İZ Bölüm 17

1405 Kelimeler
30 Haziran 2017 ''Dediğim şeye çalıştın mı?'' diye sordum, önümde duran Miles'ın gözleri kararlı değildi, anlaşılan çalışmamıştı. Kenardaki büyük kitabı elime aldım ve mavi ile işaretlediğim sayfayı açtım. ''Eğer, yeterince odaklanılır ve zihin boşaltılırsa, bir telekinezi gücüne sahip insan, belirli bir alanı yerçekimsiz bırakabilir.'' gözlerinin içine baktım,''Çalışman gerekliydi, öyle özel bir şey yapmana da gerek yok Miles! Altı üstü zihnini boşaltman gerekli.'' dedim. Sanırım biraz sinirlenmiştim. O günden beri 4 gün geçmişti, hepsi için çok ağır ödevler veriyor, her gün hepsini 2 saat çalıştırıyordum. Fakat Miles, ödevlerini yapmıyordu. ''Yapamıyorum.'' dediği zaman elimi sertçe masaya vurdum. Ne demek yapamıyorum ya! Ne demek? Çok stresliydim, böyle saçma bahaneler için zamanımız var sanıyordu sanırım! ''İnsan istediği her şeyi yapar, sen şaka mısın?!'' ''Aklımı boşaltamıyorum Merlin!'' dedi, bunu derken kafasını yerden bana çevirmişti sonunda. Yaşlı gözleriyle bana bakıyordu, çatallaşmış bir ses ile konuşuyordu, ''Geçen bahsettiğim kız var ya, çok seviyordum onu ya. Ölümü o kadar ani olmuştu ki benim için, üzerinden geçen bir 6 yıl, yetmedi. Onu kalbimden söküp atmaya, rüyalarımdan çıkarmaya, zihnimden silmeye yetmedi. Her anımı onu düşünerek geçiriyorum,'' hışımla elini o da masaya vurdu, ''Bana zihninden sil at diyemezsin!'' ''Acı çekiyorsun yani?'' diye sordum, birkaç adımla yanına yaklaşmıştım çoktan, bir elimi omzuna koydum, ''Bunu insanlık için yapmıyoruz biz. Kaybettiğimiz kim varsa onlar için yapıyoruz, böyle olunca bundan insanlıkta etkileniyor işte,'' derin bir nefes alıp, yutkundum, yere akan gözyaşlarına bakıyordum, ''Ölen bir insanın yıldız olduğu söylenmişti bana, eğer en karanlık gecelerde gökte bir yıldız göremiyorsan, sana hal ve hareketlerin için küsmüş demektir. Şimdi söyle bana, kaç gecedir o yıldızı görmüyorsun?'' Yaşlı gözlerini bana çevirdi, ''Hiç.'' dedi, ''Sadece en üzgün zamanlarımda yıldız görüyorum.'' ''Bu da, bunu kanıtlar. Demek ki o kız, bu acı çeken halinden memnun değil,'' onun kalbinin olduğu kısma dokundum, ''Kalpler, birbirlerini çok severler ve eğer iyilikleri için olan şeyler yapılırsa, Tanrı onları mutlaka tekrar beraber yapar. Ya ölü, ya diri fark etmez.'' dedim, ''Güçlü olmak zorundasın, madem bu kadar çok seviyorsun, onu artık serbest bırak. Kalbinde ve aklında hapis etmek bir işe yaramaz. Rüzgar yap onu, çiçek yap, güneş yap fakat serbest bırak. Anlıyor musun?'' ''Evet,'' dedi. Ayaklandığı zaman bende ayaklandım ve ona sarıldım, ''Her şey çok iyi olacak, lütfen ödevlerini yap.'' dediğimde, boğazından bir kıkırtı sesi yükseldi. ''Sen ciddi bir öğretmensin, Merlin.'' ''Yaa, ne sandın. Hadi, yeter bu kadar. Tekrar deneyelim. Bakalım olacak mı, olmazsa, yarın olur.'' dediğimde güldü ve yere bağdaş kurarak oturdu, ben de masanın üstündeki ipi alarak, yere çivilediğimiz masaya bağladım. Eğer yerçekimsiz bir ortamda olacaksam, tavana yapışmak istemiyordum. Gözlerini kapattı ve bir süre bekledik. Hiçbir şey olmadığında dudaklarımı büzdüm, defterimi açıp tam kalemi alacakken, kalem ellerimin arasından havaya doğru uçmuştu. Hızla yere baktığımda, çok az bir şey havaya kalkmıştım. Saçlarım gözümün önünde uçusuyordu, Miles'ın saçları da havalanmıştı, bu çok iyiydi. ''HARİKA!'' diye çığlık attığımda, Miles irkilmişti ve aniden yere düştüm. Kalem yukarıdan elime doğru düşünce, ucu avucuma batmıştı, ''Ah!'' dediğimde, batan yer kanıyordu. ''İyi misin?'' dediğinde güldüm, ''Evet! Evet, iyiyim Miles! Bu harikaydı!'' dediğimde bana kocaman gülümsedi. Ve defterimi açıp not aldım, ''Bu minik bir başarıydı, biraz daha çalışacağız, en seslere alışana, ses varken bunu yapana kadar. Sonra diğer güçlere! Ödev veriyorum; iyi dinle!'' dediğimde, ofladı. ''Yarına kadar, resim odasına bunu deneyeceksin, orada olan tüm boyalar kilitli kutularda, havaya uçacak tek şey kağıtlar olacaktır. Umarım anlaşılmıştır!'' Kollarını tekrar iki yana açtı, ''Sen çılgın bir öğretmen ve iyi bir ablasın!'' dediğinde bana tekrar sarıldı. Ben ise, onun kolunun altından, yerde dağılan gözyaşlarına bakıyordum. Miles'ın bana bahşettiği gözyaşlarına. - ''Şimdi, eğer şu hareketi yaparsan.'' ellerimi, saçlarımın üzerinden geçirip, zarif bir hareketle sağa dönmüş ve aşağı indirmiştim, bale eğitimi almak çok işe yarıyordu, ''Şimdi dene.'' Elaine, önce bir hışımla ellerini yukarı kaldırdı ve rastgele bir dönüş sergileyerek çok özensiz bir biçimde ellerini tekrar aşağı indirdiğinde, önünde duran küçük papatya hiç canlı görünmüyordu. Yanaklarını şişirdi ve konuştu, ''Bence hareketi yanlış gösteriyorsun Merlin.'' dediğinde kendimi gülmemek için zor tuttum ve kitabı alıp ona gösterdim, hareketler doğruydu. ''Neyi eksik yapıyorum ki yaa?'' diyerek ayaklarını yere vurduğunda, benim için çoktan 5 yaşındaki bebek yerini almıştı. Ona bakarken anlamlandıramadığım bir kardeş sevgisi doluyordu içimde. Gerçekten çok şirindi, çiçek büyüsü tam ona göreydi, ''Hey, Merlin! Sana soruyorum.'' dediğinde düşüncelerimden ayrılıp şu ana geri dönüş yaptım. ''Öncelikle,'' dedim iki ellerinden tutup, ''Kollarını tamamen yukarı kaldırmayacaksın, dirseğinden hafifçe kırman gerek.'' dediğimi yaptım ve sonra belinden tuttum, ''Parmak ucuna gelebilir misin?'' diye sorduğumda, çok beceriksiz bir şekilde parmak ucuna gelmişti, ''Tamam, önce parmak ucunda durmayı öğretelim sana, yani çok olmasına gerek yok en azından düzenli olmalı.'' ''Şimdi, biraz öne doğru kıvrıl,'' ''Hayır biraz dedim.'' ''Ay! Düşeceksin!'' dediğimde, hızla onu tişörtünden kavrayıp yukarı kaldırdım, ''Elaine, bak böyle.'' dediğimde, biraz kıvrılarak parmak ucunda durmuştum. ''Tamam,'' dedi fakat morali çoktan bozulmuştu bile. ''Moralini bozma, herkes profesyonel doğmaz.'' dediğimde gülümsedi, fakat pek takmamıştı sanırım. Sonunda gösterdiğim hareketi yaptığında alkışladım, ''Aynen öyle! Şimdi, dur öyle.'' diyerek yanına yaklaştım ve belinden kavradım, ''Şurayı biraz daha kır ve şimdi sağ ayağını sol ayağının önüne getir, aynen şimdi sağ ayağının üzerinde dön,'' dediğimde belini bıraktım ve aynen dediğimi yaptı, ''Sonra ise hedeflediğin çiçeği düşünerek ellerini aşağıya indir.'' dedim. Son hareketi yaptığında, hepimiz pür dikkat papatyaya bakıyorduk. ''Dedim sana, olmadı. Bu sefer düzgün yaptım.'' dedi oflayarak, haklıydı, her şeyi düzgün yapmıştı, ''Hay Tanrım, bir daha deneye-'' ''Merhaba!'' Gelen sesle kafamızı çevirdiğimizde, minik papatya yaprağını bize sallıyordu, ''AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!'' diye çığlık atan ilk kişi Elaine olmuştu, ardından papatyadan da aynı ses yükseldi, ''AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA'' İkisi karşılıklı çığlık atarken, elimdeki defterden bir yaprak sayfa koparıp buruşturdum ve Elaine'nin ağzına tıkadım. ''Ya neden korkuyorsun manyak? Zaten amacımız buydu.'' dedim, defterimi karalarken. Elaine ise ağzındaki kağıdı öksürerek atmıştı. O susunca, papatyada susmuştu. ''Ben, papatya. Uzun zamandır orman kralının büyülü gücünü ben ve kardeşlerim hissetmemiştik fakat şimdi görüyorum ki, yeni kral sensin...'' derken Elaine'yi süzdü, ''Yani kraliçe!'' Papatyanın, minik mavi gözleri vardı ve ağzı, tıpkı anime karakterlerine benzetmiştim onu, ''Fakat kraliçem, ortada bir savaş varsa beni canlandırmanız çok anlamsız.'' dedi, küçük çelimsiz yapraklarını gösterdi, ''Bir et yiyen bu göreve daha uygun olurdu.'' ''Hayır, hayır!'' dedi Elaine sevinçle ve saksısından tutup onu avuçlarının içine aldı, şimdi yapraklarını okşuyordu, ''Ben daha çok yeniyim! Büyüleri öğreniyorum, bunu da senin üzerinde denedim.'' derken, papatya yapraklarının okşanmasından baya mutluydu. ''Anladım kraliçem, emrinize amadeyim.'' dediğinde, ben deftere hala birtakım notlar almakla meşguldüm. ''Yani daha büyük bitkilerde yapabiliyoruz bunu, daha fazla mı güç gerekiyor?'' diye sordum, bitki bana döndüğünde, ölmeden önce yapılacaklar listemden 'tuhaf bir şeyle konuş.' maddesini kafadan elemiştim. ''Hayır, daha çok güç gerektirmez çünkü hiçbir bitki ruhu, orman kralı veya kraliçenin ruhunu yorup, tüketmek istemez. Bu büyü, birazda bizim çabamıza bağlı.'' dediğinde, aklımda yeni soru işaretleri belirdi. ''Nasıl yani?'' dedim. ''Yani şöyle, bir bitki ne kadar kraliçeyi seviyorsa o kadar hızlı gelir ve az büyü harcatır. Fakat, nefret eden bir bitki varsa, ki genelde olmaz, asla gelmeyebilir. Bu bir çağrı büyüsü, canlandırma değil.'' dedi. Kitabı daha dikkatli okumalıydım. Ya da, bu kitapta yer almıyor da olabilirdi. Hatırlamıyordum. ''Tamam, deftere not alıyorum.'' diyerek, Elaine'nin ders günlüklerine notumu edindim, ''Peki sizi geri cansız hale getirmenin bir yolu var mı? Yarın bunu bir et yiyende denemek isterim.'' ''Kraliçe'nin ricada bulunup bizi öpmesi yeterli. Et yiyenler bile, kraliçenin önünde uslu bir kedi gibidir.'' dediğinde, başımla onayladım, ''Benim gitmem gerekiyor mu?'' diye sorduğunda Elaine'ye baktım. ''Merlin, lütfen kalsın!'' diye söylendi, yalvaran sesi ve gözleri arasında çiçeğe bakıp durdum, sesli bir nefes verdim. ''Pekala, kalabilir.'' dediğimde, Elaine çoktan ayaklanmış ve odadan çıkmıştı, ''Hey!Ders bitmedi ki?'' dediğimde, duymamıştı bile. Yarın onu yarım saat fazla çalıştırmak zorunda kalacaktım. Söz dinletmek çok zordu. Büyük bir oflama ile yere oturdum ve deftere dersi yazmaya devam ettim. Kapı açılma sesi geldiğinde, Escanor tam karşımda duruyordu, ''Dersin yarın Escanor.'' dediğimde, gülümsedi ve yanıma oturdu. ''Ben senin yanına geldim.'' dedi. Gülümsedim, o böyle deyince içim sıcacık olmuştu. ''Neler yapıyorsun?'' diye sorarak, deftere baktığında defteri aniden kapattım. Kimse kimsenin dersini bilmemeliydi, ''Kimse, kimsenin dersini bilmemeli Escanor. Bu dersler aynı zamanda onların özeli.'' dediğimde güldü. Her zaman gülüyordu. ''Her zaman gülmekten tahminen ne zaman vazgeçersin?'' ''Sen benle konuşmadığında.'' ''O zaman her zaman güleceksin sanırım.'' dediğimde, tekrar güldü, ''O da sana bağlı.'' dedi. Başımı yavaşça onun omzuna koyduğumda, vücudu irkildi. Buna şaşırsam bile kafamı çekmedim. ''4 gün geçti sizi çalıştırmaya başlayalı, şimdiden yoruldum.'' dediğimde, o da başını başımın üzerine koydu, ''Tüm bunlara değecek Merlin.'' dediğinde gözlerimi kapattım. Çok yorgundum, uyku tüm bedenimi esir alıyordu. Yerim çok rahattı, omzu çok rahattı, nane kokusu...''Nane kokuyorsun.'' dedim mırıldanarak, uykulu sesimi fark etmişti, kıkırdadı, ''Annem gibi kokuyorsun, ona sarılmayı çok istiyorum.'' dediğinde, kollarını bana doladı ve bana sarıldı. ''Ben sana sarılırım.'' dediğinde, bende ona karşılık vererek güçlüce sarıldım. ''Bana annemi getiriyorsun,'' dedim, ''Teşekkür ederim.''
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE