Sonrasındaki beş dakika boyunca kesintisizce dediklerini dinledim iyice. Bu adamın zekasının beni şu durumda bile tahrik etmesi kahretsin ki çok fena bir şeydi hem de çok!
"İçimizdeki haini bulduk demektir bu?"
"Bulduk bebeğim, onunda defterini düreceğim ne kadar göz yaşı döktüysen her birinin hesabını soracağım onlardan!" Yutkundum ağırca, "Peki sence kim?" Diye sorduğumda gözlerini kaçırdı.
"Kim olursa olsun canımızı her türlü sıkacağı belli zaten." Tasdikledim onu doğruydu. Yediği kabı pisleten kimse eceli gelmişti ve zerre kadar acımıyordum artık kimseye. Abimin durumunu da öğrenmiştim Boran'dan gidip görmemişti ama iyiymiş durumu yoğunlukla uyutuyorlarmış bilinci yerine geldiğinden gözlerini her açtığında da bizi sorup duruyormuş. İlk işim onu görmek olacaktı buradan kurtulunca.
"En çok hoşuma ne gitti biliyor musun yaptıklarından." Kısık ve derinleşen ses tonuyla merakla baktım gözlerine. "Ne gitti?" Diye sordum.
Dudaklarını ıslattı ışıltılı gözlerle bakarken bana. "Hiçte düşmanım olmayan Sefa Ağa'yı ikna edip onların arasına koydun ve herkesin gözü önünde bilerek kavga çıkarıp adamı öldü gösterip öldürmemen o kadar insana karşı oynadığın blöfün o kadar muazzam ki nasıl anlatılır bilemiyorum yavrum."
Cilveyle tek omuzumu silktim, "O kadarda abartılacak bir şey değildi ama evden adamın sağ salim çıktığını görünce hepsi şoka girdi Boran görmeliydin." Dedim gülerek. İyice yaklaşırken, "Ya gerçekten beni bırakmasalardı ne yapacaktın Gece? Cahit'i, orada bulunan iki korumayı ve Sefa Ağa'ya ne olacaktı mesela?" Yargılar gibi değilde merakla soruyordu bunları ve yanıtlarımla fazlasıyla ilgileniyordu.
"O ev çok eski bir gaziye aitmiş şimdiki dış dekoruna aldanma evin altında arka odalarda yere açılan bir kapı vardı. Son beş dakika kala o ve diğerlerini yani ismini saydıkların tünelden girerek çıkacaklardı patlama olmadan ama o pislik ağalar ve ben..."
"Bu kadarı yeterli tamam. Bunları sonra konuşacağız zaten." Diyince hızla salladım başımı ve dolan gözlerimi saklamaya çalışıp gitmesine az kaldığını hissederek sordum.
"Ya tutuklanırsam ne olacak Boran? Plan işe yaramazsa ve tutuklanma kararı çıkarsa ne olucak? Ben. Ben pişman değilim yaptiklarımdan ve suçlu olduğumu düşünmüyorum ama adaletin karşısında da duramam sadece... Sadece beni sürekli görmeye gelirsin değil mi?" Masumca sorduğum bu soru onun bana yoğun şefkatle bakmasına neden oldu.
"Ne olursa olsun bebeğim. Ne olursa olsun seni dört duvar arasına ölürüm yine sokmam! Gerçekten seni öylece hapishaneye uğurlayacağımı mı zannediyorsun?" Fazla fazla ciddiydi. "Kaçıracağım kızım seni! Daha oraya varmadan alacağım seni planlar hazır bile buradan direkt yurt dışına çıkacağız birlikte ama seni yine de sokmayacağım o kodese tamam mı?" Dudaklarını yanağıma bastırdı, "Korkmak asla yok bu işten sıyrılıp konağımıza dönene kadar ayakta duracaksın sonra kendini dilediğin gibi bırakırsın kollarıma." Dudakları yanaklarımdan hafifçe koptu ancak uzaklaşamadı gitme vakti gelmişti ama gidemiyordu. Yapmak ve yapmamak arasında kalırken gözleri dudaklarıma kayıp duruyordu. Bir küfür savurdu ve hemen sonrasında alnımdan sıkıca öpüp maskemi geri takıp geri çekilmek istediğinde bileğini tutarak engel oldum.
Maskemi çeneme indirdim ve, "Söz ver Boran!" Dedim. Anlamadı haklı olarak. "Buradan çıkar çıkmaz gidip pansumanlarını yaptıracağına söz ver yoksa dediklerinin hiçbirini yapmam yemin ederim!" Güldü hasta gibi sonra ise eğilip sersemletici bir öpücük bırakarak, "Söz ulan!" Dedi. "Ama sende sana göndereceğim yemeklerin hepsini yiyeceksin!" Başımı salladım hızla memnuniyetle bu defa yanaklarımı öptü ve arkasına baka baka gitti.
Sadece bir kaç saat daha ayrı kalacaktık sonrasında yine ve yine birleşecektik biliyorum. Konuşulacak tonla şey vardı hâlâ ama şimdilik sadece rafa kalkmıştı zamanı gelince elbet konuşulurdu.
🔗🗝️🔗
Boran sert adımlarıyla konağa döndüğünde aksayan bacağını umursamıyordu kurşun kaba ete girince böyle oluyordu işte.
Merih tamda istediği gibi bütün adamları kapının önünde sıraya dizmişti.
Özgür de hemen yanındaydı elbette zaten bunu isteyende oydu.
Elinde bir poşet vardı Özgür'ün onu Merih'e uzattığında anlamayarak bakınca, Boran sertçe, "Hepinize verdiğim spreyleri şimdi tek tek eksiksiz bir biçimde geri verin yenilenecekler!" Dediğinde bir tık şasırsa da korumalar ve çalışanlar fazla yadırgamadılar sadece daha bir hafta önce yenilenmişken ilaçlar şimdi yine tekrar yapılmasını saçma bulmuşlardı o kadar. Herkes ceketinin cebindeki ilaçları çıkarmaya başlayınca Merih poşeti açarak hepsini tek tek aldı. Tek bir kişi eksik kalmadı en son Haşim'den de aldıklarında, "İşinize dönün gözünüzü dört açın yeni ilaçlar gelince dağıtılacak size." Herkes bir ağızdan emri onaylayıp yerlerine döndüğünde Boran poşeti aldığı gibi Özgür ile ilerlerken arabaya bindiklerinde poşeti ona verdi hızla.
"Ne yapacağını biliyorsun bana en kısa sürede o piçin kim olduğunu bul Özgür."
"En az otuz ilaç var Boran burada hepsinin kayıtları bir hafta önceden başlıyor bir kaç günümü alacak gibi görünüyor." Derken bir yandan ilaçları kontrol ediyordu Özgür.
"Yarına kadar Özgür yarına kadar mühlet sana bana akşam olmadan getir o piçin adını!" Özgür mecburen onayladı Boran'ı bunca şeyden sonra ona şakasına bile bulaşamıyordu çünkü ne zamanıydı ne de Boran bunu kaldıracak değildi elinin tersiyle koysa şaftını kaydırırdı şerefsiz.
"Tamam lan senin için yapamayacağım iş yok biliyorsun sabahlayacağım bugün hepsini dinleyeceğim bakalım kim bülbül gibi ötmüş ilaç diye ceplerinde taşıdıkları ses kayıt cihazlarına." Boran başını hafifçe sallamak dışında bir şey yapmadı bu hain kimse onu bitirecekti biliyordu. Tam bir hafta önce tüm sprey ilaçlarının altındaki hazneye ufak dinleme cihazları konulmuştu hap kadar ve asla farkedilmezdi biliyordu şimdi o bir hafta kim kime ne demiş hepsini birebir duyacaklardı çünkü bu ilacı kolay kolay yanlarından uzaklaştıramazlardı tüm adamları silahları gibi ilacıda yanında taşıma zorunluluğuna sahipti.
"Sür önce Adar'ı alacağız sonra Komutanlığa gideceğiz akşam olmak üzere zamanımız yok." Özgür ona uyarak arabayı çalıştırdığında hızla yola koyuldular.
Dakikalar sonra Adar sivil kıyafetleriyle ile birlikte Boran ve Özgür ile komutanlığa girmişlerdi. Mardin ilçe jandarma komutanlığındayken iki kişi gergin olsa da onlara tezat olan rahat ve sakin kişi Boran Ağadan başkası değildi elbette.
Zaten onları bekleyen komutan içeri almıştı bile. Boran'ı tanıyan biriydi Adar ise en iyi askerlerindendi. Bu yaşanan son olayla o da görevi ne ise onu yapmıştı şüphesiz.
"Bakın bu iş bir darp ya da basit bir kaçırılma olayının üstünde. Sizi ısrarlarınız ve eşiniz için kabul edip dinliyorum ama sonuç değişmeyecek. Mahkeme tarafınca tutuklanacak ve yanında ona bombalar konusunda kim yardım ettiyse o da bulunacak! Muhtemel şüphelimiz akrabalık nedeniyle Adar olurken onu da açığa aldık bu konu terör örgütlerince yapılan bir plan olduğu dahi düşünülüyor İstanbul ve Ankara'dan yığınla telefon alıyoruz soruşturma yüzünden. Anlayacağınız bu sizin ricanızla ufak bir hatayı gözden gelebilme durumu değildir." Komutanın dedikleriyle yerinde yine rahatça gerindi Boran hiç bu sözleri duymamış gibi.
"Sizi anlıyorum komutanım ancak benim karımın da herhangi bir suçu yok ortada o sadece mecbur bırakıldı."
"Öyleyse mahkemede olan biteni dilediği gibi anlatabilir haklıysa tutuklanmaz elbette."
"Biliyorum." Dedi Boran sonra koltuğunda dikleşti. "Ancak işimi garantiye de almak zorundayım, karım ne anlatırsa anlatsın delilleri olsada zayıf bulanacak ve kabul görmeme ihtimali de yüksek bu sebeple sizden yardım istiyorum lütfen savcılıkla iletişime geçin ve durumu lehimize çevirin. Tanıyorsunuz beni şerefim üzerine yemin ederim ki karım suçsuz onca iş birliğimizin hatrına en azından yardımcı olun bize."
Komutan sıkıntıyla soluk alırken ciddi ifadesinden ödün vermiyordu ve kolay kolay ikna da edilemezdi. "İşin için de askeriyemizden çalınan bombalar olmasa kolay olurdu ama malesef yapamam şu an bu komutanlıkta ki bir çok kişi işinden ve vatanından olmak üzere yetkili olmayan hiç kimse tek bir çöp bile çıkaramazken tam dört yüz mayın on altı hassas bomba çalındı bende dahil bir çok kişi soruşturmaya dahil edildi ve işin sonunda bizimde cezamız verilecek bu asla kabul edilebilir değil komutanlığın el değiştirmesi durumun Cumhurbaşkanlığına iletilmesi dahi an meselesi."
Boran dayanamazca sert bir dille,
"Sizde ben de çok iyi biliyoruz ki bu işi pek âlâ toparlayabiliriz!" Dediğinde Adar öksürerek sakin olmasını belirtti ancak Boran duymadı bile. "Karımın tutuklanma emri çıkarsa emin olun buna izin vermeyeceğim ve çok daha büyük bir skandal yaşacağınıza eminim."
Adar oturduğu koltuğa gömülmeyi dilerken komutan kıpkırmızı olmuştu sinirden öyle ki elini sertçe masaya vurarak, "Sen beni tehdit mi ediyorsun Boran Ağa!" Diye gürledi.
Rahatça yaslandı arkasına Boran. "Aksine sizin ne derece yetkili ve güçlü olduğunuzu dile getiriyorum ve yalanda söylemiyorum karım hapishanenin bir kilometre yakınına bile ulaşamadan alırım onu elinizden kimsede umurumda olmaz açıkça da dile getiriyorum burada." Dedi kollarını açarak etrafı gösterirken.
Adar içinden sonsuzca söverken komutan patlamadan girdi araya, "Boran Ağa'nın çok büyük ve bu olanlardan hepimizin sıyrılacağı bir planı var üstelik siz ve ekip arkadaşlarımızda tebrik terfi bile alabilir. Değil mi Boran?"
Komutan Adar'ın sözleriyle durulsa da kendisini alenen tehdit eden adama karşı hâlâ öfkeliydi.
"Öyle." Dedi Boran rahatça. "Savcılığı arayıp karımın durumuyla ilgili yardımda bulunursanız ve bugün adliyeden karımla el ele çıkarsam şayet yarın size çok büyük bir vurgunun adresini veririm." Komutan derince çatmıştı şimdi kaşlarını iyice. "5 tonluk bir uyuşturucu vurgununa ne dersiniz?" Komutanın gözleri irice açılmıştı duyduğuyla öte yandan heyecanlanmıştı da.
"Doğru söylediğinden nasıl emin olacağım?" Diye sormasıyla belli etmese de rahatladı Boran, bu komutanın ilgisini çekmişti çünkü.
Ciddi tavrından ödün vermeden konuştu Boran. "Siz benim şimdiye kadar hangi dediğimi yapmadığımı gördünüz bende söz ağızdan bir kere çıkar o da şeref ve namustan farksızdır."
Yola iyice geliyordu adam sonunda. Neticede bu operasyonu alırsa sonucunda çok büyük ödüller alırlardı zaten halihazırda Adar ve Safir'in başında olduğu bir uyuşturucu operasyonuydu bu şimdi ise Boran sayesinde onca malın saklandığı yer bulunmak üzereydi. Evet henüz bulunmamıştı ama bulacağını da biliyordu. Civan, Bahoz ve Alaz Amil şu anda Boran'ın adresini verdiği bölgedeki tüm fabrika ve madenleri arıyorlardı, adı kadar emindi ki onlardan birinde saklıydı mallar.
Bu bilgiler ise o pisliğin elinde kaldığı süre boyunca etraftan duyduğu tek tük sesle ve ilk mekan sonrası Kalender Ağalar basmadan hemen önce baygın zannedilerek aptal adamların dediklerini duymuştu. Omurgasız hakkında öğrendiği en iyi bilgiler onun gittikçe zayıfladığı malları Mardin sınırından çıkaramadığı gibi burada da satamadığı için büyük ölçüde zarara uğruyordu öte yandan malların tutulduğu adresin bölgesini de işitince burada gözlerini açar açmaz Gece'yi görmeden hemen önce Bahoz'u arayarak yardımını istemişti.
Şimdi ise komutanla yaptığı konuşmadan da sağ ve istediğini alarak çıkmıştı. Savcılığı arayıp bu işi halletmekte ona kalıyordu.
🗝️🔗🗝️
Hayatımda böyle gergin bir an daha yaşamamıştım asla. İlk defa bir hakim karşısına suçlu olarak çıkartılmak gurur verici bir durum değildi elbette. Avukatımın sadece on dakika içinde bana sakin olmamı ve hakim soru sormadıkça konuşmamamı söylemesiyle biraz olsun iyi hissederken tek dayanağım arka sıralarda oturanlar olmasa bayılır kalırdım herhalde. Ya da tam tersi daha soğuk kanlı davranabilirdim. Babam, iki amcam, Bertan Ağa, Merih, Özgür, Bahoz ve Alaz Amil'de buradaydı kadınlardan hiçbiri yoktu ve aslına bakarksak onları bile içeri sokmayacaklardı. Son dakikada zor bela girebilmişlerdi, birazda Özgür'ün çirkefleşmeye koridorda seslerinin yükselmesinden dolayı içeri aldıklarını düşünüyordum. Hepsi iyi ki vardı.
Önce yüksek makamda oturan hakim bir süre konuştu ardından avukatım kalktı ve kendince savunmamı yaptı ama asıl işin bende bittiğini de biliyordum elbette.
Ve sonunda sıra bana gelmişti de. Gözlerim hakimin üzerinden ayrılmazken bana odanın ortasında bulunan yere gitmemi işaret ettiğinde elimdeki çözülmemiş kelepçelerin ağırlığı altında oraya geçerken üzerimdeki en yoğun bir çift gözle göz göze geldim. Bir kere gözlerini açıp kapayınca bana güven verdiğini hissettim. Yerime geçtiğimde ise bileklerimi çekiştirdim istemsizce kesinlikle rahatsız eden bu kelepçelerden hemen kurtulmak istiyordum.
"Sen Gece Asparşah, tüm rehinelerin şikayetlerinden vazgeçmiş ancak bu suçunun olmadığını göstermez avukatının da dediği gibi buna mecburmu bırakıldın?" Gayet stabil bir ses tonuna sahipti korkutucu değil aksine anaç bir tavra sahipti ama ben çok gergin olduğumdan tir tir titriyordum ve savunmamı nasıl yapacağımı ciddi anlamda unutmuştum.
"Evet." Diyebildim zorlukla.
"Öyleyse açıkla!" Sert sesiyle irkildim ve bunu Boran'ın da hissettiğini hatta öfkelendiğini şu an bakmasamda yumruklarını sıktığını biliyordum. Onu daha fazla öfkelendirmemek ve kendime de bağırılmasına pek hazmetmeyerek başımı dikleştirdim.
"Ben yanlış hiçbir şey yapmadım!" Diye çıkıştım üstüne. Avukatım erkekti ve gözlerini belerterek beni uyarırken zaten diyeceğimi demiştim salak gibi.
"Öyleyse mecburiyetten değilde keyfinden yaptığını itiraf ediyorsun?" Hakimin dediğiyle yutkundum ağırca. "Hayır öyle bir şey demiyorum." Dediğimde ters ters bakmaya başladı ve önündeki dosyayı karıştırdı bir tur.
"Burada birini öldü olarak gösterdiğin bir oyun oynadığında yazıyor ve bombaları kimin yardımıyla nasıl aldığını bize açıklamanı istiyorum."
Gel de savun kendini şimdi Gece! İçten içe oflarken Boran'ın anlattıkları zihnimde yankılanıp duruyordu. Sakin olursam zekice olayı toparlar ve herkesi de kendime inandırabilirdim. İşin ucunda Adar ve mesleği de vardı ona bu haksızlığı yapamazdım.
Oldukça derin nefesi ciğerlerime kadar çekip dahatladıktan sonra başladım aklıma geleni anlatmaya. "Benim bir suçum yok Vallahi mecbur kaldım tehdit ettiler beni. Haftalar önce Jandarmanın da bildiği peşinde olduğu sözde bana takıntılı bir psikopat abimi zehirli bir bıçakla meydanın ortasında saldırıp ölüm döşeğine yatırdı günlerce oyun oynadı bizimle abim tam ölecekken panzehiri gönderdi bu sefer ve pislik oyun oynayarak sürekli arıyor ve tehditlerde yağdırıyordu bize. Beş gün önce de kocamı kaçırdılar herkes seferber olup onu aradı kurtarmaya çalıştı ama bulamadı." Bu esnada gözlerimi bilerek doldurmuş hafiften ağlamaya başlamıştım. "Ben kocama çok aşığım hakim bey yokluğunda mahvoldum günlerce oksijen tüpüyle hava aldım astımım var benim baksanıza halime hiç keyfine adam kaçıracak birine benziyor muyum kaldı ki benzesem de neden yapayım bunu? İşte onlarda bunu istiyor zaten. İki gün önce beni arayıp tehdit etti pislik, üzerine kocama ait resimler ve tehdit içerikli mesajlarla da zorladılar beni, hepsi var dosyanızda. Neyle diyeceksiniz hemen söyleyeyim bu pislik çok güçlü bir uyuşturucu baronu,
kuzenim Adar ve ekibi kocam Boran Asparşah ile birlikte yürüttüğü operasyon vardı. Bu adam kocama türlü türlü işkenceler ederek kocamın Mardin sınırındaki adamlarını geri çekmesini ve tonlarca uyuşturucu kaçakçılığı yapacağını söylemiş tabi benim kocam asla ama asla ülkesine ne olursa olsun ihanet edecek bir adam değil onlarda bunu anlayınca bu sefer beni tehdit etmeye başladılar..." Hakim ve yardımcıları salondaki herkes, göz yaşları içindeki beni pür dikkat dinliyorlardı. Duraksamadan mırın kırın etmeden konuşmamda olayların doğruluğunu kanıtlıyordu ki zaten daha yalan konuşmaya başlamamıştım.
Dudaklarımı kısa bir es vererek ıslattım. "O akşam bana yarın ayarlanan eve adını saydığı Ağaları toplamamı onları tehdit ederek alı koymamı istediler."
"İyi ama neden?" Hakimin meraklı sesiyle içten içe gülmek istesemde yüzümdeki maskeyi bozmadan iç çektim göz yaşımı silerek. "Niye olacak ben orada büyük bir skandal yaratıp tüm askeri birliği oraya çekince bunlar mallarını kolayca geçirecekti sınırlardan!"
"Sınırdaki hiçbir asker yerinden oynayıpta o bölgeye gelemezdi!"
"Ama içinizdeki hain oradaki adamları bu skandalla kandırıp çekebilir yerine kendi satılmış askerlerini yerleştirerek geçebilirdi sınırdan bu esnada bize ait adamları öldürmekten de kaçınmazlardı netice de askere sıkacaklarına sivillere sıksalar daha az yankı uyandıracak?"
"Sen alenen hain var diyorsun neye dayanarak diyorsun bunları?"
"Neye olacak size gelip yardım istersem eğer haberim olur benim her yerde adamım var diye tehdit etti beni! Onca bombayı mayını kim alıp döşedi etrafa? Benim kuzenim olduğu için ondan şüpheleniyorlar ama öyle değil benim kuzenim o akşam evindeyken ve şahitleri varken sorumlu tutuluyor şu an ve asıl hainler cirit atıyor etrafta!"
Hakim burun kemerini ovuştururken aklı iyice karman çorman olmuş gibi hâli vardı.
"Zorladılar beni hakim bey çok korktum ne yapayım öldürürüz kocanı dediler size gelipte yardımda isteyemezdim kendi evimizde bile ona çalışanlar vardı çok kötü bir ruh halindeydim daha abimin acısına bile alışamamışken birde sevdiğim adam elimden gidince... Her yönden üzerime geliyorlardı beni suçluyorlardı onun kaçırılmasından dolayı, soylarını kuruttuklarımı söylüyorlardı, ben boğuluyordum ölmek istiyordum o anlarda..." Son kelimelerimi istemsizce dile getirirken yutkundum art arda başım eğilmiş sahte göz yaşlarım gerçeğe dönüştüğü an sildim kelepçeli elimin tersiyle.
Sonrasında avukatım söze girdi hakim beni süzdü uzun süre, yanındaki yargıçlarla birlikte fısır fısır konuştular o süre boyunca başımı yerden pek kaldıramadım. Biliyordum Boran beni bırakmazdı karar ne olursa olsun ama benim daha fazla gücüm kalmamıştı tek istediğim vakit kısıtlaması olmadan özgürce Boran'ın kollarına girmekti.
"Karar verildi!" Hakimin o elindeki çekiçle masaya vurmasıyla irkilerek kaldırdım başımı. "Rehinelerin şikayetlerini geri çekmesi yetersiz delil ve sanığın baskı ve tehdit altında yapmış oldukları Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesi gereğince nefsi müdafaa olarak kabul görünmüş sanığın beraatine belirlenen süre boyunca ilk beş ay gözetim altında her hafta jandarmaya imza vermesine karar verilmiştir." O tokmak tekrar masayla buluşunca çıkan ses bu defa özgürlüğüme vurulan zinciri kırmıştı.
Özgürdüm artık!
"Dava bitmiştir!" Hakim ve yanındakiler kalkarak gidince görevli asker yanıma gelerek kelepçeleri çözdüğü an arkamı döndüğüm gibi onunla burun buruna geldim. Çok geçmedi bir saniye içinde kolları arasına almıştı bile. "Geçti bebeğim, benimlesin artık." Kulağıma fısıldayışıyla daha sıkı sarıldım ona.
Kolay kolay birbirimizden ayrılamazken araya giren yine laflarıyla Özgür oldu ama o bile sinirlendirmemişti Boran'ı çünkü gözlerinin odağı ben dışında başkası değildi.
Sonrasında kendimi bir anda babamın kollarında bulunca karşı koymadım sarılışına çünkü bu süre boyunca elinden geleni yapmış ayrılmamışlardı hiçbiri yanımda. Derince koklayarak öptü beni kızım diye diye. Bu bir ay içinde ne çok sınanmışlardı evlatlarıyla. Diğerleri tebrik ve yüceltici sözler söylediğinde Boran'ın orada daha fazla kalmaya tahammülü yok gibi bizi çıkarmış araçlara geçmiştik bile.
Boran arabayı sürerken bile ondan ayrılmama izin vermeyerek göğsüne çekmiş tek eliyle sürüyordu arabayı orta hızda. Canıma minnetti. Sessizdik yola çıktığımızda beri, sözsüzce anlaşmışız gibi. Şahsen halimden memnundum hatta birazdan göğsünde araba beşik gibi hafif hafif sallanırken uyuyabilirdim. Uzun zaman sonra ikimizin de en büyük ihtiyacı buydu zaten.
"Bebeğim."
"Hıı." Diye mırıldanırken başımı hafifçe kaldırdım göğsünden. Kaşlarını çatarak baktı yüzüme. "Uykun mu var senin?"
"Yani..." Dediğim an omuzları varla yok arası düştüğünü hissettim. Niye sorumuştu ki şimdi bunu hem niye omuzları düşüyordu ben mi yanlış anlamıştım.
Omzuma sarılı olan koluyla beni tekrar göğsüne yatırırken, "Tamam bebeğim sen uyu ben gelince uyandırırım seni?" Ama hayır benim içime kurt düşmüştü bir kere. Lan yoksa adam... Başımı hızla kaldırarak, "Yok benim uykum!" Diye bağırdım bir anda. "Vallahi yok yok uykum yanlış anladın sen." Dudakları kıvrıldı keyifle.
"Tamam yavrum anladım uykun yok."
"Niye sordun ki neden yani?" Gözlerini kısa bir an yoldan ayırıp bana saliselik bir şekilde bakıp önüne dönerken dudaklarını ıslattı. Bu görüntüye neler verilmezdi ki.
"Koltuğuna geçer misin yavrum?" Ricasıyla hızla göğsünden doğrulup koltuğuma geçtiğimde gözlerimi ondan ayırmıyordum. Telefonunu çıkarıp birini arayıp kulağına yasladığı an yoldan çıkıp önümüzdeki bizim arabaları takip etmeyi bırakarak başka bir yola saptı.
"Alo, Merih abim siz gidin biz biraz gecikiceğiz merak etmeyin olur mu, anamlara de yatsınlar beklemesinler sabah görüşürüz nasılsa... Tamam koçum merak etme dikkat ederiz... Hadi." Telefonu kapatıp ön kısma bırakırken aracın hızının artığını hissedince tuhaf bir yanma hissi kol gösterdi bedenimin içerisinde.
"Niye gecikiyoruz ki?" Diye sordum masumca.
Bana bakmadan direksiyonu iki eliyle kavradı, "Anamlar yatmamıştır şimdi hepsiyle tek tek görüşüp sarılırsak en az iki saate kurtulamayız ellerinden."
Kolunu tutarak okşadım.
"Ama onlarda çok özlediler ve benden kötü oldular ayıp olur Boran." Dediğim esnada araba durdu ve Boran bana döndü hızla. "Asıl bana ayıp olur Gece! Daha fazla dayanabileceğime inanamıyorum!" Neyden kastettiğini anlamayarak ona bakarken o koltuğunu birden geriye doğru çekerek arka koltuğa yaklaşıp direksiyondan uzaklaşarak geniş bir alan açınca kendine yutkunamadım bile. Gözlerim hızla dışarı kayınca bu karanlıkta nerede olduğumuzu ilk başta seçemesemde sonrasında hızla çözdüm. Bir kere daha geldiğimiz uçurumun tepesiydi burası.
Tekrar Boran'a döndüğümde ise beklentiyle bakıyordu bana. Üzerindeki gömleği hangi ara çıkarmıştı be bu adam. Nefes alış verişim hızlanırken sol kolundaki ve sağ göğsüyle omzundaki boylu boyunca olan sargıya bakakalmıştım. "Buraya gel yavrum." Diyerek elini bacağına vurduğunda alt dudağımı dişledim.
"Yaralısın Boran bu doğru değil canını yakarım yanlışlıkla." Derken bacaklarımı birbirine bastırdım ona belli etmemeye çalışarak.
"Sen asıl kucağıma gelmeyerek yakıyorsun canımı." Kolumu tutarak çekti hafifçe kendine. "Hissettiğin sızıyı öyle bacaklarını kapatarak gideremezsin." Sesi zehirli bir yılan gibi sızdı derimin altına. Parmakları bacaklarıma ulaştığında sıktı, "Hadi bebeğim gel kucağıma hasretimizi en iyi böyle dindirebiliriz terimiz, nefeslerimiz her şeyimiz birbirine girmeli." Daha fazla ona karşı çıkamazdım zaten. Geri çekilip ellerinin esaretinden kurtularak üzerimdeki elbisenin eteklerini tutarak bir çırpıda çıkardım başımdan.
Göğsüm hızla kalkıp inerken, "Kimse görmez değil mi?" Gözleri her an üzerime atlayacak aç bir hayvan her noktamda gezinirken. "Göremezler ihtimali bile yok!" Dedi.
"Araba da bunu yapmak doğru mu peki bana pek rahat gelmedi?" Kolumu tutarak kendine çekti haşince, "İnan bana tekrarını bile isteyebilirsin." Daha fazla zorluk çırakacak gücüm yoktu zaten, ben kolumu kurtarmak isterken o daha da tutarak kendine çekince, "Ya bi bırakta üstümdekilerden de kurtulayım zaten dar alan kucağına çıkıp bir de bununla mı uğraşayım." Hak verircesine kolumu bıraktığında şimdi ilgiyle seyrediyordu beni.