75. Bölüm Part:2

4299 Kelimeler
Allah'ım ne kadar kolay hamilelikten bahsediyordum öyle. Buna hazır mıydım peki? Kimi kandırıyordum ki artık gerçekten istiyordum bu hissi tatmayı. Başımızdaki dertlere göre hayatımı devam ettiremezdim ki hem. Günlerdir kafamı kurcalıyor içten içe bulduğum her bahaneye de bir cevap buluyordum. Her neyse uzatmaya gerek yoktu olacağı varsa olurdu strese girmeme asla gerek yoktu hayırlısı neyse o olacaktı inşallah. Çöp kutusunu açarak içi dolu kutuyu attım ve ne tuhaftır ki büyük bir yük uçarak gitti üzerimden. Aynadan kendimle göz göze gelince ellerim karnıma gitti. "Hazırım... Kesinlikle hazırım." Derin nefesler eşliğinde yıkadım elimi yüzümü. Bu kararımdan Boran'a bahsetmeyi de düşünmüyordum hamile kalınca şoka sokmak gibi planlarım vardı. Şimdiden ileriyi hayal ederken sırıtarak giyindim üzerimi. Odaya tekrar girdiğimde üçü de balkondaydı. Dolaba ilerleyip ince ve kısa terlik tipi topuklularımı giyip makyaj masama geçtim. Zaten sabah bakımlarını yapmıştım şimdi ise sadece bolca rimel sürüp saçlarımı dalgalandırarak bıraktım sırtıma. Evdekiler günler sonra beni en iyi şekilde görmeyi hak ediyorlardı kesinlikle. Boran çocuklarla içeri girerken küpelerimi takıyordum. Rona ilgiyle yaklaştı tabi hemen. "Bak benim de var." Diyerek bileğindeki renkli parlak bilekliklerini gösterdi benim bileğimdekileri görünce. Kolunu tutarak ısırdım dayanayıp sonra poposuna vurdum. "Yerim seni ben yerim." Boynunu boynunu öperken Boran koltuktan takımını alarak halime gülümseyerek göz attı sonra banyoya girdi o da. Rona sürekli Renas'la birlikte yaptığı anıları anlatırken gülüp duruyorduk. Vakit ilerlerken Boran'ın bu kadar uzun süre giyinmeyeceğini bildiğimden meraklanmaya başladığım sıra çıktı banyodan. Fakat bir tuhaflık vardı sanki yüz ifadesi allak bullak ne yapacağını bilemez gibiydi. Gözlerim komodinin üzerindeki telefonuna gitti e biriyle de konuşmadığına göre banyoda ne halt olduda bu hâle geldi bu adam. O da bana bakarken her ne geldiyse aklına ifadesini hızlıca toparlayıp gülümsedi, farklı bir heyecan seziyordum sanki gözlerinde. Bakışlarım üzerine kayınca memnuniyetle ayağa kalktım. Tam da düşündüğüm gibi güzel gözlerinin rengini ortaya çıkarmıştı lacivert takım elbisesi ama havalar sıcak olduğundan ceketini giymek yerine çıkarıp askıya astı böylece beyaz gömleğiyle kaldı. Her haliyle nasıl bu kadar yakışıklı olabiliyordu bu adam. "Hadi gidelim." Diyerek bir elimle Renas'ın elini bir elimle de Rona'nın elini tutarak yürümeye başladığımda Boran hâlâ anlamlandıramadığım bir ilgiyle seyrediyordu beni. Hemen arkamızdan geldi o da. Merdivenlerden inerken Rona sürekli bıcır bıcır konuşuyordu. Herkes avludaydı bu arada. Yengem, annem, Hevdem Lalezar annem ve Gurbet hanımcık bile buradaydı. Bertan Ağa ve Zaza Ağa muhtemelen salondaydı Boran'da bunu anladığında kolumu tutarak durduğunda beni ben çocukları dikkatli inin diye uyararak göndermiştim. "Gidip dedemle konuşacağım sorun çıkarmadan o ve halamı göndereyim yeterince müsamaha gösterdim." Gerildim tabi anında ve kolunu tutarak buna izin vermedim. "Şimdi yapma Boran." Kaşlarını çattı anında. "Bu sadece seninle ilgili değil yavrum benimlede ilgili ben yokken sana iyi davranmadığını biliyorum ve bunu öğrenmekte benim için çok kolay inan, bu sebeple zorlama beni." "Seni zorladığım falan yok ve dedeni kesinlikle görmek istemiyorum bende ama aşağıda bir sürü kişi var ve deden de çok uslu duran biri değil kesin yine kavga çıkacak o yüzden bunu akşama bırak bizimkiler gittikten sonra konuşalım şimdi boşuna hır gür çıkarma." Kaşlarını iyice çattığında huysuzca söylendi. "Ben kavgacı biri miyim yavrum?" Gülümsedim, "Yok canım nereden çıkardın." Cevabıma karşın gözlerini devirecek sandım bir an ama tuttu kendini. "Senin için bir kargaşa çıkmasın diye şimdilik susacağım zaten ben yokken neler yaptıklarını da öğrenmek istiyordum iyi olur bu." Diyince gerilmedim değil dedesinin bana vurduğunu öğrenirse bu adam o eli kırmaz mıydı? Kırardı zaten bu sebepten kimse tek kelime edemiyordu Boran'a. Üzerime eğilince arkamdaki korkuluğa tutundum, merdivenlerin ortasındaydık ve ne hikmetse sesler kesilmişti birden. "Bir şey daha var." Kısık sesiyle yutkundum. Ne var dercesine bakarken bir an önce konuşsun ve uzaklaşsın istedim yoksa yine elinde kuklaya dönebilirdim. Dudağıma yapışan saç telimi parmağının ucuyla çekti ağırca. Nefesi artık çok daha yakındı. "Seni ne kadar çok sevdiğimi aşkından geberdiğimi biliyorsun değil mi?" "E- evet neden?" Uzaklaştı birden, "Hiç, öylesine bil diye diyorum." Ellerini ceplerine sokarak merdivenlerden inice ona şaşkınca baktım birden bire neydi bu şimdi. Kendimi toparlayıp aşağı indiğimde geçmiş olsun faslındaydı bizimkiler, Boran, annem ve annesinin arasına oturturulunca her iki taraftanda sarma ve kek tabakları uzatıldı adamın ağzına doğru. Zavallı kocam ikisine de hayır diyebilecek kadar gaddar değildi bu sebeple ağzına ne uzatılsa mecburen yiyordu. "E kız sen tek parçasın?" Yengemin hemen dibimde bitip dedikleriyle tuhafça baktım ona. "O ne demek yenge kaç parça olmam gerekiyordu?" İmayla parladı gözleri. "Ben şöyle bir on on beş parça diyordum." Güldü kıkır kıkır, kızının kime çektiği belli olmuştu. "Malum kaç gündür kendinizi odaya tıktınız, dedim bu kızı sağ koymaz canını çıkartır bu adam ama sen sandığımdan da dayanıklı çıktın." Omzunu omzuma vurarak ittirdi gülerek. "Aferin kız sana!" Kırmızının her türlü tonuna hakimdim artık. "Yenge şöyle şeyler söyleme lütfen sandığın gibi bir şey yok hem adam yaralıydı Allah aşkına abartma." "Ha yaralı olmasa tamam yani haklıyım dediklerimde." Kolunu tutarak diğerinden uzaklaştırdım onu, "Yenge kurban olayım sus birileri duymasın." Kolunu çekti gülerek. "Kız neyi duyacaklar saf mı bu insanlar baş başa odada günlerdir karı koca birdir bir oynamadınız herhalde." Gözlerim irileşti utançla. Onaylamazca başını iki yana salladı, "Yok yani onca gün odaya tıkılıp bunca insandan soyutlanırken utanma yok biz konuşunca renkten renge giriyor." Söylene söylene beni bırakıp gitti annemlerin yanına. Ben bu kadınla ne yapacaktın böyle Allah'ım. Hevdem gülümseyerek yanıma geldiğinde, "Abimi görmeye ne zaman gideceksin?" Diye sordu. "Bugün, konuştum sesi iyi geliyordu daha fazla dayanamam onu görmeden." "Eniştem sonunda serbest bıraktı seni demek?" Hevdem'in bile ima dolu çıkan sesiyle çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Lanet olsun ki herkes beni görünce ilk Boran geliyordu aklına artık. "Şöyle sırıtma Vallahi patlatacağım bir tane ağzına." Diyince daha da genişledi sırıtışı. Koluma girerek koala gibi sarılıp sırtımızı insanlara döndü. "Ablam benim." Dedi kollarını daha da bana sararken. Ben bu ses tonunu biliyordum. "Sen kesin bir şey isteyeceksin!" Diyerek kollarından kurtulduğumda masum köpek bakışlarını gözlerime çevirdi alttan alttan. Kollarımı göğsümde birleştirerek çenemi dikleştirdim. "Hiç öyle köpek gibi gözlerini belertme hatırlatayım biz şafilere işlemez bu bakışlar." "Sende dokunmadan seversin o zaman?" Tatlı tatlı söyledikleriyle derin bir nefes aldım gardımı düşürmeyecektim. "Dokunamazsam sevmenin anlamı ne? Uzaklaş hadi uzaklaş, kış kış." Derken elimi salladım kovalarcasına ama nafile. Yapışmıştı bir kere. Hâlâ o ihtiyaç ve yalavaran bakışlarla gözlerimin içine kadar bakıyordu. "Ablam benim kırk yılda bir işim düşüyor ufacık bir yardım etsen ne olur ha n'olur n'olur lütfen." Sesli bir soluk bırakarak pes ettim. Kollarımı çözdüm bıkkınlıkla. "Ne istiyorsun söyle tamam!" "Bir tanecik ablam benim!" Diyerek boynuma atlayınca gülerek sarıldım bende. "Uzatma da de artık." Geri çekildiğinde saçlarını geriye attı omzundan. "Şimdi eniştemle sen abimi görmeye gideceksin ya hani ben diyorum ki bende geleyim sizle." "E ne var bunda?" "Şu var ablacım." Temkinlice gülümsedi. "Annemler akşama kadar buradalar biliyorsun ben sizinle geliyor gibi görüneceğim ama aslında sizinle gelmeyeceğim." Gözlerimi kıstım anında, "Bizimle geliyor gibi gelmeyip nereye gideceksin peki kardeşim?" Yutkundu ağırca ve, "Merih'le gideceğim." Dediği an kaşlarım havalandı o da hızla benim kararımdan vazgeçmemden korkarak konuşmaya başladı. "Yalvarırım dinle abla bak haftalardır doğru dürüst yan yana gelip konuşamadık telefonla bile konuşamadım çocukla sürekli annemlerleyim, hastanedeyim buradaki olaylar derken çok ayrı kaldık e şimdi bir bahane uydurupta çıkamıyorum dışarı malûm şahıstan dolayı. Babam asla izin vermiyor tek dolaşmamıza." O pisliğin herkesin hayatına bir şekilde nüfus etmesinden iğrendim bir kez daha. "Yemin ediyorum sadece bir kaç saat gezeceğiz sinemaya falan gideceğiz normal bir çift gibi. Hem sınav haftası da geldi stresimizi gerginliğimizi biraz atsak ne olur?" O kadar çok konuşmuştu ki beynim çorba olmuştu. En sonunda bıkkınlıkla, "Tamam." Dedim. Sevinçle yine boynuma atılıp yanaklarıma üst üste öpücükler bıraktı. "Sen dünyanın en mükemmel ablasısın!" "Biliyorum genelde işin düştüğünde hep böyle oluyoruz." Sırıtarak geri çekilirken, "Aşk olsun abla öyle olmadığını biliyorsun pekâlâ." "Her neyse." Derken gözlerim üzerini taradı hızla. "Sen zaten benim yardım edeceğime emin gibi hazırlanmışsın maşallah." Kızardı anında utançla. Sarı, üzerinde kırmızı çiceklerden oluşan hemen dizinin üstünde biten bir elbise giymişti. Elbisenin yakası kalp modeliydi ve uzun kolluydu. Tam yaz elbisesiydi ve giydiği kısa topuklularla oldukçada zarif görünüyordu. Dirseklerine kadar uzanan saçlarını hafif su dalgası şeklinde sırtına dökülürken tatlı bir makyajla da kırmızı yaz meyvelerine dönmüştü. Abim sanırım onu bu şekilde görmemişti bugün aksi takdirde bu kılıklı dışarı salmazdı çünkü çok ama çok tatlı ve güzel olmuştu. İşaret parmağımı ona doğru tehditkârca salladım. "O telefonlar açık olacak bir ve siz sakın başbaşa kalıpta yanlış şeyler yapayım demeyin!" Uyarımla iyice kızarırken, "Abla ya!" Dedi utançla. "Ne ablası ben bilmem ateşle barut gibisiniz. Ben seni uyarıyorum ve sana güvenerek gönderiyorum sakın bir yanlış yapayım deme." İyice kızarıp morarırken yanağını okşadım. "Kötü bir niyetim yok bir tanem Merih'ten yana da asla bir şüphem yok ona senden çok güveniyorum aksine, ben sadece bir anlık gaflete düşüpte sonrasında sorunlara yol açılsın istemiyorum. Gidin güzelce eğlenin." "Teşekkür ederim." Diye sessizce mırıldanınca gülümsedim. Sürekli olaylarla uğraşmaktan birbirlerine vakit ayıramamışlardı ve ilişkileri de etrafta kolayca onaylanacak türden değildi bu sebeple hep diken üstündelerdi ve ben en azından ufakta olsa bu iyiliği her ikisine de borçluydum. O ve ben diğerlerinin yanına döndüğümüzde Boran ayaklanmıştı, elindeki telefonu cebine sokarken yanıma gelmişti bile. "Nereye?" Diye sorunca belimi tutarak eğildi ve yanağımdan öptü usulca. "Kapının önündeyim ufak bir işim var gelince birlikte gideriz tamam mı?" Başımı usulca salladım. Diğer yanağımdan da öperek gidince arkasından kısa bir an baktım. "Korkma artık kızım." Lalezar annemin seslenişiyle ona döndüm. O ve diğerleri de bana bakıyorken bir an için ne yapacağımı bilemedim ama toparladım hemen kendimi. "Onu en son yine böyle göndermiştim ister istemez oluyor." Şefkatle gülümsedi, "Beladır kimin başından eksik kalır ki önemli olan birlik olup atlatabilmek." Son sözlerini söylerken hemen çaprazında oturan Gurbet hanıma kaydı gözleri. Gurbet hanım ters ters bakmakla yetindi sadece. Annemin ilgili bakışları yüzümdeyken, Boran'ın oturduğu yeri yani yanını göstererek, "Gel yanıma otur kızım benim." Dedi içten bir gülümsemeyle. Şimdi o tabakları birde benim ağzıma dayayacak gibi görünüyorlarken hiç kendimi riske atamazdım vallahi. Gözlerim etrafta gezinirken mutfağa takıldı, "Ben bir gidip çaya bakayım sonra gelirim." Diyerek sıvıştım oradan. Mutfağa tam girmiştim ki Zara'nın sesiyle durdum. "Yeter Mara! Durdun durdun ablalık yapasın mı geldi bir git başımdan bir şeyim yok diyorsam yok varsa da sana mı anlatırım ben!" Zara'nın öfkeli sesi ve dedikleri beni oldukça şaşırttı. "Ben ne dedim ki Zara hem şimdiye kadar sana ne kötülüğüm oldu benim ciddi anlamda, sadece merak ettim neyin olduğunu." Mara'nın kırgınlıkla bezenmiş sesi bile Zara'nın öfkesini dindirmedi. Elindeki çaydanlığı sertçe tezgaha koyarak çay dolu tepsiyi Mara'ya itti tezgahta ve öfkeyle döndü Mara'ya. "Merak falan etme bir rahat bırakın salın beni!" Bu derece öfkeli ve soğuk bakışlara sahip olan kişi benim biricik görümcem ya da kız kardeşim Zara olamazdı değil mi? Zara sonunda beni farkettiğinde önce afalladı ardından gözlerini hızla kaçırarak çıktı mutfaktan. Mara da bana döndüğünde gözleri dolmuştu, "Ben ne dedim ki anlamıyorum? Tamam hatalarım oldu ama o benim kardeşim nasıl böyle davranabilir." Ona doğru yürüdüm. "Ben yokken neler oldu kavga mı ettiniz?" Dudaklarını bükerek omuz silkti. "Son iki gündür doğru dürüst yemek yemiyor bedeni yanımızda ama ruhu değil gibi belli bir sorunu var anlat en azından rahatlarsın diyorum ama asla yanaştırmıyor ve aksi gibi çok öfkeli gelene gidene çatacak hâlde." Mara'nın yüzünden her türlü belliydi kardeşine üzüldüğü bundandır ki benden yardım istedi. "Annem de farkında bu halinin sevgilisi falan mı var bilmiyorum ama birde sen şansını denesen olur mu? Zara bu delinin tekidir başına bir şey gelmesine dayanamam." Kafam çok karışsa da onu onaylamıştım başımla. Tepsiyi alıp çıkarken düşündüm bir süre, yine bu Safir konusuysa eğer ciddi manada el koymam gerekecekti bu konuya. Gerçi adam da görevdeydi ne sorunu yaratacaktı ki? Odamdan çıkar çıkmazda gelmeye başlamıştı bile sorunlar. Annemlerin yanına döndüğümde Zara yoktu, odasına çıkmıştı muhtemelen. En fazla on dakika yanlarında otururken gözlerim kapıda dolaşıp duruyordu ve içimi büyük bir merak ve endişe kaplıyordu. Sanırım çıkıp bakacaktım dışarı yani bakmak istiyordum. Bakmalı mıydım? İçten içe oflarken Merih'in de kapıdan çıkarak gittiğini görünce merakım körüklendi. Biraz endişeli bir hali mi vardı yoksa ben mi paranoyaklaşmıştım. Kesinlikle daha fazla dayanamayarak ayağa kalkınca herkesin gözü bana dönü. Açıklama yapma gereği duyarak, "Ben bir dışarı bakıp geleyim bu adamın geleceği yok abimi görmeye gidecektik, geç kalacağız bu gidişle." "Yok kızım kalmazsın istediğin zaman görebilirsin." Annemin dedikleriyle yanağımın içini ısırdım ama Lalezar annem durumumu anlamış gibi, "Git kızım git sen bak bakalım." Diyince büyük bir rahatlamayla ona gülümseyerek konaktan kapısına adımladım ve tam çıkacaktım ki Boran'ın gür sesi duyuldu sokakta. Kapının önünde kalakaldım. Bu da neydi şimdi. Arkama kısa bir bakış attığımda ayaklanmışlardı. Boran'ın gür sesi tekrar yükselince daha fazla buna kayıtsız kalamayarak dışarı çıktım çıkar çıkmazda kalakaldım. Adamlarının hepsi sıraya dizilmiş ellerini önlerinde birleştirmişlerdi. En az otuz kişi vardı burada, hepsi aynı anda konağı korumuyorlardı vardiya sistemiyle çalışıyorlardı ve son olanlar yüzünden çoğaltılmıştı adamlar şimdi ise neden Boran adamları böyle dizmiş ve elinde silahla tehdit edercesine bakıyordu onlara anlamadım. Ya da dur. Anlamıştım galiba. "Boran n'olur burada?" Zaza Ağa Bertan Ağa ile birlikte göründü kapının önünde ardından ağırca beni es geçip Boran'ın yanına geçtiler. Annemler de kapının önünde görünselerde dışarı çıkmadan durdurlar orada. "Ne mi oluyor?" Diye yükseldi Boran sert tavrından taviz vermezken dahası gözlerindeki ifade öfkeninde üzerindeydi. Merih yanıma gelerek, "Yenge içeri geç sende istersen." Diyince ona bakmadan iki yana salladım başımı. Sesli bir nefes verdi. "Olan şu Zaza Ağa içimizdeki çürükleri, hainleri, canımı sıkanları yediği kaba pisleyenleri avlıyorum burada!" Sesi öyle gür ve korkutucuydu ki Zaza Ağa bembeyaz oldu. Bu adamdaki cesarete de hayret ediyordum bir sıkımlık canı vardı hâlâ burada duruyor inatla gitmiyordu hayır neyine güveniyordu onu da bilmiyordum. "Bir şey mi öğrendin?" Diye sorunca Bertan Ağa, Boran'ın dudakları alayvari bir tavırla kıvrıldı. Gözlerini bütün adamların üzerinde gezdirdi tek tek ve adamların her biri gerildi yavaş yavaş. "Buldum elbette bir haftadırda erteliyordum hesap kesimini ama buraya kadar." Herkes bir tık daha dondu duyduklarıyla. Bense saf merak içindeydim. Silahının tetiğini çekti Boran farkettim ki susturucu takılıydı silahında bu da olabildiğince gürültüsüz halletmek istediğindendi. Yine eskisi gibi yıkılmaz ve güçlü duruyordu o güven veren kollarına girmek istiyordum yine. Günlerdir o kollarda değilmişim gibi. "Çıkın lan öne!" Diye öyle bir bağırdı ki sıçradım. Ve bir anda iki adamıda kollarından tutarak Boran'ın önüne çıkarttıklarında adamlar korkuyla çırpınmaya çalışsalarda nafileydi, onları tutan izbandut gibi herifler yüzünden kıpırdayamadıkları gibi dizlerinin arkasına yedikleri darbelerle dizlerinin üzerine çökmüşlerdi sertçe. Boran karşısındaki iki adama tiksinircesine bakarken arkamdaki kadınlardan hayret nidaları yükselmişti. Bense ne hissedeceğimi bilmiyordum. Adamlardan biri Mert'ti bildiğim kadarıyla, çok tanımazdım bu sebeple ona şaşırmamıştım fakat beni şaşırtan diğer genç adamdı. Diğeri Ali'ydi. Ben bu konakta Haşim abiden sonra bir ona güveniyordum hâlbuki. Uzun süre burada çalışan bu ailenin bir parçası haline gelen bu adam hepmi haindi yoksa sonradan mı olmuştu? Her neydense işte sonuçta benim muhabbetimin iyi olduğu güvendiğim bu adam hain bir pislik çıkmıştı. İkisi de birbirine korkuyla baktılar ama öne atılmaya çalışan Ali oldu. "Ağam yalandır ben size ihanet etmem yemin olsun etmem ne size ne hanımağama!" "Kes lan sesini!" Diye bağırarak susturdu adamı. "Elimde delil olmadan böyle bir şey yapar mıyım lan ben! Kimse ama kimsenin kaçışı yok benden, er ya da geç bulurum sizi!!" Dayanamadı ve elindeki silahın kabzasıyla indirdi yumruğu adamın yüzüne. Nasıl bir vuruşsa anında kıpkırmızı olmuştu elmacık kemiği. "O piçe bilgi aktarırken hiçte ihanet etmiyormuş gibi durmuyordun ama." Ali yediği darbeyle sarsılırken gözleri fıldır fildır bir kaçış ararcasına dolandı etrafta ve herkeste. "Seni it, soysuz nasıl edersin bunu konuş ulan!" Diye hiddetlendi Bertan Ağa, Ali yüzünü buruşturdu fakat sonra birden belindeki silaha davranarak ayağa kalkınca herkes bir adım geriledi. Boran dışında herkes. Ali ise silahını o kadar insan arasından geldi ve bana doğrulttu. "Kıpırdamayın yoksa vururum şakam yok!" Diye bağırınca canım biraz daha sıkıldı. Ben niyeyse onun bir şekilde hain olmadığına hâlâ daha inanırken bu yaptığı her şeyi uçurdu. Bana doğrultulan silah vardı ve ben olağan bir şekilde annemlerin bağırtısına rağmen sakindim. Daha doğrusu sakin görünüyordum, içten içe ise biraz korku daha çok öfke doluydum. Bu pislik yüzünden Boran o pisliğin eline düşmüştü. Bir kaç adım önümde ama çaprazında kalan Bertan Ağa onun görüş açısını kapatmak istercesine bir adım yana kayacaktı ki, "Kıpırdama yoksa sıkarım!" Diye bağırınca Ali, durmak zorunda kaldı. O an Boran ilk defa hafifçe arkasına dönerek bana baktı. Gözlerinde her hangi bir endişe ya da korku emaresi yoktu ve bu tuhaf bir şekilde beni rahatlattı. Bir bildiği olmasa bu kadar rahat olmazdı ve kimse de bunun farkında değildi. "Kalk ayağa Mert çıkıyoruz buradan." Ali'nin direktifiyle Mert ayağa kalkar kalkmaz, Boran oldukça rahat bir tavırla elindeki silahla adamın tam alnının çatından vurdu. Adam bir odun misali asfalta yapıştı öylece. Şokla bakakaldım. "Karım hakkında doğru konuşmalıydı ve kahretsin ki bu kadar ucuz bir ölüm planım yoktu onun hakkında... Neyse sana kısmet artık." Tek ben değil Ali bile neye uğradığını şaşırdı ama o anın rehavetiylemi bilmem elindeki silahı Boran'a çevirerek sıktığında nefesim bir an için kesilse de hızla rahat bir nefes verdim. Ali elindeki boş silahı şeytanın doldurmasını beklercesine art arda sıksa da boştu. Adamlardan bir kaçı yerde yatan adamı hızla götürünce geriye sadece asfalta akan bir kaç damla kanı kalmıştı. Boran elindeki silahı Merih'e uzatarak verdi ardından gömleğinin düğmelerini katlamaya başladı. Ali ise muhtemelen kaçmanın yollarını arıyordu ama nafile her nokta adamlarla kapalıydı. "Boşuna etrafına bakma seni kansız ölümün erken olsun diye dua et!" Bu sözler Haşimden dökülürken diğerleri de ağızlarının içinde sövüyorlardı. "Sence nasıl piç olduğunu öğrendikten sonra silahını dolu taşımana izin verir miyim sandın? Ne aptalsın ki bir kez olsun şarjör kontrolü bile yapmamışsın." Dilini damağına vurarak ayıplarcasına cıkladı Boran. "Şimdi hepiniz iyi dinlesin üç kuruş için kendini satacak kadar adi olanlar şimdi ayrılsın buradan! Yoksa ben sizi yakaladığımda az önceki piç kadar şanslı bir son görmeye bilirsiniz." Dedi ve bir anda Ali'nin üzerine çullanarak yumrukları art arda indirmeye başladı. Yere düşen adamın yakasından tutup doğrulttu ve yine indirdi demir gibi yumruklarını ardında kan içinde kalan adamı bırakarak elini tutunca parmaklarını adamın parmaklarına geçirdi, o sırada ayağıyla yerdeki koluna da basıyordu. "Benim karıma silah doğrultmak ne demekmiş görmek ister misin?" Diye sordu psikopatça ardından parmaklarını geçirdiği parmakları geriye doğru öyle bir büktü ki Ali'den kopan haykırış sokağı doldurup taşırdı. Parmaklarını kırmıştı. Boran sese tahammül edemezce ayağını ağzına geçirdi öfkeyle dayanamazca. Gözlerimi kırpıştırdım. Buradan uzaklaşmak istiyordum çünkü daha fazla ne kan görmeye ne de Boran'ın böyle kendini kaybetmişcesine öldüresiye attığı dayağı görmek istemiyordum. Konağa zor bela girip kendimi mutfağa atmıştım. Diljen halimden anlamış gibi soğuk suyu bana verince içtim içim yana yana. Elbette Boran'a kızmıyordum olanlardan sonra ama yinede bir insan bu kadar kolay öldürülemezdi... Keşke görmeseydim. "Ali'nin bunu yapacağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi-" Mizgin abla beni görünce susarak geçti içeri. Susmasını gerektiren bir şey yoktu zaten. "Allah'tan silahı boştu da kaza bela gelmedi başınıza." Başımı sallamakla yetindim konuşmak istemiyordum bu konu hakkında. Camdan dışarı bakınca kadınların içeri girdiklerini gördüm belliki adamı götürmüşlerdi. O sıra bu olanlardan uzak kalan Rona ve Renas ikilisi mutfağa girdi el ele. "Diljen abla Rona acıkmışta ekmek arası peynir yapar mısın?" "Hemen yapıyorum küçük beyim." Diyerek buz dolabına yöneldi Diljen Beni farkedince yanıma geldi Rona'yı da ardından çekiştirerek. Rona'yı tutarak kucağıma aldım. "Geçe biliyor musun Renas bana bir sürü altın almış!" Şaskınlıkla Renas'a bakınca gayet rahat görünüyordu. "Ama ben büyüyüp senin kadar olunca bana verecekmiş hem o zamana kadar daha çok alacakmış." Heyecanlı tavrına gülsem mi üzülsem mi bilemedim. "Ben de diyordum bu çocuk bu kızın o kadar rezilliğini görünce bırakır altın toplamayı." Yengemin sesiyle ona dönerken Hevdem ile birlikte gelip sandalye çekerek oturdular. Dışarıdaki konuya değinmemeleri rahatlattı. Renas, "Bir şey yapmıyor ki Leyla yenge hem o daha küçük yaramazlık yapması normal ben eminim Rona'yı alacağım büyüyünce." Kendinden emin tavrıyla konuşması beni bile etkiliyordu bu kız ne ederdi bilmem. Rona'nın çenesini tutarak kendime çevirdim, "Bana bak Rona hanım benim Renas'ı mı büyüyünce hele bir üz hele bir kır kalbini bak ben ne yapıyorum sana!" Çenesindeki elimi ittirdi kaşlarını çatarak, küçük yüzünü ısırasım geliyordu. "Renas benim damadım olacak Gece niye üzeyim onu ben!" "Bu kızdaki baht kimsede yok daha altına yapıyorken buldumu dalyan gibi çocuğu, Allah'tan Jiyan etrafta yok Vallahi kırardı o bacaklarını senin Rona hanım." Rona'nın umrunda bile değildi hele de Diljen ona ekmeğini verdikten sonra kucağımdan atlayarak Renas'ın elini tutarak koşarak çıkmıştı mutfaktan. "Bu çocuk sizde kalırken nasıl dayandı amcam?" Sorumla dudakları iki yana kıvrıldı muzırca. Elini havada salladı aman dercesine. "İşine geliyordu çünkü. Vallahi bana kalsa geri getirmezdim buraya da sen zorladın getirin getirin diye." Eliyle çıkık karnını okşadı. "Rona'ya öyle bir bakıyor ki gözüm arkada kalmadan bütün işlerimi yapıyorum, bu karnımdaki de beni çok yoruyor zaten e Jiyan da bunları görünce çocuğa ne desin Allah aşkına, zaten o seviyor Renas'ı babalık damarları kabarmasa birde şu şırfıntı ortada Yenas Yenas diye dolanmasa adamın bir şey diyeceği yok." Üzerimdeki gerginlik buhar olup uçmuştu sayesinde. Hevdem ile gülerken yengem konuşmaya devam ediyordu. "Geceleri gelip aramıza yatıyor zaten hamileyim bulantılarım yüzünden zor uyuyorum derken ayrı kaldık unuttuk kız kocamla birbirimizi. Yatağa girince birbirimize bakıp ilk bir kaç dakika kim olduğumuzu sorguluyorduk... Neyseki bu son hafta da bol bol hasret giderdik bizde, aynı evin içinde yabancılaşmak ne en acı sekilde gördüm." Kulağını çekip masaya vurdu. "Aman Allah'ım bir daha göstermesin böylesini." "Pes yani yenge bu halinle bile libidona hayranım." Yengem yan bir bakış attı Hevdem'e. "Sus kız ben seni de görürüm evlenince." Havdem kıpkırmızı olmuştu bile. "Yenge ya." "Hiç yenge ya deme, sen bizden beter olacaksın belli." "Nereden belliymiş!" Diye çıkıştı utanç ve birazda sinirle Hevdem. Yengem ise imayla ona baktı sonra mutfağın içinde göz atınca kimsenin olmadığını farkedip gerindi şöyle bir. "Siz beni saf mı sandınız?!" Diye birden yükselmesiyle ikimizde birbirimize baktık şaşkınca. "Senin şunun kaynına nasıl baktığını görmedim mi sanıyorsun sen!" İkinci bir şok daha yaşarken yengem ikimize de onaylamazca bakıyordu. "Ama aşk olsun bana hiçbir şey demediniz ya yengelik hakkımı helal etmiyorum size!" Ben ne diyeceğimi bilemez hâldeyken Hevdem allak bullak bir şekilde, "Yenge, normal ve onaylanacak bir ilişkimiz yok biliyorsun ki bu yüzden ne kadar az kişi bilse o kadar iyiydi." Sesi her şeye karşı oldukça kısıktı yengem ise duyduklarıyla yüzünü buruşturdu dünyanın en saçma şeyiymiş gibi. "Ay salak kızım benim ama ben zaten hep diyordum bu kızın saflığı başına bela olur diye. Onaylanır bir ilişki değilmiş sanırsın yasak aşk yaşıyorlar." Hevdem bıkkınca göz devirirken, "Ne anlatmak istediğimi anladın Yenge." Elbette umursamadı Leyla yengem ve bana baktı. "Seni de akıllı sanardım ben gir kocanın aklına gelin isteyin kızı evlendirin aile bağlarımız güçlensin palavralarıyla bitirilir bu iş işte." Bu sefer göz deviren ben oldum. "Tabii canım babam da aman efendim hoş geldiniz ben size bayılıyorum o yüzden alın bir kızımıda Asparşah yapın, diyecekti değil mi hemen. Hem Hevdem okuyacak evlilik falan söz konusu olamaz daha ufak o." "Ufalsın da cebime girsin. Kalender abimde bir iki bağırır çağırır sonra mecburen kabul eder." Hevdem'in gözlerindeki umut ışığını görür gibi oldum bir an bu da canımı sıktı. Elbette o mutlu olsun istiyordum ama daha fazla yıpranmasını da istemiyordum. Konuyu değiştirmek için, "Yenge, bir bakışmadan anlamadın herhalde değil mi bu ilişkiyi?" Kibirli bir ifadeyle gülerken karnını okşadı. "Bir kaç seyden sonra iyice emin oldum diyelim." Hevdem merakla, "Neymiş o?" Diyince konuşmaya başladı yengem hemen. "İlkin sen yaralanıp hastaneye kaldırıldığın vakit gördüm o ara sürekli hastanenin etrafındaydı çökmüş hâlde tabi o zaman dedim yok artık ama içime de şüphe düştü e zaten seninde sevgilin olduğunu biliyordum sen söylemesende. Bir kaç kere sizin yan yana gelişinizi birbirinize o kadar milletin içinde attığınız kaçamak bakışları gördüm yani maşallah Merih'te sana içi gider gibi bakıyor artık nasıl davranıyorsan çocuğa... En sonda Ferman için sürekli hastaneye geliyordu bu, sizi bile bile göz hapsine aldım bir iki kere hastanenin arkasında yakaladım sizi sarmaş dolaşta ben kurtardım sizi yakalanmaktan." Onaylamazca cık cıkladı. "Teşekkür edeceğine birde gelmiş bana boş boş konuşuyorsunuz hayır ben boş boğaz mıyım gidip birilerine mi anlatacağım." Hevdem iyice kafası karışmış hâlde kalırken ben gülümsememi bastıramadım. Bu kadın zehir gibiydi anlamış olması beni hiç şaşırtmamıştı. Bir süre sonra Diljen içeri girdiğinde, "Hanımağam Boran Ağam sizi bekliyor hastaneye gidecekmişsiniz." Dedi. Ondan sonra odama çıkıp çantamı almış ve bizimkilerle vedalaşarak çıkmıştık konaktan. Hevdem bizimle gelirken konaktan epeyce uzaklaşıp ıssızlaşan yolda kenara çekti. Dikiz aynasından bakınca gerimizde duran Merih'in arabasını farkettim. Belli ki Boran'ın haberi vardı. Ağırca arkasına dönüp Hevdem'e, "Dikkatli olun ve eğlenmenize bakın." Diyerek göz kırpınca Hevdem utansa da çokça mutlu olarak arabadan inmiş ceylan gibi sekerek ilerlemişti arkamızda duran arabaya ve binmişti. Onlar yanımızdan basarak gitmisti.. "Bak-" "Onu öldürmek zorunda mıydın?" Sorumla yutkundu ve gözlerini kaçırırken, "Öldürecektim." Dedi dürüstçe. Sıkıntıyla soluk verdim önüme dönerken. "Lütfen bir dahakine bunu benim önümde yapma en azından." Bana döndü anında, "Bir anlık öfkeyle kendimi kaybettim yoksa bunu sana izletecek kadar cani değilim Gece!" Evet elbette değildi ama öfkesini de kontrol edemezse daha çok çekeceğimiz vardı bizim. Hâlâ daha o adamın kafasının delindiği sahne aklımdan gitmiyordu ve açıkçada bundan hoşlanmadığımı dile getirmiştim. Bir cevap vermeyip önüme bakarken kemerini çözdüğünü hissettim ama yine de bakmadım ona. Bana doğru eğilince çenemi tutarak, "Bak bana yavrum." Dedi yumuşak bir tınıyla. Elbette karşı koyamazdım ona. Başımı kendine çevirdiğinde yanağımı okşadı, "Bunu yaptığım an pişman oldum zaten, orada olduğunu bir an için unuttum aklıma senin hakkında dedikleri gelince-" "Dur bi dakika sen onların hain olduğunu nasıl anladın?" Sorumla sıkıntı dolu bir nefes verdi. "Bu kaçırılma olayı olmadan hemen önce herkese astım ilacından dağıttık hepsinde de dinleme cihazları vardı. Geri gelince toplatıp Özgür'e verdim o da buldu kim olduğunu ve ben günlerdir onların hesabını kesmek için sabırla beklerken o piçe daha fazla dayanamadım." "Ne dedi ki ne duydun?" Sorumla çenesi kaskatı kesildi. Aklına yine doluyor olmalıydı ki çıldırıyordu. "O piçe seni ve hareketlerini anlatıyordu fazlası yok!" Kurcalamamam gerekiyordu anladığım kadarıyla. "Keşke öldürmeseydin ama bize bilgiler verebilirdi." "Bir bok veremezdi adama takma adıyla sesleniyorlar bir ve onunla iletişim kurarken bile araya adamlar sokuyor yani Ali kadar bilgisi yok diyebilirim." Dudaklarımı ıslattım ve titrekçe nefes aldım ve son bir soru daha sordum. "Ali'ye ne yaptın peki?" Geri çekilirken saçlarını karıştırdı, "O piçe kolay ölüm yok istediklerimi alana kadar yaşamasına izin vereceğim sonra o da öteki tarafı boylayacak." İster istemez ürperdim. Birilerini kolayca öldürüyor olabilmesine asla alışamayacaktım ve bunu da yargılayazdım ona göre onları öldürmek ona haktı. Aslında üzüldüğüm kısım her zaman bu işlere mecbur kalmasındandı neticede bir zamanlar doktor olmak isterken şimdi hayat kurtarmak yerine alıyordu. Ve şundan emindim ki canını aldığı kimse de masum değildi ve bir şansı falan haketmiyorlardı, şans verilince de neler olduğunu defalarca kez görmüştük neticede. "Bebeğim." Seslenişiyle bedenimin gevşediğini hissettim. Başımı ona çevirdiğimde hemen yanımda ve bana eğildiğini gördüm. Gözlerimin içine bakıyordu. "Küs müyüz?" Diye sorunca gülümsememi bastıramadım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE