlayarak adama atıldı ve "Abi!" dedi.
"Köpekler kovalamış ve korkmuş, ama bir şeyi yok," dedim. "Biraz su içse, kendine gelir," dedim.
Adam öylece bana bakıyordu.
"Su," dedim tekrar. "Siz su getirene kadar yanımda kalsın," dedim.
Adam "Tamam," diyerek kalktı, ilerideki arabaya doğru gitti ve su alıp geri geldi. Suyu elinden alıp, "Hadi canım, biraz iç," dedim ve suyu küçük kıza verdim. Kız kendine geldiğinde adam kıza, "Abicim, yolda tek başına ne işin var?" dediğinde küçük kız ağlayarak, "Marketten bir şeyler alacaktım, abi," diyerek daha çok ağladı.
Saçlarını okşayıp, "Tamam, geçti bak," dedim, saçlarını geriye çekip. "Hadi kalkalım," dedim. Ayağa kalktığımızda adam da kalktı.
"Geçmiş olsun, bir şeyi yok zaten, biraz korkmuş," dedim gülümseyerek.
Adam da gülümseyerek, "Teşekkürler," dedi.
Tam o anda bize doğru gelen Baran'ı gördüm. Bize merakla bakıyordu. Yanımda duran genç adama baktı ve bana dönerek, "Hayırdır?" dedi.
"Küçük prenses biraz korktu, köpekler kovalamış," dedim. Küçük kızı göstererek"Hem zaten abisi de geldi. Biz artık gidebiliriz ,değil mi?" diyerek eğilip küçük kızı öptüm. "İyi misin, değil mi?" dedim.
"Evet abla," dedi küçük kız.
"Dikkatli ol, tamam mı canım?" dedim ve doğruldum. Adamın üzerimdeki bakışları tuhaf hissettirmişti.
Tekrar "Teşekkür ederim," dediğinde gülümsedim.
"Ne demek, rica ederim," dedim ve Baran birden elimi tutup, "Hadi gidelim," diyerek beni çekiştirdi.
Arabaya bindiğimde Baran öfkeyle, "Sana arabadan inme dedim, değil mi?" dedi.
"Farkındaysan, kızı köpekler kovalamış ve korkmuştu. Yardım etmek için indim. Ama zaten abisi geldi," dedim.
Baran öfkeyle, "Mesele de o abisi geldiyse arabaya geri gelecektin! Ya sabır!" dedim.
Baran öfkeyle derin bir nefes aldı ve . "Rica etmeler teşekürler" dedi ne bekliyorsun?" dedim. "Yardım ettim, adam da teşekkür etti," dedim.
Baran öfkeyle bana dönerek, "Lan, sen benim karımsın! Ne öyle ortada tanımadığın adamlarla konuşuyorsun?" dediğinde aklımda kalan kelime 'karımsın'dı. Bu adam her seferinde "Benim karım değil" diyen adam değil miydi? Gerçekten bu adam normal değildi. Bir şey demedim.
Baran da öfkeyle arabayı sürdü. Yarım saat sonra konağın önünde durduk ve arabadan inip konağa geçtim. Ama Baran gelmedi. Elimdeki eşyaları taşımam için Nare Abla yardım etmişti. Gıcık! Bari eşyaları taşısaydın, o kadar eşyayla beni bırakıp gitti.
Eşyaları yukarı taşıdık, Nare Abla aşağı indi. Ben de Berat'ın odasına gittim. Berat beni görünce gülümsedi, tabii ben de gülümsedim ve yanına geçip oturdum.
"Nasılsın? Seni biraz ihmal ettim," dedim.
Berat başını evet anlamında salladı. "Berat'a daha çok dikkat edeceğim," dedim. "Bu arada yarın akşam kınaya gideceğiz, Kudret Hala dedi. Sen de gelmek ister misin?" dedim.
Ama Berat "Hayır," dedi. Üzüldüm.
Ama Berat, "O bahçeye gideriz başka bir zaman," dediğinde "Tamam," dedim gülümseyerek.
"Ve Berat, biliyor musun, çok güzel bir yöresel elbise aldım. Yarın gitmeden gelir, gösteririm," dedim, kocaman gülümseyerek. "Ben şimdilik gideyim," dedim ve Berat'a kocaman sarılıp odadan çıktım.
Akşam hep birlikte yemek yiyorduk. Baran'a bir telefon geldi ve işte bir aksilik olduğunu, şehir dışına çıkması gerektiğini söyledi. Kudret Hala ve Keje Hanım dikkat etmesini söyledi.
Sofrayı toplamıştık ve Deniz Abla'yla sohbet ediyorduk. Jinda'nın uykusu geldiği için odasına çıkmıştı. Benim de işim olmadığı için odaya geçtim.
Koltukta uyumaktan her yerim tutulmuştu. Aklıma gelen şeyle, "Neden olmasın?" dedim. Sonuçta Baran akşam gelmeyecekti. Oda bana kalmıştı. Yatakta uyuya bilirdim, keşke. Her akşam işi çıksaydı, dedim. Ve gerçekten hava bugün çok sıcaktı. Odaya kimse gelmeyeceğine göre, Baran da yoktu. Duşa gidip güzel bir banyo yaptım ve saçlarımı kurutup valizden şort ve tişört çıkarttım. Baran odada olduğu için genelde uzun kollu ve pijama giyerdim ... ama bu gün oda benimdi. Şortu giydim ama sütyen takma gereği duymadım ve direk tişörtü giyip yatağa geçtim.
"Bu adam işini biliyor," dedim . "Ne rahat yatak." Dedim ve Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım. Ama neden Baran'ın kokusunu alıyordum? Resmen sanki yatağın her yeri o kokuyordu. Ama itiraf etmek gerekirse kötü değildi. Hatta rahatsız edecek derecede güzel bir kokuydu. Kendime itiraf etmek istemesemde, gerçekten kokusu güzeldi bu adamın.
Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu ve sonrası karanlıktı.
---
Baran'dan...
Arabaya bindim. İşte bir aksilik çıkmıştı ve gidip düzeltmem gerekiyordu. Yoksa büyük bir zarar olacaktı. Zaten bugün yeterince sinirlenmem, yetmemiş gibi bir de gece yarısı bu iş çıkmıştı başıma. Bugün o adamın Arin'e nasıl baktığını gördüm. Resmen ağzının içine girecekti. O küçük kız orada olmasaydı ne yapacağımı bilirdim de . Hayır, bu kıskandığımdan değildi. Sonuçta Arin Şahmeran soyadını taşıyordu, ona göre hareket etmesi lazımdı. Bir de kısa ve kırmızı bir elbise giymişti. Ama artık giyemezdi. Bugün aldığım tüm elbiseler uzundu.
Çalan telefona baktım. Arayan Mesut'tu. Açıp söyle Mesut dedim: "Baran Bey, sorunu hallettik, gelmenize gerek kalmadı," dediğinde daha da çok sinirlendim.
"Mesut, madem halledecektiniz, neden 'gel' diyorsun? Bunun hesabını soracağım," deyip telefonu kapattım. Urfa'dan çıkmıştım bile. Dönene kadar saat iki'yi bulurdu. Urfa'ya geri dönmek için yolumu değiştirdim.
Bir saat sonra Urfa'ya gelmiştim. Eve gitmek de yarım saat bulmuştu. Konak çok sessizdi. Odama çıktım, kapıyı kapattığımda gördüğüm manzara karşısında öylece kaldım. Ben asla böyle bir görüntü beklemiyordum. Öylece olduğum yerde kaldım biraz. Ve Arin'ı izledim. Büyük ihtimal gelmeyeceğimi düşünmüştü.
Ve hem yatağımda uyumuş, hem de hiç olmayacak şeyler giymişti.
Giydiği şort yukarı çekilmişti ve uzun, beyaz, pürüzsüz bacakları görünüyordu. Üst kısmı zaten daha da kötüydü. Üzerine giydiği ince, beyaz tişört, vücudunun her hatını acımasızca ortaya seriyordu. Kumaş, bedenine o kadar yapışmıştı ki, hiçbir şey hayal etmeme gerek kalmadan her şey apaçıktı. Göğüslerinin dolgun şekli, uçlarının sert çıkıntıları… nefes alış verişiyle hafifçe kalkıp inen göğüs kafesi… hepsi, o ince bezin altında, en ince ayrıntısına kadar belli oluyordu.
Bir an gözlerimi kapattım ama hemen açtım. Üzerimde bir sıcaklık yayılmaya, kanım hızla akmaya başlamıştı. Derin bir nefes çekip, "Saçmalama Baran," dedim kendime ve banyoya girip yüzümü yıkadım. Soğuk su, yüzümü yakıyor gibiydi. İçeri girip eşofman altı aldım. Bugün çok sıcaktı, üste bir şey giyme ihtiyacı duymadım. Ve yatağa geçtim. Bu benim sorunum değildi. Yokluğumu fırsat bilip de yatağımda uyumasaydı Arin Hanım. Hem bu ona ders olurdu, bir daha uyumazdı.
Başımı yastığa uzattığımda yine o mest eden koku yayıldı etrafa. Ona her defasında bu kokunun iğrenç olduğunu söylememe de kulak asmamış, devam etmişti. Kendime engel olmak istesem de yapamıyordum. Kokuyu içime çektim. O hafif, tatlı gül kokusu, yatağın ısısıyla birleşmiş, başımı döndürüyordu. Tam o anda Arin arkasını döndü. Hareketiyle kalçası, kasıklarıma sürtündü.
Gözlerimi sımsıkı kapayıp, "Lanet olsun," diye homurdandım, sırtımı döndüm. Yatağın kenarına kadar çekildim, ondan uzak durmaya çalıştım. Ama o koku, o sıcaklık, zihnimdeki o görüntü... Uyumak mümkün değildi. Vücudum her yerinde gerginlik vardı, özellikle de kasıklarımda dayanılmaz bir sertlik... Nefesimi kontrol etmeye çalıştım, yavaş ve derin alıp verdim. Ama her nefes alışımda, o kokuyu daha çok içime çekiyordum. İçimde bir savaş vardı: bir yanda onu uyandırıp bu odadan kovma dürtüsü, diğer yanda ise bu anın, bu yakınlığın, bu yasak görüntünün verdiği tahrik edici gerilimden duyduğum suçlu zevk...
Sabaha kadar böyle geçecekti. Bu, ona değil, bana ders olmuştu.
---
Arin'dan
Gözlerim hâlâ kapalıydı ama sanki üzerimde öyle bir ağırlık vardı ki nefes alamıyordum. Gözlerimi açtığımda oda karanlıktı. Üzerimde biri vardı ve başını boynuma gömmüştü. Ve çıplaktı.
Kocaman bir çığlık attım ve çırpınmaya başladım. Ve o anda da başını kaldırıp korkuyla bana bakan Baran'ı gördüm. Sesim o kadar çok çıkıyordu, Baran olduğunu görmüştüm ama hâlâ çığlık atıyordum.
Baran elini ani bir hareketle ağzıma kapattı. "Sus lan, tüm evi ayağa kaldırdın!" dediğinde aklım yeni yeni kendine geliyordu.
Baran işaret parmağını dudaklarına götürüp, "Sessiz ol. Elimi çekeceğim," dedi ve üçten geriye sayıp elini geri çekti. Hızla inip kalkan göğüs kafesim onun göğüs kafesine çarpıyordu ve Baran tam da şu an iki bacağımın ortasında, üzerimde duruyordu.
"Sen!" dedim panikle, onu itmeye çalıştım. "Senin ne işin var?" dediğimde tam da o anda çalan kapıyla ikimizin de bakışları kapıya döndü. Deniz Abla uykulu sesiyle, "Arın, iyi misin? Odaya geleyim mi?" dediğinde bakışlarım Baran'ı buldu ve onun da bakışları beni panikletti. "Hayır, dur abla!" dedim. "İyiyim! Sadece rüya gördüm," dedim hızlı hızlı konuşarak.
Deniz Abla, "Tamam," dedi. "Ben odadayım, bir şey olursa gelirim."
"Tamam abla," dedim ve bakışlarım tekrar Baran'a kaydı. İstifini bozmadan öylece duruyordu.
"Ne duruyorsun?" dedim ve onu itmeye çalıştım.
Baran, "Dur be, manyak mısın?" dediğinde, "Asıl manyak sensin!" dedim.
Baran kalkmaya çalıştı, ben de tam o anda onu ittiğimde Baran dengesini kaybetti, tamamen üstüme düştü ve eli göğsümün üstünde durdu.
Tüm bedenim kas katı kesildi ve onun avucunun içindeki sıcaklığı sağ göğsümde hissediyordum. Derin derin nefesler alıp veriyordum.
Baran ağzından bir küfür yuvarladı.
"Terbiyesiz!" dedim ve onu itmeye çalıştım. "Kalk üstümden!" dedim.
Baran doğrulurken, ben de dizlerimin üzerinde durdum.
Öfkeyle, "Madem geldin ve yatakta uyuyacaktın, uyandırsaydın! Ne öyle sapık gibi gelmiş üzerimde uyuyorsun, be adam!" dedim.
Ama Baran'ın beni dinlemediğini fark ettim, çünkü gözleri yüzümde değildi; bedenimi inceliyordu. Benim de bakışlarım üzerime kaydığında utançla gözlerimi kapattım. "Hayır, hayır," dedim. Ah, akşam çok sıcaktı ve ben de böyle uyumuştum. Bunu yeni fark ediyordum.
Ve birden gözlerimi açıp Baran'ın gözlerini kapatmaya çalıştım. Ama dengemi sağlayamadım ve Baran'a çarptım. Düşmemek için tutunacak yer ararken onun çıplak göğsünde yer edindi ellerim. Onun da bir eli belimi tutu. Bakışlarım gözlerine tırmandı, onun da bakışları gözlerimdeydi. Nefeslerimiz birbirinin tenine çarpıp geçiyordu.
"Sen..." dedim. Dudaklarım neredeyse onun dudaklarına değecekti.
"Gözlerini kapat," dedim ve elimle Baran'ı beklemeden gözlerini kapatıp doğruldum ve yataktan yavaşça indim.
"Sakın gözlerini açma!" diyerek geri çekildim. Valizde duran uzun kollu üstümü ve pijamayı alıp banyoya gittim. Üstümü degitirdim ama banyodan çıkıp çıkmamak arasında kaldım. Ama sabaha kadar da buralarda kalacak değildim. Odaya geri döndüğümde, Baran'ın yatakta doğrulmuş bir şekilde oturduğunu gördüm. Ve sigara yakmıştı. Dumanını üfledi, gözlerini bana dikerek.
"Gel," dedi, sesi sigara dumanı gibi pütürlü ve kalın. "Burada uyu."
"Seninle mi? Asla."
"Benimle uyu demedim. Yatakta uyu, dedim artık sen öyle istersen " dediğinde
"Asla," dedim, kemik gibi sert. Ben koltuğa razıyım dedim..
Baran gülerek, nefesiyle birlikte dumanı savurdu. "Ne oldu? Benim kokumla mı avunmak istedin yokluğumda?" Dediğinde.
"Çok komiksin," diye mırıldandım, tüm gücümle soğuk ve kayıtsız görünmeye çalışarak. Koltuğa uzandım, üzerime pikeyi attım. Kumaş soğuktu. Tenim, onun yatağındaki sıcaklığı ve kokuyu hâlâ taşıyor gibiydi.
Baran da sigarasını bitirdi, kül tablasında söndürdü. Sonra uzandı. Sessizlik öyle ağırdı ki, sigara dumanının halkaları bile boğuluyor gibiydi içinde.
Zaten fazla gergin bir akşamdı. Uyumak istiyordum. Ama sabah... Sabah herkes Benim çığlığımı duymuştu. Sabah Baran'ın evde olduğunu öğrendiklerinde, çığlığımın nedeninin rüya değil, Baran olduğunu anlayacaklardı. Umarım kimse yanlış bir şey düşünmez diye düşündüm.
Derin, titrek bir nefes aldım. Ve gözlerimi sım sıkı kapatım...
---