Gece dağılmıştı ama tamamen bitmemişti. Şafak henüz gelmemişti; gökyüzü lacivertle gri arasında askıda duruyordu, sanki dünya bir nefes tutmuş, karar veremiyordu. Yıldızlar hâlâ soluk birer iğne ucu gibi parlıyordu ama artık keskin değillerdi; puslu bir örtüyle örtülmüşlerdi. Köy uykuya dalmış gibiydi, fakat bu uyku yorgunluktan değil, bir eşiği geçmenin ağırlığındandı. Evlerin pencereleri karanlıktı, bacalardan duman tütmüyordu. Sokaklar ıssız, taşlar nemliydi. Rüzgâr bile yavaş esiyor, yaprakları hafifçe titretiyordu. Üç yapraklı eski ağacın dalları, meydanın ortasında hafifçe sallanıyordu; kalp şeklinde bir yaprak, rüzgârla birlikte inip kalkıyordu, sanki köyün kendisi ritmini kaybetmiş, yeni bir kalp atışına alışmaya çalışıyordu. Aurora meydandan ayrıldı. Adımları sessizdi, neredeyse

