"Çözülmüş Düğümler"
Ağlayarak uyuduğum için başım hafiften ağrıyordu gözlerimin ise balon gibi şiştiğini hissediyordum.
O kadar çok düşünce kol geziyordu ki beynimde şimdi ne yapacağımı kestiremiyordum. Tüm bu yaşadıklarım gerçek miydi inanamıyordum.
Uyanalı bir kaç dakika olmuştu ama gözlerimi açmaya mecalim olduğu söylenemezdi oysa yapmam gereken bir sürü şey vardı.
Birilerinin cezasını ödetmek gibi...
Saçlarımda yumuşak dokunuşlarla gezen parmaklar, alnıma değen arada ufak öpücükler bırakan dudaklar beni daha da duygusallaştırıyordu. Boran benden önce uyanmış olmalıydı, yataktan kalkmak yerine beni kollarında tutmaya devam etmişti. Sıcak kollarında olmak şu kokusunun derinlerime kadar solumak öyle iyi hissettiriyordu ki. Daha da sokulup beline iyice sarılınca kollarını sıkılaştırarak karşılık verdi bana.
Sıkıntılı olduğunu hissedebiliyordum. Ne diyecektim onu bilmiyordum ona kardeşi hakkında olan biteni anlatsam neler olur çok iyi biliyordum ama anlatamamakta çok zoruma gidiyordu.
"Bebeğim." Diye seslendi sıcak bir sesle. Uyanık olduğumu biliyor bilerek gözlerimi açmadığımın da farkındaydı. Zorlukla yutkundum. Eli bel boşluğuma, oradan sırtıma kayarak rahatlatıcı bir şekilde okşamaya başladı. Derince kokladım onun kokusunu. Sevdiğim adam olduğu için mi bilmiyorum tıpkı onun benim kokuma dayanamadığı gibi dayanamıyordum bende ona.
"Günüm ne zaman ayacak acaba?" Diye konuştu nefesi saçlarıma vururken. Öpücük bıraktı başıma derin bir iç çekerek, "Sanırım evrenin tek güzeller güzeli kadını o iç yakan mavilerini açıp gözlerime bakınca." Derin bir nefes aldım sözleri karşısında. Her defasında iyi ki demekten de alamıyordum kendimi ve her defasında hastanede suçsuz yere kalbini kırdığım için canım daha çok yanıyordu. Kendimi affedemiyordum bu konuda.
Gözlerimi ağırca araladım ve hafifçe başımı geri çekerek ona kaldırınca kehribarlarıyla karşılaştım. Oldukça içli bir soluk çekti gözlerime bakarken. "Günaydın." Dedim hafifçe gülümseyerek. Yanağımı okşadı elinin tersiyle ardından alnını alnıma yasladı, "Günüm şimdi aydı işte."
Kolum hala beline sarılı olduğundan bedenimi iyice gerinirken ona yasladım. "Bu kadar erken uyanma sebebin ne, göz altların morarmış." Diye sordum.
"Uyanmadım." Diyince kaşlarımı çattım. "Çünkü hiç uyumadım."
"Ne?" Dedim anında ondan uzaklaşıp doğrularak. O da benim gibi doğruldu yataktan, saçlarını karıştırdı ardında gerildi gergince. "Ne duyduysan o yavrum. Uyumadım, uyuyamadım."
"İyi ama neden? Başın mı ağrıyordu migrenin mi tuttu yoksa yine?" Diye sorarken yaklaştım hemen ona ve ellerimi şakaklarına yasladım. "Neden uyandırmadın ki beni, ilaçlarını aldın mı bari?" Bileklerimden tutarak kucağına indirdi. "Ağrım falan yoktu Gece." Derken ciddileşmişti. "Sen kollarımda ağlayarak uykuya daldın farkında mısın? Hem de hıçkıra hıçkıra ben senin şimdiye kadar böyle ağladığın çok az ana şahit oldum ve çok iyi biliyorum ki canın fena hâlde yanmıştı. Benden rahatça uyumamı nasıl beklersin?" Sert bir soluk aldı. "Şimdi bana buna neyin neden olduğunu anlat hemen, yoksa kendimi daha fazla sakin tutabileceğime inanmıyorum."
Kendimi çok pis köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Asla ama asla konuşamazdım, anlatamazdım ona. Biliyordum çünkü ben bile yerimde zor dururken Boran'ı asla zaptedemezdim. Gözlerimi kaçırırken sıkıntıyla nefes aldım. Ellerimi ovuşturdum stresle. Allah'ım bu adam niye böyleydi ki? Ben o uyumuş zannederken sırf ağladığım için gözüne uyku girmemişti. Şimdi nasıl kaçacaktım ondan ve sorularından.
Boğazımda ağrılı bir yumru peyda olmuştu ve istesemde konuşamazdım her an yine hıçkıra hıçkıra ağlamam an meselesiydi.
Çenemi yumuşakça tutarak kendi yüzüne kaldırınca dişlerini birbirine bastırdı çenesi kasılmıştı. "Gözlerin yine doldu, söyle hadi Gece gidip konağı komple elden geçireyim mi istiyorsun!" Yüzümü avuçladı. "Hadi yavrum anlat canını sıkan ne söyle yalvarırım." Sertçe yutkundum bir kaç damla yaş akmıştı bile yanaklarıma ve bu da onun canını daha da sıkmış çaresiz hissetmesine bile neden olmuştu.
Geri çekilmek istediğimde izin vermeyerek dudaklarını alnıma bastırdı, "Anlat bana yavrum, ne böyle kurban olduğum canını yakan?"
"Boran yapma şöyle." Dedim geri çekilmek isteyerek çünkü beni daha fazla ağlatmaya neden olurdu bu. Sinirlenerek ellerini çeksede uzaklaşmadı.
"Asıl sen yapma Gece. Sen yapma bunu." Dedi ellerini saçlarına geçirerek. Kendini zorlukla dizginliyordu. Dayanamadım ve kucağına çıkarak oturdum yan bir şekilde ardından kollarımı beline sarıp yüzümü boyun girintisine sakladım. Beklemeden kollarını bana dolamıştı bile.
"Sadece yanımda olsan olmaz mı iyi olmamı istiyorsan yanımda ol Boran tek ihtiyacım olan bu." Boğuk sesim tenine sıcak bir şekilde çarptı.
Oldukça derin bir iç çekti öyle ki göğsü yükselip indi. "Ah Gece'm Ah." Dedi dertli dertli. Daha çok sokuldum saklanmak ister gibi bedenine. Bir eli saçlarımı okşamaya başladı ağır ağır. "Ben sen ne yaparsan yap daima yanında olurum zaten bunu istemen bile o kadar saçma ki." Bilmez miydim bilirdim tabi ama duymakta isterdim.
Başımı boynundan hafifçe çıkarıp yüzüne baktım eli yanağımdayken, "Peki bir adam öldürsem bile benim yanımda olur musun gerçekten?" Kaşlarını çattı hızla.
"Bensiz öldürdüğün için büyük sıkıntı çıkarırım önce hem de cinsiyeti erkek olan birini öldürdüğün için seni cezalandıradabilirim ama hemen sonra o piç için mezarı da kendi ellerimle kazarım." Diye ciddiyetle konuşunca gözlerim irileşti inanamazca. O da bunu farkedince, "Bakma öyle haksız bile olsan ben daima karımdan yana olurum."
İstemsizce gülmeye başlayınca saatler sonra nefes aldığını hissettim. Gülüşüm onu bir nebze de olsa rahatlatmış olmalıydı. Uzanarak yanağına bastırdım sıkıca dudaklarımı. "Seni aşırı derecede çok seviyorum." Diye fısıldadım kulağına doğru. Birden bire çiçekler açıyordu kalbimde, karnımda kasılmalar, boğazımda tatlı yanmalar oluşuyordu ona karşı, aşkım içime sığmıyordu.
Başını hafif geri çekerek gözlerime baktı, "Beni seviyorsun ama derdini paylaşmıyorsun." Sitemine karşın yine sessizleşince bu onu öfkelendirdi bu sebeple sert bir soluk verdi. Ben bağıracağını düşünürken tam tersine sakin bir şekilde. "Şimdilik seni zorlamayacağım bu konuda ama ne olursa olsun bana geleceğini bil, olur mu sevgilim?" Yine ve yine gözlerim dolunca başımı salladım hızla ve bu sefer dudaklarına bastırdım dudaklarımı. Sıcak hareketlerle karşıladı beni dudakları.
Derin ve yoğun bir öpüşme faslını yavaşça çekilip alnını alnıma yaslayarak bitirdi. "Hazırlan." Dedi kısıkça. "Seni kahvaltıya götüreyim sonrada tüm gün gezelim uzaklaşalım konaktan bu süre zarfında halamda gitmiş olur konaktan zaten gidecekti bugün." Canımı sıkanın halası olduğunu sanıyordu ama yemin ederim o kadın öğrendiklerimden sonra Asparşah aşiretinin en iyi kadını sayılırdı. Zaten en başından beri de dediğim gibi iki yüzlü bir kadın değildi derdi kiminleyse açık ediyor yalandan yüzüne gülmüyordu. Can sıkıcı hamleleri olsa bile bu kesinlikle normal denilecek kadar zararsızdı, gördüklerimden sonra.
Bir elimle sakallı yanağını okşarken diğer elimi ensesinden saçlarına çıkararak okşadım. "Olur gidelim kahvaltı için ama sonra konağa getir beni, işe gitmen gerektiğini biliyorum, zaten bende günümü evde ve resim odamda geçirmek istiyorum."
"Yavrum hâlâ anlayamadın mı? İşlerim senden önemli değil asla!"
"Biliyorum." Sesli bir nefes aldım. Bir şekilde yalnız kalmak zorundaydım o varken kendi işlerimi nasıl halledecektim yoksa. "Evde kalmak istiyorum Boran, gezme havamda değilim lütfen." Sakin kalmak için gözlerini yumdu kısa bir an sonra ise daha fazla bana karşı gelemeyeceğini anlayınca başını sallamakla yetindi. "Tamam yavrum buna da tamam."
Sonrasında ikimizde sessiz sakin hazırlandık kahvaltı için. Sinirlerimi zaptetmek hayatımda ilk defa beni zorlarken içimden sürekli herkes ama herkes bu işin içinde olan herkes bunun bedelini ödeyecek, diyerek kendimi telkin ediyordum. Nitekim öyle de olacaktı. Konakta henüz kimse pek uyanmamışken çıkmıştık, manzarası en güzelinden bir mekana gittiğimizde sabah olanlar hakkında konuşmadık ikimizde. Pek olmasa da ona hissettirmemek için iyi rolü kestim. Ne kadar olduysa artık.
Ve sonunda konağa beni geri getirdiğinde Boran bırakmak istemese de yine zorlayarak göndermiştim. Konağa girdiğimde millet henüz yeni yeni kalkıyordu masadan ve içimde yükselen o acı öfke dolu hisle patlamamak için başımı çevirip merdivenlere doğru yürüdüm. Tek kelime etmeden onları binevi görmezden gelişim eminim hepsini afallatmış olmalıydı fakat umrumda değildi. Resim odama girip kapıyı sıkıca kapattıktan sonra telefonumu kulağıma yasladım numaraya basar basmaz.
"Hanımağam buyur." Derken ki merakını sesinden fazlasıyla işittim.
"Müsait misin? Kimsenin seni duymayacağı bir yere geç." Dedim net bir tavırla. Bu süre boyunca sesimi fazla yükseltmiyordum ama zaten bu oda yalıtımı ve kapının kalınlığı nedeniyle sesi net çıkarmazdı dışarı.
"Müsaitim buyur hanımım." Diyince çok derin bir nefes aldım söyleyeceklerimi toplamak istercesine.
"Hatırlıyor musun sana çok önceden bu Güneş ve ailesini araştır demiştim ve sende araştırıp bana gelmiş bildiklerini söylemiştin."
Kısa bir an duraksadı, "Öyle hanımım." Dedi.
"Cahit!" Diye sesim yükselecek gibi olsa da sakin kalmak için tuttum kendimi zorlukla. Öfkemi pekâlâ hissetmişti. "Öyleyse o Kadir puştunun bir metresi olduğunu nasıl bilmezsin sen!" Diye konuştum öfkeyle. Sesi kesildi. "Böyle bir şeyi gözden nasıl kaçırabilirsin sen ben sana güvenip yardım isterken sen nasıl böyle beceriksizce hareket edebilirsin! Senin yüzünden masum bir bebek ve bir kadın aylardır neler çekiyor biliyor musun?!" Kesinlikle zorlukla bastırdığım öfkem belkide haketmeyen kişiler üzerinden çıkıyordu bilemiyorum.
"Ben yemin ederim bilmiyorum ama eminim ki onları takip ettiğim sıra asla böyle bir şey olmadı hiçbir açık vermedi belki takibi uzatsam farkederdim ama siz dediniz artık takip etmeyin diye."
"Bana sakın kendini savunmaya kalkma Cahit!"
Hızla konuştu tavrıma karşın,
"Hanımağam yemin ederim dikkatli davranmıştım, o adamın bir sevgilisi nasıl olur bilmiyorum dışarıdaki insanlar o ve ailesinden hep güzelliklerle bahsediyorlar, namuslu ve serefli diy-"
"Soyunu sopunu şerefini si-" son anda dizginledim kendimi dişlerimi sıkarak. Titreyen elimi saçlarımdan geçirerek başımı ovdum. "Sen bana ihanet mi ediyorsun Cahit?" Diye sordum alçalttığım sesimle. "Söyle sakın çekinme kaç paraya sattın şerefini!"
"Hanımağam." Derken kısılmışti sesi, ardından sertçe yutkunduğunu hissettim. "Ben bir söz verdim size namusum ve şerefim üzerine eğer ki bir şüpheniz varsa... Hemen bitireyim kendi işimi size kalmasına izin dahi vermem."
Telefonu kulağımdan indirdim. Tamam sakin olmalıydım. Bunu kaç kere dile getirdim bilmiyorum ama yapmalıydım öfkemi dizginlemezsen bir halt edemezdim, sonuçta Pare boşuna bana ulaşmaya çalışmamıştı değil mi?
Ah bir de son kez umut edip defteri bana ulaştırmak isterken eminim ki o korumanın kazasında bir iş olduğuna da emindim. Kadir iti bir şekilde anlamış ve yakalamış olmalıydı ki bu defter tam da adamın eline geçtiği gün bana ulaştırılmadan ortadan kaldırılmaya çalışılmıştı ve dahası okuduklarıma göre bir çıkarım yapmam gerekirse o Kadir köpeği bununla yetinmezdi bu sebeple abimin yaralanması ve zehirlenmesinde bir parmağı olduğuna emindim. Hislerim bu yönde oldukça kuvvetliydi zaten o pislik tek başına bunca işi yapamazdı korumamıza kaza süsü vererek kaldırtmak ona özel adam tutmak derken birileri ardını iyi temizliyordu ki bizden kurtulabiliyor ve sıyrılıyordu işten. Yani bu pislikler Omurgasız'la iş birliği içinde olabilirdi.
Ellerimi yumruk yaptım.
Pare'yi o pisliğin elinden alınca tüm bunlara bir açıklık gelecekti zaten ah, işte o zaman zevkle teslim edecektim Boran'ın eline nasılsa o işkence etmeyi acı çektirmeyi en iyi şekilde yapardı.
Her şeyden önce hepimizin elini bağlayan küçük bebeğimizi kurtarmalıydık ama. O tüm bunların kilit noktasındaydı ve tüm bu acılara onun için katlanmıştı o kadın, istediği tek şey bir kez olsun kokusunu alamadığı evladının sağ salim bir şekilde kurtulmasıydı.
Bu sefer daha dingin bir ifadeyle yasladım telefonu kulağıma. "İşin ucunda günahsız masum bir melek var Cahit ve benim senden başka güveneceğim kimse yok." Sesim oldukça çaresizlik doluydu şimdi. "Özür dilerim affet."
"Hanımağam." Derken ki sesi oldukça ciddiydi. Benden daha iyi durum yönettiği kesindi, onca laf etmiştim ama o beni en iyi tanıyan kişiydi aslında. "Kollarımda ölen kız kardeşimin kanı üzerine yemin ettim ben sizin için. Size ihanet edeceğime ölmeyi yeğlerim bunu biliyorsunuz bundandır ki alınmam ben size canını ver de veririm." Acı bir tebessüm oturdu dudaklarıma. Cahit benim için ciddi anlamda en sadık dosttu, ben onun yanında duygularımı gizlemezdim çünkü o sorgulamazdı ne yapalım istiyorsunuz diye sorardı ve ne desem yapardı. Onun için kardeş olmak isterdim fakat o beni daima en başından beri hanımağası olarak kabul etmiş öyle görmüştü. Belki de onun lisanında hanımağa demek kardeş demekti bilemem.
"O zaman yine kardeşin üzerine yemin et Cahit." Derken sesim net çıksa da gözlerim dolmuş irili taneler düşmüştü bile yanağıma. "Bana yeğenimi bul ve getir senden başka bir şey istemem." Hiç beklemeden sorgulamadan, "Kardeşimin kanı üzerine yemin ederim ki onu bulup size getirmek için canımı koyacağım gerekirse, bana olanı biteni anlatın yeter." Bir gülümseme yayıldı dudaklarıma şimdi.
Yaşımdan ötürü tavırlarım ve yaşadıklarım absürt ve doğru gelmiyor olabilirdi ama doğruydu. Bende çok genç yaşta hatta çocukluğunu bile yaşayamadan büyüyenlerdendim.
Babaannemin yanına gittiğim bir yaz tatilinde henüz on beşime yeni girdiğim vakitlerdi o zaman. Cahit'in babası oldukça tehlikeli tefecilere borçluydu, aldığı parayı yemiş bitirmiş sonra ardına bakmadan kaçıp gitmişti. Bizim sokağın başında otururlardı o vakitler ben bilmezdim tabi. Cahit gurbete gider çalışırdı, bir kardeşi vardı ve kızdı henüz on dört yaşındaydı. O gün tefeciler eve yeniden baskın yaptığı vakit hepsini hazırlıksız yakalamış ve bunlardan haberi bile olmayan Cahit'i öldüresiye dövmüştü bir araba dolusu adam. En beteri keşke bu olsaymış ama, topraklarımızdan bile olmayan ne idüğü belirsiz elin gavur adamı iki kuruş parasını alamadı diye hesabı henüz on dört yaşındaki bir kızdan kesmeye kalkmıştı. Sabahın kör vakti evin içinde olanları dışarıdaki tek tük evinde olan millet nereden duysun ki değil mi? Ancak biri duyuyordu işte ve o biri de bir kadın olarak en yakın bize gelip sığınıp yardım istiyordu. Babaannem hayvanların yanında olduğundan tek muhattap bendim kadın için ve o bunu yadırgamamıştı bende yadırgamamıştım ilk değildi ki, bizden hep yardım isterlerdi ve ben o gün nenem yüzümden belimde şalvar ayaklarımda botlar üzerimde benden bol gömlekle saçlarımı koştuğum için savura savura kadının söylediği eve gitmiştim. Hemen ardımdan gelen iki çalışan adamımızda peşimden gelmişti. Biliyorlardı ki zarar görsem nenem yaşatmazdı onları.
Eve girdiğimizde yedi silahlı adama karşı zor duruma girsekte Cahit'i ağır yaralı annesini kıl payı bir tecavüz girişiminden alırken kız kardeşi için aynı şeyi söyleyemezdik. Üstelik bu süre boyunca kendimizi de epey tehlikeye atmıştık. O pislikleri sağ bırakıp Cahit'e bırakmıştık o gün kız kardeşi gördüğü şiddet ve malesef tecavüze uğradığı için zayıf bedeni bunu kaldıramamış abisinin kollarında vermişti son nefesini. Annesi sonradan yatalak olmuş Cahit de ölen kız kardeşinin yasını bile tutamadan annesine yetişmeye kalkmıştı ve o gün geç kalsam bile bana sadakat yemini etmişti Cahit. Annesi için can borcum var diyip üstüne o pisliklere istediği cezayı kesmesine izin verdim diyeydi bu yaptığı. Ben hâlâ o kızı unutamazken bana daima yoldaş olmuş bir adamı ihanetle suçlayamazdım asla.
Şimdiye geri döndüğümde Cahit'e Pare hakkında öğrendiklerimi ve süphelerimi tek tek anlatmış ve yanında yapmasını istediklerimi de anlatmıştım. Olayı bana göre daha iyi kavrayabilen biri olduğundan dediklerimi anında idrak edebilmişti. "Sevgilisinin numarasını araştıracağım ve kim olduğunu akşama kadar öğrenmek için elimden geleni yapacağım yine de bu kadar dikkatlilerken bir açık bulabilir miyiz emin değilim o yüzden ikinci telefonunu bulmak bizi istediklerimize daha hızlı ulaştırır."
Sıkıntıyla soludum. "Evinde değil telefon, Pare asla bulamadığını ve yüksek ihtimalle kahvesinde bulunduğundan şüphelendiğini söylemiş."
"O zaman bu gece kahvesine girerim bende gizliden, şayet telefonu bulursak şans bizden yana." Diyince onu sessizce onayladım. Öyle ya da böyle bir şekilde o sürtük her kimse bulacaktık! Her şeyden ve herkesten haberi olan bu kadın her kimse elime geçecekti işte o zaman gazabımdan korksundu.
🔗🗝️🔗
Zara Asparşah'tan
İnsanlara her zaman bir zararım olmazdı olanlar ise hak etmişlerdi genelde.
Ancak bu kaderimin bir getirisi miydi yoksa tamamiyle talihsizliğimin nedeni miydi bilmiyorum tek bildiğim çok fena boka batmıştım.
Son günlerde özellikle de abim kaçırıldığı zamanlarda sürekli karşıma çıkıp, mesajlar atıp arayarak beni alenen taciz eden bir sapıkla uğraşmayı bünyem artık kaldırmıyordu. Öyle ki acım yüzünden bana samimiyetle yaklaşanları öfkeyle kırarak uzaklaştırıyordum kendimden. Bu canımı daha çok yakıyordu.
Haftaya üniversite sınavı olduğundan dolayı okul tarafından derslerimize yoğunlaşıp rahatça çalışalım diye bu hafta okul yoktu bize. Gel gör ki kalemi bile elime alacak dermanım yoktu. Kahvaltıya bile sırf üzerime gelip beni bunaltmasınlar diye inmiş tek kelime etmemiştim kimseye. Abim ve Gece yengem yoktu, muhtemelen abim onu kahvaltı için götürmüştü erkenden zaten babamla araları bu derece bozukken de aynı sofraya oturmalarını beklemiyordum.
Yengem konağa geldiğinde ise tuhaf bir şekilde bize öfkeyle bir bakış atarak odasına çıkmıştı. Bir yanım deli gibi ona sığınmamı söylerken diğer yanım aptallık etme işin ucunda ölümler var diyordu.
Allah aşkına on sekizime daha yeni girmişken bunları neden yaşıyordum ki? Yatağımda iyice büzülüp ağladım yine sessizce zaten elimden gelen başka bir şey yoktu ki! Nefret ediyordum buna sebep olan herkesten! En çokta Safir Noyan'dan. O piç herifi gördüğüm, aşık olduğum güne lanet olsun! En çok nefret ettiklerim listesinde başı ikinci sırada çekiyordu kesinlikle.
Ve yine bir mesaj sesi gelince telefonumdan gözlerimi sıkı sıkıya kapattım. Bakmak istemiyordum ama bakmak zorundaydım. O bir psikopattı.
Telefonu başıma kadar çektiğim örtünün altına sokarak açtığımda ışığı gözlerimi acıtsa da açtım mesaj kutusunu.
'Okulun oradaki arazide bekliyorum seni meleğim gel... Özledim seni.'
Acıyla kasıldım sonra hızla gezdirdim parmaklarımı klavyede.
'Gelemem! Abim tek bırakmıyor dışarı lütfen git!'
Çok geçmeden geldi cevap.
'Gün batmadan saat beşte burada olmazsan eğer yapacaklarımı biliyorsun Zara, beni öfkelendirmek istemezsin öyle değil mi?'
Duraksayınca bir mesaj daha geldi. Sertçe yutkundum.
'Bana karşı koymamayı sana öğrettiğimi sanıyordum fakat yanılmışım bugün gelince tekrar göstermek için çok heyecanlıyım... Beni bekletme Meleğim.'
Bir şey netti bu hayatta, zaafın varsa kaybetmeye mahkumsun.
Bir cevap yazmadan yatağa öfkeyle indirdim telefonu. Elimi kolumu bağlayabildiğine istediklerini yaptırdığına inanamıyordum. Onun o iğrenç kalbini ellerimle sökmek için çıldırırken yapamamak kadar zoruma giden bir şey yoktu.
Her şey tamda Boran abimin bulunmasından bir gün önce gelişmişti.
Konakta kimsenin durumu iyi değildi özellikle de yengemin.
Bu durumda okula gelip ders işlemek çok mantıksızdı zira abim ortada yoktu ve kimin kaçırdığını bilmediğimiz gibi onu için deli gibi korkuyordum. Onu da Melkan abim gibi kaybetmeye dayanamazdık. Kardeş acısı çok kötü bir histi. Hâlâ daha Melkan abimle olan anılarımı hatırlar gözlerim dolardı ve şimdi aynı şey Boran abime olursa ayağa kalkabileceğimize bile inancım yoktu. Dünya o kadar tuhaf bir yerdi ki yaşayamam deseniz bile mecbur kalıyor sevdiklerinizin acısına alışıyordunuz zamanla.
Ben Boran abimi kaybetmek istemiyordum.
Okula gelip devam etmem zordu ve zaten iki hafta sonra üniversite sınavı vardı bu sebeple çoğu öğrencinin yaptığı gibi gelip izin raporunu imzalamam gerekiyordu aksi halde devamsızlıklarım sorun yaşatırdı bana. Abim ortada yokken bunu düşünmek zoruma gitse de üst üste arayan okul ve Hevdem sebebiyle mecburen gelmiştim zaten raporu imzalayıp izni aldıktan sonra eve gidip ders çalışacak değildim o kafa asla yoktu.
Okuldan çıktığımda sarsak adımlarla ilerlerken birden karşıma çıkan siyah takım elbiseli iki adamla duraksarken yanlarından kayıp geçmek istediğimde bilerek önümü kesmişlerdi. Korku anında bedenimi sararken bana tehlikeli ifadelerle bakan adamları es geçip hızla arkamı döndüğüm an iki adamla daha karşılaştım.
O an korkuyla dehşet derecede sarsılsamda ileri atılarak etrafımı çevrelemeden koşmaya başladım fakat henüz bir kaç adım atmıştım ki bu sefer önümü kesen adamla gözlerim dehşetle irileşti. Siyah parlak rugan ayakkabıları ekose desenlerle çevrili bir takım elbise ve gözlerim daha da yukarı çıktı. Keskin bir çehre, sinsi parıltılarla çevrili bir çift göz.
Keşke yanıma bir kaç adam alarak çıksaydım ne kadar aptaldım böyle. Abim kaçırılmışken böyle tedbirsiz davranmak benim mallığımdı.
"Sen!" Dedim öfke ve hayretle. "Ne cüretle yolumu kesersin!" Diye yükselen sesimle bir adım atarak bana yaklaştı. "Şşht. Sesine dikkat boğazın ağrısın istemem Zara sen benim için kıymetlisin biliyorsun."
"Sende benim için klozette sifona bastıkça gitmeyen o kalıntı parçasısın Derzan Ağa!" Diye öfkeyle bağırınca keyifli ifadesi silindi ve yerini öfke yer aldı.
Bir anda kollarımı iki yandan tutan adamlarla deli gibi çırpınmaya başlasam da işe yaramazken Derzan Ağa çenemi sertçe tutarak, "Yerinde olsam sesimi keserdim yoksa neydi adı hah! Şu asker çocuk Safir'e iyi şeyler olmaz ne dersin?" Diyince bir anda tüm hareketlerim durdu. O ne alakaydı ve bu pislik nereden biliyordu bunu.
Sessizleşince keyfi yerine yeniden geldi ve adamlarına işaret verdikten sonra önden ilerlemeye başladı, adamları da kollarımdan tutarak beni ardından çekiştirerek götürdü. Sokakta tek bir kişinin geçmemesi de benim talihsizliğimdi.
"Ne yapacaksın? Bırak beni gideyim derdin ne bilmiyorum ama işine yaramam Derzan Ağa!" Diye öfkeyle ardından bağırsamda bana bakmadı. Park hâlindeki lüks minübüse yaklaşınca çırpınmaya devam ederek, "Bırakın beni!" Diye bağırdım. "Binmiyeceğim bırakın beni!" Diye bağırsamda minübüsüne fırlatırcasına beni atınca kapanan otomatik kapıyla korkuyla bakıştım dahası koltukta oturan Derzan Ağa'nın bakışları da bendeydi.
"Kalk yerden." Kolumu tutmaya yeltenince hızla geri çekilerek, "Dokunma bana!" Diye avazım çıktığınca bağırarak karşısındaki koltuğa ondan en uzak köşeye oturdum.
"Korkma." Diyince bakamadım bile ona. Gözlerim dışarı da gezerken araba hâlâ hareket etmeyince az da olsa rahatladım fakat alt dudağımı dişledim titrememi zaptetmeye çalışarak.
"Bak, sana zarar vermek istesem bunu öncesinde de yapardım. Şimdi sadece seninle konuşmak istiyorum sonra yeniden özgür bırakacağım seni." Bi hışımla çevirdim başımı ona. "Siz beni zorla bu arabaya tıktınız nasıl sakin olmamı beklersiniz üstelik tehdit etmeye kalktınız beni!" Safir'i nereden bildiğini hâlâ bilmiyordum ve kahretsin ki bu adamı ilk defa görmediğim gibi bana karşı olan bu ilgili bakışlarını ve tavırlarını da biliyordum.
Gözleri dikkatle beni incelerken derin bir nefes aldı. "Sana zarar vermeyeceğimi biliyorsun şimdi sus beni dinle." Diyince dişlerimi sıktım. Kendi koltuğunda bana doğru eğilince sırtımı iyice geriye yasladım. Bu hareketim elbette hoşuna gitmemişti.
"Benden uzak durarak konuşsan iyi edersin Derzan Ağa!"
"Seni uzun zamandır bekliyorum meleğim ve şimdi senden uzak duramam." Sinirle güldüm ciddi anlamda hastaydı bu adam. "Büyümeni bekledim Zara sen büyü diye sabırla beklerken gidip bir askere sevdalandın." Onun gözleri kararırken ben sertçe yutkundum. Allah'ım bu nereden biliyordu Safir'i.
"Ne diyorsunuz bilmiyorum yıllardır bekliyorum diyorsunuz birde. Allah aşkına ben daha on sekizime yeni girdim sizse otuzunuza!"
Güldü. "Aşkın yaşı olmaz."
"Pedofili bir pisliksin!" Diye bağırınca bir anda yanımda bitmiş kolumu sertçe kavrayarak kendine çekmişti. Yüzü şimdi çok yakındı yüzüme. Korksamda belli etmemek için uğraştım. "Aşkın pedofilisi olmaz! Seni beş yıldır bekliyorum ben, öylece bir piçe kaptıracağımı mı düşünüyorsun!" Gözlerim kocaman açıldı ne demekti beş yıl?
Kolumu çekiştirirken, "Midemi bulandırıyorsunuz! Beş yıl ne demek on üç yaşında bir çocuktum ben dahası karın vardı!!" Sesim arabanın içinde yankılandı ve o sanki normal bir şeylerden bahsediyormuşum gibi rahattı dahası kolumu bırakmaması beni iyice korkutuyordu.
"Karım vardı dediğin gibi artık yok, artık sadece sen varsın Zara." Yanağıma uzanan elinden kaçınmak için başımı geriye çektim hızla ve güldü bu halime ardından kolumu bırakarak az önce oturduğu koltukta bulunan ve benim asla farketmediğim bir zarfı alıp kucağıma bıraktı.
"Aç bak bakalım neler var içinde." Titrekçe nefes alırken zarfı elime aldım ve içindeki fotoğrafları çıkardım. Ancak fotoğraftakileri görür görmez gözlerim dehşetle irileşmişti yine. Bu ben ve Safir'dik. Bir sürü vardı bunlardan çoğunda oldukça yakındık ve birinde de dudak dudağaydık... Sertçe yutkundum o göreve gittiği günden beri hiç görmemiş ve bir kez olsun ne mesaj atmış ne de aramıştım onu. Bunu isteyen oydu beni istemeyen bir adamdı o ve şimdi onunla mı tehdit edilecektim.
"Bu fotoğraflardan ailenin dahası herkesin eline geçerse neler olur Zara?" Gözlerim dolu doluydu ve bir damla fotoğrafın üzerine düşmüştü. "Onu öptüğün için seni öldürmek istiyorum." Dudaklarım titriyordu. Ben onu bir aptallık edip öpmüştüm ve o bana hem karşılık vermemiş hem de bunu bir daha yapmamam için uyarmıştı.
Nefesini yanağımda hissettim. "Ama merak etme bu sefer için hatanı görmezden geleceğim bir daha yapamayacaksın zaten." Fotoğrafları elimde buruştururken ondan uzaklaşmak istedim ama tek bir yer bile yoktu.
"Beni tehdit etme," derken sesim oldukça kısık çıkmıştı. "Senin gibi bir pislikle asla birlikte olmam lütfen bırak peşimi git kendine uygun birini bul."
"Seni bunca yıl bekledikten sonra mı?"
"Kes şu aşk zırvalığını pislik herif aç şu kapıyı gideceğim!" Diye bağırırken otomatik kapının kolunu zorladım ama açılmıyordu asla. Birden kollarımdan sertçe tutularak ona çevrilince kaskatı olan yüzü öfkeyle bakıyordu bana.
"Bana bak Zara seni yıllarca bekledim diyorum aklın almıyor mu?! Sen benim karım olacaksın ve benim çocuklarımı doğuracaksın! Senin doğurganlığın benim için büyük bir nimet ve ben bunca yıldan sonra seni öylece bırakmayacağım!!" Diye gürledi adeta suratıma. Donmuştum. Dedikleri dehşet vericiydi. Bunu kabul edemezdim asla.
"Be- ben." Dedim lal olmuşcasına. Öfkesini hızla gerileterek daha sakin ve yumuşak bir ifadeye büründü ustaca. "Bana bak meleğim." Derken yüzümü kavradığında hâlâ donmuş gibi ona bakıyordum. "Seni henüz çocukken hastane gördüm, o aralar karımı tedavi için getirmiştim ve bir doktor arkadaşım durumumdan haberdar olduğu için bana seni anlattı. Oraya ufak bir gecikmeden dolayı gitmişsin. Henüz yeni genç kız olmana rağmen sen çok iyiydin Zara benim için yaratılmışsın gibi... O günden sonra seni hep takip ettim, gözüm hep üzerindeydi ve bekledim seni. Büyümeni ve karım olacağın günü bekledim şimdi buradan dönemem meleğim. Sen benim olmak zorundasın." Dediklerini zorlukla algılayıp onları bir mantık çerçevesine sokmak istesemde imkansızdı. Karşımdaki iğrenç adam baştan aşağı mantıksızdı zaten.
Yüzüme iyice yaklaşmaya başladığını gözlerindeki arsız bakışları idrak edebildiğim an omuzlarından sertçe ittim onu. Beklemediğinden dolayı afallasa da kendini hızla topladı.
İşaret parmağımı ona doğru tehditkârca salladım. "Bana sakın bir daha dokunmaya kalkma ve aç şu kapıyı gitmek istiyorum." Derken ağlamamak için zorlukla direniyordum. Boğazıma kadar dolmuş karnım ağrılarla kasılmış bedenim deli gibi titriyordu ama yine de boyun eğmemek için elimden geleni yapacaktım.
"Boşuna uğraşma er ya da geç benim olacaksın Zara." Keyifli sesine karşın hırsla döndüm ona yine. "Sen karını öldürmüş akıl sağlığı bozuk bir psikopatsın seninle olacağıma ölürüm daha iyi!!" Diye bağırdım.
Ama o rahatça, "Senin yüzünden öldürdüm onu." Dedi. Ağzım açık bakakaldım. "Doğru duydun söylemeyecektim ama ciddiyetimi anlaman için söylemem daha doğru olur diye düşünüyorum. Karımın senden haberi vardı ve bunu asla kabul etmedi beni çokça uyardı ama bir işe yaramadı. Bir gün bu olanları gelip babana anlatmak için konaktan çıkmaya yeltenince onu yakaladım ve öldürdüm zaten bir işe yaramıyordu." Başımdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Kadın sırf beni kurtarmak için ölmüştü öyle mi? Midem ağzıma dek tırmandı.
"İğrençsin!" Dedim kesik çıkan sesimle. Başını iğrenç gülümsemesiyle iki yana salladı. "İğrenç değilim ben, sadece hakkım olanı istiyorum o kadar, şimdiye dek bir sürü kadınla birlikte oldum ama hiçbiri bir evlat veremedi bana. Fakat inanıyorum ki," elini pantolonumun sardığı bacağıma koyarak sıkınca geri çekmek istesemde izin vermedi. "İnanıyorum ki sen bana istediğim bebekleri vereceksin sonra dile benden ne dilersen."
"Sen hastasın." Derken artık ağlıyordum. Bir hıçkırık firar etti dudaklarımdan. Diğer elini de bacağıma koyup okşayarak üzerime eğildiğinde koltuğa yapışırcasına yaslanıp omuzlarına yerleştirdim ittirerek ellerimi. "Dokunma bana dokunma!!" Diye bağırsamda gücü karşısında bir halta yaramıyordu. "Yalvarırım izin ver gideyim kimseye bir şey demem." Art arda hıçkırdım elleri altında çırpınırken.
"Gidersen eğer o asker sevgilini öldürtürüm!" Gözlerim yaşlarla doluyken irileşti daha da. "Öyle bakma bunu yapabileceğimi biliyorsun nerede şimdi hah, sınırdaydı değil mi? Yanındaki bir askeri tutupta yanlışlıkla ona nişan almasını görev sırasında ihmalsizlik nedeniyle canını almasına neden olabilirim?"
Ağlarken, "Bunu yapamazsın!!" Diye çıkıştım tırnaklarımı omuzlarına geçirmek istercesine batırırken. Pislikçe sırıtarak bacağımı kavrayıp çekince koltukta kayarak uzanır vaziyete geldim ve o benim doğrulmama izin vermeden tek dizini bacak arama yerleştirip ellerimi başımın üzerinde koltuğa sabitlerken belinden çıkardığı silahını şakağıma yasladı. Bayılmak üzereydim zira tüm bu olanlar bana çok fazlaydı.
"O askeri öldürtmek benim için hiçbir şey demek dahası da var yemin olsun fotoğraflarınızı sen buradan gider gitmez tüm Mardin'e yayar namussuzluğunu dilden dile yayarım. Nasılsa abinde yok ortada deden ne yapar sana o vakit?" Yüzünü iyice yüzüme eğince nefesimi tuttum korkuyla, bana dokunsun istemiyordum bu ölüm gibi bir şeydi.
"Anında seni ya gebertir ya da önüne gelen ilk kişiye verir. İnan bana ben dediklerimi yaparım sen bunları yaşamaya hazır mısın?" Gözlerimden yaşlar amansızca akarken sıkıca kapattım.
"Safir beni sevmiyor bile beni sevmeyen bir adam yüzünden tehdit edilemem."
Nefesini yanağımsa hissettiğim an midem iyice çalkalandı. "O seni sevmiyor olabilir ama sen seviyorsun ve o piçe bir zarar gelsin istemezsin öyle değil mi? Ya da fotoğraflarını yayayım mı her yere?" Burnunu yanağıma sürtünce acıyla inledim. "Yalvarırım bırak beni benden sana yar olmaz Derzan Ağa."
"Olacak." Dedi kısık bir sesle sonrasında dudakları boynuma değdiği an çırpınışlarım kuvvetlendi ancak bileklerimi kıracakmış gibi tutarken ve şakağıma silahı bastırırken kurtulmak çok zordu ondan. Hıçkırıklarımın aradından ona amansızca yalvarmaya devam ettim, eğer bana zorla sahip olmaya kalkarsa yemin ederim bu yükü kaldıramazdım. Fotoğraflarım yayınlanırsa da zaten ya öldürürler ya da kemiklerim kırılan kadar döver sonra da tanımadığım birine verir gönderirlerdi... Birde Safir vardı. Tek bir suçum vardı o da ona aşık olmamdı. Niye onunla ilgili her şey canımı bu derece yakmak zorundaydı? Dahası beni kurtaracak hiç kimse yok muydu? Zira tenimde yabancısı olduğum kendimin bile dokunmaya kıyamadığı noktalara bir pislik hunharca dokunuyordu. Dudakları boynumu emerken birde dişlerini işin içine katınca ölmek istedim. Alt bedenini hissetmemi ister gibi bana bastırdığı an da ise göz yaşlarım daha da hızlandı.
"N'olur bırak artık lütfen!" Abimi istiyordum ya da babamı, Merih'te olurdu ama biri beni kurtarsın istiyordum. Yemin ederim hemen şimdi ölmek ve bu anlardan kurtulmak istiyordum ne kadarda kötüydü zorla biri tarafından tacize uğramak ve elinin kolunun bağlanmış gibi ona gücünün yetmemesi.
Öyle çok ağladım ki hıçkırıklarımın arasında nefessiz kaldığımı yanağıma yediğim hafif tokatlarla anladım. "Sakinleş artık Meleğim korkma benden, tamam bak uzaklaştım." Gelen sesi bile zor zoruna idrak ederken üzerimden kalkınca hızla doğrularak kollarımı bedenime sardım hâlâ daha içli içli ağlarken. Tacize uğramıştım... Şimdiye dek tek bir erkeği ya da bir kadının bile bana dokunmasına izin vermezken şimdi iğrenç bir adam bedenime sanki buna hakkı varmış gibi dokunmuştu. Buna nasıl katlanacaktım şimdi hâlâ daha ellerini üzerimde hissediyordum üstelik.
"Bana alışacaksın biliyorum, şimdi iç şunu." Uzattığı pet şişedeki suyu elimin tersiyle ittim. Bir kabus değildi tam anlamıyla gerçekti. Ellerimi yüzüme kapatıp sakinleşmeye çalıştım ama zordu duramıyordum.
"Korkmanı değil asıl seni seven kişiyi yani beni sevmeni bana alışmanı istiyorum Zara." Omzuma uzanan elini hisseder hissetmez korkuyla çekildim ondan. Elini sıkarak indirdi, "Planlarım arasında sana böyle dokunmak yoktu ama öyle karşı konulmazsın ki kendimi kaybedeceğimi zannettim. Masumsun, hırçınsın bu çorak topraklar gibi ve öyle güzelsin ki saatlerce izleyesim ve yumuşak tenini sevesim geliyor. Bu benim değil senin suçundu." Hemen şimdi kafama sıkmak istiyordum iğrençliğini böyle örtemezdi.
"Bırak artık beni." Sesim öyle güçsüz çıktı ki bunu kendime yakıştıramadım ama yemin ederim zaten günlerdir abimin yokluğuyla sınanırken birde bunları yaşamak öyle aciz hissetirip zoruma gidiyordu ki...
"Bırakacağım ama anlaşırsak. Seni şimdi bırakacağım ama bir kaç gün sonra en azından sizdeki şu sular durulana kadar bekleyeceğim sonra da gelip seni usulüne uygun şekilde isteyeceğim ailenden."
"Beni sana asla vermezler!" Diye çıkıştım sinirle.
"Biliyorum bu yüzden onlara direnecek ve beni istediğini söyleyeceksin Zara aksi takdirde olacakları biliyorsun sana anlattım. İstesem seni kaçırırım ama sonra abin ya da Merih benim deli kardeşimle evlenmek zorunda kalır ya da bizim için ölüm kararı çıkartırlar ve ben bunlar yaşansın istemiyorum sen dediklerimi yapmazsan eğer." Yüzüm acıyla kasıldı. Çok berbat bir çıkmazdaydım dahası karşımdaki pisliğin tehlikesininde farkındaydım.
"Gidip abine veya diğerine olanları anlatmaya kalksanda yine kaybeden sen olacaksın çünkü ben sözümü tutacak ve resimleri dağıttıracak sonra o asker piçi nerede olursa olsun bulup öldürteceğim dahası ailen senin yüzünden, bana, İlbay aşiretine saldırırsa eğer oldukça kanlı bir davanın başlamasına neden olacaksın... Yani güzel meleğim senin için tek çıkış yolu tamda benim." Sonra birden otomatik kapı açıldı ama ben yerimden kımıldayamadım. Duyduklarım zihnimde dönüp duruyordu zira.
Eliyle dışarıyı gösterdi. "Şimdi git evine güzelce dinlen ve kavuşacağımız günü bekle meleğim." Dizlerim tir tir titrerken zorlukla tutunarak indim arabadan ve arkama baka baka oradan hızla uzaklaştım. Yeterince uzaklaştığıma kanaat getirdiğimdeyse ellerimi yüzüme kapatarak sesli bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Eve nasıl geldiğimi bile bilmiyordum.
Taksi okulun yakınındaki o boş araziye gelince park edilmiş halde bekleyen siyah minübüs ve iki arabasınında hazırda beni beklediğini gördüm. Kesinlikle iyi değildim tir tir titriyordum ama gitmem de gerekiyordu oraya öyle değil mi.
Gözlerim dikiz aynasından şoförle denk gelince dikleştim olduğum yerde. Çok kısa bir süre daha güçlü durmak zorundaydım. Bana güç vereceğine inandığım o havayı ciğerlerime kadar çektikten sonra yavaşça indim arabadan. Taksi beklemeden gittiğinde ise ayaklarıma içten bir emir verdim yürüyün diye zira kendileri geri geri gitmek için zorluyorlardı beni.