Ölüm korkusuyla kaçan bir can daha vardı ki, yaralı kolundan akan kızıllıkla arabasından indiği gibi yıkık konağın içine koşturarak çıplak ayaklarıyla basamakları tırmanmaya başlamıştı. Kaybettiği kanın etkisiyle bulanıklaşan zihnine hakim olmaya çalışıyor, gözlerini açık tutma gayretiyle geldiği virane konağın üst katına adımlıyordu. Yaşadığı şokun etkisinden kurtulabilmiş değildi. Gündüz vakti Babür konağına sıkılacak bir kurşun, atılacak bir taş yok sanırdı. Bu şehrin gayrı bir hanım ağa hükmünde olduğunu, o hanım ağanın da Babür soyuna diş bilediğini unutmuştu. Şimdi nazik kolu kanlar içinde, her gün gül sularıyla yıkanan bembeyaz ayakları çıplak, buhurdanlıkla şekillendirilen ipekten daha yumuşak saçları darmadağınıktı. Kapıyı açmayı başarıp içeri bir adım attığında yerinden h

