Vezin 🌹

1602 Kelimeler
Ferit, Akın iki kardeşine de yürümüyorum dediğinde çok rahatlamış çaktırmadan derin bir nefes almıştı. Nedense kardeşlerini kimseyle paylaşmak istemiyordu. Evde kız kurusu olarak kalsalar daha mutlu olacaktı. Ferit ve Akın bir süre daha durum değerlendirmesine devam ettiler. Akın bir ara yeniden sormadan duramadı. "Hörü Teyze'ye olanı biteni niye anlattın Ferit, ikimizi aynı cümlelerde geçirirken gerçekten amacın neydi? Bizi... Yani işte kardeşini ve beni ne duruma düşürdün farkında mısın?" Ferit içindeki hissi deyiverse Akın inkar eder ve deyimi yerindeyse ağzına sıçardı. O yüzden ustalıkla yan çizdi ve şöyle dedi. "Lan ne abarttın sende, biraz bencilce gelebilir ama kardeşimin o itle yanyana anılmasını istemedim. Olan sana oldu birazcık... Akın dostum bak, ilk zamanlar Feyza, Bekir'i ayartmış, kuyruk sallamış diye konuştular. Kedi mi lan benim kardeşim, kuyruk sallasın! Senin de dediğin gibi anıldığı ismin karakteri boktan olunca kardeşime çamur atmayı, namusunu zehir dillerine dolamayı hak gördüler. Feyza hakkında çok kötü konuştular Akın. Hepsi bizim insanımız değiller miydi? Her birinin ekmeğini yemedik mi? Niye bir damlacık kıza iftira attılar? Öyle pis anılmasına dayanamadım işte. Kardeşimi korumak için seni fazlaca överek öne sürdüm. Ve ikinizi de ateşe attım, ayıp ettim sana..." Ferit sustukça, kendisini anlatmadıkça kalbindeki can yakan baskı büyüyordu. Devam etti. "Tamam her yeri ateşe vereyim konuşan her birinin ağzını da kırayım, tamam. Ama ya yine yıllar önceki gibi öfkeme yenilirsem ne olacak? Ben söyleyeyim. Katil olurum. Haydi onu da oldum diyelim. Ailemin kız kardeşlerimin utancı olmak her şeyden çok daha ağır gelir. Kendimi biliyorum oğlum ben! Sen de biliyorsun işte! Sen kurtardın mahkemelerde sürüm sürüm sürünmekten... İlla dile mi getireyim?" Ferit nefes nefese Akın'ın suratına baktı. Dinlediğini görünce içini döktü. "Onca ilaç ve tedaviden sonra ne oldu biliyor musun? Korku... Şu saatten sonra ben senin kadar gözü kara olamam. Uyuşuyorum lan! O peşinden it gibi koştuğun, beş para etmez keşlere yavaş yavaş benziyorum. Sarhoş gibi geziyorum. Hayattan tat alamıyorum, ot gibi oluyorum anasını satayım! Beni örnek almak isteyen bir sürü öğrencim var ama gözlerinin içlerine temizce bakamıyorum. Utanıyorum Akın. Sabır diye bir kelime benim üretiminde asla kullanılmamış. Tez canlıyım. Yine öyle eskisi gibi bir delilik hali aniden gelirse diyorum, anlıyor musun? Anlamana sevindim. Şimdi söyleyeceğimde kulağına küpe olsun... Kendime güvenmem ama sana güvenirim. Sen sevdiklerini hayatın boka sarsa bile nefesin kesilecek olsa bile korursun. Doğuştan üretimine kodlanmış ama bende o cesaretten esame kalmadı." Akın sustu. Bazen susarakta destek olunurdu. Elini dostunun omzuna atıp hafif hafif pat patladı. Ve buradayım der gibi yavaşça sıktı. Kışın soğutup kuruttuğu yapraksız çıplak dalları ikisi de bir an boş boş izlediler. İlk baharın gelişiyle az az can bulmaya çalışan dallar yeşillenmek için can atıyorlardı. Ferit aklına gelen bir ihtimali dile getirdi. "Oğlum biz uzun zamandır adam akıllı kendi hayat telaşımızdan harbiden dertleşemedik. Acaba diyorum... Senin gönlünde biri mi var? Bu olanları Hörü Teyze'ye böyle anlatınca yoksa bir şeyleri, götümle devirmiş gibi mi oldum?" Akın, Ferit'in yüzüne görmeyen gözlerle kısa bir süre baktı ve sorusunu düşündü. "Birisi yok ama olmasını ister miydim? Kesinlikle evet... Bizimkileri bilirsin çok severek evlenmişler ve hala çok huzurlular. Ben bana huzur verecek birisini diliyorum. Gelici geçici, tek gecelik eğlenceler öyle pek benlik değil." Eğlenceler derken iki elinin ikişer parmağını birleştirip tırnak işareti yapar gibi alayla söyledi ve devam etti. "Birazda zor olsun istiyorum. Ardından koşayım, yorulayım ama değsin istiyorum. Ben galiba belamı arıyorum. Mesleğim gereği her türlü kadınla, kızla haşır neşir olmak zorunda kaldım. Doğru kişinin karşıma çıkması ihtimaline olan umudum söndü." Sözlerinde dostuna karşı gerçekten içini gösterir gibi konuştu. Akın dostlar sofrasına mertçe ve samimi bir şekilde bütün yüreğini dökmüştü. Ferit, Akın'ın ne kadar temiz ve eski kafalı bir adam olduğunu iyi bilirdi. Tıpkı Feyza gibi. Birbirlerinin ayna versiyonu gibiydiler, cinsiyet dışında. Ferit bu fikre günden güne daha çok ısındığını görünce yüzünü hafifçe buruşturdu. Bu tavrı, isteği biraz gavatlık olmuyor muydu? Ofladı. Lakin mantığına inat, kalbi içten içe hala 'olurlar bir düşün' diyordu. Zeki aklını bu konuya yormaya ve ortam oluşturmaya karar verdi. Feyza'nın kurda kuşa yem olmasını istemiyordu. Akın'la, gözünden sakındığı kardeşlerini bir süre dikkatle izlemeye karar verdi. "Sen benim gönlümün içini bırakta... Feyza bu dedikoduların kaynağının, sen olduğunu öğrendiğinde ne yapacaksın, bence onu düşün. Oğlum harbi başka şekillerde de çözerdik biz bunu lan. Kızın, abisine güveni sarsılacak. Bana da kesin düşman kesilir. Gerçi benden korkuyor sanırım... Yada pek hazzetmiyor... Neyse ne işte..." "Korkuyor derken?" "Önemi yok." "Var ki dile getirdin. Anlat ne demek korkuyor." "Bende anlamadım ki... Kaçıyor gibi denk gelirsek ortadan kayboluyor. Belki bütün adamlara öyledir de bana öyle geliyordur boşver. Büyüdük sonuçta. Kızlar uzun süre sensiz kaldılar, savunma mekanizması olabilir. Bu iyi bir şey aslında. Hem bir şeylerin eskisi gibi kalması mümkün değil elbette." Akın kelimeler konusunda gayet iyiydi, güzel kullanırdı. Fakat Ferit onunla büyümüş olmasının getirisi olarak samimi sözlerinden elbette çıkarımlar yaptı. Akın, Feyza'nın araya ablası için koyduğu mesafeden pek memnun değil gibiydi. Bu belki masum bir serzeniş olabilirdi yada dikkat çeken bir sitemde olabilirdi. İzleyecek ve görecekti. Ferit düşüncelerini zihninden silerek dostuna döndü. Birbirlerinin gözlerine baktılar her zaman aralarında ki güven sözde daha çok pekişiyordu. Akın dostunun ona güvendiğini gösteren gözlerine bakarken yerine oturmayan bir şeyler vardı. O minik minik kenara kıvrılan koca ağız onu işgillendirdi. Küçük kardeşinin yanına yakıştırılan kendisi bile olsa söz konusu Feyza olunca delirirdi bu manyak adam. Bugün çok sakin tepkiler veriyordu ve bu Akın'ı şüphelendiriyordu. Ciğerini bildiği dostunun bu iyi niyetli hali pek inandırıcı gelmedi. Ama gerçeklerin bir şekilde ortalığa dökülme alışkanlığı vardı. Ferit öyle hin bir adamdı ki çocukken suçu işleyip işleyip Akın'ın üzerine atar ve böyle gözleri parlayarak 'ben bir şey yapmadım' ki bakışları atardı. Şimdi de öyle hissediyordu. Er geç dostunun kafasında cirit atan tilkiler de ortaya çıkardı. Bakalım kimin vezini yani tartısı ağır basacaktı? 🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹 Feyza annesinin hastaneden çıkışının ardından abisinin başının etini yedi. Hasta kadına bakmak istediğini söyleyerek Ferit'in üstün çabalarıyla bir aylık bir rapor almışlardı. Kızcağız evinden dışarıya çıkmıyor sadece annesinin bakımıyla ilgileniyordu. Bu sebeple mahallede kendisinin hakkında fokur fokur yanan dedikodu tenceresini henüz bilmiyordu. Boşta kaldığı bütün zamanlarda yine disiplinli biri olarak derslerini çalışarak çoğunlukla annesiyle ilgilenip ev işlerini ve yemekleri yapıyordu. Bu süreçte işte annesine olabildiğince sıcak davranmak istese bile yediği haksız dayaklar aklına geliyor içi buruluyordu. Yine de öyle pamuk bir kalbe sahipti ki olanlarda annesini suçlamak yerine onu kaybedebilirdim diyordu. Böyle soğuk ve uzak vedalaşmadan ayrı düşmek istemiyordu. Kaybetme düşüncesi bile onu maf etmişti. Fakat derler ya insan en çok korktuğu şeyden sınanır, Feyza da bu yollardan geçmek zorunda kalacaktı. Hiç haberi yoktu. Feyza'nın garibine giden bir şey vardı. Abisi Ferit, komşular geçmiş olsuna gelecek olduğunda asla kabul etmiyordu. Akşam habersiz gelen insanlara da Feyza 'hoşgeldiniz' bile diyemiyordu. Komşularla doğru düzgün görüşüp konuşamıyor abisi tarafından odasına otoriter bir sesle ders çalışmaya yollanıyordu. "Zaten sana rapor çıkarttırana dek göbeğim çatladı, cık cık cık! Git akşamları bari ders çalış... Komşularla ben ilgilenirim hem eşşek değiller ya insan halinden bir zahmet anlasınlar..." Diyor ve Feyza'yı ustalıkla geçiştiriyordu. Funda aynıydı, mahallenin insanlarına hep yukarıdan baktığı için ve asla misafire hizmeti sevmediği için o da pek odasından çıkmıyordu. Hatta Funda direk ev işlerini sevmiyordu. Akın'la evlendiklerinde kesinlikle Fatma Teyze'lerle bir kalmayacaklar ayrı ev tutturacak ve hemen bir temizlikçi bulacaktı. Hem Akın polis olduğundan hatırı sayılır geliri vardı. Elbet isteklerini yerine getirirdi. Kendine göre çok güzel hayaller kuruyor ve içi kıpır kıpır oluyordu. Gündüz işe abisiyle giden Funda, akşamda abisiyle evine döndüğünden mahallede ne konuşulduğunu bilmiyordu. Bilseydi Feyza'nın başına ekşimekte gecikmeyecekti. Ramazan Bey'in boş lakırdılardan çok daha önemli işleri vardı. Mesela Aylin Hanım'ı boşamayı düşünmek... Bu sefer olmazsa Feyza'yı değer kıymet bilen birine verip yine okulunu tamamlamasına her şekilde yardımcı olmaktı. Eğer boşanmayı seçerse, Feyza ömrü boyunca kendisini suçlayacaktı. Sanki suçu varmış gibi... Küçük kızının huyunu biliyordu. Babasına yeter ki aile bir arada olsun, ben bir şekilde katlanırım dediğini hissettiriyordu. Çalışmak isterse de yine ona destek olması gereken bir eş bulup başını bağlamayı düşünüyordu. Dünya o kadar kötüleşmişti ki Bekir yüzünden kalbi korkuyla atan adamcağız, kızını yalnızca düşünemiyordu. Başka bir şehre gönderse kendi başına okusa olmaz mıydı? Ya yalnızken karşısına kötü insanlar denk gelirse, sanki orada Bekir'lerden yok muydu? Ondan daha kötüleri de boldu elbette. Evlendirme niyeti sırf bu yüzdendi. Günler böyle çivili taban üstünde yürüyor gibi çok huysuz akıyordu. Funda'nın şirketinde ayarlanıp yaklaşan parti şeklinde olan moral gecesi, aileyi birazcık kendine getiren yaz yağmuru gibi gelip geçici bir şeydi. Funda'ya, Feyza'ya elbise alınırken Ferit kriz geçirmek üzereydi. Çünkü kardeşlerinin bu kadar büyümüş olmasına inanamıyordu. Ne giyseler prenses gibi ışık saçan iki kıza sataşmadan duramıyordu. "Funda bal kabağına döndün, çıkar şu turuncu şeyi üzerinden!" Derken, kısacık duran elbise sinirlerini geriyordu. "Sen ne anlarsın be! Sarı ve turuncu bu yıl moda, güneşin renkleri bunlar bir kabağın değil!" Ferit burnundan soluyarak "Ama güzel kardeşim bak, bu renk sana güzel olmadı. Gel şu kara renkli uzun elbiseyi alalım." Diye yumuşatarak katır inatlı kardeşine ulaşmak istedi. Funda gözlerini kısarak Ferit'e baktı ve kıskançlıktan böyle davrandığını anladığında sinsice abisine yaklaşıp "Kıskandın mı sen?" Derken abisinin yanağından makas aldı. Funda'nın ısrarcı ellerine hafifçe fiske atarak kurtulan Ferit, kardeşine suratı asık bir şekilde bakıp omuz silkti. Funda içinin yağ gibi erdiğini hissedip abisine atılıp sıkıca sarıldı. Geldiğinden beri ilk kez duvarlarını indirerek Ferit'e yaklaşmıştı. Ferit bunu şaşkınlıkla karşıladı. Kendisine soğuk ve mesafeli davranan kardeşinin bu sıcak tavrı hoşuna gittiği için kollarını sıkıca doladı. Onlar hasret giderirken Feyza dantel ve tüllerle bezenmiş ince askılı bir elbiseyi giymiş kabinden çıkıyordu. Çok güzel bir elbiseydi, kendisini kraliçe gibi hissediyordu. Abisini ve Funda'yı gülümseyerek birbirine sarılmış görünce içten bir şekilde kocaman gülümsedi. O karede küçük kardeş olarak olamamak onu buruklaştırsada ikisi adına mutluydu. Ferit abisi geldiğinden beri ablası ile aralarında esen soğuk rüzgardan en çok Feyza üşüyordu. Feyza babasının aile yeter ki bir arada olsun ben dayanırım tezini işte bu hallerle yansıtıyordu. Feyza'nın vezininin ölçüsü de işte kendisinden başka her şeye değer vermekle bozuluyordu. Tartısının şirazesi kendini değersizleştirerek kaydırıyordu. Dengesi bozuluyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE