**Devamı** Ormanın girişi, sanki dünyanın sonu gibiydi. Ağaçların gövdeleri o kadar kalın ve yoğundu ki, ay ışığı bile ancak dalların en ince uçlarından sızabiliyordu. Kökler yerden fırlamış, toprağı yırtarak dışarı taşmıştı; bazıları insan bileği kalınlığında, bazıları ise at bacağı kadar. Bu kökler canlı gibi kıpırdanıyordu. Hafif, ritmik bir titreşim… Nabız gibi. Aurora bunu ayaklarının altından hissediyordu. Toprak soğuk değildi; aksine, hafifçe ılıktı. Sanki bir devin derisinin altından gelen kan dolaşımı gibi. Hava ağırdı. Çam reçinesi, ıslak toprak, küf ve çok eski, çok derin bir şeyin kokusu… Demir pası, yanmış kemik, boğulmuş çiçeklerin tatlı çürük tadı. Lyra önde yürüyordu. Siyah kadife elbisesi ormanın karanlığına karışıyordu ama gri gözleri ay ışığında çelik gibi parlıyordu.

