Sabah güneşi köyün taşlarına vurduğunda her şey olduğundan daha sıradan görünüyordu. Sanki gece yaşananlar, köklerin altın ışığı, Eldric’in karanlık titreşimi ve o üç saniyelik öpücük yalnızca yoğun bir rüyanın tortusuydu. Ama değildi. Aurora bunu, kalp yaprağın ritminin hâlâ dakikada tam altmış attığını hissederek anladı. O ritim, göğsünün derinliklerinde, ölümsüz bir bedende bile varlığını sürdüren o tuhaf, sıcak nabız, ona her şeyin gerçek olduğunu hatırlatıyordu. Güneş ışığı pencereden süzülerek taş zemine yayılıyor, eski tahtaların üzerindeki toz zerreciklerini altın tozlarına dönüştürüyordu. Dışarıda köyün dar sokakları, yüzyıllardır aynı kalan taş evler, hafif bir sisle örtülüydü. Kuşlar bile daha temkinli ötüyordu sanki; gece yaşananların yankısı hâlâ havada asılı gibiydi. Aurora

