74. Bölüm Part:2

4912 Kelimeler
"Olayın haberlere taşınmasını engelledik ama yengemi nasıl çıkaracağız herkes şikayetçi baba herkes!" Merih yakınıyordu ama Bertan'ın da elinden gelen hiçbir şey yoktu en önemli konu şu an bu da değildi. Zara oturduğu koltuktan kalkarak babası ve abisinin yanına ilerledi. "Abim sürekli yengemin adını sayıklayıp duruyor kendine geldiğinde nasıl zaptedeceğiz onu nasıl diyeceğiz karın dünden beri nezarette diye." Mara da annesini bırakıp ayaklandı, "Zara haklı, doktoru duyduk en az bir hafta ayağa bile kalkmamalıyken Gece'nin peşini hayatta bırakmaz bence bir an önce kadını çıkarmalıyız içeriden." Zara, Mara'nın tıpkı Güneş'ten önceki kıza dönüyor olmasına aşırı derece mutluyken söylediklerinde de haklıydı. "Bence abimi uyutmalıyız şöyle bir hafta uyutalım o iyileşsin bizde Gece'yi çıkarırız içeriden o sürede nasıl fikir?" Zara yandan bir bakışla döndü Mara'ya. "Ne parlak bir zeka bu böyle Mara? Sence Gece iki günde çıkarılacak bir suç mu işledi kaç ayrı suçtan içeride olduğunu sayayım mı en önemlisi kadını terörist ilan etmelerine bile ramak kaldı!" "Ben en azından fikir üretiyorum!" "Kafam çorba birde siz kaynatmayın!" Babalarının sesiyle sussalarda birbilerine sinirle baktılar. "Kadın abimi kurtarmak için ölümüne yürüdü resmen şimdide dört duvar arasında hemde astım hastası ne haldedir şimdi Allah bilir." Merih'in sözleriyle herkes derin bir iç çekti. "Ne yapın edin çıkarın o kızı oradan Bertan, Boran için değil o da bizim kızımızdır." "Lalezar elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz zaten şirketin bütün avukatlarını yığdım oraya öyle ya da böyle almak zorundayız biliyorum." O sıralarda Boran da ancak kendine gelmeye başlıyordu. Hastanenin önüne bırakılmıştı baygın bir hâldeyken. Baygın olması elbette aç susuz ve buna rağmen günlerce dayanıp sonunda pes eden bedeni yüzündendi. Gözlerini zorlukla araladığında inledi bedenin her noktasındaki acılarla. Ancak yinede bilinci hızla yerine geldiğinden gözlerini aralaması gerektiğini biliyordu. Yaptıda zorda olsa araladı beyazlarına kan çökmüş kehribarlarını. O sırada içeri giren hemşire uyandığını görünce ise hızla doktoru çağırmış rutin kontrolleri yapılmıştı. "Geçmiş olsun tekrar, ben yine kontrollere geleceğim lütfen yormayın kendinizi." Dedi doktor çıkmak için hazırlanırken. Elini durdurmak ister gibi hareket ettirse de bu sadece acı veriyordu hiçbiri şu an görmek istediği kadını göremediği kadar yakmıyordu canını. "Karım burada mı çağırır mısınız lütfen." Sesi, boğazını ağrıtsada çıkmıştı. O orospu çocuğu tek kelime etmeden neden bırakmıştı bilmiyordu ancak deli gibi korkuyordu, Gece şartına uyup gitmeyi kabul etmiş miydi yoksa onunla. Bunu ona yaptıysa bile bile öldürmekle eş değerdi. Yüreğinin sıkıştığını hissetti nefesi yetersiz geliyordu ne kadar nefes alırsa alsın ciğerlerine ulaşmıyordu ciğerlerine. Hemen şimdi Gece'yi görmek zorundaydı, dünya yansa umurumda bile değildi. "Lütfen hareket etmeyin ailenizi içeri alacağız merak etmeyin." "Önce karım lütfen!" Doktor gülümseyerek onayladı ve odadan çıktı. Hemen karşısındaki onca kişiye bakarken, "Hastanın durumu iyi bir kaç gün gözetim altında durması şart iç kanama tehlikesi yok ancak müşade altında olmalı." "Şimdi ne ediyor yatıyor değil mi?" Diye korkarak konuşan Merih'ti elbette. "Yok uyumuyor ve özellikle eşini görmek istediğini söyledi eşi kim ilk onu alalım içeri." Çıt bile çıkmadı kimseden. Birbirlerine bakıp durdular hiçbiri de aha bu kız karısıdır diyemedi. Doktor da tuhafça bakarken Merih sıkıntıyla öne çıktı, "Biz hallederiz doktor teşekkür ederiz." Dedi. Doktor rica ederek ayrıldığında kimse de içeri girmek için adım atamadı bu defa. "Ben böyle işin gelmişini geçmişini." Diye söylendi öfkeyle Merih, Mara da kimsenin gösteremediği cesareti kendi göstermek ister gibi odaya pat diye dalarak girdi. Aslında abisini deli gibi özlemiş deli gibi korkmuştu Gece'ye abisini getirdiği için ne istese yapardı hatta o dereceydi. Boran zaten kapıya kilitlenmişken kardeşini görünce bariz bir hayalkırıklığı ile baktı. "Abim benim nasılsın iyi misin?" Diyerek hızla yanında bitmişti bile. O sırada dışarıdakilerde tek tek girince yatağın boş kısmına Lalezar Hanım geçerek oğlunun yüzünün her yerini öptü şefkatle. "Oğlum benim kurban olduğum öldüm öldüm dirildim kaybettim sandım senide... Ne hâle geldim bir daha etme kurban olayım." Göz yaşları içindeki annesini bile gözü görmüyordu Boran'ın zira görmek istediği simayı hâlâ görememişti. Yatakta doğrulmaya çalıştıığında, "Ana korkma artık iyiyim." Dedi zor bela. Merih hızla yardımcı olmak isterken, "Aman oğlum etme, uzan." Dese de zor bela doğruldu Boran. Sonunda dayanamayarak yüzüne bile doğru dürüst bakamayan ev halkından babasına baktı tahammülsüzce, "Gece nerede!" Diye patladı bir anda. Herkes irkilirken sertçe yutkunmuşlardı. "Niye gözünüzü kaçırıyorsunuz?! Benim karım nerede ana! Bir cevap verin hemen!" Diye üst üste bağırırken acıları umrunda değildi zira Gece'nin o adamla gitmiş olabilme düşüncesi bile hemen şimdi intihar etmeye itiyordu kendini zira yaşayamayacağını biliyordu. "Oğlum biraz dinlen kalk sonra söz konuşuruz." Boran daha da çıldırdı. "Ana karım nerede dedim size sabrımı sınamayın benim!" Dedi dişleri arasından zor bela. Sağ göğsü omuz hizasından sarılıydı, sol kolu ve sağ bacak baldır kısmında kurşun yarası yüzünden sarılı ve bedeni tamemiyle morluklarla sırtı bir dolu kızgın şiş izleri yanıklara doluydu ancak onları kimse görmemişti henüz bunlara rağmen sakin kalmaya çalışıyordu. Lalezar hanım sesini kaybetmişcesine konuşamadı gözlerini kaçırdı oğlundan ve Boran anladı ki hiçbir şey umduğu gibi gitmiyordu. "Ben ne zamandan beri hastanedeyim!" Diye sordu tehlikeli bir sakinlikle, "Cevap ver Zara hadi güzel kardeşim." Zara üst üste gözlerini kırpıştırırken bileğindeki saate göz attı, saat üçtü. "Dün, akşam olmadan getirildin yani bir gün oldu." Dedi titrekçe. "Şimdi Gece nerede söyle bakalım." Zara neden kendisi yanıtlamak zorunda kalmıştı bilmiyordu belkide abisi dolanmadan direkt söyleyecek tek kişinin kendisi olduğunu çözmüş olmalıydı. Öyle de oldu baskıya falan asla gelemezdi çünkü bu sebeple sesli bir nefes alırken ona yapma dercesine bakan; annesini, babasını, Merih'i ve Mara'yı görmedi bile. "Yengem nezarette abi ve yüksek ihtimalle kurtaramazsak bu gidişle hapise girecek!.. Oh be rahatladım." Zara'nın dedikleriyle Boran'ın hiç beklemediği bu kelimeler art arda yankılandı beyninde ve uzatmadan şaşırmayı sonraya bırakması gerektiğini bilerek sordu yine tehlikeli bir sakinlikle. "Benim karım şu an nezarette öyle mi Zara?" "Evet abi hemde dün sen kurtulduğundan beri içeride kadın öldü öldü dirildi seni bulacağım diye!" Adamın yatağının ucuna gelmişti Zara söylenerek. Boran sertçe yutkunurken tek yutkunan o değildi. "Peki neden nezarette Zara?" Diye sordu yine usulca. "Senin yüzünden neden olacak abi!" Diye çıkıştı hâlâ ne ettiğinin farkında olmadan. "Kız seni bulacağım kurtaracağım diye bütün düşman aşiret ağalarını aldı süphelendiği insanları da aldı ki bunlardan biri dedem hepsini bir eve tıktı evin içi de dışı da bombalarla doluydu, tehdit etti herkesi sen iki saat içinde bırakılmazsan kendiyle birlikte onca kişiyi hiç çekinmeden öldürüyordu resmen." Duyduklarına inanamıyordu, Gece'nin o pisliğe kanıp şartını yerine getirip ona gitti zannederken tam tersi böyle akıl tutulması yaşatacak bir olay mı yaşamıştı yani? Sikerlerdi böyle işi. Üzerindeki örtüyü yana attığı gibi, bacağını aldırmadan yataktan kalkmaya çalıştı. "Abi yapma gözünü seveyim böyle bir şey edemezsin!" Merih kolunu tutarak yataktan kalkmasını engellemek isterken Boran yaralı kolunu aldırmadan sertçe çekti kolunu. "Ben ellerim kelepçeli hâlde kaç adam hakladım biliyor musun sen karım için neler yaparım aklın şaşar Merih! Çekilin şimdi karşımdan ve sende buraya gelip her şeyi en başından olduğu gibi anlat bana hemen!" Yatağa tutunarak ayağa kalktığında bakışları üzerine gidince yüzünü buruşturdu. "Bana hemen düzgün kıyafetler getirt Merih böyle gidemem onun yanına. Konakla uğraşma yakın bir mağazadan aldır!" Merih hızla onu onaylayarak kapıdaki adamlara gidip emir verdikten sonra hemen içeri girdi. Boran elini saçlarından geçirdi öfkeyle, yerine sığmıyor bir o yana bir bu yana aksayan bacağını aldırmadan giderken kimse müdahale edemiyor yaklaşamıyordu korkudan. Zara'nın dedikleri aklında dönerken duraksadı ve babasına döndü bir şeyi daha yeni fark eder gibi. "Baba, Zara az önce dedem dedi sakın bana baban olacak herifin buraya geldiğini dahası karıma yaklaştığını sakın söyleme!" Diye gürlediğinde kıpırdayamadı Bertan. Ne demeliydi ki şimdi, babası dünden beri konaktaydı ve Gurbet'te onunla ilgileniyordu çünkü yaşadığı korkudan mı bilinmez fenalaşıp duruyordu. Zara tam olanları söyleyecekken Merih farkederek araya girdi. "Evet abi burada ama sırf senin bulunmana yardım etmek içindi yengeme tek laf etmedi merak etme." Dediğinde Boran asla inanmaması gerektiğini anlamıştı bile. Dişlerini ağrıyan yüz kaslarına rağmen birbirine geçirdi. "Soracağım hepsinin hesabını tek tek soracağım." Arkasını döndü yine sinirle odada volta attı adeta türlü türlü senaryolar çöküyordu başına. O sırada sözü Zara'ya verdiğinde ne biliyorsa en baştan anlatmıştı, sadece Zaza Ağa'nın Gece'ye saldırdığı kısım dışında o kadar çünkü onunla yengesini kurtardıktan sonra ilgilensin istiyordu. Boran ise dinledikçe çıldırıyor öte yandan ne yapacağını nereden başlayacağını hızlıca planlıyordu beyninde ve tüm bunlar sadece beş dakikaya sığdırılıyordu. Gece'nin şu an da içeri de olduğuna inanamıyordu onun için bu yaptıklarına da inanamıyordu! Bu kadın ciddi anlamda deliydi fakat ilk duyduğunda hissettiği gibi yoğun bir arzu ve tutku hayranlık gibi bir dolu his doldu içine. Kimin kadınıydı ulan bu kadın. Yoğun bir hasretle tutuşurken tek istediği onu görmek ve kavuşmaktı. "Nerede kaldı bu adam bekleyemem ben anlamıyor musunuz!" Diye kükredi öfkeyle yine. "Abi gitsekte almıyorlar ki içeri babasını bile sokmadılar görmesine izin vermediler yengemin basit bir suç değil!" Diye yükseldi Merih'te iki tarafı da düşünerek zira abisi ayakta duracak hâli yokken itinayla yerine oturmuyordu tamam onu da anlıyordu ama böyle olmazdı ki kime yetişeceğini şaşırmıştı iyice. Elbette Boran asla anlamaz dinlemezdi, kırmızı görmüş boğalar gibi bakarken Merih'e, "Kim izin vermiyor lan benim karımı görmeme! Kim izin vermiyor çıksın karşıma bak bakalım noluyor!!" Diye gürlemişti yine. Ellerini saçlarından geçirirken çekiştirdi Boran ama çok dayanamadı ki elini yumruk yaparak duvara indirmeye başladığında, "Lan benim karım orada nefes bile alamaz dört duvar arasında nasıl bırakırsınız onu! Korkar o hiç mi düşünmediniz lan nasıl kıyabildiniz!" Merih kendini kaybetmiş olan abisinin elini zor bela tutarak. "Tamam be göreceğiz kadını çıkaracağız oradan ama bir sakin ol sağlam yerin var gibi daha da sakatlama kendini abi!" Diye bağırarak uzaklaştırmaya çalışırken gönderdiği adamı içeri girdi elinde poşetlerle. "Al bak geldi üzerini değiş bende adamları toplayayım." Diyince öfkesinden zerre kaybetmeyen Boran poşeti bir hışımla aldığı gibi girdi banyoya. Asla vakit kaybetmeye dayanamıyordu bu sebeple beklemeden giyinmeye başladı. 🗝️🔗🗝️ Kaç saat geçmişti bilmiyorum dünden beri ancak hâlâ aynı yerimden asla kıpırdamamıştım. Bu soğuk ve rutubet kokan nezarethanenin içinde boğulduğumu hissediyordum dayanmak içinse başımı gömdüğüm dizlerimden kaldıramıyordum. Korku bedenimin en ücra köşesinde bana el sallıyor fenalaşmamı istiyordu ama hayır yapamazdım. Bundan sonra ne olacak bilmiyordum tek düşündüğüm sadece Boran'ın ne hâlde olduğuydu. Ben ile birlikte üç kadın daha vardı burada ve bunlar sabaha karşı getirilmiş kişilerdi onlar bena laf atarak muhattap olmaya kalksalarda umursamadığımdan uzaklaşmış kendi aralarında gurup olmuşlardı. Onlar buradaki tek uzun oturma kısmına çökmüşken ben yerde ufacık kalmıştım. Saatlerdir hareketsiz duran bedenim kaskatı olmuştu evet. Dünden beri buraya giren benimle tek konuşabilen kişi de Adar'dan başkası değildi, o da tehlikedeydi ama hakkında soruşturma başlatıldığını tekrar gelemezse korkmamam gerektiğini söylemiş beni rahatlatmaya çalışmıştı kendince. Onun da başını yakmıştım gider ayak ve bunun vicdan azabıda gelip baş köşeme oturmuştu. Dudaklarım titriyordu yine, akıtacak göz yaşım kalmadı dedikçe çoğalıyordu sanki. Şu an odamızdaydık mesela, Boran yine işten gelmiş ve ilk görmesi kişi benmişim gibi hızla odaya girip alıyordu kollarınının arasına, soluduğum koku rutubet değil de onun o ferah toprak kokusuydu. Sürekli ama sürekli olduğum yerden soyutlanmak için onu hayal edip duruyordu biliyordum ki başımı kaldırıp etrafı algıladığım an boğulurdum. Ciddi manada gelemiyordum kapalı ve dar alanlara. Sertçe yutkundum, hayır ağlamak yoktu. Tekrarla. Bu defa bir sahil kenarındayız Boran'la el ele. Sahi biz hiç denize gitmemiştik onunla buradan kurtulursam ve biz kavuşursak eğer kesinlikle bunu yapmayı teklif edecektim zaten kabul etmeme gibi bir şansı yoktu. Askerlerin baskın bot sesleri düşüyordu koridora, bu defa kimi getirmişlerdi kim bilir ama ilgilendirmezdi beni. Birden fazla adım sesi demir parmaklıkların ardında durduğunda anahtarı kilide soktuklarını ve çıkan tiz demir seslerinden kapıyı açtıklarını farketmiştim de. Fakat dur bir dakika kurduğum hayale ne kadar kapılmıştım ki şu an ciddi manada onu hissediyordum ki? Kafayı mı yiyordum yoksa? Muhtemelen evet. "Gece'm..." Dur dur dur! Sesleride duyabiliyorum artık. Ağırca yutkunduğumda kollarımı korkarak çözdüm bacaklarımdan ve başımı ağırca kaldırdım dizlerimden. Görüş açıma önce siyah parlak rugan ayakkabılar girdi ardından yine siyah bir kumaş pantolon sonra kemeri ve sonra koca gövdesini saracak bembeyaz bir gömlek gördüm. Daha da yukarı tırmanan gözlerim iki yana açılmış güçlü kollarını geniş omuzlarını ve... Ve onun ne kadar yara alsa da yakışıklılığından ödün vermeyen yüzünü gördüm. Duvardan destek alarak ayağa ağırca kalkarken sendeledim. Gözlerim irileşmiş dehşetle bakıyordum ona. O öldüğüm kehribar gözlerine. "Gerçek misin sen?" Diye sordum ağlamaklı bir tonla. Ne olur gerçek olsun yine hayal olmasın yanılmayayım kırılmayayım. Yutkundu sertçe ve burukça tebessüm etti, "Neden gelip test etmiyorsun bunu?" O güzel sesi kulaklarıma doldugunda gerçekliğini haykırıyordu. Kollarım karıncalanıyordu ona sarılmak için. Beklentiyle şefkat ve hasretle bana bakarken titreyen dudağımı ısırdım hayal bile olsa niye bekliyordum ki gidip gerçek olmasa da sarılmam gerekiyordu. Ama ya kaybolursa. Kolları iki yana benim için açıkken onu bekletmeye ne hakkım vardı benim. "Tarafınca bekletilmekten zerre kadar hoşlanmıyorum yavrum." Güldüm gözlerimden akan yaşlarla ve asla zaman kaybetmeden bir kaç adımda yanından biterek boynuna atıldım. Bir rüyayı imkansızı yaşıyormuşum gibiydi... Bedeni gerçekti o gerçekti. Sıkıca sarıldım öyle bir sarıldım ki asla bırakmayacaktım onu. Boran benden de fazla sarıldı bedenime bir daha hiçbir güç o kolları bedenimden sökemeyecekmiş gibi sarıldı. Burnunu boynuma gömdü kokladı en derinlerinden ben ise ilk etapta ağlamayı seçerek sanki günlerdir hiç ağlamamışım gibi hüngür hüngür ağlamaya başladım. "Çok özledim seni Boran çok özledim yemin ederim çok özledim." Derken hıçkırdım art arda. "Bebeğim benim." Derken boynuma art arda bıraktı öpücüklerini. Günlerdir hasret kaldığım kokusuna kavuşmuştum işte, dilemiştim ve olmuştu Boran yine bana gelmişti benim olmuştu. "Affettin mi beni Boran artık, kalbin kırık değil değil mi hâlâ?" Derken bile ne kadar zorlasamda durduramıyordum ağlamayı. Boran başını boynumdan çıkarırken ellerini bedenimden çözüp yüzümü avuçlarının arasına aldı hızla. Onunda gözleri yaşlıydı üstelik ağlamıştı ve şimdide dolu doluyken, "Sen nasıl bir şeysin böyle kadın! Affettin mi diyor kurban olurum lan ben sana ne affı sen affet beni asıl sana yaşattıklarım için." Başımı anında iki yana salladım. Burnumu çektim seslice, "Benim yüzümden oldu her şey-" "Sakın!" Dedi keskin bir bıçak gibi. "Sakın tekrarlama onu öyle bir şey yok sen benim karımsın ve kendini suçlamayacaksın asla!" Burada onunla tartışacak değildim bu sebeple başımı salladım iç çeke çeke. "Sesine sana nasıl hasret kaldım bir bilsen." Dedi Boran can yakan bir sesle, "Ben de çok özledim ki seni hem de çok hep bekledim seni gelirsin diye ama gelmedin bunların hesabını da sormam sanıyorsan yanılıyorsun bana söz vermiştin o gün geleceğim diye üstelik!" Çocuk gibi aklıma ne gelse söylüyor hem seviyor hem sövüyor hem şikayet ediyordum onu. Cevabı kelimelerinden beklerken yüzümü daha da avuçlayarak dudaklarıma kapandığında nefesimi kessede hızla karşılık verdim ona. Hunharca ama en tutkulu versiyonuyla işte ancak bu şekilde tüketebilirdik birbirimizi. Sanki yine ayrılacakmışız gibi göz yaşlarımla ıslatmaya devam ediyordum öpüşmemizi çünkü hâlâ canım çok yanıyordu. Boran'ın kollarındaydım evet nefeslerimiz birbirine karışıyordu ama bu çektiği acıları silemiyordu. Dudağı patlamıştı elmacık kemiği, gözü mosmor ve şişmişti ikiside, alnında saçıyla gizlemeye kalksada bandaj vardı ufak bir tane. Kıyamazdım ona... Nefes nefese ayrıldığımız an uzaklaşmasına izin vermeden omuzlarına tutunarak dudaklarımı yüzünde gezdirdim. Tüm yaralarını öptüm ki hemen iyileşsin. Kollarını kıracakmış gibi belimde birleştirdiğinde burnu boyun girintime yakındı ve onu öpmemden oldukça memnun buna izin veriyordu. Öyle bir soyutlamıştık ki kendimizi etrafta kim var yok umurumda bile değildi. "Acıyor mu canın kaç yaran var daha böyle?" Dudağı çok hafif kıvrıldı. "Sen öp diye bütün bedenim yara dolu diyebilirim." İşi sakaya vurarak beni rahatlatmaya çalışıyordu ama bu çok zordu o da biliyordu. İşin öteki tarafı bedeni gerçekten yaralarla doluydu biliyorum kendini ne kadar sıksada ağrıları olduğunu da biliyordum. Burnunu yine oyunbaz bir tavırla burnuma sürttü. "Bana bak ben gayet iyiyim ama sen böyle davranırsan kendimi kötü hissederim yapma yavrum." Burnumu çektim seslice. Tam da o anda en acımasız haliyle çaktı yıldırım ikimizin arasına. "Beş dakikaydı ama yeterince aştınız çıkın artık beyfendi." Diyen asker Boran'a yaklaşıyordu ki hızla Boran'ın boynuna atıldım can havliyle. "Hayır hayır Boran n'olur bırakma yine beni!" Çaresiz bir ses doldu nezarete. "Bebeğim yalvarırım ağlama..." "İstemiyorum ne olur gitme, korkuyorum Boran yine gideceksin gelmeyeceksin diye korkuyorum yalvarırım yapma!" Ne diyorsa dinlemedim başımı boynundan çıkarayım diye itmeye çalışsa da kopmadım ondan daha sıkı sarıldım hıçkırıklarımın arasından. "Yaklaşmayın sakın, biriniz bile elini sürecek olursa karıma acımam andım olsun!" Boran'ın bir gök gürültüsü gibi çıkan gür sesi yankılandı soğuk rutubetli duvarlarda. "Zorluk çıkarmayın yoksa sizi de alırım içeri!" Bu yükselen ses bir askere aitti ve ben daha sıkı sarılırken Boran'da benden farksızdı. "Sakin olun asker beyler çok kötü şeyler yaşadılar izin verin hastet gidersinler." Bu Bertan Ağa'nın sesiyken göz ucuyla Boran'ın arkasından parmakların ardında kalanlara baktım. Babam, Bertan Ağa, Merih, Özgür, Bahoz, Alaz Amil ve Adar hepsi buradaydı. Allah kahretsin biz ne yapmıştık bunların önünde. "Serhat hatrım için dokunma sorumluluk bende merak etme. Ayrılacaklar şimdi, müdahelede bulunmayın siz." Diyince Adar askerden istemeye istemeye olur kelimesi dökülmüştü. Boşuna söz veriyordu Adar ben Boran'ı bırakmayacaktım ki. Yanımıza yaklaştığını hissettiğimde Boran'a daha da sarıldım, bir koaladan farksızdım şu an. "Boran sonra tekrar girmek istiyorsak şimdi zorluk çıkarmamalıyız dışarıda da yapmamız gerekenler var unutma." Demişti Adar ve içimdeki korku daha da büyüdü. Kalmak istemiyordum burada bende dışarı çıkmak istiyordum ya da en azından daha ferah bir yere götürülsem olmuyor muydu? Ölecek gibi hissediyordum burada. Dahası Boran'a daha doyamamıştım bile bırakamazdım, bırakmayacaktım! Zorlukla hıçkırıklarımın arasından kesik kesik, "İstemiyorum, gitme yalvarırım." Diyebildim. Bir eli anında saçlarımı okşamaya başladı, yatıştırmak ister gibi. "Sakin ol bebeğim buradayım ben sakin ol." Eli enseme ulaşmış saçlarımın arasından masaj yapar gibi ovmaya başlamıştı. "Seni burada bırakır mıyım sanıyorsun gerçekten." Kulağıma kısık ve boğukça konuşurken yavaş yavaş sakinleşiyordum. Bırakmazdı değil mi bırakamazdı beni. "İyice dinle beni, buradan çıkacağım ama-" çıkacağım diyordu yine ve bu beni delirtiyordu kollarımı daha sıkı sardığımda adamın boynuna mengene gibi yapışmıştım biliyordum ama yemin ederim daha doyamamıştım kavuşamamıştık ki tam olarak. Sıkıntılı bir nefes verdi, ardından boynuma derin bir öpücük bıraktı. "Sakinleş ve beni dinle n'olur, böyle yapma bana ayak uydur ki seni kargaşa çıkarmadan alabileyim buradan." Kimse duymasın diye özellikle kısık konuşurken çocuk gibi davrandığımı hissettim. "Benim güzel karım hadi bak yüzüme bir kere." Onu daha fazla zora sokmak istemediğimden iç çeke çeke kollarımı gevşettim. Yüzümü avuçları arasına aldığında alnıma bastırdı dudaklarını sıkıca, "Aferin benim karıma." Bileklerine tutundum. Sürekli ona dokunmak ve tutmak istiyordum sanki kaybolup gidecekmiş gibi. "Şimdi beni iyice dinle sana ne yap diyorsam onu yap." Ciddileşen ses tonuyla gerildim. "Ben buradan çıktıktan on dakika sonra fenalaşmanı istiyorum ama sakın korkma sadece bir kaç duvar olacak aramızda bu binadan dışarı çıkmayacağım asla tamam mı?" "Ama nasıl niye yapayım ki?" Dedim kekeleyerek o sırada sesim gerektiğinden yüksek çıktığından bastırmak istercesine, "Şşş." Demişti. "Numaradan yapacaksın ve hastaneye kaldırılmana neden olacaksın anladın mı sakın uyanma hastanede bile uyanma hatta ben senin yanına girene kadar." Yine askerin sesi yükseldi. "Adar ciddi anlamda uzadı görüş bu kadarı fazla." "Tamam bizde çıkıyoruz zaten." Diye karşılık verdi Adar askere. Kalbim korkuyla çırpınmaya başlarken Boran bir kez daha öptü alnımdan. "Bebeğim sadece dediklerimi yap sen numaradan fenalaş seni çıkarsınlar buradan gerisini ben halledeceğim söz." Gözlerimi üst üste kırpıştırırken o kadar kişiyi daha fazla zora sokmamak için başımı salladım. Yutkundu sertçe bunu yapmak ona benimkinden daha ağır geliyordu biliyordum gözleri etrafa olduğum alana gidince bile sertçe nefes aldı muhtemelen burada nasıl hayatta kalabildiğimi ya da bana ne kadar ters bir yer olduğunu düşünüyordu. "Dikkat et kendine tamam mı?" Onayladım yine başımla konuşursam ağlardım yine biliyordum. Elleri tamamiyle yüzümden çekildiğinde bir adım geri gitti ki bir anda ona atılarak tekrar sarıldım bu defa beline, kısık bir inilti varla yok arası dökülürken yanlış duyduğumu farz ettim. "Seni çok ama çok seviyorum Boran!" Başımın üzerine üst üste öpücüklerini bırakırken, "Ben de seni çok ama çok seviyorum Gece'm benim." Duyacağımı duymuştum artık, hemen gitmezse asla bırakamayacağımdan kollarımı hızla çözüp arkamı döndüm ve köşeme gidip oturdum. Dizlerimi kendime çekerek başımı yine dizlerime gömdüm. Hayır kesinlikle bir daha bakamazdım biliyordum. Demir kapının kapanma sesi geldi önce sonra yavaş yavaş uzaklaşan adım sesleri takip etti onu. Kalmıştım yine tek başıma ama en azından Boran'ı görmüş sarılmıştım sıkıca. O bana gelmişti, kavuşmuştuk yine biz dahasını istemeye yüzüm yoktu. "Maşallah kız sendeki de neydi öyle!" Trans olduğuna emin olduğum o kadın hayır erkek yani erkek ama kadın kılığındaki o kişiliğe bakmayı reddederek derin nefes aldım. Hayatımda her şey tam gibi bir bu eksikti. Aralarında yine beni konuşmaya başladıklarında derin derin nefesler almaya başladım. Aradan kaç dakika geçti bilmiyordum ama artık başımı kaldırıp Boran'ın istediği gibi fenalaşmalıydım hatta öyle güzel oynamalıydım ki hastaneye kaldırmak zorunda kalmalılardı. Gözlerimi açarak olduğum bu lanet yere baktığım an göğsüm daralmaya başlamıştı bile. Ağırca duvara tutunarak ayağa kalktım. Koyu renk duvarlar kalın sıralı parmaklıklar daracık bir alan ve tek bir penceresi olmayan bu yerde gittikçe nefessiz kalmaya başladım. Derin bir suya dalmışım ve yüzeye çıkamıyordum sanki. Lanet olsun! Boran bana numara yap dedi ama dakikasında gerçeğe dönmüştü olay. Tırnaklarımı duvara geçirip çizercesine sürterken oyunu falan düşünecek hâlde değildim bundandır ki hırıltılı bir şekilde nefes alıp durdum ama o nefes göğüs kafesimde sıkışarak inmedi aşağıya. Allah kahretsin ama şansıma tüküreyim ben. Tamam oyun falan yapmayacağım eski halime geri dönmek istiyorum! "Ay kız noluyor!" "Bir şey de yemedi boğuluyor mu bu!" "Sakin ol nefes al kız sakin ol." Etrafımı saran üç kadın beni daha da boğuyordu. Biri kolumu tutarak destek olurken göğüs kafesime ulaşan nefesim artık oraya kadar bile ulaşmıyordu. Tamam artık bedenimi iyice panik kaplayabilirdi çünkü boğuluyordum ve bana yardım edecek kimse yoktu çıkamayacaktım değil mi buradan gelip beni bulacaklardı da çıkaracaklardı da, çok vakit kaybıydı ve bu dizlerimi titretti bedenimdeki tüm güç çekilirken yığıldım dizlerimin üstüne. "Ay imdat yetişin!!" Sesler artık boğuklaşırken gözlerim de karardı. Sonra ise baygın olduğumun farkında bilincimi henüz yitirmemişken etrafımda olanları hissedebiliyordum hayal meyal. Mesela sanki bu anı bekliyormuş gibi Adar ve bir kaç çalışan bitmişti yanımda. Adar'da Boran'ın planını biliyor muydu bilmem ilk başta otoriter bir şekilde hastaneye kaladırmadan bahsederken beni tekrar kontrol ettiğinde ağır küfürler çıkmış paniğe kapılarak bir anda beni kucaklayıp koştuğunu hissetmiştim o an ona bunun iyi bir fikir olmaktan çok kötü bir fikir olduğunu söylemek isterdim. Bir anda nereye girdiyse Boran'ın sesleride yükselmişti. "Oğlum hakikaten gidiyor lan kız!" Ne olduysa ondan sonra oldu zaten Boran'ın telaşlı yüksek sesi her neredeysek ki bu bence Jandarmanın üst katıydı bir çok asker ve bizimkilerin sesleri de birbirine girmişti. Ben ise kucak değiştirip Boran'ın kollarına geçtiğimi de biliyordum. Öylece çıkarmalarına izin vermemişlerdi elbette bu daha büyük bi kargaşaya yer açtığında artık bilincimin kapanmasına ramak kala hissetmiştim. Önce oradaki revire götürmüşlerdi sonra acil olarak hastaneye nakil etmişlerdi bunları az önceki doktordan öğrenmiştim. Üstelik bir mahkûm konumunda olduğumdan kapımda silahlı Jandarmalar duruyordu. Sıkıntıyla nefeslenirken ağzımdaki maske elimdeki damar yolu ile canım gittikçe sıkılıyordu. Bu adamın amacı neydi bilmem ama burada öylece kalmak istemiyordum öte yandan en azından o cehennem gibi yerden çıktığım içinde minnettardım ona. Çokta özlemiştim onu hem, öyle böyle değil. Kapıdaki askerleri aşıp nasıl gelecekti bana. Gözlerimin ardı sızlıyordu, yaşlarım zorluyordu sonsuz bir cehennem ızdırabına tutulmuş gibiydim. Şu son bir ay içinde başıma ciddi anlamda gelmeyen kalmamıştı. Neden peki? Tanımadığım takıntılı bir psikopat yüzünden. Abimle bile konuşamamış onu görememiştim durumu şimdi nasıldı beni hâlâ merak ediyor muydu olanı biteni anlatmışlar mıydı yoksa geçiştirip duruyorlar mıydı onu. Ona ihtiyacım vardı ama en çok Boran'a. Derin bir soluk aldığım an odamın kapısı açıldığında gözlerim de aralandı hızla acıyla. Bir insan birinin adım seslerine bile aşina olabilir miydi? Tüm bedenim aşinaydı ona adımlarının ağırlığına bastığı noktada çıkardığı tok ve sert sese yabancı olamazdı ki. Doğrulmaya çalıştığım an onunla göz göze geldim. Tutuyordu sözünü bırakmıyordu geliyordu yanıma. Kapıyı usulca kapattı ama kapatır kapatmaz seri adımlarla bitti anında yanımda. Gelirken hafif aksadığı da gözümden kaçmamıştı. Ağzımdaki maskeyi sökercesine attığım an engel olmak istercesine bileğimi tuttu, "Yavrum yapma." "Sen geldin ya ihtiyacım yok ki buna?" Dudaklarımdan dökülen kelimeler gözlerindeki hayranlığı arttırırken maskeyi kenara bırakmama izin verdi. Damar yolunu çıkarmama izin vermeyeceğini bildiğimden onunla zaman kaybetmek bile istemedim, Boran'ın yumuşak elleri epeyce birbirine girmiş olan saçlarımın uzamış kahkullerinde gezindi ilgiyle. "Canın çok yandı mı?" Sesi boğuk ve zor çıkmıştı. "Sana numara yap dedim Gece sense benim yüreğime indiriyordun kastın mı var kalbime yavrum." Gülümsedim ağırca. Yakışıklı yüzündeki morluk ve yaralarda gezdirdim gözlerimi, biliyordum görmediklerimde vardı. Cevap vermek istedim sesim boğazıma tıkandı dudaklarım titreyince başımı sallayarak tasdikledim onu. Yoğun bir şefkatle daha da yaklaştı bana. Elinin biri damar yolu açılmış elimi tutmuştu nazikçe diğeri saçlarımda gezinip yüzümü seviyordu. "Yaşattığım tüm acıları sileceğim söz veriyorum." "Bir daha ayrılmayalım yeter." Bir ağlama seansı daha yaklaşıyordu. Oflayarak ilk yaşımı sildim hızla elimle. Dudaklarımın ve sesimin titremesine engel olamadan, "Senin yüzünden iyice ağlak bir kadına döndüm!" Elimin tersiyle yine sildim yanağımı. "Gözlerimin rengi bile değişti seninki de değişmiş hem!" Alt dudağını dişledi ne diyeceğine ne yapacağına asla karar veremeyerek. Yanağımdaki eli enseme ulaştı parmakları hafifçe kavradığında yüzüne yaklaştırdı ağırca yüzümü. "Sevmiyor musun artık gözlerimi?" Gözlerim büyüdü sorusuyla, telaşla, "Hayır! Tabiki de seviyorum hem de çok seviyorum Vallahi!" Dudağındaki gülümseme büyürken, "Aferin." Dedi keyifle. "Sen peki!" "Ben ne?" Dedi anlamayarak. Sinirlendiriyordu beni. "Sen işte Boran benim gözlerimi böyle kıpkırmızı olsalarda şişselerde sevmiyor musun?!" Sesimi bir tık yükseltmiştim ve bu boğazımı acıtmıştı. "Yani," dedi düşünürcesine gözlerimin içine bakarak. "Hâlâ gideri var." Omuzlarım iyice düştü. "Öyle bir gideri var ki hatta dilesin binlerce can sererim önüne." Gözlerim çarçabuk dolarken sıkıca sarıldım yine boynuna. "Sakinleş yavrum bitmişsin süzülmüşsün daha da yakıyorsun canımı yalvarırım yapma artık." Bir yakarıştan farksızdı sesi. "Elimde değil ki." Dedim hıçkırarak. Başımı boynundan çıkarmadım oksijen maskem tam burasıydı çünkü. "Yine gideceksin bir daha gelmeyeceksin diye ödüm kopuyor çok ağladım Boran sesimi duyarda gelirsin sandım hissedersin sandım, bile bile daha çok ağladım dua ettim geri gel diye ama sen gelmedin bana!" Bedeni gerildi taş gibi oldu, canını yakıyordum ama benimde rahatlamam içimi dökmem gerekiyordu ki toparlanayım ona da yardımcı olayım. "Gelebilsem durur muyum sanıyorsun ben senden ayrı kalabilir miyim bir tanem, aynı odanın içinde bile özleyip ayrı kalamazken onca gün sesini bile duyamamak nası zoruma gitti biliyor musun yemin ederim ölmek istedim kaç kere!!" "Sus..." "Niye susayım bebeğim niye susayım sende susma içine dert etme dök bana zehirini acını, iyi ol yeter bana." Sözlerine karşın boynundan öptüm onu. Hayır sözlerimle onu yaralamayacaktım bunu yapamayacaktım akıt diyordu ya zehrini ben böyle akıtırdım işte. Bedeni temasımla daha da gerilirken bir kez daha öptüm ve bir kere daha. Dudaklarım çenesine oradan yanağına çıkarken kolları bedenimde sıkılaşmış gözleri kapanmıştı Boran'ın. Canını mı yakıyordum umrumda değildi çok özlemiştim onu ruhumda bedenimde ona her anlamda açtı. Saçlarını okşarken başını bana kolaylık olsun diye iyice yüzüme eğmişti birde. Kendini bana bırakmıştı. Alnımı alnına yaslarken oynadım saçlarıyla. "Ne kadar vaktimiz var burada?" Diye sordum kederle. Ne kadar daha birlikte kalabilirdim onunla? Sertçe yutkunuşu kulağıma dolarken kehribarlarını aralayarak baktı gözlerime. "Yarım saatten az." Dedi bunu söylemekten nefret edercesine. "Boran'ım." Bir fısıltıyla çıktı dudaklarımdan, iki saniyeliğine kapattı gözlerini. "Benim Boran'ım." "Senin." Dedi boğuk gittikçe derinden gelen sesiyle. "Benim." Dedim onu tasdikleyerek hâlâ daha fısıltıyla. "Seni benden alabileceklerini zannettiler..." "Gece yapma..." Dedi can çekişircesine. Ensesindeki parmaklarım saçlarına iyice girerek kendime çekerken alınlarımız ayrılırken burnumlarımız çarptı birbirine, "Neyi?" Dedim salağa yatarak. Yeterli hava yok gibi nefes alamadı sanki. "Yavrum biliyorsun işte zorlama kurban olayım başlarsam bırakmam, zaten yaptıklarını öğrendiğimden beri-" Sözünü boğazında taş varmışta yutkunamazmış gibi bitiremedi lafını. "Öğrendiğimden beri ne Boran?" Onu zorlayacağımı anladığı an gözlerime uyarırcasına baktı. "Rahat dur bence." "Durmayacağım cevap ver hadi ne olur." "Zaten anladın ne demek istediğimi bebeğim zorlama beni yakma ikimizi de n'olur en azından şimdi yapma." Öyle bir demiştiki bunu gerçekten acıdım ve pes ettim. Yaptıklarımın onu öfkelendirmek yerine böyle hayran bırakacağını pek zannetmiyordum doğrusu ama düşünceleri hoşuma gitmişti. Elinin tersiyle yanağımı okşadı ilgiyle, "Benim zeki ve güzeller güzeli karım." Sesindeki hayranlık gözlerindeki yoğun aşk kölesi ederdi beni zira bedenim ve ruhumda çoktan emrine amadeydi. Çok derin sıkıntı dolu bir nefes alınca hoşuna gitmeyen şeyler diyeceğini anlayarak dikleştim. "Mahkemeye çıkacaksın bugün istesem ertelerim ama bu seni o nezarete geri koymaları anlamına gelir ve ben buna izin vermem zaten senden ayrı kalmaya bir dakika olsun tahammülüm yokken kodese tıktıramam bunu benden kimse bekleyemez." "Ne yapmamı istiyorsun peki?" Nabzımı ölçtü beş saniye kadar, iyi olduğuma kanaat getirerek devam etti konuşmasına. "Sen buraya kaldırıldığın esnada gidip o rehin aldığın Ağalarla konuştum ve şikayetlerini geri çekmelerini istedim ve yaptım da." "Ne demek yaptım o pislikerden bunu istememeliydin Boran! Kim bilir karşılığında ne istediler bundan sonra iyice tepemize çıkacaklar!" "Şsht sakinleş bebeğim. Hiçbir şey senden önemli değil." Kendime hakim olamayarak omzuna vurdum sertçe, "Sen iyi olmazsan bende iyi olmuyorum yalnız Boran farkındasındır umarım!" Dişlerini sıktı canı yandığından, pişman oldum anında ama bunu ders olsun diye belli etmedim hiç. "Ağır gel kadın farkındayım zaten." Tersçe bakarken, "İyi ona göre ayağını denk al her kurşunun önüne atlama!" Derin bir nefesle başını sallayarak onayladı beni. Artık kendini feda etmemesi gerektiğini anlamış olmalıydı. "Nasıl kabul ettiler peki?" "El koyduğum malları ve tapuları vardı onları geri verdim ve..." "Ve ne? Allah aşkına başka hangi isteklerini yerine getirdin o pis boğazların Boran!" Güldü çarpıcı bir şekilde, "Bir şey vermedim sakin ol, babanlar ve amcanlarda benimleydi baskın yapar gibi gittik tek tek yanlarına kabul etmek zorundalardı çünkü şikayetlerini geri çekmezlerse eğer hepsini hiç çekinmeden öldüreceğimi söyledim!! Koskoca Boran Asparşah'a kafa tutamazlardı daha fazla zaten zorlasalarda kabul ederek çektiler şikayetlerini." Çok pis rahatladığımı söyleyebilirdim o pisliklere pabuç bırakmadığı için mutluydum. Tabi daha çok bilendiklerini de biliyordum bize özellikle de bana. "Peki yeterli mi bu serbest bırakılmam için? Boran ben Jandarmanın mühimmatından alenen bir sürü bomba çaldım bomba?!" Gözleri dediklerim ve yaptıklarımla ışıldarken, "Biliyorum." Dedi sırıtarak ancak hemen sonra ciddiyetini takınmasını hatırlarcasına öksürerek dikleşti. "Neyse, yaklaşık üç saat uyudun Gece burada o üç saatte elimden geleni yaptım ben ama yapmam gerekenlerde var hâlâ. Bu arada Adar'ı açığa aldılar soruşturması tamamlanana kadar." "Ne?!" Dedim şokla. "Hayır." Diye ekledim hızla acıyla. "Boran o suçsuzdu yemin ederin ben onu zorladım buna o bana yardım etmese yardım edecek başkasını bulacağımı söyledim başım derde girmesin diye kabul etti beni yoksa asla gönüllü değildi! O suçsuz n'olur bir şey yap." Yüzümü avuçlayarak yanaklarımı okşarken, "Korkma yavrum korkma, onu da halledeceğim gün içinde sen hiç merak etme." Gevşedi bedenim o böyle söyleyince, eliyle yine yaşlarımı sildiğinde burnumu çektim. Adar'ıma biricik komutanıma asla bunu yapamazdım tüm suçu üstüme alırdım zarar gelmesine izin vermezdim yinede. Boran bulunmadan önce kimseye acımazken şimdi aklıma başıma geliyordu sanki. "Aç kulaklarını beni iyi dinle şimdi. Dışarıdaki askerler Adar'ın hatrına izin verdiler içeri girmem için daha fazla kalamam burada... Mahkeme karşısına çıkınca sana ne diyeceksem onu diyeceksin bir bir tamam mı her şeyi çok basitçe çevirip bu işin içindeki herkesi bir anda masuma çevireceğiz." "Nasıl olacak o peki?" Burnuma fiske attı hafifçe, "Nefsi müdafaa tabi ki de!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE