İZ Bölüm 16

1720 Kelimeler
Yatağımda gözlerimi açıp beyaz tavana baktığım zaman, ağzımdan akan salyayı elimin tersiyle silerek sağıma döndüm. Tüm enerjimi almış, kafamı toplamış, taptaze bilgilerle dolup taşıyordum resmen. Uykusuz yaşadığım 4 günde bile, okuduğum kitaplar ilmimi genişletmişti. Acaba hangisinden başlasaydım? Doğru ya, grup seansı... ''Günaydın.'' diyen sese doğru arkamı döndüm. Escanor gülümseyerek bana bakıyordu, ''3 gündür uyuduğunu ve arada nefes alıyor musun diye kontrol ettiğimizi biliyor muydun?'' dedi. Aniden ayağa kalktım, ''NE DİYORSUN 3 GÜN MÜ? NEDEN UYANDIRMADINIZ!'' diye bağırdım. ''Hey! Sakin ol, tam dinlenmeni istedik. Hem, uyandırmayı denedik ama Miles'ın yüzüne yumruk geçirdin. Benim kolumu cırmaladın.'' dedi, bunu derken kolundaki tırnak izlerini gösteriyordu, ''Bilinçsizdin tamamen.'' dediğinde, yara izine bakıp felaket derece utandığımı hissettim. ''Ben özür dilerim ya.'' dedim kısık bir sesle. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Saçma salak, yarım yamalak gördüğüm rüyalar dışında, hiçbir şey hatırlamıyordum. O sırada midemden bir guruldama sesi tüm odayı doldurdu. Escanor ile göz göze gelmemek için başımı öne eğdim fakat hemen ardından onun kahkahaları tüm odayı doldurdu. ''Hadi gel, yemek hazırdı zaten. Bir şeyler yer kendine gelirsin.'' diyerek ayaklandı. Ben de yatakta iyice doğruldum. Fakat Escanor'un gözleri irice açılmış bana bakıyordu. ''Ne oldu Escanor?'' diyerek gerindim olduğum yerde, o ise gözlerini kaçırmıştı. ''Ü-üstün!'' dediğinde, kapı açıldı ve içeriye Elaine, Miles ve Kai bir tepsi ile girdi. Tepsi havada biraz sarsıldı fakat Miles kontrolü eline alıp kızardı. ''MERLİN!'' diye çığlık attı Elaine ve üzerimde bir çiçek belirdi. ''Ne oluyor ya?!'' diye üzerime baktığım zaman, tişörtümün üzerimden çıkmış olduğunu ve sütyenim ile olduğumu fark ettim. O sırada aklıma, bir gece çok sıcaklayıp tişörtü üstümden attığım aklıma gelince çığlık attım. ''PİS SAPIK! ÇIK ODADAN ÇIKIN!'' diye bağırdığım zaman Kai aynı sakinlikle odadan çıkarken, Miles ile Escanor kapıda sıkıştı, ''ÇIKSANIZA!'' diyerek yastığı üstlerine fırlattığımda, ikiside kapıdan yere düşmüştü. Elaine dolaptan bana siyah bir tişört ve şort getirdiği zaman ona gülümsedim ve çiçeği kenara doğru ittim, ''Teşekkürler Elaine.'' dediğim zaman yarattığı çiçeği iyice küçülttü ve bana gülümsedi. Miles'ın yere bıraktığı tepsiyi sakince eline aldı ve kenarda olan masaya koydu. ''Elini yüzünü yıka ve sonra yemeğini ye.'' dedi. Aynen dediğini yapmaya karar vererek, yatağımın yanındaki kapıdan banyoya girdim ve elimi yüzümü iyice yıkadım. Soğuk su yüzüme çarptıkça kendime geldiğimi hissediyordum. Verdiği kıyafetleri de üzerime geçirerek, keçe gibi olmuş saçlarıma baktım ve kıyafetleri üzerimden geri çıkararak soğuk suyu açtım. Soğuk suyun altına girerek güzelce kendimi yıkadıktan sonra çıktım ve kıyafetleri tekrardan giydim. Saçlarımı taradıktan sonra, yeniden doğmuş gibi hissediyordum. Kendime gülümseyip banyodan çıktım ve hala masada duran yemeğe baktım. Odaya çoktan Miles, Kai, Escanor gelmiş Elaine ile sohbet ediyorlardı. Grup seansına bir an ihtiyacımız kaldı mı diye düşünmeden edemedim ama benim vardı. Masaya oturup sakince yemeğimi yerken, nasıl bir şey yapabilirim diye düşünüyordum. Birbirimizi iyice tanımamız lazımdı. Her birimiz, teker teker. Mesela ben Kai'yi hiç tanımıyordum. Kahvaltılıkların hepsini teker teker ağzıma atarken, nasıl acıktığımı düşünüyordum artık sadece. Bir hayvan gibi yiyordum eminim ki fakat o kadar umrumda değildi ki nasıl yediğim. Bana verilen ekmek ve içecek bittiğinde ben hala çikolatayı kaşıkla yiyordum. ''Bugün ki dersimizi burada yapacağız.'' dedim, ve çikolatayı damağıma tekrardan aldım, damakta eriyen çikolata harikaydı, ''Grup seansı demiştim, birbirimizi tanımak zorundayız demiştim. Her birimizi, her bir zerremizi. Savaşta böylece daha fazla yol katedebilirmişiz.'' derken ikinci kaşığı ağzıma aldım ve yedim, ''Bunun bir örneği olarak milattan önce 892'de olan Tanrıça savaşları örnek verilmiş. Yunan mitolojisinde olduğu onlarda pek birbirlerine haz edemiyor, bazıları öylesine haset duyuyormuş ki birbirine lanetler savuruyormuş. Bunun tek nedeni de birbirlerini tanımamalarıymış. Bu yüzden, bir gün insanlar onlara savaş açtıklarında her ne kadar insanlardan daha güçlü olsalar bile kaybetmişler.'' dedim, o sırada Elaine parmağını kaldırdı. ''Söyle Elaine.'' dedim. ''İnsanlar Tanrıçalara neden savaş açmış ki?'' dedi meraklı bir sesle. ''Bir süre sonra öyle haset duymaya başlamışlar ki, sinirlerini yeryüzündeki topraktan, hava durumunu değiştirmekten alıyorlarmış. Bu yüzden insanlar, onları bir süre sürgün etmek, mağlup etmek istemişler ki bunu başarmışlar.'' dedim, ''Kai gibi iyileştirme büyüsü yapabilen çok fazla Tanrıça olduğu gibi, yaratma gücüne sahip olanlarda varmış. İşte eğer birbirlerini tanısalarmış bunu bilebilirdi fakat kim iyileştiriyor kim yaratıyor bilemeden hemen dalmışlar savaşa. Bu da bozguna uğratmış. Kitapların dediğine göre, yani gelecek kitabının bir kısmında okudum, savaşçılar birbirlerini tanırsa mağlup olunacak bir savaş bile zaferle sonuçlanabilirmiş.'' dediğimde, beni anladıklarını belittirdikleri sesler çıkardıklar. ''Dürüst olmak zorundayız. Ben sorular soracağım fakat aklınıza gelebilecek her şeyi soracağım, basit şeylerden başlayacağım fakat zorlaşacak bu sorular. Demek zorundasınız, neyde ne tepki vereceğinizi bilmem gerekiyor. Ve eğer aramızda olan buzlar iyice erirse, savaşlarda hiç korkmadan fedakarlıklar da alabiliriz.'' dediğimde, herkes onayladı. Sandalyeden kalkıp, yere oturan arkadaşlarımın yanına gittim. ''Başlayalım o halde dedim. En sevdiğiniz renk ve neden?'' diye sorduğumda, etraftan bir kıkırtı yükseldi, ''Sırayla gidelim. Önce Escanor, sonra Elaine, Sonra Kai, Sonra Miles en son ben.'' dedim. ''Turuncuyu seviyorum, çünkü kendimi turuncu olarak görüyorum.'' dedi Escanor. ''Beyazı çok severim, beni aydınlattığını düşünüyorum.'' dedi Elaine. ''Renk ayırımı yapamıyorum, sanatçı kişiliğim izin vermiyor.'' dedi Kai. ''Mavi seviyorum, bana hep çok yakıştığını düşünürüm.'' dedi Miles. ''Ben siyah severim, renk sayılmadığını biliyorum fakat benzersiz.'' dedim. ''Hayatınızda sizi en çok üzen şey nedir?'' diye sordum. Hepsi bir ağızdan,''En son verdiğimiz kayıplar.'' dediğinde durdum, ''Hayır.'' dedim, ''Onun dışında bir şey.'' Bir süre düşündüler, ''Tamam benimki, küçükken babamın Alzheimer olduğu zamanlardı, sonra öldü.'' dedim. ''Babamın çok tuhaf ve disiplin diye adlandırdığı bir yetiştirme tarzı vardı. Bir ara cenazede bir köpeğe güldüm diye çok kötü dayak yemiştim. O günden beri çok olup olmadık gülemem. Burada biraz biraz açıldım.'' dedi Escanor. ''En sevdiğim beyaz elbise hoşlandığım bir çocuk yüzünden yırtılmıştı.'' dedi Elaine. ''Tacize uğradım, öz babam tarafından. Sonra şu an olan kişi beni sahiplendi. Yani ben evlatlığım zaten.'' dedi Kai. Nefesim kesilmişti. ''Gittiğim hiçbir yerde kabul görmeyen birisiydim. Bir gün bir kız tarafından arkadaş edinildim. Yani anlarsınız, çok iyi arkadaştık. Sonra öldü, bir kaza sonucu. O gün en kötü günümdü.'' dedi Miles. Aramızda en komik sebebe sanırım Elaine sahipti, yine de üzüntü üzüntüdür diye düşündüm. ''Peki en mutlu anınız neydi?'' diye sordum. ''En mutlu anım, babam benden özür dilemişti, her şey için, sonraki 5 senem dayaksız geçmişti. O zamandı.'' dedi Escanor. ''Yırtılan elbisem yerine o çocuk bana daha iyi bir elbise almıştı. O zaman.'' dedi Elaine. Gülümsedim. ''Evlatlık edindiğim adam bana harika davranıyordu, bir gün benim için bir oda ayırdı ve içini bir sürü resim malzemesi ile doldurdu. O zaman baya mutluydum.'' dedi Kai. ''O kızla tanıştığımız zaman.'' dedi Miles. ''Babam beni ölmeden önce hatırlamış ve özür dilerim güzel kızım, demişti. Beni hatırladığı için çok sevinmiştim.'' dediğimde, bir süre herkes durdu. Soruların hepimizi derinden yaraladığını hissetmiştim. ''En sevdiğiniz yemek? Benimki bezelye.'' dedim. ''Sushi.'' dedi Escanor. ''Omlet.'' dedi Elaine. ''Balık.'' dedi Kai. ''Köfte ve patates.'' dedi Miles. Bir süre daha bu soruları sormaya devam ettim. En sevdiğimiz müzikleri, hayatımıza dair hatırladığımız ilk anıyı, ilk oyuncağımızı, sevdiğimiz insanların isimlerini, en sevdiğimiz kitap ve ondan en sevdiğimiz sözleri, hepsini neredeyse bir insana sorulabilecek her şeyi sormuştum onlara ve bu grup seansı gerçekten hepsinin birbirine alışmasına olanak sağlamıştı bile. ''Güçlerinizi ilk kazandığınızda ne hissettiniz?'' diye sordum, ''Ben hiçbir şey hissetmedim çünkü güçlerim yok. Olmadığı zaman çok üzülmüştüm.'' dedim. ''Panikledim.'' dedi Escanor. ''Ağlayarak kriz geçirdim? Gördünüz zaten.'' dedi Elaine gülerek. ''Çok sevindim.'' dedi Kai. ''Aşırı havalı buldum kendimi.'' dedi Miles. Hepimiz bu duruma gülerken, ortamdaki neşeli atmosfer yükselmiş, merak ettiğimiz şeyleri sormaya başlamıştık. "Hiç aşık oldunuz mu?" Diye sordu Escanor neşeli bir ses ile, "Ben oldum." Dedi. "İlkokulda olmuştum." Dedi Elaine. Kai'nin suratı asılmıştı. "Ben de oldum." Dedi Kai. "Ben hiç olmadım, eğer aşık olursam nasıl hissederim bilmiyorum." Dedim. "Aynen, Merlin'e hak veriyorum. Ben de olmadım." Dedi Miles. Bu soru bazı kişilerin havasını bozmuş gibiydi. Bu yüzden toparlamak için bambaşka sorular sorduğum zaman herkesi az buçuk tanımaya başladığımı hissettim. "Günün sorusu," Dedim, "Bu sorulardan nasıl kişiliklerimiz var sizce cevaplayın." Dediğimde herkes anlamamış gibi suratıma bakıyordu. "Tamam, ben başlıyorum." Dedim, "Escanor çok sevecen bir insan bence, romantik şarkıların esiri ve duygusal bir çocuk. Güçlü bir kişiliği var fakat sanırım çok çabuk ağlayabilir. Ayrıca sakin bir kişilik, bu yüzden su gücü bence ona uyuyor. Elaine, sevimli narin bir kız. Kendini nedensizce güzel bulmuyor, matematik konusunda çok fazla zeki. Dersleri iyi, o Escanor kadar romantik birisi değil, değerlere ve geleneklere çok önem veriyor. Ayrıca elbiselere bayılıyor. Miles'a gelince o soğuk birisi, insanlarla hemen anlaşmayı sevmiyor. Havalı takılmak ondan yana. Değerler ve gelenekler onun için o kadar önemli değil. İyi bir insan ama bunu dışa vurmuyor. Kai, sanatsal birisi, onun icin resim hayat demek ve gerçekten felaket yetenekli. Elaine gibi, değerlere önem veriyor ve sanırım kahve olmadan yaşayamaz." Dediğimde herkes güldü. "Bizim anlatmamıza gerek kalmadı." Dedi Miles, etraftan onaylayıcı sesler yükseldi. "Beni anlatın o zaman." Dedim. "Merlin," dedi Kai, "Sorumluluk sahibi, iyi bir anlatıcı ve arkadaş. UYKU DELİSİ." dediği zaman herkes gülmeye başladı. "Merlin," dedi Miles, " Bilgiye aç bir insan, Kai'nin dediği gibi sorumluluk sahibi. Çok fazla zeki ve bazen korkutucu." "Merlin," dedi Elaine, "Düşüncelere saygı duyan, her şeyin en iyisi içi çabalayan, tatlı ve narin bir kız." "Merlin," dedi Escanor, "Çok güzel ve alımlı, harika gözlere sahip. Hayran duyulacak kadar zeki, gülümsemesi çok sıcak, duygusal ama güçlü, kendi içinde çelişkili, mükemmeliyetçi, uykucu, sinirini kontrol edebilen, arkadaşları için şimdiden her şeyi feda edebilecek, mükemmel birisi."  Dediğinde gözlerim fal taşı gibi açılmış ona bakıyordum. "Abartma Escanor." Dedim gülerek ama bu dedikleri hiç hayra alamet değildi. "Gördüklerimizi söyledim." Dediğinde herkes güldü. "Tamam tamam, bugünü bir yere not ediyorum. Bundan sonra tüm derslerimizi not edecegim, ilerlemeleri falan. Hadi herkes istediği şeyi yapsın, ben de notlar alayım." Diyerek yerden kalktım. Herkes kendi arasında sohbete devam ederken ben masaya oturdum ve önceden hazırladığım defteri önüme çektim. Bugün 26 Haziran 2017, ders notları saat 13.38 Ilk dersimizi yaptım, bir grup seansıydı. Herkesin birbirine yakınlaşması, kurtaracakları dünya için çok önemliydi. Şu an anlıyordum 5 savaşçı içerisinde olduğum değer onları eğitmekti. Bence bu yüzden gücüm yoktu. Dersin en güzel yanı soğuk olan Miles'ı bile çok fazla konuşturabilmekti. Hatta dersten sonra şu an bile çok fazla konuşuyordu. Bu grup seansı biraz bile işe yaradı fakat daha çok yolumuz var. Bugün ders hakkında bu kadarını yazdım, her dersi not etmeyeceğim buraya, çok önemli gelişmeler kaydettiğimiz günler sadece not alırım. Ayrıca şuraya not almam gerek, Doğum günleri; Escanor: 1 Haziran(seneye kutlarız:( ) Elaine: 11 Nisan(seneye.) Miles: 21 Kasım Kai: 18 Ocak Defteri kapattığımda, sandalyede derin bir nefes aldım. Dünyayı kurtardığımız zaman veya bir şey kaçırırsam bu notlar çok işime yarayacaktı ama işim çok zordu. Çok zor. Fakat zor, asla imkansız değildi. "Hey Merlin! Sohbete katıl." Dediklerinde gülümsedim ve sandalyeden kalkıp sohbete katıldım. Onlar benim arkadaşlarım, elimden geleni ardına koymak zorundaydım ve bunu başaracaktım. Başaracaktık.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE