"Sır Perdesi"
Boran Asparşah'tan
Öncesinde kendimi kukla gibi hissettiğim hayatta içi boş bir yaşantım olduğunu düşünürdüm. İşe git konağa gel çıkan aile içi krizleriyle ilgilen ve hayatına söverek yeniden işe git, yeniden eve gel... İşin tuhaf yanı buna da alışıyorduk ve karşı çıkmaya artık gücümüz kalmıyordu. Biz öyle zannediyorduk.
Her zaman dediğim ve diyeceğim gibi bu hayattaki en büyük ve tek mucizem Gece'mdi. Ben onu ne kadar sevsemde bu az geliyordu onu yeterince sevemediğimi bunu gösteremediğimi düşünüyordum. Ciddi anlamda yer yüzündeki tüm güzellikler sadece bu kadına ait olmalıydı en çok o gülmeli o mutlu olmalıydı... Aksi takdirde kendimi yetersiz ve ölüyor gibi hissediyordum. Bir kez olsun gülsün diye yapamayacağım hiçbir şey yoktu.
Bu bir hastalık mıydı?
Öyleyse bundan asla kurtulmak istemiyordum.
O benim bebeğimdi ve çocuğum olsa bu kadar sevmezdim herhalde. Çok severdim ama Gece'min sevgisinin üzerine çıkmazdı hiçbiri. Bu biraz korkuçtu sanırım ama ne yapabilirdim bu kadının neyi dozundaydı ki bu da olsun.
Çıplak karnımın üzerindeki düzenli nefes sesleri yavaşça dağılmaya başladı. Uyanmaya başlıyordu karım ve gözlerini ilk defa görecekmişim gibi heyecan basıyordu, sadece bu his için bile onu mahvetmek istiyordum.
Başının üstüne kadar örtmüştü örtüyü, en son göğsümün üzerinde uyurken ne ara aşağılara kaymıştı bilmiyorum ama bir kez olsun kollarını bedenimden çekmediğini iyi biliyordum. Benim için yaptıkları yeniden zihnime doluştuğunda kalbim düzensizce hızlanmaya başladı.
Sanırım yeniden aşık oluyordu bu kadına, günde yüzlerce kez olduğu gibi. Kalbim bir tek bu kadına çalışıyor bir tek ona kan pompalıyordu ve arsızlığına ise alışmıştım.
Bir kaç manasız mırıltı yükseldi, sanırım son olanlar beynine yeniden yükleniyordu. Gözlerini açtığını hissettim tenimdeki kirpiklerinin kıpırdanışından. Sonra bir anda başındaki örtüyü çektiği gibi kaldırdı başını. Endişeli gözleri gözlerimi bulduğunda o öldüğüm mavileri doldu hızla. Sanki her şeyin bir rüya olduğunu düşünmüşte korkmuş gibiydi. Bunlara sebep olduğum için lanet ettim.
Yüzünün iki yanına dağılan saçlarını okşayarak, "Günaydın bebeğim." Dedim. Yüzündeki endişe hızla kaybolurken gülümsedi zorlukla ve o da, "Günaydın." Dedi sonra başını tekrar karnıma yaslayarak derin derin nefesler almaya başladı. Kendine gelmeye çalışıyordu. Saçlarında gezdirdim parmaklarımı burada ve yanında olduğuma emin olması korkmaması ve rahatlaması için. Çok kalmadı bu defa, kendine gelmiş gibi kaldırdı başını gülümseyerek, emeklercesine uzanınca üzerime belini kavradım, dudaklarıma kondurduğu dudaklarıyla içim bayram ederken zaten fazlasıyla yıprattığım dudaklarına yumuşakça öperek karşılık verdim. Bu harika bir histi.
"Saat kaç?" Diye sordu çekilince. Hemen yanıma oturdu dizleri üzerine. "En son on ikiydi." Kaşlarını çattı hafifçe, "En son mu şimdi kaç saat?" Komodinin üzerinden telefonuma uzanıp baktığımda bir buçuk olduğunu fark ettim ve söyledim de ona. Yatakta kaybolan yastığın altında kalan tokasını bulup ağzında tuttuktan sonra saçlarını iki eliyle toplayarak doladı ve başının tepesine tutturdu elindeki tokayla. Bunalmış olmalıydı ya da daha doğrusu sürekli basıyordu saçlarına. Beyaz geceliğine kaydı yine beğeniyle gözlerim. Onlara söz geçiremiyordum asla. İnce askılı, dizlerinin üzerinde bitiyordu saten geceliği, yanları transparan ve içini gösterirken yeterince dekolte sahibi değilmiş gibi birde kasıklarına kadar yırtmacı vardı. Dün akşam bu gecelik dışında bir şey giydirdiğimi hatırlamıyordum. Öyleyse şimdi çıplak mıydı?
Hay ben böyle iradeninde!
Bana konuşuyordu ancak kendimi zorla toparladım zaten beni bu duruma sokan tek kadın olduğu için ona ödül vermeliydim.
"Sana diyorum iyi misin Boran?"
"Ne?" Dudakları kıvrıldı ancak bastırdı bunu, anlamıştı zeki kızım aklımı başımdan aldığını.
"Diyorum ki neden bir buçuk saattir uyandırmadın beni evdekiler merak etmişlerdir bizi." Şimdi anlıyordum işte onu. Omuz silkmek isterdim ama yaralarım sağ olsun buna yeltenmedim bile.
"Anamla konuştum telefondan, rahatsız etmeyin bizi karımla başbaşa hasret gidermem gereken konular var dedim o da sen iyi ol hiç çıkma odadan dedi." Umursamazca dile getirdiklerimle gözleri irileşmiş cam gibi parlak mavi gözleri hipnotize etti beni hep olduğu gibi. Yanakları kıpkırmızı olmuştu anında. "Bunu yapmadığını söyle Boran."
"Yaptım." Dedim.
"Rezilsin Boran rezil!" Diye çıkıştı. "Niye sürekli kadına böyle şeyler yapıyorsun ayıp nedir bilmez misin sen!" Yataktan inmek için hamle yaptığı an bileğinden yakalayarak izin vermedim ona.
"Yanlış bir şey yapmadım emin ol herkes için olağan bir durum bu, ikimizinde birbirimize nasıl hasret kaldığını ve bunu dindirmeden kalabalığın karşısına çıkmayacağımızı biliyorlar." Yanakları değilmiş gibi daha da kızardı. "Bu odadan ben izin vermediğim müddetçe çıkmayı aklından geçirme dua etsinler seni alıp bağ evine kaçırmıyorum. Şansını zorlama kendime gelene kadar görmek istediğim tek yüz sensin hatta ömrümün sonuna dek görmek istediğim tek yüz sensin." Eridi bitti yavrum dediklerimle.
Nazlı bir edayla, "Tamam gitmiyorum." Diyince daha da çektim yanıma. Sabrımı zorlayan oydu sonrasında bana yükleniyorlardı.
Dizleri üzerinde iyice yaklaşıp sargılarıma göz atınca kontrol ettiğini fark ettim. Tereddütle, "Pansuman yapayım mı?" Diyince elini tutarak avuç içine derin bir öpücük kondurdum.
"Gerek yok zaten sabaha karşı değiştirdik akşama doğru bir kez daha yaparız yeter." Başını salladı hâlâ sargılarıma ve morluklarıma bakarken. Keşke bir tişört giyseydim diye düşünsemde sırtımdaki lanet yaralar yüzünden giyememiştim şimdi bile hiçbir yere yaslamadan oturuyor olmak belimi ağrıtıyordu fakat bu da Gece sayesinde dağılıyordu.
"Sırtına bakmama izin vermeyeceksin değil mi?" Bunu duş aldıktan sonrada çok istemiş zorlamıştı ama izin vermemiştim veremezdimde. Bu gördükleri bile onu bu derece üzerken birde sırtımı ona dönemezdim.
"Konuştuk beni zorlamayacağını söyledin yavrum, yapma." Omuzları düştü dudakları büküldü aşağı doğru yine. "Ben senin karınım Boran neden bakmama izin vermiyorsun onun sargısını yenileyeyim en azından." Neredeyse ağlayacak kıvama gelmişti. Bu kadın bedenimdeki yaralardan çok yaralıyordu canımı ağlayarak.
Yanağını okşadım şefkatle. Ona karşı içimde çağlayan bir ırmak vardı ve onu şefkate aşka boğmak istiyordu. "Bu benim için önemli yavrum senin beni yeterince berbat gördüğüne eminim ne olur zorlama sırtımı da görmen sadece beni yaralar. Sen sadece bu görünenleri bil yeter." Onu koruyamamış canının yanmasına neden olmuştum üzerine birde ne kadar aciz bir hâle girdiğimi görsün istemiyordum asla. En yakın zamanda kalacak olan tüm izlerdende kurtulacaktım doktora giderek.
Ruh eşim olan kadınımsa aklımdan ve kalbimden geçen her cümle kulaklarında yankı bulmuş gibi anladı beni. İçini daha da rahatlatmak için, "Sabah Merih'i çağırdım odanın önünde yaptı sırtımın pansumanını bir süre bir şeyler giymeyeceğim ama bir kaç güne geçerler. Sen sakın üzülme boşuna." Yavrum ise anlayışla salladı başını, zorlamadı sıkmadı canımı dedim ya zaten anlamıştı hissetiklerimi.
Uzanıp üst üste öptü yanaklarımdan şirince. Al buna dayan sıkmadan parçalamadan şimdi.
Geri çekilecekken duraksadı, gözleri çıplak göğsümdeki kendi eline gidince irileşti inanamadı ilk etapta fakat hemen sonra dolu dolu olan gözleriyle baktı bana. "Boran." Dedi titrekçe. Çenesini tuttum hafifçe, "Bebeğim." Dedim dolu dolu. "İyi ki doğdun, iyi ki benim bebeğimsin, benim Gecem'sin... Seni seviyorum kurban olduğum." Ensesini kavrayarak kendime çektiğimde alnına bastırdım uzunca dudaklarımı. Kokusuna ayrı hayrandım tenine ayrı. "Bu bir hediye değil hediyeni yakında vereceğim sana." Diyerek göz kırptım ama onun gözlerinden sevinçten akan bir kaç damlaya bile tahammülüm yoktu artık. Hediyesi ise bu iğrenç olaylar olmasa hali hazırda hazırdı onu şehir dışına çıkarıp tatile götürmekti yazda gelmişti ve seveceğini biliyordum. Yeterince baş başa da kalmamıştık hem. Fakat şimdi yaralarım ve olanlar yüzünden ona zehir etmek istemiyordum bu tatili bu sebeple ertelemiştim ama her türlü götürecektim onu.
"Yüzüklerimi çok özlemişim... Affettin demek yani değil mi bu?" Güldüm ister istemez. Sabah Merih yanıma gelirken getirmişti yüzükleri ve altın kemerini. Nezarete düşünce üzerinden almış olamalılardı ki işime gelmişti bende yüzükleri bulup takmak istiyordum sahip olduğu yere geri dönmeleri için. "Ben seni affedeli çok oluyor sadece kırgındım ama o da yok oldu artık." İçi rahatlamıştı gözleri benim ellerime kayınca daha da ışıldadı mutlulukla. Sağa taktığım alyansımı yeniden sol elimin yüzük parmağına geçirmiştim.
Gözlerime bakarken alt dudağını dişledi sonra ise gözlerime alttan alttan bakarak konuştu. "Senden özür dilemesem beni gerçekten boşayacak mıydın dediğin gibi Boran?" İşte uzun zamandır ondan beklediğim soruyu sormuştu.
Dudaklarım iki yana kıvrıldı gözlerinin içine bakarken, "Gözlerinde kendime dair en ufak bir sevgi kırıntısı görmeseydim eğer seni daha fazla yanımda tutmazdım."
"Beni bırakabilecektin yani?" Yüzü düşmüştü. Kıyamazdım.
"Seni boşayıpta hayatıma devam edemezdim her ne kadar sen sevmesende ben kahrolurdum bu yüzden zaten seni boşamayacaktım dul bırakacaktım." Dehşetle açıldı gözleri şaka yapıp yapmadığımı ölçmek ister gibi incelerken, "Ciddi olamazsın." Dedi. Tepki vermedim, ona yalan söyleyecek değildim herhalde.
"Sen manyak mısın!" Diye çıkıştı sinirle. "Ne demek dul bırakırım kendine zarar vermeyi öldürmeyi nasıl düşünürsün Boran!"
"Diğer türlü de sana zarar verecektim ve sen üzüleceğine ben ölürüm daha iyi zaten önceden yaptıklarım yüzünden kendimi asla affedemezken birde şimdi çıkıpta daha ne yapacaktım sana." Konuştukça daha da sinirleniyordu fakat ben doğruları diyordum ona.
Bir anda kucağıma çıkarak bacaklarını iki yanıma açarak oturdu ve yüzümü avuçları arasına aldı yumuşak bakışlarıyla. "Ben seni ve önceden olan her seyi affettim Boran yemin ederim. Evet yanlış şeylerdi yaptıkların ama ne sen bana nasıl davranacağını bilmiyordun o zamanlar ne de ben. Sen sadece ben zarar görmeyeyim acı çekmeyeyim diye yaptın ne yaptıysan şimdi bunları çok daha iyi anlıyorum. Sen benim için kardeşinden vazgeçtin Boran ben sana neyin kinini güdebilirim ki. Sen benim ailemin yapmadığını yaptın, sevdin, korudun, herkesten, herşeyden sakındın hâlâ daha yapıyorsun bunu. Geçmişim geçmişte kaldı ben şimdi mutluysam hiçbir sorun yok demektir." Gülümsedi derince. "Hem sana az çektirmedim ki cezanı zaten yaşadın zamanında. Peşimden koştuğun iki kelime için ölüp bittiğin zamanları ne çabuk unuttun." Tüm bu dedikleri topraklarıma akıttığı can suyuydu.
"Seni çok pis severim yavrum!"
Omuz silkti cilveyle, "İstediğin kadar sev." Dedi birde üzerine. Hırpalayarak sevmek istiyordum ama canını yakmaktanda korkuyordum. Bir çocuk tatlılığındaydı ve ısırıp morartmak istiyordum her bir yerini. Gerçi kısmen her yerini morartmış bulunuyordum ama neyse henüz aynaya bakmadığından görmemişti bu da bana sövmesini geciktirirdi.
Kapı çalınca kaşlarını çatarak geri çekildi hızla, yataktan iner inmez dolaba yönelip çekmeceden kaptığı ilk sabahlığı üzerine geçirirken, "Heyecanlanma Diljen'dir sen uyanmadan hemen önce arayıp kahvaltı çıkarmasını istedim yukarı." Dediklerimle rahatladı. Kısa koridora girip görüş açımdan çıkınca kapıyı açmıştı. Kısa süre sonra kapının kapanma sesinden sonra görüş açıma girdi bebeğim. Elindeki büyük sini ile gelince doğrularak aldım elinden ve hemen yanıma yatağın boş kısmına koydum. Gece de, banyoya girmişti o gelmeden başlamak istemedim zaten pek iştahımın olduğu da söylenemezdi.
Dedem olacak piç ve halamda konaktaydı henüz yüz yüze gelmemiştim Merih dışında hiçbiri ile ancak kendimi toparlamadan karşılarına çıkmak istemiyordum ciddi anlamda sadece karımla vakit geçirmek istiyordum en azından kendimizi toparlayana kadar.
Telefonumun sesiyle onu aldığımda Bahoz'un aradığını görünce banyoya göz atarak açtım hemen. "Neredesin?" Diye sordu ilk olarak.
"Konaktayım ne oldu anlat." Diyince güler gibi oldu gelen seslerden dışarıda ve yalnız olmadığını anlamıştım. "Haydi geçmiş olsun yarım saat önce Jandarma birliği aldı bütün malları yanında birde bir sürü adamı da aldılar Adar da görevine geri dönüyor bu işlerdende alnımızın akıyla çıktık." Bu da demek oluyordu ki o piçin tahtı daha da sallanmıştı işte şimdi çökmüştü pislik. Kendini toparlaması güçtü bakalım bundan sonrada öyle ahkam kesip rahatsız edebilecek miydi karımı. Ellerimi sıktım yumruk yaparak o piçe sağlam bir yumruk atamadığım alıpta gebertemediğim için kendimi öyle aciz hissediyordum ki... Korkak piçin tekiydi ama en önemlisi tanıdık biri olmasındandı şüphem aksi takdirde bu kadar gizlenmek için uğraşmazdı ya da tanıdık değildi ve sadece yakalanmamak için yapıyordu bunu neticede bir robot resmine bile sahip değildi kimse. Adamları bile patronlarını tanımıyorlardı, ama biliyordum o piç er ya da geç elime geçecekti.
Gözlerim yatağın öteki tarafında bir köşede duran oksijen tüpüne gidince ellerimi daha da sıktım. Karıma neler olmuştu ben yokken böyle. O iyi olsun diye çabalarken her şey nasıl böyle boka batmıştı ki!
"Boran." Gelen sesle kendime gelmiş gibi yanımdaki kadına döndüm. Bakışları endişeliydi. Ellerimi gevşeterek ne ara kapattığımı bilmediğim telefonu gelişi güzel attım yatağa. "İyi misin?" Diye sordu birde.
Öksürdüm hafifçe, "Seni görüpte kötü olabilir mi insan." Endişesi dağıldı dudakları kıvrıldı yeniden. Utanmıştı ama haklıydım sevdiğim kadına bakıpta nasıl kötü olacaktım, dağıtmıştı tüm düşüncelerimi.
🔗🗝️🔗
Gece Riva Asparşah'tan
O ve güzel iltifatlarına alışamayan bünyem kendine anca geldiğinde, "Seni kendi ellerimle besleyeceğim." Dedim Boran'a. Kaşları havalanadı hemen sonra, "Canıma minnet." Dedi memnuniyetle.
Bu güzeldi karşı çıkmaması iyiydi çünkü tüm yaraları ve onunla bol bol ilgilenmek istiyordum. Sırtındaki lanet yaralar dışında tabi ona bakmama bile izin vermiyordu bende buna saygı duymak zorundaydım elbette.
Küçük demlikte getirirlen çayı bardaklara boşalttım önce hemen sonrasında ekmeği kopararak yumurtaya daldırdım ve onun dudaklarına uzatınca gözlerimin içine bakarak aldı ağzına lokmayı. Böyle iştahla kapması biraz boğazımı kurutmuştu. Kendine gel Gece adam yemek yiyor ona yükselme ne oldu anlamıyorum ki Boran'dan mı bulaşmıştı bu? Ben asla böyle değilimdir kesinlikle.
Çayından bir yudum aldıktan sonra ekmeğinden koparıp üzerine bolca vişne reçeli sürerek bana uzatınca gülümseyerek araladım dudaklarımı ama o ekmeğin reçelli kısmını dudağımın kenarına bile bile sürterek ağzıma itince kaşlarımı çattım. Bile bile reçeli bulaştırmıştı, ağzımdaki lokmayı çiğnemeye fırsat bulamadanda uzanarak diliyle yaydığı reçeli temizleyerek dudaklarıma öpücük bıraktı. Gözlerimi kırpıştırdım üst üste. Çapkınca bakarken göz kırptı ve ağzına salatalık attı.
"Bunu hep yapmak istemişimdir, şimdi yut o lokmayı hadi." Zor bela kendime geldiğimde ağzımdaki ekmeği çiğneyerek gönderdim mideme. Bu adam çok fenaydı yahu biz zaten düşmeye erimeye yer arıyoruz bir de kalkıp yaptıklarına bak.
"Formundan hiçbir şey eksilmemiş maşallah." Dediğimle güldü.
"Ayıp ediyorsun daha bir şey yapmadım."
Onaylamazca bakarken ekmeğime tereyağ bal sürerek uzattım ona o da sırıtarak bakarken parmak uçlarımı yalayarak kaptı ekmeği. Hızla elimi kendime çekerek, "Ya insan gibi yesene Boran ne yapıyorsun Allah aşkına parmaklarımıda yiyorsun?" Korkuyordum şimdi ısırır diye birde.
"Benim ne suçum var? O parmaklar baldan da tatlı bir an unutmuşum." Bu böyle yaparsa işimiz yaştı bizim.
"Neyse," dedim tek omuzumu silkerek. "Bir şey demiyorum ama yalama yapma Boran kendimi hintliler gibi hissediyorum." O yemekleri parmaklarıyla yemeleri beni rahatsız ediyordu malesef.
Gözlerini kıstı, "İnsanların kültürlerine karışmak sana hiç yakışmıyor yavrum." Diyince umursamazca bakış attım.
"Banane kültürlerinden ben sadece hoşuma gitmeyeni söylüyorum."
"Tamam ben kendim yerim verme bana." Birden bire çıkan huysuz sesiyle şaşkınca baktım ona tirip mi yiyordum ben şu an.
"Ben sadece elimi yalama dedim diye niye kızıyorsun şimdi?"
"Kızmıyorum." Derken gözlerime bakmıyor kahvaltısına devam ediyordu.
"Kızıyorsun bas baya tirip atıyorsun resmen."
"Öyle bir şey yaptığım yok."
"Var."
"Yok dedim!"
"Var dedim!"
Ofladım sinirle ardındam uzattım parmaklarını gözlerine sokarcasına, "Al ne yapıyorsan yap." Afallayarak baktı önce parmaklarıma sonra yüzüme.
Elimi tutarak indirdi ters bakış atarak, "Kahvaltını yap yavrum." Omuzlarım düştü. "İştahım kalmadı senin yüzünden." Dediklerimle iyice çatıldı kaşları.
"Ulan ne yaptım ben? Koparayım mı istiyorsun parmaklarını?!"
"Bağırma bana!"
"Bağırmıyorum ki zaten?"
"Bağırıyorsun işte bana!"
Burun kemerini sıktı sakin olmaya çalışarak, "Yavrum bu sikik ve boş konuşmayı sonlandırıp kahvaltımızı yapalım olur mu?" Ilımlı tavrıyla omuzlarımı düşürdüm. "Bana sen boş konuşuyorsun kes sesini mi demek istiyorsun." Gerileyerek uzaklaştım tepsiden gözlerim dolmuştu. "Çok özlemişsin gerçekten beni, sesime bile tahammülün yok." Şok içinde bakakalmıştı bana.
Bana ne olduğunu ise bende bilmiyordum sanırım dengem hepten bozulmuştu çıkışımdan anında rahatsız olmuştum ama şimdi hiçbir şey yokmuş gibi oturamazdım da geri.
"Bir kez olsun naz yapayım karım benimle ilgilensin üzerime düşsün dedim o da burnumdan geldi iyi mi!" Yataktan inmiştim ki. "Buraya gel Gece! Bu bacakla koşmamı ister misin cidden peşinde!" Sırtım ona dönükken duraksadım doğru diyordu bacağı iyileşmemişti benim yüzümden zorlamasını istemezdim asla hem Allah aşkına günlerdir ondan ayrı kalıpta bu çıkış niyeydi?
Gerisin geri yatağa geri oturup döndüm ona ama yüzüne bakamadım.
"Aç ağzını." Dudağıma uzatılan reçelli ekmekle duraksasamda araladım ve aldım onu. "Kahvaltımızı adam gibi yapalım çok zayıflamışsın verdiğin kiloları geri aldıracağım sana." Diyince ister istemez gülümsedim. Canını sıkmama rağmen hâlâ beni düşünüyor olmasına bitiyordum. Hiçbir şey demeden yedirme ile ilgili kavga çıksada yine birbirimize sessizce yedirmiştik tespside olanı biteni hatta Boran doymama rağmen ciddi anlamda yedirmeye de devam etti. Neyseki sonunda doyduğuma kanaat getirerek siniyi aramızdan çekip yatağın yanına yere bıraktı.
Kollarını açarak kucağına gelmemi belirttiğinde sessizce dibine girerek oturdum. Kolunu tutarak indirdim kendi kucağıma, "Sarılmak istiyorum ama sırtında yaraların var göğsüne yatayım diyorum bu seferde canını yakacağım o yüzden böylesi daha iyi sen tamamen toparlanana kadar en iyisi." Dediklerim hoşuna gitti mi peki? Asla.
"Gel buraya ben gayet iyiyim." Kolumu tutarak göğsüne yatırmaya çalışınca direndim zorla. "Boran uslu dur ciddiyim iyileşene kadar uzak duracağız birbirimize dün bile birlikte olmamız hataydı!" Sonunda kolumu bırakınca rahatlayarak saçımı başımı düzelttim. Tabi Boran'ın suratı sirke satıyordu bu sırada. "Çabucak toparlanana kadar temaslarımızı kısıtlıyorum hiç boşuna güceneyim falan deme."
"Hayatımda bu kadar berbat bir kısıtlama daha duymadım!"
"Senin iyiliğin için."
"Basbaya kötülüğüm için!" Diyerek itiraz etti.
Uzanarak yanağına bastırdım dudaklarımı, "Sende biliyorsun ki seni düşünüyorum." Dedim hafifçe geri çekilirken. "Düşünmemen daha iyiymiş." Diye mırıldanınca dudaklarımı birbirine bastırdım gülmemek için ancak ardından bu haline dayanamayarak uzanıp alnını öptüm uzunca, "Kocam benim seni ne kadar seviyorum bir bilsen." Derken iki yanağından da seslice öperek ayrıldığımda artık daha iyi görünüyordu.
"Temas kısıtlamamızı sen beni böyle öpeceksen kabul ediyorum aksi takdirde yasağı çiğnemek hakkım." Tabi ki de kabul ettim.
Sıcak parmakları yanağımda dolaşırken derince iç çektim gözlerine bakarak. Bu kehribarları görebilmek bir an için bana imkansız gibi gelmişti. Şükretmeliydim kesinlikle.
"Boran." Dedim sıkıntılı bir nefes alarak. "Bana o günü anlatsana bilmek istiyorum neler olduğunu." Gerildi tüm vücudu anında, o pisliği düşünmek bile delirtiyordu onu haklıydıda.
"Anlatacak bir şey yok o piçi yakalamak tuzağa çekmek istedik ama içimizdeki piç her kimse haber verince son anda kaçtı." Sert bir nefes aldı yine hatırladıklarıyla, burun delikleri genişleyip eski haline döndü. "Sen zannederek oraya ciddi anlamda gelmişti o kargaşa da kimse farketmedi ama ben onu gördüm bu yüzden öfkeme ve hırsıma yenilerek peşinden gidince eline düşmüş oldum!" Bir küfür mırıldandı ağzının içinde ama ben onu gördüm dediği kısımda kalmıştım.
"O onu gerçekten gördün mü?" Dedim hayretle.
Başını salladı ağırca, "Yüzünü üzerine giydiği kapüşonlunun şapkasıyla gizlemişti neredeyse, tam olmasada çenesini gördüm uzaktan ama bir tanıdıklık asla oluşmadı zaten toz, toprak, duman altıydı etraf."
"Peki giyim tarzı nasıldı boyu kaçtı mesela kilolu muydu yoksa yapılı kaslı falan mı?" Art arda heyecanla sorular sorduktan sonra merakla ona bakarken hoşnutsuz bir ifadeyle bakıyordu bana. Elbette o pisliği merak edişim hoşuna gitmemişti yine de amacımı bildiği için de bir şey demedi bana.
"Benimle aynı boydaydı belki bir iki santim daha uzun bilmiyorum ayağındaki spor ayakkabılarının nedense kalın tabanlı olduğunu hatırlıyorum ve giyiniş tarzı bol ve genç işiydi. Siyah bol kargo pantolon kapüşonlu sweatshirt vardı üstünde. Dediğim gibi net değildi görüntü toz dumandı etraf." Bir süre dediği kişiyi aklımda şöyle bir analiz ettim genç biriydi sportif takılıyor ve Boran'la aynı boylardaydı. Peki kimdi bu? Hayatımdan geçen herkesi aklıma gelen herkesi şöyle bir süzgeçten geçirdim ama hayır asla kimse yoktu.
Çenemi tutarak kendine kaldırınca Boran, okşadı yumuşakça yanağıma doğru kayan eli. "Üzülme ve kafana takma o pisliği çok pis devirdim uzun süre kendini toparlayamaz hatta bir daha toparlanır mı bilmiyorum... Ve elinde sonunda öyle ya da böyle yakalanacak güzel kalbini de beyninide o piçe takıpta beni öfkelendirme olur mu?" Uyarısı netti ama elde de değildi ki.
"Size zarar veriyor ama..." Zorlukla döküldü kelimeler tekrar aynı şeyleri yaşayamazdım asla bunu bu defa kaldırazdım. Yaklaştı iyice bana şefkat dolu gözleriyle okşadı baştan aşağı ruhumu. "Senide kendimi de tüm sevdiklerimizi o piçten korumak için elimden gelenin da fazlasını yapacağımı biliyorsun." Onu onayladım hafifçe başımı sallayarak. "Hâl böyleyken o orospu çocuğuna istediğini veripte kendimizi üzmenin anlamı yok değil mi?" Yine onaylarcasına başımı sallayınca dudağının kenarı kıvrıldı yukarı doğru.
"Aferin benim karıma." Fısıltısı dudaklarıma çarptığında ne ara bu kadar yaklaştığını bilmiyordum. Dudaklarımı yumuşakça kavradığında kendimi ona karşılık verirken buldum. Öpüşü yoğun duyguları beraberinde getirirken her saniye daha da istekle karşılık veriyorduk birbirimize neyseki işi yokuşa sürmeden ateşimizi yükseltmeden kesti ve ayrıldık birbirmizde anlaşmışız gibi. Dudaklarımı yaladım refleks olarak ki bu da Boran'ın bakışlarının hedefinde olduğundan ağzının içinde homurdanışına sebep oldu.
"Üzerimi giyinmem gerek aşağı inmeliyim artık." Diye söylendim hiç istemeyerek çünkü asla yataktan ve Boran'dan uzaklaşasım yoktu.
"Niye inmen gerekiyormuş aşağı hatırladığım kadarıyla beş günlük bir açığımız var ayrı kaldığımız için şimdide benim seni ne koynumdan çıkarmaya ne de odadan çıkarmaya niyetim yok." Diyince güldüm ister istemez.
"Saçmalama Boran bir sürü insan var konakta odaya tıkılıp kalamayız ne derler?"
"Dilediklerini söyleyebilirler ciddiyim bu odadan çıkmıyoruz." Gülümsemem ağırca sönerken, "Sen cidden ciddisin?" Başıyla onayladı beni.
Kısılan sesimle, "Ama abim uyanmış benim onu görmek istiyordum..." Dedim zor bela.
"Ararsın konuşursun zaten yoğun aralıklarla uyuyor kendini tam anlamıyla toparlaması bir kaç gününü alır... Şimdi kocanla ilgilen onu toparla sonra abinle ilgilenir onu toparlarsın. Başka bir bahanen yoksa yavrum gir örtünün altına."
Gözlerindeki şeytani parıltılar asla sönmedi. O an anladım ki benim kurtuluşum yoktu. Hoş pekte şikayetçi olmadım ömrümün sonuna kadar bu odaya hapsolabilirdim onunla birlikte. Dışarıdaki insanların ne düşündükleriyle de ilgilenmeyecektim neticede tek sorumlusu Boran'dı.
🗝️🔗🗝️
Ben en fazla iki gün odadan çıkartmaz zannediyordum Boran beni ama yine yanılmıştım.
Tam beş gündür bu odadan dışarı adımı atmamış her anımı Boran'la geçirmiştim. İtiraf etmeliyim ki aşırı derecede iyi gelmişti bu beş günlük süre. Bir kere asla sıkılmamıştık beş sezonluk vampir dizisi bitirmiş üzerine üç serilik farklı korku temalı korku gerilim filmleri serpiştirmiştim bu süreçte Boran tamamıyla bana uymuş asla sesini çıkarmamış aksine bundan keyif almıştı. Beyimiz kendini biraz yaşlı hissedip beni genç bulduğundan bana ayak uydurmamak sevdiğim aktiviteleri birlikte yapamayacağımızı zannederek kendini gereksiz tiriplere sokmaya meraklıydı ama ben elbette bunu da boşa çıkardım.
Bu adam benim mucizemdi. İstisnasız her türlü bana uyum sağlayabiliyordu ve bunlar olurken elbette onu zorlamıyor onu değiştirmeye kalkmıyordum aksine bende onun sevdiği şeylerde ona uyum sağlamaya çalışıyordum.
Mesela bana uyum sağlarken kendini kasmıyordu asla. Organların etrafa saçıldığı bol kanlı dehşet derecede iğrenç olan fazlaca açık olan müstehcen film sahnelerinde benimde gözlerimi kapatmaya çalışıyor bazen küfürler ediyordu elbette ona sinirle çıkışıp asıl güzel ve zevk veren kısımların bu anlar olduğunu söylüyordum. Tartışmadığımız sonrada yine kahkahalarla hiç kavga etmemişiz gibi davrandığımız anları saymıyorum.
Bu süre zarfında ona olabilecek en iyi şekilde bakmıştım. Kurşun yaraları hızla iyileşiyordu elbette tamamiyle kapanıp yok olmamıştı bu bir haftalık süreçte olabilecek bir şey değildi en az bir haftası daha vardı ancak şu anda da gayet iyi durumdaydı, eskiye nazaran hareketlerini kısıtlamıyor canını daha az yakıyordu ki bu Boran için hiçbir şeydi. Dün akşam çok iyi farketmiştim tüm çıplaklığıyla üzerimde deneme testi yaparken... Onu kendimden zor bela en fazla bu kadar uzak tutabilmiştim o da regl olduğum için ve bu bence rekor sayılmalıydı.
Sonunda bugün odamızdan dışarı çıkıp insan içine çıkma vaktimiz gelmişti. Onu da ben zorla kabul ettirmiştim bu adama kalsa ben en az bir ayda çıkamazdım buradan.
Yüksek ve uzun bir ıslık sesi duyunca başımı ağırca yatağa çevirdim. Boran dirsekleri üzerine doğrulmuş beline düşen örtü nedeniyle çıplak gövdesini gözüme sokarcasına bana bakıyordu. Gözlerindeki o yoğun ilgi içimi ürpertiyordu. Üzerimde siyah oldukça kısa bir gecelik vardı, makyaj masamın önündeki pufa oturmuş günlük bakımımı yapıyordum tabiki asla her gün yapmıyordum. O da beni seyrediyordu. Şu anda da bacaklarıma sürdüğüm kremi yediriyorken, "O bacakların güzelliği hakkında konuştuğumuzu hatırlamıyorum." Dedi.
Dudaklarım iki yana kıvrıldı, elimdeki kalan kremi yedirdim birbirine ovuşturarak. "Konuşmamız mı gerekiyordu?" Diye bende ona onun gibi karşılık verince baştan aşağı ağır ağır süzdü beni, ardından, "Evet." Dedi. Yataktan serice kalkıp bana doğru gelince gerilmedim değil. Tam önümde diz çökünce dudaklarımı ıslattım heyecanla. Parmakları kışkırtıcı bir edayla iki ayak bileğimden başlayıp birer yılan gibi tenimi okşayarak yukarı çıkmaya başladı. Gözlerini asla gözlerimden ayırmıyordu bu anda, parmakları geceliğimin içine sızıp belimi iki yandan kavradığında geceliğim tamamiyle toplanmıştı. İç çamaşırı giydiğim için bana aferin ve bu tercihi dantelli bir parçadan yana kullandığım için de.
"Boran n'apıyorsun?" Dedim bileklerini tutarak.
"Bedenini keşfediyorum." Dedi çok normal bir şey yapıyormuş gibi.
"Daha önce hiç keşfetmemişsin gibi yani?"
Cık'ladı. "Bedeninde keşfetmediğim tek bir zerrem yok asla şu an sadece bu güzelliklerin üzerinden geçmek istiyor sattlerce ne kadar eşsiz olduğunu anlatmak istiyorum." Eğildi ve çıplak bacağımın iç kısmına doğru sıcak bir öpücük bıraktı. "Bana izin verir misin bebeğim."
Başımı sallayarak, "Hıhı." Diyince zafer kazanmış gibi bir anda iç çamaşırımı tutup kenara sıyırmaya kalkınca hızla kendime gelerek ittim elini ve üzerimi düzelttim hemen.
"Boran! Ya iki dakika durmak nedir bilmez misin sen!" Oflayarak ayağa kalktı, saçlarını karıştırdı sıkıntıyla. "Dışarı çıkmayalım odada kalmaya devam edelim!" Tıpkı bir çocuk gibiydi. Yatağa yürüyerek kendini üzerine attı bıkkınca, "Bok var dışarıda! Bir sürü gereksizle karşılaşıp sinirlerimi bozacaklar sanki dışarıda çok iyi kişiler varmış gibi." Başımı onaylamazca salladım. Başını yeniden yastığa gömmüştü ki çevirerek bana baktı çapkınca. Yanındaki boşluğa vurdu üst üste, "Buraya gelsene sana göstermek istediklerim var."
Kollarımı göğsümde birleştirdim, "Sence ben bunu yer miyim Boran?"
"Bir kereye mahsus yesen ne olur?"
"Hım bir düşünelim." Derken ayağa kalktım o da merakla bana bakarken, "Düşündüm ve karar verdim yok vallahi yiyemem Boran kusura bakma." Büyük bir hayalkırıklığına uğradı. Cidden asla uslu durmaz biriydi.
Dolaba ilerledim, içerisinden ütülü, lacivert bir takım elbiseyi çıkararak koltuğa ilerleyip üzerine bıraktım.
"Boşuna başını yastığa gömme kalk ve giyin hadi." Diye bağırdım ona ama inadına kaldırmadı başını. "Lacivert giyin bugün, güzel gözlerinin rengini ortaya çıkarır."
"Sen git ben çıkmayacağım." Boğuk çıkan sesine karşın güldüm.
"Sen bensiz bu odada kalamazsın ki?"
Yastığını sinirle sıkarken bir yumruk indirdi yan tarafına, "Bazen beni bu kadar iyi tanıdığın için ciddi anlamda çıldırıyorum." Yine güldüm deli etmek istercesine o sırada kapı çalındı hafifçe, yatağın ayak ucundaki sabahlığı üzerime geçirdim hemen, kemerimi bağlarken, "Gece gelebilir miyiz?"
"Renas?" Diye mırıldanırken Boran da kafasını kaldırdı yastığından.
"Açsana kapıyı ya bilmiyor musun açmayı? Çekil ben açayım hadi." Aman Allah'ım bu ses! Kapı ben gelebilirsiniz demeden pat diye açılınca görüş açıma kapı kulpuna asılı kalan Rona hemen ardından ona şaşkınca bakan Renas girdi.
Rona kapının açıldığına emin olunca kulpu bıraktı ve iki ayağı üstüne düştü pat diye. Profesyonelleşmiş gibi bir hâli vardı zaten odalara böyle patavatsız giren başka kim olabilirdi ki?! Başı bana dönünce gözleri heyecanla irileşti, "Geçe!" Diye bağırdı ve hemen ardında koşarak gelip bacağıma sarıldı sıkıca. "Özledim seni hala." Diyerek uzattı son harfi elbette bu görüntüye kayıtsız kalacak değildim onu kucaklamak için eğilmiştim ki yatakta dirsekleri üzerinde duran Boran'ı farkedince gözleri daha büyük bir heyecanla büyüdü.
Benden ayrıldı hemen, "Borann." Dedi son harfi sakız gibi uzatarak yanaklarını tuttu birde kocaman sırıtırken hemen ardından ona doğru koştu ve yatağa tırmanmaya çalıştı. Boran elbette kocaman gülümsemesiyle onu kollarından tutarak tek seferde kucağına alınca Rona o heyecan dolu gözleriyle bir Boran'ın yüzünde bir de kaslı goğüslerinde gezdirdi. Utançla kıkırdayarak, "Aynı babamın ki gibiler." Dedi, "Babamın kolları daha güçlü ama sende çok güçlüsün." O şen sesi elbette Boran'ın hoşuna gidiyordu deli dehşet.
"Öyle mi?" Diye sorunca Boran bu kız durur mu kıkır kıkır gülerek ahtapot gibi sarıldı boynuna adamın.
"Ben tutmaya çalıştım ama yetişemedim." Yanımda onun adına özür dileyen Renas'ıma döndüm. Ah ah bu kızın rezilliklerini ömür billah kapatmak zorunda kalmazdı inşallah bu çocuk.
"Önemli değil alışığız ona biz. Sen niye duruyorsun öyle sende gel bana sarıl hemen." Kollarımı açınca anında gülerek o da benim boynuma sarıldı. Bir kaç gündür yengemle konuşurken Renas'la da konuşuyordum ve günler sonra yeni geliyordu konağa. Yengemin evinde rahatsız olsaydı bana söyleyeceğini biliyordum ama o bundan memnun olduğundan dokunmamıştım dilediği zaman gelir diye. Yakalarını ve saçlarını bol bol öptüm ve Renas bundan normalde bunalan kimseye öpücüğü bile zor verirken benim bu yaptıklarıma asla sesini çıkarmıyordu esneklik sağladığı nadir insanlardandım.
"Babanı mı daha çok seviyorsun yoksa beni mi?" Boran'ın dedikleriyle çocuğu serbest bırakıp onlara döndüm, kızı bacağının birine oturtmuş yengemin sıkıca at kuyruğu yaptığı başını okşuyordu. Gözlerindeki sevginin yoğunluğu der susarım bu adamın merhametine de ayrı aşıktım.
Rona Boran'ın sorusuyla az biraz düşünse de, "Sen!" Dedi. Bu cevabın hoşuna gittiği kocam tabiki durmadı ve ona ters ters bakan biricik Renasıma muzırca göz atarak tekrar Rona'ya döndü. "Tamam peki ben mi yoksa Renas mı?" Diye sorunca Rona bir saniye bile düşünmeden, "Tabi ki de Yenas!" Diye bağırdı heyecanla.
Renas bilmiş bilmiş sırıtırken Boran'ın yüzü düştü, hiç durur mu ama tabiki de hayır. "Demek Renas o zaman söyle bakalım Renas mı yoksa Baban mı?" Bu kısımda o ufak gözlerini Renas'a çevirerek baktı bir iki saniye, Boran'a yeniden döndüğünde, "Yenas'ı daha çok seviyorum Borann." Dedi incelen sesiyle. Renas zekten dört köşe olurken Boran bozulmanın verdiği hırsla.
"Seni babana söyleyeceğim!" Dedi küçücük kıza ve Rona da bunu yedi. "Hayır!" Dedi korkuyla.
"Yoo söyleyeceğim diyeceğim ki Rona seni sevmiyor Renas'ı seviyor onun babası olma artık." Ona şaşkınca bakarken o umursamaz ve ciddiydi. Rona ayakları üzerine kalkarak Boran'ın omzundan destek aldı ve diğer eliyle onu tehdit edercesine salladı, "Eğer beni babama söylersen." Bu kısımda duraksadı, ne diyeceğini düşünür gibi sonra yardıma ihtiyacı var gibi Renas'a döndü. "Ne diyeyim Yenas?" Alnına vurdu dayanamazca Renas. Bir şeyi yine farketmiş ve emin olmuştum ki pekâlâ r harfini söyleyebilen Rona hanım Renas'a bilerek böyle sesleniyordu. Ve çok tatlıydı.
"Hadi Yenas bir şey söyle yoksa babam bir daha senin bizde kalmana izin vermez." O kadar tatlı yardım istiyordu ki Boran'la göz göze gelince gülmemek için kendimizi asla tutamadık.
"Ne o bulamadın mı beni tehdit edecek bir şey küçük bey?" Boran'ın gıcık tavrına karşın Renas gözlerini kıstı sonra ise sırıtarak Rona'ya baktı. "Korkma Rona, seni babana söylerse sende onun bu yaşta hâlâ bebek gibi süt emdiğini söylersin." Gözlerim irice açıldı.
"Ama meme emmek ayıp mı? Ben de emdim Yenas."
"Senin emmen normal Rona ama amcam çok büyük ya onun ki ayıp."
Allah'ım şu an bu odada neler dönüyordu böyle?! Ben resmen rezil olmuştum. Yüzüm renkten renge girerken Renas kısıktan, "Özür dilerim Gece." Dedi. Çocuktan asıl ben özür dilemek istiyordum. "Ama korkma ben Rona'yı daha önce de engelledim bu konuda bir daha engellerim söylemez." Çok sağol Renas'cım ya çok sağol. Ayrıca daha öncede ne demekti bu çatlak kız daha öncede yine mi söylemeye kalkmıştı bunu.
Rona işaret parmağını ciddi ciddi sallayarak,"Yenas'ı duydun Boran babama beni söylersen bende ona Gece'nin memesini emdiğini hâlâ süt içtiğini söylerim." Dedi. Boran dut yemiş bülbül gibi duydukları ve gördükleri ile kalakalırken Rona ondan uzaklaşıp komodinin üzerindeki tepsiye uzandı kahvaltı yapmıştık onlar gelmeden önce ve tepside hâlâ kahvaltılıklar tek tük bulunurken Rona hanım hepsini es geçip tabaktaki üç koca marulu ellerine alarak yemeye başladı. Şaşırmamıştım çünkü yeşilliğin her türlüsünü yediğini duymuştum yengem bahçede sebze ve ot namına bir şey kalmadığından yakınıp duruyordu üstelik bu alışkanlığı yeni yeni çıkmıştı.
Yatakta elindeki marullarla gezmeye kalkacaktı ki, "Hey yeter o kadar orada yatıyoruz biz tatlım inde yerde dolan." Koltuk altlarından kavradığım gibi yere indirince gülerek odada koşturmaya başlamıştı.
Boran yataktan inerek Renas'a ilerleyip onu kucakladığında, "Özledin mi lan beni?" Demesi ile sıkıca sarılmıştı Renas'ta. "Aslan parçam benim." Onlar hasret giderirken ben yatağı düzelttim temizce.
Dolaptan giymek için kıyafetlerimi seçerken yerden bitme hanımefendi dibimde bitti son marulunu yerken. "Mor giy mor!" Kaşlarımı çatarak gösterdiği mor elbiseyi askıdan alınca göz attım ve olur verdim. Zevkli kızdı. Havalar oldukça sıcak olduğundan bu elbise iyi giderdi. Kalın askılı kare yaka belden oturmalı eteği bol ve dizlerimin hemen altında bitiyordu. Efil efildi.
Onları orada bırakıp banyoya girdim, dişlerimi fırçalamak için banyo dolabını açtığımda en üst raftaki gözüme çarpan ilaçla yutkundum ağırca ve elime aldım kutuyu. Aslında son günlerde hep gözüm kayıyordu bu ilaca... Doğum kontrol haplarıydı şimdiye dek her gün düzenli olarak kullanıyordum fakat Boran bulunduğundan beri ilacı almam gerektiğini bilmeme ve görmeme rağmen elim asla gitmiyordu almaya. Regl olduğum için elbette ihtimali yoktu ama dünki birlikteliğimden sonra almam gereken bu hapı akşama dek almazsam etkisini yitirirdi. Şimdiye dek kullanırken tereddüt etmezken şimdi böyle kalışım belkide bir işaretti. Zaten şimdiye dek düzenli kullandığım için şimdi bıraksamda hemen hamile kalmayacağımı biliyordum yani teoride öyleydi.