Bölüm|17

1500 Kelimeler
Kınadan önce herkes biraz dinlenmek için odasına çekilirken Mert, kızlarıyla konuşmak için daha iyi bir vakit olmayacağını düşünerek üst katın yolunu tutmuştu. Kapısı aralık odaya girdiğinde Vatan’ı Gurur’un yatağında kızının yastığına sarılarak yatarken buldu. Gurur da Gülce’nin yatağına ikiziyle uzanmıştı. Kapının önünden duydukları ‘‘Uyumuyorsunuz ya?’’ sorusuyla hareketlenen ikizler, yattıkları yerde toparlandı. ‘‘Yok, baba biraz uzanmıştık öyle,’’ diyen Gurur ile odanın içine doğru ilerledi Mert ve ‘‘Sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var,’’ dedi. ‘‘Ayy yoksa düğün iptal mi?’’ diye soran Gülce ile başını olumsuz anlamda salladı ve konu Sevda ablanızla ilgili,’’ deyip kızlarının yatağının önüne çektiği sandalyeye oturdu. ‘‘Sevda abla gidiyor mu yoksa? Ya ama daha yeni gelmişti,’’ diyerek yüzünü asan Gülce’ye şefkatle baktı Mert. Gurur’un ‘‘Ya bir sus da babam konuşsun ikiz,’’ demesiyle de gülümsedi. Bakışlarını Vatan’a çevirip genç adamın derin uykuda olup olmadığını anlamak için bir süre onu izlerken yastığına biraz daha sarılan Vatan’ın ‘‘Gurur’um,’’ diye inlemesiyle önce kaşlarını çattı ardından Gurur’a dönüp ‘‘Bu çocuk niye uykusunda senin adını sayıklıyor?’’ diye sordu. Gerilen genç kız, ‘‘Ya baba uykusuna nasıl müdahale edeyim? Yazık seviyor işte çocuk,’’ deyince gözlerini devirip ‘‘Söyledim yine söylüyorum: Fazla umut verme şu çocuğa,’’ diye uyardı kızını. ‘‘Ayy baba bunu kim ne yapsın? Bence Vatan son şansımız,’’ diyen Gülce’nin karnına dirseğini geçirip babasına döndü Gurur ve ‘‘Baba sen bakma bu ikiz parçasına. Hem Vatan’a haksızlık ediyorsun. O düşündüğün kadar dangalak değil. Sadece ciddi olmakla ilgili problemleri var...’’ dedi. ‘‘Tamam kızım. Konumuz bu değil. Hele bir dedenler gitsin o zaman masaya yatırırız Vatan’ı. Şimdi asıl konumuza gelelim...’’ Derin bir nefes alıp oturduğu yerde öne doğru eğildi genç baba. Bakışlarını kızlarının üzerinde gezdirdikten sonra nihayet konuya girdi. ‘‘Ben bir karar aldım ve kararımı uygulayabilmek için sizin onayınıza ihtiyacım var.’’ ‘‘Konu Sevda ablaysa... Baba eğer Manniş’in kırılan fincanıyla ilgiliyse gerçekten onun bir suçu yok. Yani o sadece anı kurtarmaya çalışmıştı. Sırf bu yüzden evden...’’ ‘‘Öyle bir şey değil,’’ diyerek Gurur’un cümlesini kesti. Bakışlarını ellerine çevirip hissettiği garip utançla ‘‘Ben Sevda ablanıza evlenme teklif ettim,’’ diye söze girdi. Aynı anda sözleşmiş gibi elleriyle ağızlarını kapatıp nefeslerini tutan kızları, kalbinin sızlamasına neden oldu. Eskiye nazaran daha kısık bir ses tonuyla ‘‘O da kabul etti,’’ dedi ve büyüyen sessizliğin bitmesini beklemeye başladı. Birbirine bakıp sırıtan kızlarının aynı anda yataktan fırlayıp kollarına atılmasıyla heyecanı şaşkınlığa döndü. Kızları onu tebrik ederken yattığı yerden fırlayıp ‘‘Ya işte bu be, işte bu!’’ diye yumruk yaptığı elini boşlukta sallayan Vatan ile üçü de duraksadı. Yakalanmanın vermiş olduğu utançla elini ağzına götürüp esneyen genç, ‘‘Aaaağğğ! Günaydın. Siz burada mıydınız? Bende şey... Rüyamda Türkiye dünya kupasını kaldırıyordu da ona seviniyordum,’’ dese de pek inandırıcı olamamıştı. ‘‘Ya sen iyice dedikoducu teyzelere döndün. Kevser teyzeyle yakında günlere de gidersin!’’ Gurur’un sitemiyle kaşlarını çatan genç, ‘‘Ama babamızın yanında ayıp oluyor Gurur’um,’’ deyince Mert’ten tepki gecikmedi. ‘‘Vatan sen alt tarafı bizim bildiğimiz bir şeyi bize söyledin. Ne kızımı benden istediniz ne de ben verdim. O yüzden bana baba demekten vazgeç.’’ Omuzlarını düşüren genç, yatağa oturup küskün bir hal aldı. Bakışları ellerindeyken ‘‘İzin verseydiniz isteyecektim. Ben Gurur’u seviyorum Mert abi. Eğer vermezsen...’’ deyince lafı Mert tarafından kesildi. ‘‘Kızımı kaçırmak gibi bir düşünce aklından geçiyorsa unut!’’ Gözleri korkuyla açılan Vatan, ‘‘Yok Mert abi ne kaçırması. Ben size kaçarım diyecektim. Bu devirde kız kaçırılır mı ya? Hem Gurur benimle kaçmaz ki. Hatta teklif ettim diye döver bile beni,’’ deyince Mert’in kahkahası doldurdu odayı. Genç baba kızına dönüp ‘‘Aferin kızım böyle devam et,’’ dedi ve Vatan’ın duyamayacağı bir tonda mırıldandı: ‘‘Ama çok da hırpalama.’’ ‘‘Merak etme baba eti de kemiği de benim. Levent abi tam yetki verdi.’’ ‘‘Ya bir dakika sevincimiz kursağımızda kaldı. Baba şimdi sen Sevda ablayla evleniyor musun?’’ diye soran Gülce ile buraya geliş amacını hatırladı Mert ve başını olumlu anlamda salladı. ‘‘Eğer sizin de rızanız varsa.’’ ‘‘Sen mutlu ol yeter babacığım,’’ diyen Gülce’ye sarılıp diğer kızına bakmaya başladı. ‘‘Tabii ki de rızam var. İnşallah çok mutlu olursunuz, oluruz,’’ deyip boynuna sarılan Gurur’la da derin bir nefes verdi. Kendini oldukça rahatlamış hissediyordu. ‘‘Benim için de problem yok. Evlenebilirsiniz,’’ diyen Vatan tüm bakışları tekrardan üstüne topladı. Derin bir nefes alıp ellerini öne doğru kaldırdı ve ‘‘Anlıyorum! Tamam, ben en iyisi mutfağa gideyim de sizleri yalnız bırakayım,’’ diyerek odadan çıktı. ‘‘Ee, peki düğünümüz ne zaman?’’ diye soran Gülce ile kızlarından ayrıldı. ‘‘Düğün? Kızlar başıma iş çıkarmayın. Hem önce Lülü’yü evlendirelim sonra gerisini düşünürüz.’’ Aynı anda başlarını sallayan kızlarıyla gülümseyip tekrardan kızlarına sarıldı. Kendini oldukça rahatlamış hissediyordu. Biraz sonra ayağa kalkıp anne ve babasıyla konuşmak için kaldıkları misafir odasının yolunu tuttu Mert. Tıklattıktan sonra odanın kapısını açtığında babasını yatakta uzanırken annesini de pencerenin önünde dikilirken buldu. ‘‘Anne gelebilir miyim?’’ sorusuna aldığı ‘‘Tabii Mert’im,’’ cevabıyla annesinin yanına ilerleyip yaşlı kadının yanında dikilmeye başladı. Oğlunun ona bakmasıyla uzandığı yerden doğrulan Mehmet de yatağın ucuna oturarak dikkatini bir şeyler söyleyeceğini anladığı oğlunun üstünde topladı. ‘‘Benim sizinle konuşmam gereken önemli bir mevzu var,’’ diye söze başlaması babasının ‘‘Kimse hamile değil, değil mi?’’ sorusuyla kesilince gülümsemeden edemedi. ‘‘Yok, baba merak etme.’’ ‘‘İyi öyleyse söyle bakalım,’’ diyen babasıyla ‘‘Ben Sevda ile evlenmeye karar verdim,’’ deyip sustu. Bakışlarını annesiyle babası üstünde gezdirip hâlâ sessizliklerini bozmamış olmalarına istinaden ‘‘Bir şey demeyecek misiniz?’’ diye sordu. ‘‘Sevda kızımızın hamile olmadığına emin misin?’’ diye sorusunu yineleyen babasıyla derin bir iç çekti. ‘‘Baba inan değil. Olması da imkânsız zaten.’’ ‘‘Niye imkânsız oğlum?’’ diye soran babasına ‘‘Mehmet! Üsteleme istersen,’’ uyarısıyla çıkıştı Roza. Ardından yanında dikilen oğlunun ellerini tuttu. ‘‘Bebeğim ani alınmış bir karar değil bu, değil mi?’’ Bu kararın gerekçelerini anne ve babasına olduğu gibi anlatabileceğini sanmıyordu Mert. Bu yüzden başını ‘Hayır’ anlamında sallayıp ‘‘Benim için çocuklarım için en iyisini düşündüğümü biliyorsun anne. Sevda bizim için doğru insan,’’ karşılığını verdi. ‘‘Mutlu olmanı o kadar çok istiyorum ki,’’ deyip ağlamaya başlayan annesine sarılan genç adam babasının da duygusallaştığını fark edince burukça tebessüm etti. ‘‘Ben mutluyum. Sizde kendinizi üzmeyin artık. Sevda bana da çocuklarıma da iyi geliyor.’’ ‘‘O zaman Allah yolunuzu açık etsin,’’ deyip kalktığı gibi oğlunun sırtını sıvazladı ve hâlâ gözleri nemli karısını kendi kollarına çekti Mehmet. ‘‘Bu konu bir süre daha aramızda kalsın ama olur mu baba? Sadece Gülce ve Gurur biliyor,’’ deyip kapıya doğru ilerledi Mert. Arkasından ‘‘Dediğin iyi oldu söyleyeyim de davul alayını iptal etsinler bari!’’ diye söylenen babasıyla odadan çıktı. Kendini oldukça rahatlamış ve mutlu hissediyordu. Yaşadığı heyecanın üstüne soğuk bir su içmek için mutfağa doğru ilerlediği sırada duyduğu sesle adımlarını salona yönlendirdi. Salonda kimseyi göremeyince aralık olan teras kapısına doğru ilerleyip gözlerini kına için hazırlanmış bahçede gezdirdi. Kimseyi göremezken kulaklarına dolan namelerle bahçeye çıkıp sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Biraz daha ilerlediğinde Sevda’yı çimenlerin üstünde otururken buldu. Gözleri kapalı kadın dudaklarındaki hafif tebessümle ‘‘Dalgalandım da duruldum koştum ardından yoruldum. Binlerce güzel sevdim de en son sana vuruldum,’’[1] sözlerini mırıldanıyordu. Yanına yaklaşan adamın farkında olmadığı için Mert hafifçe öksürüp ‘‘Sevda’m?’’ diyerek adını seslendi kadının. İrkilen Sevda isminin sevdiği adamın nefesinde ses bulduğunu fark edince rahatladı. Başını yana çevirip ona doğru gelen adama elini uzattı. Yanına oturduğu kadını kollarının arasına almadan önce dudaklarına bir öpücük kondurmayı ihmal etmedi Mert. Ardından sıkıca sarıldığı kadının kulağına doğru ‘‘Yaktın yaktın kül ettin, erittin beni. Mecnun’a döndürdün, mahvettin beni. Âşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni,’’ diyerek şarkıyı devam ettirdi. Nakaratı bir kez de birlikte söyledikten sonra susup birbirlerinin gözlerine bakmaya başladılar. Sevda’nın menekşe mavisi gözlerine her baktığında olduğu gibi yine derin bir iç çekti Mert. Bu kadın onun nefesini kesiyordu. ‘‘Gözlerin… Güzel diyeceğim ama bu kelime gözlerinin yanında çok yavan kalıyor Sevda. Bu kadar etkileyici bakmak zorunda mısın bana?’’ Gülümseyen kadın, gözlerinin parladığından habersiz hafifçe başını eğdi. ‘‘Maharet gözlerde değil, bu gözlerdekini görmesini bilende,’’ derken oldukça utanıyordu. Yüzünü okşayıp başını kaldıran adamla iç çekme sırası ondaydı. ‘‘Kızlara bizi anlattım. Seninle evlenmek istediğimi söyledim.’’ Duyduklarıyla heyecanı artan kadın çekingen bir sesle ‘‘Ne dediler?’’ diye sorunca genişçe gülümseyen adam, ‘‘Annemle babamın söylediklerini söylediler; mutlu olmamızı istediklerini,’’ deyince genç kadının heyecanı daha da arttı. ‘‘Annenlerde mi biliyor?’’ ‘‘Bir tek çocuklar kaldı geriye. Onların da dünden razı olduklarına şüphem yok. Sana tapıyorlar ama yine de her şey onların isteklerine yönelik olmalı.’’ Başını sallayan kadının ona hak veren ‘‘Onları çok seviyorum Mert. Mutlu olmalarını istiyorum. Büyüdüklerini görmek istiyorum. An…anneleri olmak istiyorum,’’ cümleleriyle gözleri doldu. Sıkıca sarıldığı kadını saçlarından öpüp kulağına doğru fısıldadı: ‘‘Belki de sen Mevlana’dan bile çok önce, taa Kalu Bela’da seslenmiştin bana ‘Gel ne olursan ol gel’ diye. Hoş geldik birbirimize.’’ [1] Söz-Müzik: Rüştü Demirci 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE