“Gerçekte mi?” dedi Regin şaşkın bir şekilde ona bakarak. “O kızların hepsi çok güzellerdi ve seninle evlenmeyi çok istiyorlardı.” Böyle bir şey olduğunu hiç fark etmemişti doğrusu.
Dragon, hafifçe omzunu silkti. “Önceliğim evlenmek değil” dedi sakin bir şekilde. “Ayak bağı olacak bir kadın ve çocuklarla uğraşamam” dedi.
Gerçekten de tam bir liderdi. Önceliğini tamamen köye vermiş görünüyordu ama gerçi komikte bir görüntüydü. O kızlardan biri kendisine özellikle sormuştu. Yazık ki Dragon cevabını vermemişti. Dahası kızları kaldırmayı gerek görmeden acil bir işi çıkıp uzamıştı oradan.
“Acil işin neydi ki?” diye mırıldandı ama Dragon atıyla ondan uzaklaşmıştı bile.
Yanlarında on kadar asker vardı geri kalanlarını Amon’un liderliğinde köyde bırakmışlardı. Avlanacak ve bitki toplayacaklardı. Regin’in ihtiyacı olanları alması için onu da getirmişlerdi. Bu arada çadırı da köye taşınıyordu. Uzun bir tartışma süreci olmuştu.
Köydekilere, şamanın geleceği söylendiğinde kimse bundan hoşlanmamıştı. Alıştıkları düzenin bozulmasından mutsuzlardı ki her kafadan bir ses çıkmaya başlayınca Dragon elini masaya koyup otoritesini göstermek zorunda kalmıştı.
Zamanla değişikliğin iyi olduğunu anlayabilirlerdi belki ama şimdi bunun için pek de uygun bir zaman değildi. Chepi bu durumdan çok memnun olmuştu. Herhalde bunun nasıl bir şey olduğunu bildiği için Regin’in yakına gelmesine en çok o sevinmiş olabilirdi.
Toplanması gereken çok fazla ot vardı. Yeni ilaçlar hazırlanmalıydı. Bu yüzden Regin’in onlara liderlik etmesi gerekiyordu. Kara kışın bastırmasına az bir zaman kalmıştı. Tam şimdilerde bulabileceği güzel çiçekler vardı. Hatta şansı yaver giderse birkaç zehirli yılan yakalayabilirdi.
Hemen ilerdeki çayırları görebiliyordu. Genç kadın atını durdurdu ve aşağı atladı. Çok dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladı. Önemli olan güzel açmış çiçekler değildi. Onların arasında kalmış yeşil yapraklı görünen basit otlardı. Asıl cevherler her zaman saklanırdı.
Dizlerinin üzerine düştüğü anı bile fark etmemişti. Zihninin gerisinde gelmekte olan görüntüyü hissedebiliyordu ama kendini geri çekmeye çalıştı. Bu kadar insanın içinde bir görüyle başa çıkamazdı. Yine de her zamanki gibi güçsüzdü görülere karşı.
Bedeni yumuşak otların üzerine düştü. Elleri altındaki çimenleri yoldu. Gözlerinin önündeki adamı tanımıyordu. Ancak ten rengi birebir kendisininki gibiydi. Üzerinde beyaz bir gömlek ve siyah dar bir pantolon vardı. Binici çizmeleri çamurlara batmaktan kirlenmişti.
Hırpalanmış ve yorgundu. Onu arkasından kovalayan birileri olduğu belli oluyordu. Adam, hızla önlerindeki dereye doğru atıldı ancak sert dalgalardan kaçamadı ve nehrin sularına kapıldı. Hemen arkasında atlarla onu kovalayanlar bunu gördükten sonra adamı kovalamaktan vazgeçti.
Dragon, hemen tepesinde kaşlarını çatmış ciddi bir şekilde ona bakıyordu. Sesli bir nefesle gözlerini açtı ama o kadar sert titriyordu ki yerinden kalkamadı. “Benim gibi bir adam var” dedi fısıltıyla. “Teni aynı benimki gibi soluk benizli”
Bunun ne kadar önemli olduğunu anlayabilir miydi? O adam onun geldiği topraklardan gelmişti hiç şüphesiz. Kendisine gelmek için birkaç saniye bekledi ardından kendini onun kollarından kurtarıp ayağa kalktı ve çayırlardan ileri koşmaya başladı.
Arkasından ona seslendiklerini duyabiliyordu ama önemsemeyecek kadar duygulara boğulmuştu. Onu kurtarması gerekiyordu. Buraya nasıl gelmişti? Neler olmuştu? Nereden gelmişti? Bunların hepsini öğrenmeliydi.
Nehrin suları azgın bir şekilde akıyordu. Yağan yağmurlar onları daha da azdırmıştı. Buralarda bir yerde olması gerekiyordu. Regin, umursamadan suya doğru atıldı ve ileri yürümeye başladı. Çok zamanı yoktu karşıya geçmek için adam her an burada olacaktı.
Arkasından Dragon kadını yakaladı ve geri çekmeye çalıştı. “Büyük dalga gelecek” dedi Regin ve çırpınarak kendisini onun elinden kurtardı. Dragon, onu yakalamaya çalışıyordu. Karşıya geçmeyi başardığında genç adam ağaçların arasından çıkmıştı.
Regin’e şaşkınlık dolu bir şekilde baktı. Dragon, hemen arkalarından sudan çıkmıştı. Erkek onu görünce panikle geri doğru baktı. Regin, erkeğin bileğinden yakaladı ve sertçe onu kenara doğru çekti. Çalıların arkasına eğildikleri sırada atlı Kızılderililer büyük dalgayla birlikte hemen ağaçların arkasından çıktılar.
Dragon, dimdik atlıların önünde durdu. Nehrin karşı tarafında adamları ellerini silahlarına atmış olan biteni izlemeye başladılar. Dragon, başını kaldırıp onlara baktı. Mapuche klanının armasını taşıyorlardı.
Atlılardan biri öne çıktı ve elini kalbinin üzerine yumruk yaptı. Bu düşman olmadıklarını anlatıyordu. Zaten Dragon’un kalbinin üzerindeki büyük güneş dövmesi nereye ait olduğunu yeterince gösteriyordu. “Soluk benizli bir adam arıyoruz” dedi. “Onu gördün mü?”
Bu kadın başına ne işler açıyordu böyle? Erkek bir an için düşündü. Eğer yerini söylerse Regin’i sıkıntıya sokardı. Regin sıkıntıya girerse Dragon’da girmek zorunda kalırdı. “Beni görünce korkup nehre atladı” dedi en sonunda. “Az önceki dalga alıp götürdü onu”
Adam bir süre ona ve dalgaya baktı. Ardından başını salladı. “Bölgenden uzaktasın” dedi sakince. “Burası bizim topraklarımız” dedi.
“Bir ceylanın peşinden koşuyordum” dedi Dragon sakince. “Geri döneceğim şimdi” dedi ve arkasını dönüp suya geri girdi adamlar onun gittiğinden emin olmadan buradan ayrılmazlardı.
Adamlarına doğru elini uzattı ve sakinleşmelerini işaret etti. Nehrin karşısına geçip adamlarına sessiz olmalarını işaret etti ve ormanın derinlerine doğru yürümeye başladı.
Macawi, hemen yanından geliyordu. “Peki ya Usta Regin?” diye sordu merakla.
“Onu almadan gitmem” diye mırıldandı sakince.
Ancak o kurtarmaya çalıştığı adamdan hoşlanmamıştı. Onun gibi sarı saçları vardı. Teni beyaz renkliydi sanki hiç güneş ışığında kutsanmamış gibiydi. Regin’in ilk zamanlardaki haline benziyordu. O adamdan hoşlanmamıştı.
Biraz uzaklaşıp beklemeye başladı. Geri dönüp tekrar nehri geçerse resmen savaş ilan etmiş olurdu. Ağaçların arasından nehri görebiliyordu. Genç kadın onların gittiklerinden emin olduktan sonra hızla adamı peşinden sürükleyerek nehre girdi.
Adamın hala biraz gücü var gibiydi. Onunla beraber gitmekte bir sorun görmüyordu belli ki. Ayrıca kendi renginde birini bulunca güvenmekten başka şansı yoktu. Genç kadın onun elini bırakmadı bir an bile. Nehrin karşısına geçip ona doğru koşmaya başladı genç kadın ancak erkeğin gücü tükenmiş gibi yere düştü.
Regin, onu tutup kaldırmaya çalıştı ama adam artık bayılmış görünüyordu. Ancak kadın için onu kurtarmak çok önemli görünüyordu. Başını iki yana salladı. “Bu av hiç de yararlı geçmedi” dedi bıkkın bir şekilde. “O adamı alın bizimle beraber obaya gidecek”
Adamlar bundan hiç hoşlanmamış gibi görünüyorlardı. Kendisi de bu durumdan memnun değildi ancak Regin’e bu kadarı için yardımcı olurdu. Ancak canını sıkmasına izin veremezdi.