Füsun 🌹

1375 Kelimeler
Ramazan Bey'i, ölçüp biçip yapıştırarak döşediği fayanslar yada yaptığı su, elektrik bağlantısı yormuyordu. Yaşlı adamı en çok yıpratan karısı Aylin Hanım ve vicdansız davranışlarıydı. Eve isteksiz adımlarla yürürken aklında evirip çevirip düşündüğü bir çare vardı ki doluya koysa almıyor boşa koysa dolmuyordu. Yaşlı adam evin bahçe kapısından içeri girdiğinde, koyu yeşil elbisenin içindeki küçük kızına gözü çarptı. Gelin gibi meyve çiçekleriyle süslenen erik ağacının altında duruyordu. Çok değil günler önce kuru kahverengi dalların yeşermesine Ramazan Bey subhanallah çekti. Ağacın üzerine kar gibi yağıp çiceklenerek bembeyaz kesilmesini, hayranca izleyen gözünün nuru Feyza'sını ağaçlara benzetti. Kızının tam yeşillenip çiçeğe duracağı zamanlarda, öncelikle vicdansız karısı sonra da kendisi heba ediyorlardı. Küçük kızı ebeveynleri yüzünden bahar ayları onu hep teğet geçmiş olmalı ki bodur çalılar gibi bir türlü yeşillenemiyordu. Feyza koskoca adamın en değerli hazinesiydi lakin onu bir türlü koruyamamak sırtında tedavisi mümkün olmayan kambur gibi ağır bir yüktü. Erik sevgisini iyi bildiği için hiç ses etmeden huzursuz evin kapısından içeri girdi. Oturma odasında mis kokulu, yer sofrasında onu bekleyen yemekleri görünce gülümsedi. Onu düşünen sadece melek kızı Feyza idi. Zira parfüm havuzuna düşmüş diğer kızı Funda, odasından sarı saçlarını savurarak çıktı. Hazır sofraya gözleri parlayarak bakıp bir kaç bir şey eğilerek atıştırdıktan sonra nihayet kapı girişindeki babasını fark edebilmişti. Sofradan ayağa fırlayarak kucağına atlayan kızına sevgiyle sarıldı. Funda kafasına nasıl eserse öyle davranıyordu. Şu yaşlı babasına azıcık kulak verip biraz da akıllı uslu olsa olmaz mıydı? Hoş beş ettikten sonra Funda "Baba annem gelmiyor moral geceme... Hiç olmazsa sen bari gel n'olur." Diye nazlanmasına gülümsedi. Günlerdir evde sadece bu moral gecesi konuşuluyor asıl saçılması gereken konuların üstü istemsizce örtülüyordu. Ramazan Bey karısının odasına hiç gitmemişti çünkü kendisinin bir hatayla zeminini sarstığı, evliliklerinin duvarları bile çatırdıyordu artık. Karı kocanın yıllardır telafisi asla mümkün olmayan ilişkileri yavaş yavaş harabeye dönüyor kimsesizleşiyordu. Parlayan gözlerle cevap bekleyen kızına yeniden sarıldı. "Funda kızım, bu parti gibi bir şey dediniz ya... Bangır bangır müziği kafam kaldırmaz benim. Hem yaşımıza uygun başka kutlamalarınıza inşallah nasipse maaile katılırız. Kendimi iyi hissetmiyorum yoksa gerçekten yanında olmayı çok isterdim." Babasının içten sözlerine karşılık Funda yenilmiş bir hisle ona hak vererek durumu kabullendi. "Abin, Akın'ı da davet etmiş haberin var mıydı? Yalnız başıma kızların yanında sıkılırım diyor kerata." Niye yan komşu oğlunu diline dolayıp duruyordu ki? Yaşlı adam boş boğazlık ettiğini fark edip kendisine içinden kızdı. Funda duyduklarıyla, mutluluğunun rengini belli etmemek için kendisini kastı. Çünkü bundan daha güzel bir haber daha alamazdı. Mezuniyetinde sevdiği adam yanında olacaktı. Daha ne istesindi ki? "Aman, biz abime bayılıyoruz sanki... Gelmiyorsan artık biz gidelim. En çok beni özle tamam mı?" Diye nazlanarak babasını geçiştirdi. Akın'ı bir an önce görebilmek için babasıyla, annesi için yapmak istediği konuşmayı erteleyiverdi. Bugün moralini hiçbir şey bozamazdı. Annesini affettirmekle ilgili olan bu konuşma birden aklından siliniverdi. Babasını yanaklarından sıkı bir şekilde öptükten sonra hızla kapıya yürüdü. Onu görmek için deliriyordu. Feyza, çocuklarsu hevesle ve dört gözle eriklerin büyümesini bekliyordu. Çiçekleri hoş koku salan ağaca sevgiyle baktı. Dalın bir ucundan tutup bir aya meyve verecek çiçeklerden özenle kokladı. Doğa, çicekler, ağaçlar ve yeşil olan her şey ona huzur veriyordu. Küçük şeylere anlam yüklemeye ise bayılıyordu. Ferit, kardeşinin dünyadan soyutlanmış halini görünce gözlerini devirdi. Erikleri benden daha çok seviyor diye düşünerek girdiği tripleri, Akın yanına gelince fark etti. "Erik ağacının suçu yok, köklemeye kalkma sakın." Diye kendisine takılan Akın'a bayık gözlerle baktı. "Köklemek değilde yakarım belki..." Omuzlarını silktiğinde Akın ona şaşkınca baktı. "O sadece bir ağaç kardeşim, Feyza'yla evlenecek olan adama şimdiden üzülüyorum." Birkaç bir şey daha söylemek isterken içten içe niye evlensin ki o daha küçücük diye düşünüyordu. Üstelik Ferit'in, Feyza'ya olan düşkünlüğü istemsizce Akın'ı ürkütüyordu. "O adama bu ağacı boydan boya sokarım! Hem Feyza daha çocuk, evlenmesine yüz yıllar var." Derken Ferit'in gözlerinden ejderha gibi alevler püskürtüyordu. Akın, Ferit'in haline bıyık altı sırıttı. Az az damarına basmak hoşuna gidiyordu. "Birgün aşık olacak abisi, erikleri sevdiği gibi bir adamı sevecek... Karşına çıkaracak, onu sev-" "O ağzını si... Dikerim oğlum! Çüş lan! Sevmeyecek kimseyi benim kardeşim. En çok beni sevecek! Hem beni eriklerden daha çok seviyor bir kere." Akın'a küfretmek yürek değil göt isterdi, Ferit küfrünün devamını yutmak zorunda kaldı. Feyza'nın yanına hırsından bir kaç büyük adımla ulaştıktı. Kolunu kardeşine sararken erik ağacına, düşmanca bakmaktan kendisini alamadı. Sırıtarak ikiliyi izleyen Akın için filmin devamı zaten bilindik bir şeydi. Feyza kendisine sarılan abisinin kolundan baletler gibi uysalca sıyrıldı. Başka bir dala daha uzanıp bir çiçeği daha sevgiyle kokladı. Ardında burnundan dumanlar çıkararak kendisine bakan abisinin pek farkında olduğu söylenemezdi. Çünkü bir aya kalmadan sulu sulu yiyeceği eriklerin hayaliyle mest olmuş durumdaydı. Feyza bir şeyi severse çok sevenlerdendi. Şekeri elinden alınmış çocuk gibi görünen koca adam, Akın'ın gözüne komik göründü. Süsecek boğa gibi bir ağaca bir kardeşine bakan Ferit'e, Akın kahkahalarla güldü. Aniden dibinde kaktüs gibi biten kişiyle tüyleri diken diken oldu. O şen şakrak gülümsemesi solarak kayboldu ve anında yakışıklı suratı duruldu. Funda mutlu mesut içi içine sığmıyormuşçasına şakıdı. "Akın, sende bizimle geliyormuşsun, çok sevindim." Dirseğini Akın'ın dikkatini çekmek ister gibi adamın koluna sürttü. Lakin temas eder etmez bir kaç büyük seri adımla beraber mesafe açıp kendisinden kaçan adamla, dudaklarını büzdü. Neşeyle konuşan kıza, Akın isteksiz samimilikten uzak hatta ters cevap verdi. Göz ucuyla bile kızın yüzüne bakmadı, gözleri dikkatle diğer iki kardeşin üzerindeyken "Benden uzakta sevin. İşine bak, benden uzak, Allah'a yakın ol. Ferit çok ısrar etti, kendine mal etme. Cehennem donsa bile benden sana yok, anladın?" Kızın sıfatına sözlerinden sonraki tepkisine bile bakmadı. İnsan olan bir kerede anlardı. Bu salak ne yapıyordu? Yerli yersiz dokunup temas ederek kendisini küçük düşürüyordu. Funda özünde iyi kızdı lakin kendisinden uzak durduğu sürece böyleydi. Akın diğer kardeşlerin yanına kaçar gibi hevesle ve aceleyle yürüdü. Yüzündeki kaşları dümdüz olmuş nemrut ifadesinden istemsizce yılanın deri değiştirmesi gibi hızlıca kurtuldu. Simasının bütün kıvrımlarına oturmuş sevecen gülümsemeden haberi bile yoktu. "E hadi gitmiyor muyuz?" Akın, ben demiştim dercesine Ferit'e bakarken eşşek gibi sırıtıyordu. Ferit'in bu kıskanç halleriyle uğraşmak yıllardır ona keyif veriyordu. Eh hayatta zamanla değişmeyen şeylerde vardı demek ki... Şükürler olsundu. Akın'ın gıcık sırıtmasını gören Ferit, Feyza'nın önüne geçti. Kardeşinin küçücük kafasını kocaman elleriyle kavrayıp göğsüne gömdü. Huysuzca söylendi. "Bak kardeşim ben daha güzel kokuyorum oh mis... Haydi gidiyoruz. Şu ağacı sonunda hepten kökleteceksin bana. Demedi deme..." Derken ağaca elleriyle hala uzanan Feyza'yı çekiştiriyordu. Görüntüleri Maşa ile Koca Ayı gibiydi. Feyza ne olduğunu anlayamadan abisinin huzur kokusuna gülümsedi. Genelde traş losyonu kokardı. Koku türü nasıl diye sorsalar temiz kolonya gibi asitli ve keskin derdi. Feyza onu çekiştiren abisinin seri yürüyüşüne, yüzünde asılı kalmış tebessümle ayak uydurdu. Aklında hala büyümesini beklediği, yiyeceği erikler olduğu için abisinin kolunun altından ağaca bakmak istedi. Ferit Abisi tarafından kafası sıkıca göğsüne bastırıldığı için yalandan somurttu. Ferit kardeşinin yüzüne bakıp hafifçe burnunu sıktı ve ekledi. "Asma o minik suratını, gül çabuk. Erkenden kırışacaksın. Yada dur gülme sakın! Hemencecik kırış kırış ol, evde yanımda kal." Feyza abisinin bu ilgisini, şefkatini çok ama çok özlemişti. Sırf abisi azıcık daha kıskansın diye daha çok gülümsedi. "Ya sen erkenden evlenmek istersen ne olacak abican?" "İhtimal bile değil." Ferit doğruyu söylüyordu. Aslında üç kardeşte ebeveynlerinin toksik ilişkili evliliklerinden dolayı aşkın var olduğuna inanmak istemiyorlardı. İkilinin hemen yan çaprazından yürüyen Akın, Ferit'le göz göze geldi. Ve 'ben demiştim' demek için kalın dudaklarını araladığı an Ferit tarafından engellendi. "Sakın bir kelime bile etme, seni o ağacın altına tersten gömerim!" Derken Feyza'ya huysuz kıskanç bir bakış hediye etti. Feyza abisinin haline usulca kıkırdadı. Akın da bu melodik kıkırdamaya istemsizce boğazından kaçan ufakça bir gülüşle katılınca, Ferit dahada somurttu. Funda hemen yanından geçen üçlü grubun kendisini fark etmeden gülerek geçmesine deli gibi sinir oldu. Dışlanmış hissetti, küçükkende böyle olurdu. Üçü hep onu arkalarında bırakırlardı. Hoş Akın'ın abisi Ayaz yanında kalırdı ama o da Funda'nın yanında sıkıntıdan patladığını hep belli ederdi. Üstelik bu moral gecesi partisi kendisinindi, Funda için bir araya gelinmişti. Sözde... Neden sanki ayıp olmasın hadi sende arkamızdan geliver der gibi bir tavra bürünüyorlardı ki? Funda kardeşinden kat kat güzel olmasına rağmen her ortamda onun etrafında dönen kişilere sinir oluyordu. Kardeşi efsunluymuş gibi sinek gibi yanına uçuşuyorlardı. Babası kardeşinin adını Feyza değil de anlamı sihir, büyü anlamlarına gelen Füsun ismini koymalıymış diye düşündü. Funda; ilgiyi masum ayaklarıyla, üzerine mıknatıs misali toplayan kız kardeşine her geçen gün dahada bileniyordu. Yıllardır yüreğini pır pır attıran o korku yine kızın kalbini sızlattı. Ya Akın tarafından hiç fark edilmezse ne olacaktı? Fark ettiği ya Funda değilde o, olursa ne yapacaktı? Funda aniden durgunlaştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE