Şafak, ormanın tepesine ağır ağır tırmanırken sis yere çökmeye başladı. Gökyüzü hâlâ gecenin son kalıntılarını taşıyordu; yıldızlar soluklaşıyor, doğu ufkunda hafif bir pembelik beliriyordu. Orman, eski bir savaşçı gibi yaralarını saklamaya çalışıyordu. Ağaçlar, yüzyıllık meşe ve çamlar, dallarını birbirine dolamış, gövdeleri yosunla kaplıydı. Yapraklar arasında rüzgârın hafif uğultusu duyuluyordu, ama bu uğultu, önceki gecenin çığlıklarını bastıramıyordu. İnce, süt beyazı bir örtü gibi sis, ağaç köklerinin arasına doluyor, savaşın izlerini saklamaya çalışıyordu. Kökler, toprağı sımsıkı kavramış, kıvrımlı damarlar gibi yayılıyordu; bazıları yarılmıştı, savaş sırasında vampirlerin pençeleriyle veya insanların kılıçlarıyla. Ama kanın kokusu kolay kolay kaybolmazdı. Nemli toprak, demirle karı

