75. Bölüm Part:4

3588 Kelimeler
Boynumdaki eli yüzüme kapandı diğer eli gibi, yüzümü avuçları arasına alıp dudaklarıma kapanmadan önce mırıldandı, "Kim kimi sevmiş banane ben sana deli divaneyim." Dudaklarımı ağırca kendi dudaklarına katarak kavradı, gözlerimi kapayıp sadece ana bıraktığımda bayılacak gibi hissettim bedenimdeki bütün hücreler halaya kalkmışlardı kalbim ise ritim değişikliğine gideli çok oluyordu. Yoğun, yumuşak, aşk ve bolca şefkatini hissettiğim öpüşünde ona onun gibi karşılık vermeye çalıştım. Yavaşça öpüşürken bilincimi kaybedip ileri gitmemek için tuttum kendimi aksi takdirde odamıza gitmemiz gereken konularımız olabilirdi. Gömleğinin yakasını sıkı sıkıya tutarken hafifçe ittiğimde geri çekilmesi gerektiğini anlayarak son kez alttan yukarı olacak şekilde dudaklarımı emerek öptükten sonra ağırca geri çekildi. Baş parmağı ile alt dudağımı sildi hafifçe ancak bu harekette çok tahrik ediciydi. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken sanki yeni farkediyormuş gibi masanın diğer ucunda oturan kadınlara döndüm hayretle. "Siz hâlâ burada mıydınız?" Diye sordum. Asistan kız çok sevdiği bir filmi izler gibi hayranlıkla bakarken bize Alev saf haset ve kıskançlık dolu bakışlarını saklama gereği duymuyordu. Onunla gerçekten uğraşırsam neye uğradığını şaşırırdı ama ben ciddi anlamda tiksiniyordum ondan. Bence bu ülkede erkeklerden önce kadınlar kendilerini hemcinslerinden korumalılar çünkü hemcinsleri tarafından aşağılanmayan, hor görülmeyen, zorbalanmayan kadınları bir avuç erkeğin zarar vermesi kadar saçma başka bir şey olamazdı nitekim karşımdaki kadında pislik kategorisinde yer alanlardandı. Evli bir adamı istemek kaçıncı derece bir sürtüklüktü bilmiyorum ama onu annesinden doğduğuna pişman ederdim en kötü en çirkef halimle. Yeter ki durmak yerine devam etmeye kalksın. "Bizde kalkıyorduk aslında." Diye geveledi ağzında yeniden şuh bir gülümsemeyi dudaklarına kondurarak. Gözleri benden kayıp kocamı buldu. "Tekrar geçmiş olsun şirkette görüşürüz Boran seni yeniden çalışırken görmeyi çok özledik." Özledim demesi gerekiyordu aslında ama akıllı kadın derse buradan fırlayıp üzerine atlayacağımı biliyor olmalıydı. "Aslında," diyerek durdurdu ikiliyi Boran. Alev gülen gözlerle bakıyorken kaşıkla oyasım geldi o gözleri. "Ben Bahoz'la konuşmuştum fakat gelişen olaylar yoğun iş temposu yüzünden unutmuş ya da ertelemiş olmalı ancak ben hazır siz buradayken söyleyeyim Alev Hanım." Boran'ın asla resmiyeti bırakmayışı beni mutlu ederken onun bozulmasına neden oluyordu. "Asparşah şirketleri ile ilgili tüm bağlantılarınız koparılmasına karar verdim." Afalladı şokla. "Şirkete gelmenize de gerek yok muhasebeyle konuşurum tazminat ve benzeri durumları halledeceğiz bu konuda rahat olun. Sizinle çalışmak güzeldi," kapıyı gösterdi oturduğu yerden, "Gidebilirsiniz." O sırada Diljen masayı toplamak için döndüğünde sessizce çicekleri geri getirmesini istediğimde hızla mutfağa döndü. "Ama neden?" Alev'in titrek sesiyle yeniden ona baktım. Boran sert ve kendinden emin tavırlarından ödün vermeden çatık kaşları altında konuştu. "Ben şimdiye dek hiçbir çalışanımla aile soframa oturmadım soframa davet ettiklerimde benim için değerli ve önem verdiğim kişiler oldu ancak sizinle resmiyete dayalı tek bir diyaloğumuz olmadan ve davet edilmeden konağıma gelişiniz, soframa oturuşunuz, patronunuz olduğumu unutararak resmiyetide unutuşunuzun yanında birde fütursuz konuşmalarınız da fazlasıyla rahatsız ediciydi. Zaten sizi çıkarmayı uzun zamandır düşünüyorduk ancak bugüne kısmetmiş." Ne yapacağını ne diyeceğini bilemez hâle geldi Alev, gözleri sürekli etrafta dolanıyor kendini zor tutuyordu ağlamamak için ama bana hiç geçmedi bu durum. "Ama ben bu iş için evimi bile buraya taşıdım öylece çıkaramazsınız beni!" Boran umursamaz ve bıkkınlıkla. "Bu beni ilgilendirmiyor sizden böyle bir şeyi kimse istemedi." Diyerek bir insanı çıldırtacak kadar iyi seçiyordu kelimelerini. "Ancak merak etmeyin yaptığınız işlerin hatrına dosyanızda ne kadar iyi bir çalışan olduğunu yazdırırım asistanıma." Bunun üzerine dişlerini birbirine geçirdi bana öfke ve nefretle bakarken ağzını açıpta tek kelime söyleyemedi. Topuklularını taş zemine vura vura kapıya doğru yürümeye başladığında, "Alev Hanım." Diyerek durdurdum onu. Diljen gelince elindeki çiçek buketini alarak ahenkle onlara doğru ilerledim ve gözlerinin içine baka baka çiçeği göğsüne vururcasına verdim sertçe. "Çiçeğinizi de alın." Sinirle güldü, masadan uzak olduğumuz için dediklerimiz anlaşılmazdı bundandır ki Alev gercek yüzünü daha iyi çıkarmak istedi ortaya, "Tipik ev kadını hâlleri, bu şekilde kısıtlamaya devam edersen kocanın başka kucaklara koşması kaçınılmaz olur tatlım. Sonra ağlayıp zırlamanı ben nerede hata yaptım demeni istemem." Yapmacık bir şekilde güldü. Tehditi ise yavaşça bulaştı kanıma. Asistanı bana bakarken yutkunarak koluna dokundu Alev'in. "Gidelim artık bence Alev Hanım." Dedi ancak Alev ateşi söndürülmeden gitmeye niyeti yoktu belliki. Alev'e doğru bir adım atarak iyice yaklaştım ve omzundaki kırmızı saçına parmağıma doladım ağırca, "Senin gibi başkalarının kocalarında gözü olan kaltakların sorunu ne biliyor musun?" Gözleri öfkeyle irileşti. "Sizin gibiler kendilerini ilah gibi görür fakat tek bir erkek tarafından sevilmeyip ruhu okşanmayınca çareyi evli erkeklerde arar sonra macera arayan bir köpek bulup elde edince kendilerini dünyanın en güzel en yıkılmaz kadını sanarlar. Evet sizin gibi sürtükler yuva yıkmayı marifet sananlardansız ama sana bir tavsiye Alevcik, beni iyi araştırman çünkü tehdit edilince neler yaptığımı tahmin bile edemezsin ve rahat durmazsan eğer." Dedim ve bir andan işaret parmağıma doladığım bir tutam saçını çekince o kızıl saçı elimde kaldı. Acıyla çığlık attı çok kısa hemen ardından o ve asistanı elimdeki saça şokla baktı. "Sen-" "Bir daha beni tehdit etmeye kalkarsan kopan tek şey saçın olmaz bunu bil. Şimdi defol konağımdan!" Bağırsam daha az etkili olurdu. Asistanı Alev'i sürüklercesine konaktan çıkarırken Alev'in öfke dolu bakışlarını benden çekmeden gitmişti. Boran onlar gidince gelmesi gerektiğini bilerek yanımda bittiğinde parmaklarımın arasındaki saçı görünce dumura uğradı. Ben ise normal bir şeymiş gibi saçı elimden süpürerek attım yere. "Hiç öyle bakma kocacığım saçları doğal mı diye bakayım dedim elimde kaldı." Onaylamazca salladım başımı iki yana. "Orjinal değil bu kadın her yeri yapma." Diyerek geçmiştim yanından onu daha da şoka sokarak. Aman canım o da beni hâlâ tanıyamadıysa diyecek laf yoktu. 🗝️🔗🗝️ Ertesi gün yorgun kalktım biraz çünkü bizimkilerle vakit geçirmek gece yarısından sonrasını bulunca onları gönderip uyumak geçi bulmuştu. Hafta sonu olduğundan da herkes uyumayı tercih etmiş kahvaltı ertelenmişti bir iki saatlik. Saat on olunca yataktan zor bela çıkarak hazırlanmıştım Boran çalışma odasındaydı ve diğer herkes kahvaltı sofrasına geçiyordu yavaş yavaş. "Sadece konuşsak olmaz mı beni biliyorsun dilediğin her şeyi anlatabilirsin güzelim." Zara'nın odasında bitmiştim hemen çünkü hâli hâl değildi. Durgun ve mutsuzdu. Duştan çıkarken yakalamıştım onu odada. Göz altları uykusuzluktan morarmaya başlamış gibiydi ve bu da meraklanmama neden oluyordu elbette. "Bir şeyim yok yenge endişe etme lütfen şimdi izin ver giyineyim." Dinlemedim bile palavraları. Yanına giderek ellerini tuttum. "Safir ile mi alakalı yoksa? Bir şey mi olmuş adama ama kötü bir şey olsa eminim arar söylerdi Adar." Zara ellerini hızla çekip gözlerini de kaçırarak dolabına ilerlerken, "Yalnız bırak beni yenge Safir ile ilgili değil konu zaten gittiğinden beri konuşmuyoruz bitti demiştim sana." "Öyleyse sorun ne?" "Neyse ne!" Diye yükselmesini beklemezken irkildim. Sesini ilk defa yükseltiyordu bana karşı. "Söylemek istesem söylerim insan gibi size beni rahat bırakın diyorum!" Ağırca yutkundum amacım sadece onu yalnız hissetmemesindendi neticede genç kızdı. İstemiyorsa uzatmaya da gerek yoktu tabi. "Kusura bakma Zara öfkeleneceğini tahmin etmedim." Pişmanlığı yüzüne yansımıştı bile ama kesinlikle ona kırılmamıştım sadece şaşırmıştım o kadar. "Ben hep buralardayım dilediğin zaman gel anlat derdini." Bekledim ama konuşmayınca rahat olsun diye gülümseyerek omzunu sıvazladım ardından çıktım yanından. Herkesin ayrı bir derdi olunca normaldi tabi olanlar. Kahvaltıya geçtiğimizde sessizce başlamıştık ama Zaza Ağa'nın yüzü sirke satıyordu bunda Boran'ın bir etkisi olduğunu düşünüyordum çünkü o ve babasıyla birlikte salonda konuşurlarken görmüştüm. Sanırım gideceklerdi. E bi zahmet çünkü kesinlikle enerjimi emen türden kişilikler oldukları için istemiyordum onları hayatımda. Gurbet hanım sadece bakışlarıyla dürüstçe memnuniyetsizliğini belli ederken Zaza Ağa tam bir şeytandı. Bu düşünce zihnimden geçerken bile ne kadar haklı olduğumu tekrar gösterdi. İnsanların yedikleri lokmayı boğazlarına dizmekten zevk alan bir hali vardı zaten. Bakışları Mara'nın üzerinde gezinirken sinsice gülümsedi. Yaşlı moruk geberdi geberecek haldeyken bile rahat durmak nedir bilmiyordu. Gözlerini bana çevirince sırıtışı büyüdü. Yine ne planlıyordu bunlar. "Kocanı dolduruşa getirerek bizi buradan göndermek niyetindesin ama bil ki burası benim konağımdır torunumda olsa kimse beni yerimden yurdumdan edemez." Gerildim ağırca buna Boran'da dahildi. "Değil mi Bertan?" Bertan Ağa babasına bakarak yutkundu ardından, "Öyledir." Diyince kaşlarım çatıldı. "Baba, bu adamla aynı çatı altında kalmam ben sen ne diyorsun!" Diyerek çıkıştı öfkeyle Boran. Bertan Ağa sırtını dikleştirerek baktı oğluna. "O benim babamdır oğlum yaşlıdır daha fazla eziyet etmene izin vermem sende saygıda kusur etmeyi bırak hepimizin atasıdır ne etse bizi düşündüğünden eder." "Sen ne dediğinin farkında mısın baba!" Diyerek kalktı bir anda öfkeyle ayağa Boran. Onunla birlikte bende kalktım. "Karımı kaçırtıp dövüyor bunun neresi bizi düşündüğünden!" "O konu kapansın artık gelinimizde gidip konakları yakmadı mı?" Bu adam Bertan Ağa olamazdı asla nasıl bu kadar tölarans tanıyabilirdi babasına. Zaza Ağa sırıtışını büyütürken, "Torunum bu kız beni kandırıp o eve tıktı öldürmekle tehdit etti bu hakmı bizim onu cezalandırmamız gerekirken sen baş üstünde tutuyorsun. İyice saygıyı yitirdin örf adetini kaybettin!" Ağzım hayretle açılırken Merih girdi öfkeyle araya. "Buraya gelip sürekli Boran öldü boşuna aramayın diyip diyip kalkıp kıza vurdun yetmedi onu suçladın ne yapmasını bekliyordun tabiki tıkacaktı seni o eve!" Merih'in bir anda öfkeyle dedikleriyle ben ve diğerleri de şokla açıldı gözleri. Zaza Ağa sertçe yutkunurken herkesin bakışları ağırca Boran'a döndü. Boyun damarları genişlemiş çehresi adım adım daha sert bir hâl alırken sordu genzinden boğukça sesiyle. "Bana tekrar ona el kaldırmak gibi bir hata yaptığını söyleme Zaza Ağa." Sesi patlamaya hazır bomba tehlikesinde çıkmıştı. "Vurmak ne kelime abi." Diyerek Mara girdi lafa. "Kadın yataktan zor kalkacak haldeyken odasını bastı, sonra namusuna kadar tonla laf edip tokadı da suratına bastı, Merih olmasa daha da kızışırdı ortam üstelik az önce de Gurbet halamla konuşurken duydum onu, seni benimle tehdit edecekmiş dedem. Olayımı öğrenmiş namus davasına çevirip öldürmekle tehdit edecek seni yalan yok halam desteklemedi asla ama dedem onu da tehdit etmeye kalktı." Ne tepki vereceğimi bilemez hâlde kalakalmıştım. Neydi bu herkesin eteğindeki taşları dökme günü mü? Lanet olsun Vallahi. "Seni geberteceğim!" Diye tısladı Boran ve ne ara gittiğini anlamadan dedesinin üzerine koşarcasıma gitmişti. Herkesten şokla bir çığlık koptu. Sadece bir günüm bile sakin geçemez miydi cidden? Dedendir dediler bakmadı, yaşlıdır dediler dinlemedi. Babası araya girerek ayırmaya kalktı kükrercesine geçti onu da ve arkasını dönüp kaçarken yakaladığı dedesinin yüzüne gömdü kafasını. "Oğlum etme yaşlıdır cahildir bilmez misin eski topraklar böyledir affet çekil." "Ne çekil lan ne çekil!" Diye bağırdı o sıra gerileyerek kaçmaya çalışan yerdeki adamı babasından ve Merih'in tutuşundan kurtularak yakalarını kavradı tekrar. "Sen benim karıma nasıl el kaldırırsın, sana buna bir daha kalkışırsan senin belanı sikerim demedim mi!!" Diye kükrediğinde avlu sesiyle yankılanıyordu. O sıra Haşim abi bile gelip araya girdi Beytullah ile. Boran Zaza Ağa'nın yakalarını asla bırakmadı ama. "Kendi lüksün için torununu kullanmaktan nasıl çekinmezsin nasıl bir piçsin lan sen benim karıma kardeşime dokunabileceksin bende susacağım öyle mi! Senin karşında oğlun Bertan yok her dediğini yapan bir torunun da yok! Ver lan elini hangi elinle yaptın söyle." Diyerek sağ kolunu tutmaya kalkınca çırpınarak kaçmaya çalıştı. "Bertan beni konuşturmak istemiyorsan al ulan oğlunu!" Diye bağırdı o hengamenin içinde. Burada ne demek istediğini kesinlikle anlamasam da Bertan Ağa'yı bir şekilde tehdit ettiğini düşündüm. O sırada Zaza Ağa'dan haykırış koptuğunda ona baktım. Boran sağ kolunu tutmuş sıkarken adamın bileğinin koldan bağımsız sallandığını görünce gözlerim dehşetle açıldı. Adamın bileğinden kırmıştı! Manyaktı bu adam! "Kızım bir şey et kurban olayım öldürecek pisliği sonra daha beter ağırıtacaklar oğlumun başını gözünü seveyim durdur şunu hadi." Lalezar annenin yüzümü tutup kendine zorluk çekmesiyle kendime geldim çok hafif. O an ne kadar haklı olduğunu anladım Boran'ın gözü dönmüştü ve öldürecekti adamı buna izin veremezdik asla. Aklıma gelen tek şey bayılmaktı zira çok fazla zamanımız yoktu çünkü adamın boğazını yarınlar yokmuşcasına sıkıyordu şu an Boran. "Bayılma numarası yapacağım dikkatini dağıttığım an sizde Zaza Ağayı çekip alın." İnanamazca baktı. "Kızım Boran salak değil anlarsa numara yaptığını." Sırtımdan soğuk terler akarken zorlukla gulümsedim. "Yok yok hem tansiyonumun düştüğünü hissediyorum hemde endişelenirse hiçbir şey anlamaz." İtiraz etmek için dudaklarını aralamıştı ki, "Görüşürüz anne." "Ne- Aaahh!" Diye çığlık attı şokla benim kendimi yere öylece bırakışıma. Ciddi manada tansiyonum düşmüştü bu arada ve tüm bedenim karıncalanıyordu tuhaf bir şekilde. "Gece kızım!" Diyerek daha yüksek bir şekilde bağırarak yanıma çöktüğünde etraftaki sesler kesildi bir anda. "Gece!" Bu da Boran'ın sesiydi işte. Saniyeler sonra yanıma hızla çökmüş başımı elleri arasına almıştı. Kurban olduğumun tüm sinir sistemi eror vermişti bugün gerizekalılar yüzünden. İnşallah anlamazdı numara yaptığımı yoksa arada en pis ben kaynardım. "Tansiyonu düştü kızın tansiyonu kaldır oğlum yerden sedirlere götür." Diye karıştı Lalezar annem endişeyle. Aferim sana kadın oyunculuğuda iyiydi maşallah. "Ne sediri anne söyle arabayı getirsinler hastaneye gidiyoruz hemen!" Diye bağırınca gözlerimi korkuyla açmamak için zor tuttum kendimi. "Yavrum aç gözlerini bana bak hadi." Diye seslendi yanağıma hafifçe vurarak. "Bebeğim tamam kavga falan etmeyeceğim daha aç gözlerini hadi." Ya ama öyle ihtiyaçla sesleniyordu ki kanmama az kalmıştı ona. Ama hayır tehlike geçene kadar baygın kalmak zorundaydım. Lalezar annem usta oyunculuğunu konuştururcasına etraftaki sesleri keserek, "Oğlum bayıldı alt tarafı bir şey olmaz, kolonya getirdi kızlar bak." Dedi. Tamam artık hafifçe kıpırdansam iyi olacaktı yoksa Boran'ı kimse ikna edemezdi. O sıra bileklerime kolonya vurularak ovulduğunu ardından burnuma da yaklaştırarak sıçrattı kolonyayı. Ama kahretsin ben kokuların yoğunluğundan nefret ederken kolonyanın yakıcı esansını nasıl dayarsın burnuma. Başlayacağım numarasına da Zazasına da. "Anne yeter tamam!" Boran bağırsa da artık geçti. Burnumun içine kaçan kolonya ile daha fazla dayanamayarak öğürerek doğrulduğum an dizlerim üzerine kalkarak avlunun ortasına kusmaya başladım. Boran hızla saçlarımı toplayıp önümü açarken ben içimde ne var ne yoksa boğulma pahasına kustum sonuna dek. Tamam Allah'ım bir yalan attık diye cezamı böyle kesmene ne gerek vardı? İyi bir amaç uğrunaydı yaptığım numara. "Sevgilim, sakin ol tamam." Sırtımı okşayarak sesiylede beni rahatlatmayı başarmıştı. Belimden tutarak beni oradan uzaklaştırdı Boran. "Hanımağam al iç." Diljen'in uzattığı suyu Boran alıp içirdi bana. O sıra avluda erkeklerden kimsenin olmadığını farkettim kadınlarda kustuğum tarafa bakmayı redderek bana dikmişlerdi gözlerini. Biz bunların canını kurtaralım gördüğümüz manzaraya bak. "iyi misin yavrum." Zorlukla, "İyiyim Boran." Diyebildim. "Ben hiç iyi değilim." Bu ses Renas'a aitti. Kaşlarımı çatarak ona dönmüştük ki ağzını tutarak o da avlunun ortasına kusmaya başladı sonrasında isyan ederek buna dayanamayan Mara takip etti o da kusunca benim yine sesleri yüzünden midem ağzıma geldi ve Boran'ın kucağından atlayarak öz suyumu çıkarırcasına öğürmeye kalktım. Lalezar annem Renas'ı sakinleştirmeye kalkarken kadının yüzü bembeyaz kesildi oda kusmamak için direniyordu muhtemelen. Kalanlar ise hızla buradan kusmamak için uzaklaştıklarında zor bela kendimize geldik üç kusan kişi olarak. İşin bu raddeye gelmesi asla benim suçum değildi. Tam bitti derken yerdeki kusmuklara bakan Boran, "Sizin yapacağınız işe tükereyim!" Diye tısladı ardından koca adam dayanamayıp bizim aksimize toprak alana giderek arkasını döndüğü gibi kusmaya başladı ve onu da annesi takip etti tabi kadın en yakın banyoya koşmayı bizden iyi akıl edebilmişti. Bir kahvaltı sofrası bir insanın burnundan ancak bu kadar gelebilirdi zaten. 🔗🗝️🔗 Sonrasında zor bela kendimize geldiğimizde Mara ile birlikte diğer insanlara eziyet olmasın tekrar kusma senfonisi izlememek için bahçe çeşmesine hortumu takarak avluyu baştan aşağı yıkamıştık. Boran ise babasının dedesini kaçırmasına karşı sinir küpü gibi dolaşıyordu konakta. Onun öfkesine denk düşmemekte en zor şeydi zaten bu hayatta. Akşama kadar her yerde onu arasada Bertan Ağa nereye götürdüyse iyi saklamıştı. İkisinin arasında fazlasıyla soğuk rüzgarlar esiyordu öyle ki babasıyla aynı sofraya bile oturmadı Boran. Bana da daha önce olanları anlatmadığım için kızgın olsa da hakta veriyordu bir yandan bu sebeple sorun yoktu bizim için. Çalısma odasında Merih'le birlikteyken bende bugünün stresini atmak için duşa girmek için hazırlanıyordum. Duşa girerken müzik dinlemek istediğim için dünden beri elime almadığım telefonu makyaj masamın üzerinden alarak açmıştım ki mesajlar ve aramalar arasında bir isim tokat gibi çarptı yüzüme. Dün misafirler falan derken ve zaten telefonla uğraşmayı sevmediğimden kontrol etmezdim genelde ancak ekran kutumda Pare ismini görmek hep olan bir şey değildi benim için. Pare'den mesaj almak çok saçma ve beklenmedik olduğundan merakla ve hızla açtım mesajı. Numaramı çiftliğe gediği gün vermişti bana, doğal olarak kaydetmiştim ama şimdiye dek bir kez olsun konuşmamıştık. Açılan mesaj ile ise tüm dikkatimi ona verdim. Ancak sonrasında olanlar benim elimde değildi. Elimdeki telefona tekrar tekrar bakarken nefes almam gerektiğini beynim hâlâ algılayamıyordu zira şu an büyük bir şok, dumura uğrama, duygu karmaşası içerisindeydi. Tamam hayatım normal ilerlemiyordu bunu bekleyen de yoktu zaten ama en azından bu derece uçuk mu demeliyim ya da fazlasıyla berbat mı bilmiyorum bu kadar bayağı olmamalıydı. Zaza'sıydı Gurbet'iydi derken şimdi birde Pare'si çıkmıştı. Önümdeki mesajı yine ve yine okurken dün atılmış bu mesajı nasıl daha yeni görürdüm dahası bu kadının Boran'ı bulmamdaki payı büyükken nasıl unutabilmişti zihnim onu. Kader miydi bu da? Hayır sadece her şey fazla yoğun ve üzerime gelirken onu unutmam gayet doğaldı. Şimdi ise içimden bir ses çok daha felaket olayların yolda olduğunu fısıldıyordu. Gözlerim Pare'den gelmiş olan mesajı tekrar okudu istemsizce. "Boran'ı bulduğun için teşekkür ederim öyle mutluyum ki bunu iki kelimeye sığdıramam beni dinleyişin ve geri dönmeyişin sana güvenmekte ne kadar doğru yaptığımı tekrar gösterdi. Şimdi senden istediğim şey ise bir öncekinden daha tehlikeli bir olay senden istediğim tek şey fevri davranmaman ve hiç kimseye güvenmeden tek başına hareket etmen özellikle de Boran'a söyleme anlatma benimle ilgili hiçbir şeyi sadece haftalar önce kapımıza koyduğunuz kaza yapan korumadan sana ait olan defteri alman. Ona sana iletmesi için dışı dini kitap kapağı ile kamufle edilmiş bir defter gönderdim yalvarırım vakit kaybetmeden onu bul ve sonuna kadar oku. Sonuna kadar özellikle. O adam sırf defter sana ulaşmasın diye öldürüldü deftere ne oldu bilmiyorum ama bul, yalvarırım bul Gece... Mesajıma geri dönüş yapma sakın telefon benim elimde olmuyor şimdi bile gizlice alarak yazdım sana. Güveniyoruz tek umudumuz sensin..." Dişlerimi birbirine bastırırken, "Biliyordum." Diye mırıldandım. "Bu işin içinde bir iş olduğunu biliyordum!" Bir yanım deli gibi arayıp sormak isterken aptallık ederek özellikle arama ve ulaşmaya kalkma demesine rağmen yapamazdım. Bu kadar aptal değildim ama neler döndüğünü nasıl öğrenecektim ki? "Defter." Diye mırıldandım kendi kendime. Bir kadın bu kadar zahmete giripte bir defteri bana okumam için diretiyorsa bunu neden yapmayacaktım ki? Ne kaybederdim dahası merak duygum arşa çıkmışken asla durmazdım. Boran'a haber vermemem gerekiyordu dahası kimse olmasın diyordu. İçime büyük bir sıkıntı otururken açık kapıdan balkona çıkarak ılık havayı ciğerlerime kadar çektim içime. En azından ufacıkta olsa bir şey bulmadan Boran'a anlatamazdım. Defteri bul diyorsa bulurduk mesajı gayet açıktı, bana yardım et diyordu ve ben buna kayıtsız kalamazdım. Dahası o Pare'ydi son zamanlarda her şeyin altından çıkması beni bir ürkütsede normal olmadığı da aşikardı. Daha fazla zihnimin karışmasına izin vermeden telefonumdan Cahit'in numarasını bulup tuşladım. Kimseye söz etme dese de Cahit olmazsa bu işin altında kolayca kalkamazdım. "Beni iyi dinle." Diyerek başladım söze telefonu açar açmaz. "Buyur hanımım." Diyerek hazırola geçmişti bile. "Boran aylar önce Pare'nin kapısına koruma koymuştu hatta adam kaza geçirdi ve bildiğim kadarıyla hâlâ komada." "Evet biliyorum." "Güzel. Onda bana ait bir defter var dışı dini kitap gibi görünüyor fakat içi normal bir defter onu bana yarın en kısa sürede getirmeni istiyorum şimdi nerede ne olmuş bilmiyorum ama benim için çok önemli Cahit anlıyor musun o defteri mutlaka bul bana ve sakın kimseye bundan bahsetme olabilecek en gizli şekilde yürüt bu işi." Adam duraksasa da, "Olmuş bilin." Diyerek kapatmıştı telefonu. Sonraki gün geçmek ne bilmedi. Onlarca teori geçti aklımdan onlarca kurgu ama hangisi doğru hangisi yanlış bilmiyordum elbette. Boran'a her zaman ki gibi davranarak bir şey çaktırmamaya çalıştım zaten o da dedesi ve olanlar yüzünden beni pek farkedecek şekilde değildi. İşe gitmesi işime geldi üstelik yüzüne bakıpta bir şeyleri gizlemek çok zordu. Uzun süredir kursa da gitmiyordum ve bu gidişle daha zor giderdim çünkü bu kafayla dersleri kaldıramazdım. Sonunda gün akşama doğru evrildiğinde beklediğim telefon geldi. Cahit'le avluda karşı karşıya geldiğimde elindeki poşeti bana uzatınca hemen aldım. "Kaza esnasında arabada ne varsa toplayıp adamın annesine vermişler kadında acısından dolayı eşyaların olduğu torbayı evde bir kenara kaldırmış, ikna etmek kolay olmasa da sizin adınız ve ricanızla alabildim sonunda orada olan tek kitapta buydu içine öylesine göz atınca da emin oldum." Poşetin ağzını açarak içindekine bakıp tekrar kapattım. "Sağ ol Cahit bu çok önemliydi telefonun açık olsun içimden bir his pekte iyi şeyler olmayacağını fısıldıyor bana." Başını sallamakla yetindi merak ettiğin farkındaydım ama önce benim bakmam gerekiyordu bu kitaba. Cahit konaktan çıkarken Boran ve Merih girmişti konağa. Elimdeki poşeti sıkı sıkıya tutarken, "Hoşgeldiniz." Dedim gülümsemeye çalışarak. "Hoşbulduk yengem." Diyerek göz kırparak yukarı çıkmıştı Merih. Boran ise dibimde biterken kolunu belime sararak kendine çekti ve burnunu boynuma eğdi. "Hoşbuldum yavrum." Dedi boğukça. Boynuma derince kokumu soluyarak öpücük bıraktığında tüm stresim yok oldu. "Cahit'i çıkarken gördüm hayırdır?" Diye sorunca yeniden stres oldum. "Bir şey yok Hevdem'de bana ait bir kitap vardı onu getirmesini istemiştim o kadar." Diyerek poşetine attığı bakışlardan kurtardım kendimi. "Hadi gel elini yüzünü yıka biraz rahatla sofra hazır olur birazdan." Neyseki zorlamadan kabul ederek çıktık yukarı, defteri çekmeceme koyup kaldırırken ona bakacak en iyi zamanı kolladım. Akşam yemeğini yedikten sonra genelde babasıyla oturup çay içen Boran onu hâlâ affetmediğinden çayını alıp Merih'le birlikte çalışma odasına girmişti yeniden. Fırsat bu fırsat diyerek hızla kitabı alıp koltuğa çökerek kontrol etmeye başladım. Kapağını çevirip açtığımda ilk sayfalar kitabın sayfalarıyken sonradan ortadaki sayfaları muhtemelen yırtarak yerine normal defter sayfaları yerleştirerek yapıştırmıştı. Doğrusu zekiceydi. Ve ilk sayfada durunca boğazımdan derin bir yutkunma geçti. Hiçbir şey ama hiçbir şey bilindiği gibi değildi dahası tahmin edilir gibi de değildi. Bir saatte okunacak sayfaları duraksaya duraksaya sindire sindire gerçekliğini sorgulaya sorgulaya iki saatte zor bela bitirdim. Boran odaya girene kadarda kendimi zorlukla toparladım. Ya da hayır toparlayamadım. Allah kahretsin ki yakıp yıkmak kan dökmek istiyordum ben! Ama susmak zorunda olduğumu da biliyordum. En azından şimdilik... Sadece yarına kadar en azından. Ellerim titriyordu kitabı çekmeceye geri sokarken sonrasında üzerimi değiştirip yatağa girerken bile kendimde değildim. "Bebeğim senin neyin var?" Boran'ın sorusuyla sertçe yutkunarak çıplak göğsüne sığındım hemen sonrasında kendimi sıkmayı bırakarak içim çıkana dek ağlamaya başladım. Bu onu korkutsa da elimden gelen bir şey yoktu. Dayanmak zordu, beklemek zordu. Tüm okuduklarımdan sonra Pare'yi çekip çıkarmak istiyordum o cehennemden o kadını ve biricik yeğenimi almak istiyordum kollarıma sıkıca sarılmak istiyordum. Boran endişelenip ne sorarsa cevapsız kalıyordu. Benden uzaklaşmasına izin vermeyip göğsüne daha sıkı sarıldım sonrasında hıçkıra hıçkıra uykuya daldım çok sürmeden. Devran Jir Riva benim biricik yeğenim ufacık bebeğim abimin haberinin bile olmadığı oğlu. Gün doğacaktı, doğacaktı ama öyle bir doğacaktı ki batana kadar taş üzerinde taş bırakmayacak o çocuğu bulacaktım. Buna sebep olanlarla aynı masaya oturmak midemi kaldırsa da oturacaktım ama bu uzun sürmeyecekti elbette. •••••••Bölüm Sonu•••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE