bc

Ağanın Sancısı (+18)

book_age18+
3.3K
TAKİP ET
29.2K
OKU
family
HE
opposites attract
second chance
kickass heroine
neighbor
drama
small town
childhood crush
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

+ 18 sahneler detaylıdır…"Başımızı öne eğdirdiğin yetmedi mi?" Babam, eline geçirdiği kalın sopayla bedenime rastgele darbeler indirirken, elim kımıldamadı. Kendimi korumayı bile istemedim. "Bir de iffetini dillere düşürdün! Adımızı, onurumuzu beş paralık ettin!" Başımın yanına inen bir darbe, alnımdan gözlerime, oradan da yanaklarıma doğru kan akmasına neden oldu. "İnsan içine çıkamaz olduk! Başımız yerde geziyoruz, Delal!" ***Yüzünü avuçlarımın arasına alıp gözlerinin içine baktım.“Zinar, benim… Delal.”Bileklerimden tutup ellerimi yüzünden uzaklaştırdı.Baktı ama delip geçti beni—hem bakışlarıyla hem sözleriyle.“Boşuna uğraşma. Baktığın yerde hiçbir şey göremeyeceksin!”Beni itip arkasını döndü.“Adımı söyleme! Sen o hakkı çoktan kaybettin!”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İftira
Delal… "Başımızı öne eğdirdiğin yetmedi mi?" Babam, eline geçirdiği kalın sopayla bedenime rastgele darbeler indirirken, elim kımıldamadı. Kendimi korumayı bile istemedim. "Bir de iffetini dillere düşürdün! Adımızı, onurumuzu beş paralık ettin!" Başımın yanına inen bir darbe, alnımdan gözlerime, oradan da yanaklarıma doğru kan akmasına neden oldu. "İnsan içine çıkamaz olduk! Başımız yerde geziyoruz, Delal!" Sopa sonunda babamın elinden kaydı, yere düştü. Ucundaki kana gözüm takıldı. O an annem konuştu: "Sana sütümü nasıl helal ederim? Sana haram lokma mı yedirdik de el âlemin çocuklarıyla namusuna leke sürdün?" Bağırmak istesem de duyulmazdı, biliyordum. Ama susmak da içime sinmiyordu. "Ana, kurbanın olayım…" Alnımdan akan kan gözlerimi yakıyordu ama aldırmadan devam ettim: "Ben kimseye namusumu çiğnettirmedim. Bu bir iftira." Sadece sesimle bile babam yeniden deliye döndü. "Sus, seni…" Cümlesi yarım kaldı. Ellerinin titrediğini gördüm. "Baba, yemin ederim, benim hiçbir suçum yok!" Ama biliyordum… Ne desem boştu. Hüküm çoktan verilmişti. Kimse beni duymayacak, kimse bana inanmayacaktı. Babam, elinde bir bayrak gibi salladığı iç çamaşırlarımı yüzüme fırlattı. "Bunlar kimin, Delal?" Kırılan kemiklerimin acısına aldırmadan uzandım. Tanıdım… Benimdi. Titreyen ellerimle aldım. Utanç içinde sıkı sıkıya tuttum. "Neden sustun? 'Benim değil' desene!" Babamın sesi öfkeyle değil, yorgunlukla titriyordu artık. Fısıltıya yakın bir sesle konuştum: "Benim… Ama yemin ederim, kimseye vermedim." Babam, bir anda dengesini kaybetmiş gibi sendeledi. Artık daha fazla ayakta duramıyordu. Kısık bir sesle, acı içinde mırıldandı: "Sen vermediysen… Reber mi zorla çıkarıp aldı?" O isim—Reber—kulaklarımda uğursuz bir lanet gibi yankılandı. "Nereden aldığını bilmiyorum, baba," dedim, dizlerimin üzerine çökmüş hâlde. "Bilmiyorsun, öyle mi?" Gözleri kör bir öfke değil, paramparça olmuş bir hayal gibi baktı yüzüme. Yerden doğrulup babamın ayaklarına kapandım. "Baba, neden bana inanmıyorsun? Hiç yalan söylediğimi gördün mü?" Yüzünü ekşitti, başını çevirdi. Anneme döndüm, yerlerde sürünerek yalvardım: "Ana, ya sen? Sen de mi bana inanmıyorsun?" Tükürür gibi yaptı. Sanki tükürüğünü bile benden esirgermişçesine. Öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, yumruklarını sıkmış kardeşim Rojhat'a baktım: "Kardeşim, bari sen inan bana!" Yumruğunu ağzına götürüp dişledi. “ Ablama inanıyorum,” Evimizin bahçesinde sürünerek Baran'a ulaştım. "Baran, sen de mi ablanı öyle biri sanıyorsun?" Gözleri doldu, konuşamadı. Annemin kucağındaki en küçüğümüz bile susmuştu. Sanki o bile anlamıştı. Akşam olmadan köylüler toplandı. Ellerim, ayaklarım bağlı… Ahıra, hayvanların yanına zincirlenmiş hâlde bırakıldım. Rençper, "Cemşid Ağa utancından gelemedi, Süleyman," dedi. Sesler birbirine karıştı. Kimin konuştuğunu seçemedim ama sözler kulaklarımda yankılanıyordu: "Reber Beyimiz insaflı çıktı. Bu dedikodulara rağmen Delal'i nikâhına almaya razı." Bir başkası ekledi: "Hüküm bellidir, Süleyman. Ya kızı öldürür, namusunu temizlersin… Ya da Cemşid Ağa'nın oğlu Reber'e nikâhlarsın." Henüz bıyıkları yeni terlemiş kardeşim Rojhat, "Ablam iftira diyor!" diye haykırdı. Kalabalıktan homurtular yükseldi. Rençper lafa karıştı: "Şahitler var, Rojhat. Ablanla Reber, dere kenarında yakalanmış. Reber, Delal'in çamaşırlarını saklamak için almış, kaçarken. Biz de inanmadık önce, 'Süleyman'ın kızı Delal yapmaz,' dedik. Ama Reber, ablanın çamaşırlarını getirdi. Şahitler var, deliller var. Hem Reber neden durduk yere suçunu kabul etsin de babası gibi bir ağanın yüzünü karaya çıkarsın?" Babamın suskunluğu bir kaya gibi oturdu karnıma. Ağlamaktan gözlerim, bağırmaktan boğazım şişmişti. Rojhat’ın sesi titriyordu, beni savunmak için, "Onu da dinleyin!" diye bildi sonunda. Rençper, sonucunu bildiği bir hikâyeyle, kendinden emin bir sesle, "Getirin Delal'ı!" diyerek köyün gençlerine emir verdi. Asaf ve Rüzgar, başlarını eğerek beni bağlandığım ahırdan almaya geldiler. Rüzgar eğilip ayağımdaki zincirleri çıkarırken, "Rüzgar, beni tanırsın. Bilirsin, Zinar’dan başkasını sevmedim," dedim. Sesimi duymak, yüzümü görmek istemediği belliydi; başını çevirdi. Asaf’a döndüm, "Asaf, sen de bilirsin. Çocukluğumuz beraber geçti." Ellerimi sıkan zinciri çıkarırken, "Boşuna nefesini tüketme, Delal. Kimse sana inanmaz," dedi. "Siz Zinar’ın en yakın arkadaşları değil misiniz? Bana inanmadığınızı duysa, beni bu ırz düşmanı Reber’e karşı savunmadığınızı öğrense, size ne der, düşünmez misiniz?" Rüzgar, “Gözlerini aç Delal, yıllardır Zinar ortada yok. Yaşıyor mu öldü mü belli bile değil.'" "Yaşıyor. Biliyorum, bir gün geri gelecek," dedim. Asaf başını iki yana salladı: "Bir hayal peşinde koşmayı bırak. Bize haber vermeden ortadan kaybolan biri arkadaşımız değildir." "Haklı bir nedeni vardır," diye direndim. "Zinar vefasız değil. Belki başına kötü bir şey gelmiştir." Rüzgar omuz silkti: "Sen kendini düşün Delal. Zinar'ı unut artık. O seni çoktan unuttu." "Unutmaz beni," diye fısıldadım. Sesim titriyordu. Asaf ağır bir iç çekti: "Rüzgar haklı Delal. Şimdi adını temize çıkarman gerek. Zinar yaşıyorsa bile, seni ve bizi terk etti. Hiçbir şey demeden ortadan kayboldu." Zinar'ın beni terk ettiği düşüncesi, üstüme atılan iftiradan daha çok yaktı canımı. Şu an namusumu savunmam gerekirken, yıllardır hayata tutunmamı sağlayan son hayalim de elimden kayıyordu. İçimden, "Zinar yoksa, yaşamanın ne anlamı kaldı?" dedim. Rençper'in sabrı tükenmişti. "Ağrı'nın zirvesinden mi getiriyorsunuz kızı?" diye bağırdı. Sesi alaylı çıkmıştı. Başımı kaldırıp dolunayın altında bembeyaz parıldayan Ağrı Dağı'na baktım. Zinar’ı en son gördüğümde Ağrı Dağı’na tırmanıyordu. Asaf ve Rüzgar'ın arasında ilerlerken, "Zinar geldiğinde beni bulamazsa, son nefesimde bile onu düşündüğümü söyleyin," dedim. Buraya savunma yapmaya, namusumu temizlemeye çağrılmamıştım. Sadece hakkımda verilmiş hükmü duymaya gelmiştim. Yanımdakiler yaprak gibi titrerken, ben başım dik, alnım ak yürüyordum.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

HÜKÜM

read
224.8K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
525.2K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
1.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook