İZ Bölüm 8

436 Kelimeler
-Miles'ın ağzından- "Ne yapmamız gerek?"diye söylediğim sırada bana tip tip bakan Lord Asmax'a gözlerimi kırpıştırdım. Ellerim cebimde, ona bakıyordum. Bu kadar sessiz ve gergin bir tip olması canımı sıkmıştı. Kai'nin aksine bu adam tamamen dümdüzdü, dümdüz. "Öncelikle genç bayım, ellerinizi ceplerinizden çıkarıyorsunuz." Dedi ve yarım ağız gülümsedi. Üstünü çırparken gözlerimi üzerine diktim. Ne sanıyordu kendini bu? Patron falan mı? Havaya doğru nefesimi üfledim ve onu cevapladım; "Hayır?" Ortam gerginleşirken gözünün seyirdiğini gördüm. Bu siniri bana zevk vermişti ve ben tamamen rahattım. Ne yapabilecekti? Gelecek savaşçısını mı kovacaktı? Yapamazdı. Sırıttım. "Bana bak," diyerek üzerime geldi ve bir anda durdu. Korkarak etrafına bakındı ve bana geri döndü, derin bir nefes aldığında kaostan güç alan bedenimi dizginledim, resmen sinirliydi ve hiçbir şey yapamıyordu. Bir şeyleri kontrol edebilmek bana harika bir haz veriyordu. Üstten üstten ona bakıyordum. İşte bu yüzden fazla konuşkan değildim. Yoksa çok egoist bir yapım vardı ve asla utanmazdım. Lord Asmax kulağıma doğru yaklaştı ve üfleyerek konuştu, "Sana insaflı davranmayacağım." Omuz silktim. Umrumda mıydı onun bunun çocuğu diyecektim fakat kendimi tutup onun yerine yarım ağız gülümsedim, "Elinden geleni ardına koyma." Lord Asmax beni geride bırakarak beyaz bir duvara doğru yürüdü, yürürken ona tuhaf tuhaf baktım. "Duvara çarpacaksınız!" Diye bağırdım fakat duvarın içinden gelip geçti. Ürpermiştim, her şeyleri tuhaf abuk subuktu bunların. Bana da gele gele bu aksi öğretmen düşmüştü. Ellerim cebimde beyaz odanın ortasına durdum. "Yere otur." Diye bir ses gelince irkildim. "Bana emir mi veriyorsun?" Diye söylendim ve daha da diklendim. "Sen bilirsin." Dedikten sonra bir odada olduğumu fark ettim. "Burası nere-" dememe kalmadan karşıdan gelen sandalye ile kendimi yere atmam bir olmuştu. "Ya otur, ya da ben seni böyle yere serene kadar sandalye atarım." Diyince düştüğüm yerden sakince kalktım ve sinirlenip yere oturdum. "Bakıyorum da sinirlendin?" Dediği zaman öfkem kabarmıştı, "Karşıma çıksana lan tekrardan, senin ağzını burnunu kırıcam!" Diyerek ayaklandım. O sırada arkamdan gelen sesle arkama döndüm, bir masa daha üzerime gelirken bu sefer kendimi korumak adına ellerimle siper aldım. Gözlerimi açıp önüme baktığım sırada masanın havada durduğunu görmüştüm. Bunu fark etmemle beraber masanın yere düşmesi bir oldu. Ne? Eşyaları... Kontrol mü ediyordum? Telekinezi mi? Bu harikaydı. Önümde duran mavi vazoyu elime aldım ve ona odaklandım. Vazo hafiften havalanınca elimi biraz gerilettim ve vazoyu fırlattım. Vazo duvara çarpıp kırılınca bağırmaya başladım,"BU HARİKA LAN!" O sırada oda tekrar beyazlaşırken yukarıdan bir ses duydum, "Miles, Telekinezi gücü. Hiçbir ırkta görülmemiş tuhaf bir güç. Geliştirebilir ve insanlar üzerinde denenmeli." Dedi. O sırada beyaz kapıdan çıkarken gözlerinin parladığını gördüm,"Gurur duydum. Gerçek çok iyi bir güç." Dedi. Ona karşı biraz yumuşarken gerçekten samimi bir şekilde gülümsedim,"Kusura bakma sinirim için tamam mı?" Dedim ellerimi cebimden çıkarırken. Ufak bir kıkırtı duydum, "Tamam."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE