75. Bölüm Part:3

4979 Kelimeler
"Değiliz tabi ki o kadar şeyden sonra zamanımı sana küserek harcamak istemiyorum." Gözle görülür şekilde rahatladığını gördüm. "Üstelik küsülecek bir konu yok ortada ne yaparsan yap ben hep senin yanında olacağım iyi ya da kötü olsun hiç farketmez birlikte olalım yeter." Kehribarları yoğun bir aşkla parlarken parmakları enseme doğru kaydı ve ardından üzerime tamamen eğilerek sıcak dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Öyle yoğun aşk ve şefkatle öpüyordu ki şimdi canımı istese verirdim. Dudaklarımız birbirini uzun ve kısa olmayacak şekilde kavrayıp emdikten sonra ağırca ayrıldı Boran, nefesimi toplamaya çalışırken yüzümü okşadı sert elleriyle. "Ne dilersen dile bu adam önüne serer biliyorsun değil mi?" Güldüm dişlerim gözükecek şekilde. "Biliyorum." Özgüven dolu cevabımla gözleri memnuniyetle parladı. "Gece." Dedi heyecanla bir şey demek için ancak duraksadı ve yutkundu gözlerimin içine bakarken. Ne düşünüyorsa dudaklarını ıslattı kurumuş gibi, "Bana istediğin her şeyi anlatabilirsin biliyorsun değil mi?" Kaşlarımı ağırca çattım. "Biliyorum da ne alaka?" Dudağını dişledi ama hemen sonra toparladı kendini. "Öylesine diyorum yavrum benden hiçbir konuda çekinme rahatça istediğini söyle diye." Gözlerimi kısarak telkilerini ve sözlerini dikkatle düşünürken niye böyle yaptığını anlamadım. Ben bir şey gizlemiyordum ki. Zaten o da daha fazla düşünmeme izin vermeden eğilip tekrar öptü beni sıkıca ve geri çekilerek kemerini taktı. "Gidelim artık geç olmadan." Dudaklarımdaki hissiyatına dalmışken ne dediğini anlamadım. Acayip hoş yapıyordu içimi. Birden başımı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım Boran ve etkileri işte. Hastaneye neredeyse yarım saat içinde gelmiştik ve şimdi de abimin odasının koridoruna girmiş el ele ilerlerken içimdeki heyecan hat safadaydı. Elbette görüntülü olsun sesli olsun onunla olabildiğince konuşmustum ama bu heyecanımı kesmiyordu. Odasının önüne geldiğimdeyse beklemeden açtım anında. "En sevdiğin belan geldi abi!" Diye bağırarak girmiştim ki yerimde kalakaldım. "Bence asıl bela şimdi geldi." Diyen kişi koltuktan ayaklanarak kollarını açtığında, "Serkan." Dedim şok içinde ancak adımlar benden bağımsız ona ilerlediğinde sıkıca sarılmıştım bile boynuna. Bu şaka falan mıydı bilmem ama çok mutlu olduğum kesindi. Öyle çok özlemiştim ki onu bunu şimdi ona sarılırken daha iyi anlıyordum. "Hasta olan bendim. Bu gereksiz nasıl tüm ilgiyi üzerine alabilir." Abimin yorgun sesiyle Serkan'dan ayrılırken bir bakış attım ona. Serkan'dan tam anlamıyla ayrılmadan ellerim hâlâ kollarındayken, "Ne zaman geldin ve niye haber vermedin?" Fisun ve Adar'da buradaydı üstelik. Fisun abimin refakatçisiydi şu an herkes bizim konakta olduğundan Adar'da Ferman için gelmiş gibi görünsede nedense inanasım gelmiyordu en azından tek nedeni abim değildi bence. "Haber versem sana sürpriz nasıl olacaktı Buzlar Kraliçesi." Göz kırptı ve yanağımdan makas aldı, "Gerçi görüyorum ki iyi de yaptım yoksa böyle sarılacak insan değilsin. Doğru söyle çok özledin değil mi beni?" Muzip sırıtışına aynı şekilde karşılık verirken arkamdan gelen öksürük sesiyle dikleştim. Boran'ı unutmuştum. Omzum üzerinde ona dönünce öyle sandığım gibi bir öfke yoktu aksine dudaklarımdaki gülümsemeyi görünce bakışları daha bi yumuşadı. Mutluysam canı sıkılsa bile sesini çıkarmazdı üstelik Serkan'ı severdi biliyorum onu Mustafa ile karıştırmazdı asla ama damarına da basmak istemezdim. Serkan'dan tam anlamıyla uzaklaşarak, "Henüz buradasın konuşacak bolca vaktimiz var, şimdi izninizle abimle hasret gidermeliyim." Abime döndüğümde bana nasıl özlemle baktığı ortadaydı. Üç gün önce Nefes ile olan biten ne varsa anlatmışlardı abime dahası bunu iyice iyileşmeden olabildiğince erteleyeceklerdi ama bir anda Nefes hastaneye gelip abimle görüşünce abim direkt ilk ağızdan öğrenmişti olanı biteni. Nefes ailesinin baskısı yüzünden abimden ayrılmıştı o ölümle cebelleşirken ve abimin uyandığını kendine geldiğini öğrenir öğrenmez ise soluğu burada almış abime olanı biteni anlatmış, pişmanlığını dile getirerek bir şans istemişti. Dilerse bir daha ailesinin evine dönmeyeceğini bile söylemiş abime tüm bunlara da Fisun, Hevdem ve Leyla yengem kapı aralığından izleyerek şahit olmuşlardı. Onların amacı Ferman için endişelendikleri için beklemekti ama duydukları da ayrı bir şoka sokmuştu. Tüm bu olanlara ise abimin cevabı düz bir şekilde, "Git." Demek olmuş. "Git kendi yoluna, bir daha çıkma karşıma." Nefes engel olmaya çalışmış, "Ben kan kusup son nefesimi vermek üzereyken ailen için beni bıraktığın için sana asla kızmıyorum ama bizden olmaz onu da biliyorum. O yüzden var git yoluna ailenin senin için seçtiği çok daha doğru kişiyle evlen, benim ailem size göre değil." Tüm bunları rahatsızlıklarından dolayı zorlukla söylemişti. Nefes ise göz yaşları içinde terketmişti odayı, Hevdem'in dediğine göre abim başka tek kelime bile etmemiş ve ettirmemiş bu konu hakkında. Ama ben onunla derinlemesine konuşmak istiyordum. Yatağının yanındaki boşluğa çökerek sıkıca sarıldım ona, başımı boynuna gömdüğümde o da saçlarıma gömdü. Bir sürü cümle ya da tek kelime bile söylenebilirdi ama benim boğazım öyle bir düğümlendi ki sadece, "Abi." Diyebildim titrekçe başka tek bir şey diyemedim uzun süre. Alışık olduğum sıcak gövdesi o yoğun kokusu güven veren bir abi sıcaklığındaki kollarındaydım artık. Tıpkı eskiden hep olduğu gibi yine abimin kollarındaydım. "Güzelim benim." Dedi benim aksime o konuşmayı başararak. Art arda öptü başımdan, başımıza gelen ne varsa anlatmışlardı ona, neden yanına hemen gelemediğimi biliyordu. Başımı boynundan çıkarıp yüzümü avuçladığında akan göz yaşlarımı sildi baş parmaklarıyla. "Ağlama... Ağlama benim güzelim, güzel kokulum." O böyle ilgiyle konuşurken daha çok ağlayasım geliyordu ve kahretsin ki göz yaşı vanalarım açılmıştı bir kere. "Çok korktum." Hıçkırdım. "O kadar korktum ki, senin için biterken birde Boran'ı alınca öleceğim sandım. Beni bir başıma bırakacaksın sandım abi kaybedeceğimi zannettim." Kendine çekerek göğsüne yatırdı. Saçlarımı okşayarak yatıştırıcı sözler söylerken odada bizden başka kimsenin olmadığını da o zaman farkettim. Biraz olsun sakinleştikten sonra ise konuşmaya başladık olanı biteni birde ben anlattım. O Ağaları eve tıkıp bombalamam da zekama hayran kalırken abiciliğini yaparak kafama vurup temiz bir ayar çekmişti kendime zarar vermemem için. Korkmuştu en çok ama, ne derece kendimi kaybettiğimi bu uğurda ölmeyi göze aldığımı çok iyi görmüştü. Ne kadar süredir konuşuyorduk bilmem ama inanılmaz derecede iyi gelmişti bana bu sohbet. Durumu hâlâ tam iyi olmayan abimi daha fazla yormak istemiyordum ama son bir konu kalmıştı onunla konuşmadığım o olmadan da bırakmazdım onu. Başımı göğsünden kaldırarak yüzüne bakınca bana sardığı kollarını gevşeterek derin bir iç çekti. "Beş dakika sessiz kalman bile mucizeydi söyle bakalım ne diyeceksin bu sefer. Yokluğumda başka ne halt yedin?" Gülümsedim, "Tamam son bir konu daha sonra rahat bırakacağım seni." Kolumdan tutup tekrar yatırdı göğsüne, "Rahat bırakma dilediğince konuş ne diyorsan de bana." Bu haline tebessüm ederken kalktım yine zor bela göğsünden bu da kaşlarını çatmasına neden oldu huysuzca. "Nefes ile biten nişanın hakkında ne düşünüyorsun?" Sorum dudaklarımdan çıkar çıkmaz gerilmişti bile. Aslında Nefes ile bir sorunum asla yoktu ve o kıza niyeyse kızamıyordum da. İlk günler öfkem arşa tırmansada artık umrumda değildi. Abimi sevseydi bırakmazdı fakat öte yandan çok bir zaman geçirmişlikleri de yoktu ki sevmesi için. Yine de evleneceği adamı hasta yatağında ölecek diye bırakmak doğru değildi. O ailesini komple kazımak istiyordum. "Ne düşünmem gerek." Dedi bıkkınca, oldukça rahatsızdı bu konudan ancak benden kurtulamayacağını bildiğinden kaçmıyordu da. "Beni sevmeyen evlenecekken bırakıp kaçan biri daha. Ne diyebilirim ki alışkınım artık." Bunu alayla söylesede ayrıntılarda gizli olan o acıyı çok net hissettim. Elini tutarak kucağıma çektim ve okşadım baş parmağımla. "Sen sevilmeyecek bir adam değilsin." Güldü. "Öyleyse niye geliyor bunlar başıma. Sanırım kara bahtlıyım kaderimde bir evlilik yok aman ha babam duymasın kurşuna dizer zorla evlendirir gerekirse." İşi dalgaya vuruyordu, acılarıyla dalga geçecek kıvama da gelmişti demek. Bir insan acılarına gülmeye başlamışsa onun için her şey bitmiş demektir artık. Ancak benim gülmediğimi gayet ciddi durduğumu farkedince de sert bir soluk alarak saçlarını karıştırdı. "Uzatmasak mı Gece, olan oldu bir kişi için daha kolayca vazgeçilen oldum neyini konuşacağız bunun." "Onu hâlâ seviyorsun." Dedim yavaşça. O ise güldü, "O kadar da değil, değer verdim ve sevmeye hazırdım ama buna layık olmadığını güzelce gösterdi." "Nefes'ten değil Pare'den bahsediyorum ben." Dediğim an gözleri birer alev parçası gibi saplandı gözlerime. "Başkasının karısına besleyecek sevgi yok bende!" Diye sertçe konuşunca yutkundum ağırca ancak geri durmadım. "Başkasının karısından değil yıllar önce sevdiğin kızdan bahsediyorum ben." Tükürürcesine, "O öleli çok oluyor!" Dedi net bir ifadeyle. Allah'ım nasıl acı çektiğini içinin nasıl yandığını kendi içimde hissediyordum ben şu an. Kardeşlik bağı bu muydu? Öyleyse felaketti bu. İnsanlar şimdide yıllarını geçirdikleri sevgililerini iki ay da unutup başkasına rahatça yönelirken abimin yıllarca içindeki bu sevdadan kurtulamaması onun laneti miydi? "İnsanlar hayatlarında her zaman doğru tercihler yapmaz abi. Doğru sandığın yanlış yanlış sandığın da doğru çıkabilir. Sende hep yanlış olanları doğru sanarak hata yaptın ama kadere inan senin alnında kim yazılıysa çıkar gelir bulur seni bir gün. O zaman da ne geçmiş kalır ne acılar sadece o an olur senin için." Parmaklarımın arasındaki eli kaldırarak öptüm sıkıca. Çakır gözlerinin en derinine baktım, "Senden gittiler diye üzülme çünkü eğer sende olsalardı gidemezlerdi." Abimle epeyce vakit geçirdikten sonra biraz hüzünlü de olsa ayrılabilmiştik. Serkan ile de hasret gidermiştim, uzun süre olamasada bir kaç gün daha buradaydı. Konağa geri döndüğümüz vakit Hevdem'i Merih'e teslim ettiğimiz yerde geri alıp dönmüştük ve kızımız gayet iyi görünüyordu fakat biraz tedirginde diyebiliriz. Nedenini de anlamam uzun sürmedi konağa dönünce. Merih beyimiz evlenmek istiyormuş Vallahi bende istiyordum da gelde onca sorunun içinde bunu ona anlat. Neyse bu konuda biraz beklemeye mahkumdu. "Yavrum." Belime dolanan kollarla sırtım sıcak gövdesine yaslandı. Boynumda derin derin nefesler alırken ben son kez aynadan dudaklarıma rujumu sürüp masaya bıraktım. Akşam yemeği neredeyse hazırdı ve herkeste aşağıdaydı, üzerimi değiştirip daha rahat ve şık bir şeyler giymiştim. Bedenimi tamamiyle saran zümrüt yeşili uzun kollu bir elbise giymiştim bileklerimin bir karış üstünde bitiyordu. İnce bilekten bağlamalı bir topuklu giymiş saçlarımıda ensemden toplamıştım sıkıca. Makyajım ve takılarımla tastamamdım işte. Boran'da lacivert takımından kurtulmuş siyah giyinerek bana uyum sağlamıştı haberi olmadan ya da elbiseyi dolaptan alırken gördüğü için bilerek yapmıştı bilemem. Boynuma sıcak öpücüklerini bıraktıltan sonra beni kollarında çevirdi kendine sonra pantolonun cebinden çıkardığı bilekliği bana uzattı. "Bunu hastanenin kantininde görünce almak istedim belki hoşuna gider diye." Avucunda bir Marteniçka bilekliği vardı. Kırmızı, beyaz ve yeşil renklerini barındırıyordu içerisinde. Elime alarak gözlerinin içine baktım ardından uzanıp yanağına bir buse kondurdum, "Çok güzel ve evet hoşuma gitti kesinlikle." Dedim gülümseyerek ciddi anlamda beni düşünmesi bile yetiyordu bana. "Ama bu bilekliğin ne olduğunu biliyor musun?" Sorumla bir an için afalladı ve avucumdaki bilekliğe geri baktı. "Kör olmadıysam ipten oluşan bir bileklik bu." Gülümsemem büyüdü. "Hayır kör değilsin ama bu bileklikler genel olarak dilek dilenip ağaç dallarına ya da türbelere bağlanır, Marteniçka bilkeliği." Açıklamamla kaşları havalandı ardından bilekliği elimden aldı ve, "Ağaç ya da türbe farketmez bu tür şeylere pek inanmam ama madem dilek bilekliği bu o zaman ben dileğimi dileyip senin bileğine bağlayayım ne dersin?" Bariz bir kahkaha attım. "Sen ciddi misin?" Dedim gülüşüm kaybolmadan o ise omuz silkerek gayet ciddi olduğunu belirtti. "Uzat elini hadi." Ağzım açık bakakalsamda pekte sorun yoktu benim için. Elimi ona uzattığımda, "Dileğini dile bağla bileğime ve eğer bir gün gerçekleşirse bilekliği çözebilirsin yoksa o güne kadar ben takmak zorunda kalacağım." "Bu seni rahatsız eder mi?" "Hayır tabiki ama dileğin için bir sene veriyorum sana gerçekleşmezse de çıkarırım o zamana kadar duş alırken bile çıkarmayacağım." Sırıttı. "Merak etme gerçekleşmesinin uzun süreceğini zannetmiyorum." Derken bilekliği gevşetti. Gözlerimin içine baktı kısa bir an ve ne dilediyse kehribarlarının içi parladı adeta ardından bilekliği bileğime geçirip hafif gevşek olacak şekilde sıkıca bağladı. İnce bileğimde oldukça tatlı bir görüntüye sahipti kesinlikle. "Hadi gidelim yavrum." Elimi parmakları arasına alarak ardından ilerletince uydum ona. Dileğini merak etsemde sormamıştım, nezaketen. Duyarlı bir eştim ben. Merdivenlere yöneldiğimizde aşağıdan birbirine geçen bir sürü ses geliyordu en ayırt edebildiğimde Rona'nın Renas'a çocuk yanında olmasına rağmen Yenas diye sürekli çağırıp durmasıydı. Son merdivenleride indiğimiz esnada Lalezar annem ve diğerleri kapının önünde birini içeri buyur ediyorlardı. Bildiğim kadarıyla babamlarda dahil herkes buradaydı zaten öyleyse kimdi bu. Çok fazla meraklanmama kalmadı bizimkiler iki yana açıldığında gördüm gelenleri. Oldukça güzel ve herkesin ağzının suyunu akıtmasını istercesine giyinen bir kızıl afet yanında da en az onun kadar güzel asistanı vardı. Alev denen kadının burada ne işi vardı şimdi? Kızıl saçlarını düz bir fönle omuzlarına bırakmış yoğun gece makyajı ve askılı kalçasını zor örten iddialı elbisesi ile avlumuzun ortasında duruyordu. Elini tuttuğum adamın elini istemeyerek değil bile bile sıkmaya başladım ve bu onun kaskatı kesilmesine neden oldu. "Oğlum gel bak misafirin var ne kadar düşünceli." Diyen Lalezar annem güler yüzüyle yol gösteriyordu kadına. Ah be kadın sen kime güler yüzlü davranıyorsun e ben seni de yakmaz mıyım! Alev yüzündeki o muhteşem gülümsemesiyle bize doğru gelmeye başladığında artık tırnaklarımı geçirmeye başladım Boran'ın eline. "Geçmiş olsun Boran, günlerdir gelmeyince endişelendim Bahoz'a falan soruyorum ama işi var diyip geçiştiriyordu bugün öğrendik olanları." Bu kısımda bana kaydı gözleri kısa bir an. "Çok korktuk hemen gelip bir ziyaret edelim dedik. Yılların dostluğu var." Belki sesini duymadım ama iliklerime kadar hissettim Boran'ın yutkunuşunu ya da zorlukla yutkunamayışını. "İyi etmişsiniz iyi gelin gelin yemeklerde yeni kuruldu." Lalezar annem tüm iyi niyeti ve misafirperverliği ile onu masaya yönlendirmişti ki Boran'ın elinden elimi bir hışımla çektim, Boran bunu engelemek istercesine bana dönerek tekrar tutmak istediğinde ona öyle bir baktım ki kalakaldı. "Keşke gelmeden önce haber verseydiniz ama belki müsait değilizdir misafir ağırlamak için. Görgü kuralarından bu kadar mı müzdaripsiniz?!" Sert sesimle oldukları yere çivilendiler. Asistan kız bana hep ürkekçe bakan biriyken Alev çıkışımla şaşırıp afallamak yerine aksine hoşuna gitmiş gibi dudaklarındaki gülümsemeyi büyüttü. "Kusura bakma lütfen." Dedi mahçup bir ifadeyle. "Ben Boran'ı zaten aramıştım ve ona geçmiş olsunlarımı bir yemekle iletmek istediğimi söylemiştim o da bana buna gerek olmadığını söyledi bende en azından bir çiçek bırakayım diye uğramıştım yemeğe kalmak gibi bir niyetimiz yoktu." Bir iki damla dökse inanacaktım neredeyse. Lalezar annem onaylamayan bakışlar atınca bana kalbim kırıldı anında. "Ne kusuru kızım gelinim öyle demek istemedi bizden çok o sever misafiri." Ona kızım bana gelinim ha? Kesinlikle bugün ya bende sorun vardı ya da etrafımdakilerde. "Yemek yemeden göndermek olmaz ayıptır." Diyen kişi de elbette Gurbet hanımdı. "De hayde ne durursunuz ayakta geçelim masaya millete ayıp olur?" Diye oldukça memnun bir ifadeyle konuşarak böbürlenen de Zaza Ağa'ydı. "Bu adamla aynı sofraya mı oturacağız biz?" Jiyan amcamın sesini kesik kesik duymuştum elbette ailem Zaza Ağa'nın hâlâ konakta olmasını beklemiyordu ama Boran'ın o pisliğin yaptıklarından bir haber olduğunu da anlamış olmalılar ki susmuşlardı. Alev asistanının elindeki çiçek buketini alarak Lalezar anneme uzatarak ona gülümsediğinde onu boğarak öldürmek istedim. Lalezar annem fazlasıyla mutlu bir şekilde onu masaya ilerletirken diğer herkeste arkasından masaya ilerlediler bir kaç kişi dışında kalan herkes Alev ve asistanına ters ters bakarak oturmuşlardı masaya. Hemen şimdi tüm bu ortamdan uzaklaşıp gitmek istiyordum ama gidersem o orospuya gün doğardı kaldı ki burası benim konağımdı gidecek olan oydu ben değil. Boran kurbanlık koyun gibi hemen karşımda duruyordu hâlâ nasıl davranması gerektiğini kestiremiyordu muhtemelen. "Bebeğim." Diyerek elimi tutmak istediğinde yine izin vermeyerek elimi arkama götürdüm. "Dokunma bana!" Dedim dişlerimin arasında. "Bunu yapma." Alayla baktım gözlerine, "Ne yapayım peki? Ya da dur sen şunun cevabını ver onunla telefonda ne diye konuşuyorsun sen? Kim oluyorda seni arayabiliyor ya da senin şahsi numaran o kaltağın telefonun da ne arıyor!" Bağırmamak için üstün çaba harcıyordum ve Boran duyduklarıyla gözlerini kapadı bir kaç saniyeliğine. "Bildiğin gibi değil iş için arıyorlar sandım o çıktı numaramı da Bahoz'dan almış ama ağzına ettim onunda." Bu sefer kolumu tutmak için yaklaşınca elimi kaldırarak durdurdum onu, güldüm hemen sonra samimiyetsizce. "İş içinse sorun yok o zaman dilediğin kadar konuş onunla hem sen bana ne demiştin şirketteyken o sürtük için hah evet, senin isteklerine göre şirket yönetemem ben kabul et ya da etme o buranın çalışanı falan mıydı neydi?" Pişmanlıkla kasılmıştı yüzü. "O gün öfkeli olduğumu biliyordun sana isteyerek demedim onları." "İste veya isteme Boran banane merak etme herhangi hiç bir sorun çıkarmayacağım bugün biricik dostun misafirimiz sonuçta ona en iyi şekilde hizmet etmek hakkımız!" Yanından geçecekken kolumu tutarak kendine çekince diğerlerinin bize kaçamak bakışlar attığını bildiğimde sakin ve mutlu görünmeye çalışarak, "O gördüğün masayı başına geçirmemi istemiyorsan Boran Ağa, bu derece öfkeliylen dokunmaya kalkma bana!" Kolumdaki parmakları anında sıkılaşırken çehresi katılaştı. Koyulaşan irisleri buz mavisi gözlerime darbeler indiriyordu adeta. "Bana Boran Ağa deme!" Dedi tıslarcasına. "Sana istediğimi söylerim şimdi bırak yıllanmış dostunu ağırlayayım." Sert bir nefes verdi, "O benim hiçbir şeyim değil!" "Öyleyse bırak kolumu." Bıkkınca nefes aldı. "Küs kalmayacağımızı söyledin aptalın teki yüzünden aramızı bozamazsın!" "Zaten küs değiliz merak etme!" "O zaman bana böyle bakma hâlâ tam olarak iyileşmedim unuttun mu?" Kaşlarım havalandı taktiği karşısında ama yemezdim. Elini tutarak kolumu geri çektim sakin olmaya çalışarak. "Bana ihtiyacın olduğunu düşünmüyorum artık, hadi gel biricik Alev hanımımızı bekletmeyelim sana çiçek getirmiş kadın o kadar." Onu arkamda bırakıp masaya ilerlediğimde verdiği sesli sert soluklarını işittim. Upuzun bir masa kurulmuştu avluya, masada yok yoktu. Abim, Serkan, Fisun ve Adar üçlüsü hariç tüm aile üyelerimiz buradaydı teyzem de buradaydı ve çok sevdiği babannem ile yan yana oturuyordu. Öte yandan amcam ve babam bariz şekilde Zaza Ağa'dan rahatsız bir biçimde yerlerinde diken üstünde ve ona ters bakışlar atarak oturuyorlardı. Beyimiz masanın bir ucuna paşa gibi oturmuştu. Ben havasını almasını iyi bilirdim ama. Boran da hep olduğu gibi masanın başında yeniden yerini aldığında ben kendi yerimde çaprazındaydım yine. Bir süre sessizlik oluştu ortamda ardından masadaki en büyük kişi olan Zaza Ağa gerinerek yemeği başlatacaktı ki Boran keskin sesiyle araya girdi. "Herkese afiyet olsun buyrun." Diyerek onu yok sayarak bir kez daha rezil etmiş bulundu. Kızaran suratını öfkeyle Bertan Ağa'ya çevirince o sesini çıkarmadan önüne dönmüştü. Elime çatalı mı almış tabağımı didiklerken iştahım kalmamıştı. Günüm güzel başlayıp güzel ilerlemiş fakat kötü bitecekti. Zaten neye şaşırıyorsam. Boran'a bakmasamda benden farksız değildi, o da elindeki kaşıkla yemeğini yiyor gibi yapıyordu. Yukarıda karnım aç diye geziyordu ama şimdi belliki onda da iştah kalmamıştı. Bu onun suçuydu. "Yemekler çok güzel gerçekten ellerinize sağlık Lalezar Hanım." Alev'in sesiyle elimdeki çatalı daha da sıktım. "Afiyet olsun kızım ama pek bir şey yememişsin ki hiç." Allah'ım bu kadın kızım dedikçe çıldırıyordum. Omuzlarından tutup sarsmak ve ona Alev denen sürtüğü sevmemesi gerektiğini haykırmak istiyordum. "Olur mu hiç yiyorum elbette." Derken bile sahte samimiyet dolu ses tellerini koparasım geliyordu. Çatalım ve kaşığımla tabağımdaki butu parçalamaya başladım. Evet normalde çatal bıçak kullanılırdı ama buralarda bıçak gereksiz bir nesneydi sofrada zaten çoğu kişi butu elleriyle yerken bazıları bundan rahatsız olduğundan dolayı kendilerince pratik şekillerde bölüyordu etlerini. O kadar stres ve öfke doluydum ki neredeyse etin anatomisine kadar inecektim şimdi. Tamam, sakinleşmem gerekiyordu sorun yoktu şu an. O geri zekalı masanın neredeyse öteki tarafında oturuyordu. Sakın başını kaldırıpta ona bakma, sakın bakma ve sakin kal. Biliyordum ciddi ciddi sinirlerimi bozmak için gelmişti buraya. "Bak bunlar çok güzeldir Boranımın da en sevdiği yemektir ha." Ellerim duraksarken gözlerimi ağırca Gurbet hanıma doğru çevirdim. Hin bir sırıtışla baktı bana. Gösterdiği yemek masanın ortasındaki içli köftelerdi ki Boran asla yemek seçmez tadı güzelse her şeyi yerdi. Ayrıca Alev'e neydi Boran'ın sevdiği yemekten Allah aşkına. Ciddi anlamda cinnet geçirmem için ellerinden geleni yapıyorlardı. Sakin ol Gece. Çatalı tutan elimin üzerinde Boran'ın elini hissettiğimde elimi geri çekerek zor bela bir lokma attım ağzıma. Lokma ağzımda gittikçe büyüse de çiğnemeye çalıştım. "Aa öyle mi." Diye hayretle çıkmıştı Alev'in sesi hemen ardındanda devam ederek. "Ben kebap seviyor diye zannediyordum. Şirkette hep sipariş ederiz yemekleri ama hiç içli köfte görmedim." Sonra güldü. "Neyse bundan sonra patronumuza özel köfte yapmayı öğrenelim de maaşlarımıza zam alırız belki." Diyerek tekrar güldüğünde Gurbet hanım ve asistanı da ona eşlik etmişlerdi. Neresi komikti şimdi bu dediklerinin? Ayrıca Boran'ın yediklerine bile nasıl bu kadar hakimdi bu kadın. Al bakalım Boran Ağa sana iş dışında bir yanlışını görmediğin kadın. Çatalımı tabağa sertçe geçirerek etleri bölmeye çalışırken, "Ne kadar da aklı başında bir kız maşallah." Diye sesini memnuniyetle yükselten Zaza Ağa'ydı. Sakin ol ve derin nefesler al Gece. Sakin ol. "Sağ olun efendim." Dedi birde incelen sesiyle sürtük. Boran'ın masanın üzerindeki gittikçe sıkılan ve eklemleri beyazlaşmaya başlayan elini görmezden geldim. Zaza Ağa susmayıp, "Sen evli miydin kızım peki?" Diye sorunca baştan aşağı gerildim. Bu sefer yine onlara doğru çevirdim bakışlarımı Alev, Lalezar annemim hemen yanında oturuyor asistanıda onun yanındaydı. Lalezar annem az önceye nazaran şimdi huzursuz ve çatık kaşlarıyla duruyordu ve aile üyelerim de yemeklerini yerken huzursuzca bana bakış atıyorlardı. "Yok efendim henüz hiç evlenmedim." Diyince, Zaza Ağa'nın bakışları Boran'a değdi. Sertçe yutkundum. "Ne güzel maşallah." Dedi. "Leyla, şunları kızına versene seviyor pek maşallah." Lalezar annem gelecek olandan mı korktu bilmem araya girmiş dağıtmaya çalışmıştı havayı. Yengem salata tabağını kendi tarafına doğru çekti gergince. "Gece'm." Boran'ın sessiz seslenişine karşılık vermedim inatla. Bu da onu daha da öfkelendirdi. Bir süre yine sessizce devam etti millet yemeklerine ama bu yine uzun sürmedi. "Ne zaman işe dönersin Boran özledik seni?" Boran içtiği suyu yutamayıp öksürmeye başladı. Gurbet hanım, "Gelin kalkta sırtına vursana yeğenimin ne kadar da umursamazsın." Diyince babaannemin keskin gözleriyle göz göze geldim. Eminim masada olanlar benden çok onu delirtiyordu ve neden müdahelede bulunmadığımı düşünüyordu ama yapmayacaktım dileyen dilediğini söylesindi. Boran da öksürse de bakmadım bile ona. "Gerek yok hala bebek değiliz sırtımıza vurulmasına ihtiyacımız yok!" Dedi sertçe bense tabağıma odaklıydım hâlâ. "Alev Hanım sizde merak etmeyin şirket benim neticede dilersem hiç gelmem özellikle de şu sıralar tek isteğim uzun bir tatil yapmak karımla." Dedikleriyle bedenim ağırca gevşerken gülümsedim ona bakmasamda. Yanağımı okşadı bundan istifade ederek. Tamam bu hamlesi iyiydi. Alev'e kısa bir bakış attığımda zoraki bir gülümseme mevcuttu dudaklarında. "Kızım bi dur önce yemeğini bitir." Leyla yengemin sesi karıştı ortaya. "Baba." Diye yakınan Rona, yengemin kucağından atlayıp iki sandalye yandaki amcama koşunca onu şefkatle alıp oturtmuştu kucağına. Şimdi tam Alev'in karşısındaydı ve ellerinde marul gözleri Alev'den ayırmıyordu. Sevmiş miydi o da onu. Onu da sevmiyorum artık. "Baba bak şeytan, taşlayalım mı?" Rona'nın Alev'i göstererek dedikleriyle amcam kızın ağzını örterken ben kendimi tutamayarak güldüm kısıktan. Alev kıpkırmızı kesildi saçıyla aynı renkte. Yengem ise gururla bakıyordu kızına. "Yok kızım taşlama şeytan kılığına girmiş cin falan çıkar, birde musallat olmasın bize. Aman Allah korusun." Yengemin dedikleriyle ise dudaklarımı ısırdım. "Şaka yapıyorum alınmıyorsun değil mi?" "Yok tabi ki çocuk neticede." Dedi. Gurursuz! O sırada Boran bana doğru eğilmişti elbette, "Yemeği mundar ettin yavrum, bir şeyler ye gözünü seveyim." Cevap vermedim suyumu alıp içtim aksine. Can çekişircesine nefes aldı. "Yapma böyle, geleceğini bilmiyordum üstüne yemin ederim unutmuştum sende biliyorsun günlerdir şirkete gitmiyorum kadın aklıma bile gelmedi ama yemin ederim Bahoz'la konuşmuştum en kısa sürede gönderecekti şimdi beni suçlayamazsın." Kısıktan yaptığı açıklaması hoşuma gitsede bu Alev'in masada olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Şu an tek istediğim ailem buradayken bir rezillik çıkmamasıydı. "Maşallah ne güzel kızınız." Diyince şırfıntı, amcam tek kelime etmeden yengem atılarak, "Öyledir!" Diyerek gözlerini kadına dikti. Tek rahatsız olan ben değildim şükür ki. Rona ise ağzına tıktığı salatıkla boğukça, "Şeytan!!" Diye bağırdı Alev'e. Ben bu kızı yerdim benim tercümanımdı bu. "Ben merak ettim de sizde genelde evlilikler erken yaşta olur acaba Merih bey siz ne zaman evlenmeyi düşünüyorsunuz yani herhangi bir adayınız var mı?" Bu soru Alev'in asistanından gelirken Hevdem'in eli bardağına çarparak devirdi yanlışlıkla. Neyseki bunu çok az kişi farkederken Gurbet tiksinircesine baktı Hevdem'e. Onu asla sevmiyordu ve kimsenin ona inanmayışıda çıldırtıyor olmalıydı. Merih kaşlarını çatmıştı gelen soru karşısında ve ona kalmadan da dedesi girdi söze. "Evlendireceğiz canım hazır onunkisi." Diyince Merih ışık hızıyla döndü dedesine, Hevdem ise kaskatı kesilmişti, gözleri önündeki su bardağından ayrılmıyordu asla. "Benim niye haberim yok dede?" Diyerek sordu Merih kendini zor tutarak. "Şimdi oldu işte." Dedi pişkince, "Bizim akrabalardan Nesibe vardı onun kızı Gülçiçek hanım hanımcıktır tam sana göre." Sonra asistan kıza döndü ve, "Ama gönlün varsa bu oğlanda seni yapalım ne dersin?" Diyince benim bile gözlerim irileşti. Üstelik bu bunak susmayıp Bertan Ağa'nın uyarısına rağmen gülerek devam etti ve Alev'e döndü asistan kız utançla kızarırken. "Seni de Boran'a alırız ayrılmazsınız da sonra birde bu gelinin veremediği torunu da verirsen kucağımıza ne dilersen dile benden." Alev, asistan kız ve dede beyimiz kahkahalar atarken kalan herkes sopa yutmuş gibi birbirlerine ve bana baktı tedirginlikle bense son bir kaç dakikadır olduğu gibi tabağımdaki eti kesmeye çalışırken porselen tabaktan çıkan kulak tırmalayan ses ortama yayılmaya başladı. Ve bu birkaç saniye böyle sürmeden tabağım ortadan çatlayarak parçalara ayrıldı birden. Millet neye ne tepki vereceğine şok olmuştu. Masadan hafifçe geriledim yemek üzerime dökülmesin diye. O saniyelerde babam ve amcam aynı anda hiddetle konuşmuşlardı ki Boran masaya yumruğunu öyle bir geçirdi ki üzerindeki her şey yükselip inmiş gibi oldu. Bense elimdeki çatalla duraksadım, "Böyle bir konunun şakası bile olamaz hele de benim karım üzerinden!" "Deden ciddi değildi ki zaten, sakin ol Boran." Alev anında masumca lafa girdiği an gözlerimi ona çevirdim hızla. "Elbette ciddi değil." Dedim herkesin beklediğinin aksine büyük bir sakinlikle. Güldüm kendimi tutamayarak, "Zaza Ağa bizim büyüğümüzdür ona takılacak değiliz elbette hem derdi geldiğinden beri sensin." Kaşlarını çattı hafifçe. "Ben mi?" "Sen tabi. Sürekli gözleri sende e sende bir susmak ne bilmedin geldiğinden beri buraya anlamadım sanma Boran'a sırf dedesi için yaranmıyor musun? Dedeciğimizde yılların yalnızlığıyla ve senin gibi bir afeti görünce etkilenmemesi zor Boran üzerinden şaka yapması tamamen seni tavlamak istemesinden." Gözleri şokla irice açıldı kadının. Zaza Ağa ise öksürük krizine girdi birden. "Ben diyorum ki seni Zaza Ağa'ya alalım bu kadar torun hasreti çekerken verirsin sen kucağına üç beş tane bebe." Masadakilerden gülüşme sesleri artarken Alev'ciğim bembeyaz kesilmişti. Şaskınlıkla çattım kaşlarımı, "Ama neden gülümsemiyorsun sen, hâlbuki az önce zaten evli olan bir adama yakıştırılırken kahkahalar atıyordun? E tabi bünyene terstir eminim, neticede evli iş ortaklarınla ve günü birlik ayarladığın adamlarla düşüp kalkmak sana daha çok uyuyor." Şimdi kimseden ses çıkmıyordu. "Zevkler işte tartışılmaz öyle değil mi?" "Biz kalksak iyi olur." Asistanın alelacele dediğiyle elimi kaldırarak, "Lütfen durun sohbet ediyoruz canım ne var bunda siz sabahtan beridir konuşunca sorun yoktu ben konuşunca mı rahatsız oldunuz?" Asistan sandalyesine gömülürken Alev gizleyemediği işte şimdi gerçek olan bakışlarını bana dikmişti. Öfke, nefret ve kıskançlık vardı o bakışlarda. "Gelin misafirlerimizle nası-" "Burası Gece'nin konağı ve sende burada misafirsin Zaza Ağa, karımı sorgulamaya sakın kalkma!" Diye kesti en sert sesiyle kocam. Babaannemin memnuniyet dolu bakışları üzerimde hissederken omuzlarımı daha da dikleştirdim. Gülümseyerek herkesin üzerinde gezdirdim bakışlarımı. "Lütfen yemeğimize geri dönelim ve sohbetimize kaldığı yerden." Memnuniyetle dönerlerken bir kez daha gurursuzlukları karşısında midem bulandı bu kadın yüzünden. "Bu arada dede bebek mevzusunu böyle ulu orta açıp dillendirme bir daha çünkü benim zaten bir bebeğim var ve onu büyütmeden yenilerini istemiyorum ben." Boran'ın dediklerini ben bile kavrayamadan o sandalyemin kenarlarından tutarak bir anda kendi yanına çekerek bana döndü hafifçe. "Baksana daha ben yedirmesem yemeğini bile yiyemiyor." Hayır hayır hayır! Bu rezillikti. Mara bile bize gülerek ve bir tık abisine hayranlıkla bakarken Boran ekmeği koparıp kendi tabağındaki yemeğine daldırdı ve çıkarıp benim ağzıma tıktı yumuşakça. O kadar insanın karşısında söyledikleri yetmiyor gibi bu yaptığı hem tüm öfkemi alıp yumusatmış hemde çok utandırmıştı beni. Yine de ağzımdaki lokmayla Alev'e bakarken gözlerindeki hayalkırıklığı, nefret ve kıskançlık öyle tatmin etti ki beni Boran'a karşı çıkmadım. Bu herkese ders olsundu bir daha bana laf çarpmak neymiş anlarlardı. Yahu ben bu adam için onca aşiret ağasına neler etmişim bir tane bunakla, bir tane orospuylamı başa çıkamayacaktım peh! "Boran Ağa," diye seslenince babaannem Boran gözlerini benden çekerek babaanneme bakmak zorunda kaldı. "Buyur Buke Hanım." Babaannem güldü hafifçe sonra Zaza Ağa ve Gurbet'e bir göz attı. "Yokluğunda torunum çok üzüldü ona destek olacaklarda köstek olunca mahvoldu. Diyeceğim odur ki kendini bilmezleri aranıza sokmayın ikinizde benim için değerlisiniz. Allah ayağınıza taş değdirmesin bu vakitten sonra." Çoğu kişiden amin sesi yükselirken bizde amin dedik. "Siz meraklanmayın Buke Hanım ben hayatımdaki tek mucizeme kimsenin dokunmasına izin vermem dokunanlarda er ya da geç hesabını verecekler." Bu kısımda gözleri dedesine kaydı ve adam oturduğu yere gömülmek ister gibi büzüldü. Yemeğimize geri döndüğümüzde bu sefer yemek eşliğinde edilen sohbetler çok daha tatlıydı çünkü gereksiz şahsiyetlerden tek kelime çıkmıyordu. E birde Merih meselesi vardı ki onu istemediği biriyle zaten kimse evlendiremezdi konusu kaynadığı için kendini şanslı saymalıydı. Boran kaşığını pilava daldırıp bana uzatınca onu da yedim. Koskoca masada kimseyi umursamadan benimle ilgilenmesi hanesine bir değil on puan olarak dönmüştü çünkü herkese haddini bildirmişti. O pislik cadıya istediğini vermemişti. Sonrasında ise önümüzdeki tabaklarda ne varsa bolca kendi yemiş fazlasıyla da bana yedirmişti bir ara bu kadar yeterli kendim yiyebilirim desemde asla dinlemeden özenle yedirmeye devam etmişti. Kesinlikle kimseyi umursamadan yoğun bir ilgiyle yaptığı bu hareketi ona çok fena düşmeme neden olmuştu. Elinin üzerindeki tırnak izlerim hafif kanlanmış şekilde gözlerime batarken içim suçlulukla dolmuştu ona zarar vermekten çekinmemiştim ama canımda çok fena sıkılmış ve öfkeyle ona saldırmıştım. Yemeğin sonuna geldiğimizde suyumun tamamını içtim, o sırada masada Alev ve asistanı dışında kimsenin kalmadığını son kalan kisilerin de merdivenlerden yukarı çıktığını farkettim. Lalezar annem sanırım karının sağlam pabuç olmadığını anlamış olmalı ki sofrada ikiliyi bir başlarına bırakıp gitmişti. İyiydi en azından hatasını anlamıştı her önüne gelene bu kadar dost canlısı olmazdı artık. Diljen ve Mizgin abla da ağır ağır masayı toplamaya başlamışlardı. Yeniden Boran'a döndüğümde o hep olduğu gibi bana bakıyordu. Tırnaklarımı geçirdiğim elini tutarak, "Özür dilerim." Dedim. Masadaki iki kişiyi umursamıyordum şimdi. İyice bana döndüğü için karşılıklı duruyorduk bundandır ki yanağımı okşayarak eğildi yüzüme iyice, "Dileme. En başından uyardığında rahatsızlığını dile getirdiğin an uzaklaştırmam gerekiyordu bizden hata benim hak ettim." Evet bir noktada haketmişti ama bu ona zarar vermemi gerektirmezdi. Sesli bir nefes bırakırken kehribarlarının içine baktım buz mavisi gözlerimle, sıkıca tutunmuşlardı birbirlerine. "Karını tanıyor olman gerekirdi öfkelenince ve dahası kıskançlıktan gözüm dönerse neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin Boran." Dudakları duyduklarıyla kıvrıldı iki yana. "Saçma gelebilir ama beni kıskanmam ve bunun için yaptıkların hoşuma gidiyor, tahrik ediyorsun beni." Bu sefer ona inanamazca bakarken güldüm nefeslenir gibi. "Sen hastasın." "Hastan olduğum doğru." Diyince başımı onaylamazca salladım. Kehribarları yoğun ilgisini benden kesmezken elinin tersiyle yanağımda boynuma doğru indi okşayarak tenimi ve bu arka plana atamayacağım kadar dikkatimi dağıtıyordu. Yüzüme iyice yaklaştığında, "O güzel gözlerini benden bir daha mahrum bırakma bu konuda ciddiyim öleceğim sandım." Baş parmağı nabzımı okşadı kalan dört parmağı ise enseme kaymıştı ve beni kendine biraz daha çekti. "Ben sadece sakin kalmaya çalışıyordum yoksa masayı kafana geçirme konusunda ciddiydim." Burnundan güler gibi ses çıkardı. "Geçir, masayı kafama geçir ama bu güzel gözlerini benden bir daha mahrum bırakma." "Bu kadar içerleyeceğini tahmin edemedim." Dedim hafif alayla o ise daha da çekti yüzümü kendine. Şimdi birbirine değiyordu neredeyse dudaklarımız. "Boran." Dedim kısıkça uyararak. O unutmuş muydu bilmem ama o karılar hâlâ burada ve bizi izliyorlardı hissediyordum üstelik Diljen bile bir kere bulaşık almış ve daha yeni mutfağa girmişti. Kız halimize alışkın olduğundan işleri bile ağırdan alıyordu. Tamam, fazla ilerisi olmasa iyi olurdu ayıptı neticede ve her zaman ki gibi Boran'ı ben dizginleyecektim. Gözlerindeki o yoğun ateşi görmek beni afallatırken yine Boran diyecektim ki anlayarak, "Şşhh." Diyerek susturdu beni. "O kadar yemek yedirdim bir öpücük haketmedim mi?" Büyüsüne kapılmama ramak kalmıştı. "Veririm elbette ama etrafta insanlar var." "Bundan banane." Dedi umursamazca. Ensemi sıktı hafifçe, "Hemen şimdi istiyorum öpücüğümü." Diye diretince sanki yedirdiği yemeği öpmezsem geri çıkartacaktı. "Tamam ama kısa ve masum olsun." Gözlerindeki anlık parıltı beni anında pişman etsede artık çok geçti. Aslında bu konuda izin bile almazdı benden ama sonradan burnundan getirmemden korktuğu için formaliteden izin almıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE