76. Bölüm Part:2

4946 Kelimeler
Arabaya yaklaştım ama tamamen yanaşmadan durunca minübüsün şoförü inerek yanıma gelmişti. "Lütfen arabaya geçin ağam sizi bekliyor." Elimdeki çantanın kulpunu sıkı sıkıya tutarken. "Ağana söyle o gelsin buraya ben gelmeyeceğim ve sizde bana dokunacak olursanız bu sefer bir önceki kadar iyi davranmam size." Sesimin bu kadar soğuk ve titremeden çıkması beni şaşırtırken içten içe tebrik ediyordum kendimi. Adam başını ağırca sallayıp arabanın yanına gidince otomatik kapı açıldı ben arabanın önünde durduğumdan görmesem de o pislik Derzan Ağa ile konuştuğunu biliyordum. Adam ellerini önünde birleştirmiş şekilde geri çekilince kahverengi takım elbisesiyle Derzan Ağa inmişti arabadan. Yüksek ölçü de bir nefes verdim rahatlayarak. Yine arabaya binmeyi kaldıramazdım hele de o iğrenç anları tekrar yaşamaya asla. Beni görünce gözlerindeki memnuniyet artmış kollarını iki yana açarak, "Hoş geldin meleğim." Diyince yüzümü buruşturdum. Hemen karşımda durunca arkadaki arabalardan adamları inerek tetikte beklemeye başladılar. Yaklaşık on kişilerdi ve hepsi de silahlıydı. Bana dokunmak için ellerini uzattığında bir adım geriledim. "Ne diyeceksen de konağa dönmem gerek." Dedim yutkunatak. Kesinlikle dik durmalıydım ama bu çok zordu. Tekrar tekrar günlerdir yaşadığım gibi yaşıyordum o anları. Bu bir ömür hatırlanacak kadar beter bir şeydi öyle ki sanki her an biri tarafından yine tacize uğrayacakmış gibi hissediyor ve tetikte dolaşıyordum. Eskisi gibi masum bakamıyordum hiçbir şeye. Gülümsedi pislikçe. "Seni kolayca bırakmayacağımı biliyorsun." Dedi imayla üzerimi süzerken. Basit bir pantolon ve bol bir tişört giymiştim yine de beni çıplak görüyormuşcasına titredim, midem bulandı yeniden. "Günler oldu seni görmeyeli biraz hasret gideririz diye düşündüm sende özlemedin mi beni." Bir adım daha atarak iyice yaklaşınca nefesimi tuttum. "Düşündüm de zaten evleneceğiz ama neden işimi değilmiş gibi daha da garantiye almayayım ki?" "Ne?" Dedim anlamayarak. Güldü yine aptal. "Daha fazla bekleyemeyeceğim zaten karım olacaksın o yüzden neden seni kendime ait kılmıyorum dedim." Tüm tüylerim diken diken oldu bu nasıl bir zihniyetti böyle Allah'ım. "Bunu yapamazsın!" Diye yükseldim ki kahkaha attı. Kollarını iki yana açarak, "Buna kim engel olabilir ki? Hem üzülme her türlü karım olacaksın ben sadece şimdiden bebeklerimin ilk temellerini atacağım o kadar." Gözlerim dolu dolu olurken titrekçe geriledim başımı iki yana sallayarak. Bana resmen zorla sahip olacağını söylüyordu ve ben neredeyse tüm aptallığımla bu adamın iğrenç oyununa kurban olacaktım. Sırıtışı büyürken üzerime doğru adımladı ben geriledikçe, "Kaçmayı aklından geçirme ne kadar çok direnirsen o kadar çok canın yanar kendini bana bırak meleğim." Kolumu sertçe kavradığı an kendine çekiyordu ki kolumu tutan eli, bileğinin üst kısmına saplanan kurşunla acıyla haykırarak geriye sendeledi. Kanı oluk oluk akarken çantamdaki silahımı çıkarıp ona doğrulttum. Ben silahımı yeni çıkarırken onların hepsi şaşkınlıkla kimin ateş ettiğini görmek için kurşunun geldiği yöne yani yolun karşısına baktılar. Elindeki silahla onlara el sallayan kişi yengemden başkası değildi. Ve hepsi şoka girmişti. Adamlar silahlarını çekerken Derzan Ağa dilini yutmuşcasına yengeme bakakalmıştı. Karşı yolda Park halinde duran tek tük araçlar sayesinde pekâlâ kamufle olabilmişti yengem ve şimdi ayağındaki o yüksek topuklulara rağmen oldukça geniş bir gülümseme ile bize doğru gelirken yolun geliş ve gidiş yönünden hızla gelen araçlar yanımızda durmuş içlerinde otuza yakın adamlarımız ellerindeki silahlarla inerek etrafı çembere almışlardı. Gece Riva Asparşah tüm asaletiyle beni arkasına alarak Derzan Ağa'nın karşısına geçti, hafif olan rüzgar turuncuya yakın saçlarını geriye doğru savururken ben günlerdir üzerimde olan korku ve baskıdan kurtulmuştum. "Silahım nasıl Derzan Ağa?" Diye sordu neşeli sesiyle. Adamın dili yutulmuş gibi kolundaki yara için bile ses çıkaramamıştı. "Kocam bütün doğum günlerini tek seferde kutladığı zaman almıştı bunu hediye olarak. Kullanmak şimdiye kısmetmiş, itiraf etmeliyim ki bu kadar iyi bir silah olduğunu tahmin etmemiştim." Yandan yengeme bakınca inci gibi dişleri görülecek kadar gülümserken ister istemez bende gülümsedim. Boran Ağa bu kadına aşık olmakta haklıydı. Derzan Ağa dehşetle açılmış gözleri ile hâlâ lal olmuş gibi dururken yengem, "Ne oldu? Diliniz mi tutuldu yoksa?" Derken gülümsemesi hafifçe silindi sonra bir anda silahı tutan eliyle en güçlüsünden adamın yanağına öyle bir geçirdi ki Derzan Ağa'nın suratı yana doğru döndü hızla. Hiç şüphesiz o silahı biraz daha sert geçirse şimdiden kızaran elmacık kemiği kırılırdı. "Bizde birinin dili tutulunca tokatlarlar sizde de öyle mi?" Adamın o iğrenç yüzüne bildiğin silahı geçirmişti ama neyse. Az bileydi bu. Elindeki yara yüzünden belindeki silahı çıkarmak istedi ama acısı galip gelince yapamadı bunu. Amma da nazikti. Sonunda kendine gelebilmiş gibi yüzünü sertçe çevirdi bize önce bana baktı öfkeyle ki bu beni etkilemedi ona nefretle bakarken yengeme çevirdi bu kez bakışlarını. "Bu yaptıklarınızın bedelini ödeyeceksiniz!" Diyince yengem güldü. "Doğru 18 yaşında bir kızı tehditlerle sıkıştırıp onu taciz edip birde tecavüz edeceğinizi alenen söyler ve buna yeltenirken siz suçlu değil biz suçluyuz kesinlikle, öyle değil mi? Evet kesinlikle biz suçluyuz çünkü sizin gibi kansızların öldürülmesi gerekirken yaşattığımız için ülkece değil dünyaca biz suçluyuz." Dişlerini birbirine geçirdi öfkeyle, bir eliyle diğer koluna tampon yaparken canının nasıl yandığı ve bunu bastırmaya çalıştığı da ortadaydı. Telefonum açık olduğundan konuşulanların tamamını duymuşlardı. O sıra yaklaşan takside ağırca durmuş içinden elindeki sigarasını içerek çıkan abim karşılamıştı bizi. Sigarayı bırakmasına rağmen bir kereye mahsus içtiğini biliyordum. Onca yaşadıklarının üstüne birde benim başıma gelenlerden sonra içmesi de normaldi. Onu henüz farkeden yoktu. "Şimdi anlıyorum da demek sen bana sürekli işim sana düşecek senin üzerinden yol yapıyorum diye zırvalama sebeplerin Zara'ydı." Bu kısımda kaşlarımı çattım. "Cidden Zara istese bile onu sizin gibi uçkur düşkünü haysiyetsiz bir köpeğe verir miydik biz?" Düşünür gibi yaptı ve hemen, "Asla." Dedi hemen. Derzan Ağa öfkesi katlanarak artarken dişleri arasından, "Çek adamlarını gideyim yoksa acımam size." Diyince yengem elini ağzına kapatarak. "Aman Allah'ım kalbim yerinden çıkacak şimdi korkudan!" Dedi sahte bir korkuyla. Öfkeden tüm damarları belirginlesen Derzan Ağa öyle çok keyfimi yerine getiriyordu ki anlatamam. "Bu kadar eğlence yeterli diye düşünüyorum yavrum." Hepimiz gelen sese yani abime dönünce Derzan Ağa'nın gözleri korkuyla irileşirken bir adım gerilediğini farkettim. Abim elindeki sigaradan son bir nefes çekip yere attı ve ayağının ucuyla ezdikten sonra yanımıza gelirken, "Aman Boran çok bile dayandın zaten al senin olsun." Dedi yengem. Şaşırmadan edemiyordum kesinlikle ikisi de apayrı kafaydı bunların. Yengem bana dönerek sakinleştirmek istercesine göz kırptı. Kolumu nazikçe tutup onlardan iyice uzaklaştırdığı sırada bizim adamlarımız Derzan Ağa'nın adamlarını diz çöktürüp başlarına silahlarını dayamışlardı. Abim gömleğinin kollarını değilmiş gibi bir tur daha katlayınca ister istemez stresle yutkundum. "Ne yapacaksın beni öldürebileceğini mi sanıyorsun Boran Ağa?" Derken kendine güveni yersizce yüksekti Derzan Ağa'nın. "Tüm aşiretim sana bela olur ve inan diğer aşiretlere benzemeyiz biz kanınızı kurutana kadar öldürürüz sizi." Abim bundan zerre kadar etkilenmezken dudağının kenarı kıvrılmıştı. Başıyla tasdikledi, "Seni Allah şahidimdir öldüreceğim Derzan ve inan ne senin itlerin ne de başka bir şey ailemin kılına bile zarar veremez verenlere de neler olduğunu üzerinden detaylıca göstereceğim!" Dedikten sonra adamlarına bakarak, "Tüm adamları toplayıp götürün ben gelene kadar icaplarına bakın nefes alsınlar ama şuurları yerinde olmasın." Acımasızca verdiği bu emirle tüm adamlar birer hayvanmış gibi arabalara dövülerek tıkılırken abim çok beklemiş gibi, "Şimdi sana gelelim-" "Bu kısımda kulağımızı kapatsak iyi olur." Diyen yengem kulaklarımı iki yandan kapatınca abimin sözlerinin devamını duyamadım. Kendi dinliyordu ama ilgiyle. Abim nasıl küfrettiyse o öfkeyle yumruğunu indirdi adamın yüzüne, sonra bir tane ve bir tane daha. Yere düşen adamın yüzüne hiç durmadan yumruğunu indirirken Derzan Ağa direnmeye çalışsa da başına aldığı darbeler onu sarstığından sadece acıyla bağırabiliyordu o kadar. "Benim kardeşime benim bir taneme dokunup birde hayatta kalacağını mı sandın sen!" Diye sayısız küfürle bağıran abim öfkeden kendini kaybetmişti kesinlikle. "Hangi elinle dokundun ona söyle! Ya da dur!" Diyerek adamın kanlanmış yüzünü bırakıp kalktı ve inlemelerini aldırmadan onu ayağa kaldırdı, yola doğru uzatarak yaralı elini ve sağlam elini tutarak asfalta yapıştırdı. Adamlardan biri Derzan Ağa'yı zaptetmeye çalışırken biri de kollarını tutarak iki elini de asfalttan kaldırmasına izin vermiyordu. Abim bir sigara daha çıkardı cebinden onu yaktı ama içmedi aksine aldı ve ters çevirerek Derzan Ağa'nın ağzına tıkarak ağzını kapattı ve yanan sigarayı çıkarmasına izin vermedi. Acı dolu inlemeler çırpınışlar kulaklarıma dolarken korku ve dehşetle abimin kendini kaybedişini izledim, yengeme bakınca gözlerim irileşti şokla. Elinde bir avuç çekirdekle sanki film seyreder gibi çekirdek çitliyordu. Ona baktığımı hissedince elini bana uzattı. "Unuttum kız seni al ye bak en iyiler geliyor hissediyorum. Ne kadar akıllıyım biliyordum böyle olacağını da çekirdeğimi almayı unutmadım." Dedi. Hayretle bakmaktan alıkoyamadım kendimi. Gözlerinin altındaki o nefret ve öfkeyi çok iyi görmüştüm az bileydi bu olanlar ona göre bana görede öyleydi sadece bu kadar fazlasına ilk defa şahit oluyordum ama kesinlikle acımıyordum da çünkü o benim yalvarmalarımı dinlemeden bana zorla dokunmuş ve bugün abimler olmasa bunu ileri götürüp tecavüz edeceğini alenen söylemişti. Yeniden abime dönünce o kalkıp en yakındaki arabaya bindi sonra çalıştırdı ve geri, ileri giderek yerini bulurcasına hareket edince gözlerim irileşti yapacağı şeyi anlayarak. Camdan aşağı bakarak direksiyonu ayarlayıp ağırca ilerlerken tam da Derzan Ağa'nın asfaltta tutulan ellerinin üzerine çıkardı tekerleği ve indirmeden orada durmaya devam ederken Derzan Ağa'dan olamazmış gibi daha büyük haykırışlar koptu. Bayılmak üzere diyebilirdim. Bir kez daha böyle bir aileye sahip olduğum için mutlu oldum çünkü abim beni namusuzlukla suçlamak yerine gerçek suçluya yönelmişti. Babam ya da dedem olsaydı mesela kesinlikle büyük ölçüde kusurlu görünen ben olurdum ve beni bitirirlerdi. Hiçbir şey korktuğum gibi olmamıştı. Bugün o mesajlardan sonra bir karar vermem gerekiyordu tekrar bu adamın yanına gelerek onun tehditlerine boyun eğerek hayatım zaten mahvolacaktı biliyordum bu sebeple ne kadar korksamda her şeyi abime anlatmak istemiştim bunu da yengemin üzerinden yapmıştım. O olmasaydı asla konuşamazdım ama onun yanına gittiğim an derdimi anlamış gibi kollarını açmıştı. Onunla birlikte abimin yanına şirkete gitmiştik ve yengem henüz bir şey bilmiyordu ben sadece üçümüzün başbaşa kalacağı bir yerde olmak istemiştim. Bir uçurum kenarına geldiğimizde konuşmak benim için zor olsa da abim korkumu anlamış gibi bana sarılarak, "Sen saklamak yerine bize sığınıp yardım istiyorsun ya güzelim benim, ne dersen de suçlu sen olmayacaksın sana asla kızmayacağım bana olanı biteni anlat seni böyle korkutan günlerdir bitiren ne de bana... Benim kardeşimin hayatı ve mutluluğu kimseden önemli değil bu hayatta." Ağlamıştım tabi o böyle yatıştırıcı bir şekilde konuşunca. Sonra olanı biteni olduğu gibi anlattım, Safir'i bile anlattım tabi onun beni sevmediğini benim sevip bir şans istemek için direttiğimi ve bitirdiğimizi asla görüşmediğimizi de dile getirmiştim. Fotoğraflardan bu pisliğin bana ettiği her kelimeyi tek tek söylemiş bana zorla dokunduğunu ileri gitmese de taciz ettiğini ve hâlâ mesajlar yoluyla ettiğini de hıçkırıklarımın arasından anlatmıştım. Abim çıldırmıştı, ona daha önceden neden anlatmadım diye ama onlar yeni kurtulup iyileşirken buna korktuğumu söylemiştim. Yengem abimi sakinleştirip ona zekice davranmamız gerektiğini anlatıp ikna edene kadar ben bir köşede ağlayıp durmuştum. Tüm bu olanlara rağmen bu adam kendini suçlamıştı karşımda, sahip çıkamıyorum koruyamadım diye. İşte o an daha iyi anladım bu adam iyi ki benim abim diye. Sonra beni farkederek yere yanıma çöküp sarılmıştı sıkıca, bir çocukmuşum gibi üst üste saçlarımı öpüp koklamıştı. O an o kadar iyi gelmişti ki bu durum omuzlarımdaki tüm yük kalkıp gitmişti. "Öldürmez Safir'i değil mi benim yüzümden, adamın bir suçu yoktu yenge ben bela oldum başına onun." Bunu yengeme söylemiştim ağlayarak ve neyseki o böyle bir şey olamayacağını yüksek ihtimalle blöf yaptığını söylemişti bu pisliğin yinede işimizi garantiye almak için de Adar'la iletişime geçmiş ona da olanı biteni anlatmıştı, bu sayede Safir'i haberi olmadan korumaya alacağını söyleyerek rahatlatmıştı içimizi. Buraya gelmek benimle konuşmak istese de reddetmiştim beni kardeşi gibi görüyordu ve bu olanlara muhtemelen inanamıyordu. Sonuç olarak bir kez daha ve bir kez daha yengem benim yengem olduğu için onu tanıdığım ve hayatımda olduğu için şükrediyordum aksi takdirde bugün olacakları tahmin etmek istemiyordum. "Gel buraya." Diyen yengem kollarını açınca hızla sarıldım ona. Bir yandan saçımı okşarken diğer yandan sıkıca sarılmıştı bana. "Korkma bu saatten sonra sana en ufak zararı dokunana neler oluyormuş ona bak sadece." "Teşekkür ederim yanımda olduğunuz için." Derken zorlukla bastırdım ağlamamı yine de aktı omzuma bir kaç damla yaş. "Şşhh, biz bir aileyiz teşekkürün lafı bile olamaz." "Bu aramızda kalır ama değil mi özellikle de Merih bilmesin onu abim gibi zaptedecek kimse yok o manyak bir anda ortalığı ateşe verir." Güldü yengem dediklerime. Ayrılırken göz yaşlarımı sildi. "Merak etme kaynımın deli olduğunu biliyorum ve onu da zaptedebilecek biri var pekâlâ Hevdem'i unutuyorsun." Başımı olumsuzca iki yana salladım. "Konu bensem Hevdem Merih'i bile görmeden kendi bulur gebertir bu pisliği." Diyince yeni aydınlanıyor gibi kaşları havalandı. Tekrar gelen seslerle abimlere döndük. Ciddi anlamda düz olan adam demeye bin şahit isteyen pislik baygınlık geçirince abim arabayı hareket ettirip elinin üzerinden çıktıktan sonra aşağı inip tokatlayarak yeniden uyandırmıştı adamı. Silahını alnına dayadığında, "Beni öl-düremezsin." Diye zorlukla konuşabildi Derzan Ağa. "Hayır pekâlâ öldüreceğim senin gibi bir piç benim değerlime el uzatabilecek onu korkutup gözlerinden yaş akıtacak ve bende iki dayakla onu bırakacağım öyle mi? Değil nüfuslu bir Ağa tüm ülke arkanda olsa dahi seni öldürmekten sikseler vazgeçmem!" Diyerek öyle bir bağırdı ki abim gök gürültülüsüne eşti bu ses. Şükür ki pek araba geçmiyordu buradanda kimse olanı biteni görmüyordu. "Canın sıkılacak kanımı yerde bırakmazlar." Diye kesik kesik konuşurken kan kustu bir anda öksürerek. Abim ise soğuk bir tavırla güldü abim. "Senin soysuz ailenden korktuğum yok ama bilmeni isterim ki seni ben öldürmeyeceğim için kimse de gelip bana hesap soramayacak." Diyince kaşlarım çatıldı. Yerdeki pislikte acı içinde anlamayarak baktı zorlukla açık tuttuğu gözleriyle. "Kim öldürecek beni?" Bunu bizde merak ediyorduk ki abim çok geçmeden cevapladı. "Tabi ki de bu zevki kimseye bırakmayarak ben öldüreceğim seni!" Tamam kafam iyice allak bullak olmuştu. "Şöyle ki piç kurusu seni ben öldüreceğim ama herkes Omurgasız diye ortada cirit atan o orospu çocuğunun yaptığını sanacak. Bakarsın bana yardımı dokunur o aileninde o piçi yakalarlar ne dersin?" İşte şimdi bir kez daha abimin zekasına hayran kalmıştım kesinlikle. Derzan pisliğinin şişmiş patlak gözleri dehşetle açılırken yeniden bayılmak üzere bir hâli vardı zira inlemeden saniyesi geçmiyordu. Abim onun itirazlarını aldırmaksızın silahı alnına iyice yerleştirdiğinde nefeslerimizi tuttuk. Yengem omuzlarımdan tutup, "Biz artık arabaya geçsek iyi olur." Diyerek arkamı döndürmüştü ki, "Son duanı et ulan puşt!" Diye bağırdı abim. Sonra ise Derzan kurtuluşunun olmayacağını anlamış gibi son bir nefesle can havliyle, "Omurgasızın kim olduğunu biliyorum!" Diyince adımlarımız durdu ve hızla döndük onlara. "Kes lan palavrayı!" "Yalan değil gerçek onun kim olduğunu çok iyi biliyorum ama tek kelime etmem size çünkü kardeşim ellerinde! Size tek kelime etmem ama onun kim olduğunu biliyorum öldüremezsin beni!" Abim duraksayarak bize dönünce yengemle göz göze geldiler aralarında ne geçti bilmem ama abim onu öldürmekten şimdilik vazgeçerek hızla alıp adamlarına verdi götürmeleri için. "Böyle bir şey mümkün olabilir mi?" Diye sordu yengem abime ilerlerken hızla. "Bilmiyorum ama ihtimali bile yeter o piçi bırakacak değilim konuşana kadar sikeceğim onun belasını!" Diye öfkeyle solurken yerinde duramaz hâli vardı, "Tamam sakinleş artık bu doğruysa bile elimizde çok iyi bir koz olduğunu biliyorsun... Hem Zara burada ve yeterince korktu kız." Diyince yengem abim yeni farkediyormuş gibi bana döndü hemen. Elindeki silahı beline yerleştirirken hızla bana adımlayıp yüzümü avuçları arasına alıp alnımdan öptü şefkatle, ardından göğsüne çekti, "Bir gram olsun korku düşürme kalbine o piçin tırnağı bile uzanamayacak sana!" Daha sıkı sarıldım sonrasında, o yanımdaydı ya gerisi zerre kadar önemli değildi. "Bakma öyle gel buraya yavrum." Diyerek bir kolunu açarak onu çağırınca yengem hızla girdi abimin koluna. "Siz iyi olun başka bir şey istemem bu hayattan." 🗝️🔗🗝️ Gün biteli çok oluyordu. Ay tepede, vakitler gece yarısını geçiyorken Pare koltulta yatan adamın ayaklanarak odadan çıktığını farkederek açmıştı gözlerini. Nedense bugün eve erken gelmiş ve geldiğinden beri dört dönüp duruyordu etrafta telaşlı hâli gözünden kaçmamıştı elbette. Ferman'ın öldüğünü söylediği günün ertesi günü bileklerini keserek intihar etmeye kalkmıştı ve neredeyse son anda Güneş farketmişti durumu. Kurtarmak istemeseler de mecburen kurtarmışlardı kadını çünkü ölümü olayları beter hâle sokardı biliyorlardı. Bunun bencilce olduğunu düşünüyordu Pare, şimdiye dek oğlu için dirense de şimdi pes ederek intihara kalkışı doğru gelmiyordu. Pişman olmuştu hele de ona Ferman'ın hâlâ hayatta ve ameliyatta olduğunu söylediklerinde az da olsa kendine gelmiş ayakta durabilmişti yoksa korkarım tekrar o psikoloji ile intihar etmeye kalkardı Pare. O günden beridir de Kadir'i yanına asla yaklaştırmıyordu aslında Kadir kadın tekrar delirip sorun çıkarmasın diye küçük bir istisna göstermişti o kadar. Odadan parmak uçlarında çıktı Pare. Önce sesleri dinledi ve salonda değilde dışarı çıktığını anladı. Bu saatte o orospu sevgilisine gitmezdi gitse üzerini giyinirdi en azından bu sebeple sessizce aralık olan evin dış kapısına yaklaştı fakat dokunmadı çünkü gıcırdaması muhtemeldi ki zaten kapıya yakın duran Kadir'in sesi de duyuluyordu. Biriyle konuşuyordu, bu telefonlaydı sanırım. Dikkat kesildi Pare. "Kes sesini beni dinle, yakalanmış diyorum sana Derzan Ağa bugün konaklarına gidince anası, adamlarıyla çıktı ama gelmedi geri dedi herkes onu arıyor ama kesin Boran'ın parmağı var bu işte o gerizekalı herif Zara'ya kafayı takmıştı ve sonu da oldu kız onun!" Pare duydukları birer şok daha yaşadı, yüreği korkuyla kasıldı Derzan Ağa kim bilmiyordu bu pisliğin bir ağadan yardım aldığını son anlarda öğrense de kim olduğunu bilmiyordu ve deftere de yazamamıştı şimdi ise o pisliğin kız kardeşine musallat olduğunu öğreniyordu. İnşallah ona zarar gelmemiştir diye geçirdi içinden. Birde üzerine Gece vardı ki onun için sürekli dua ediyordu defteri bulmuş olsun diye. "O piç yoksa biz biteriz demek evet biliyorum!" Dedi öfkeyle karşıdakine dişleri arasından. "Planımız suya düştü Boran Ağa bizi öldürmeden önce o alacaktı bizi saklayacaktı ama şimdi işler değişti onun ve planlarını siktir et bir bakıma iyi oldu bıkmıştım ondan. Sen beni dinle sabah erkenden kalkıp bankaya git paralarımızı çek sonra hazırlan bende buradan çıkacağım ve bir adam ayarlayacağım bizi Yunanistan'a geçirecek." Pare ses çıkarmamak için ağzını kapadı. Bu ne demek oluyordu şimdi bunlar kaçacaksa kendisine ve en önemlisi oğluna ne olacaktı. Karşıdaki de aynı soruyu sorunca istediği cevabı da aldı Pare. "Hayır çocuğu sakın öldüreyim deme!" Diye karşı çıktı Kadir. "O bizim güvenlik kalkanımız olacak buradan sağ salim kaçıp Yunanistan'a girince kurtuluruz ondan bu da Asparşah'lara son hamlemiz olur." Kaskatı kesildi Pare beyninden aşağı lavlar döküluyormuş gibi bastan aşağı bedenini bir sıcak ve karıncalanma tuttu. Yutkunamadi bile. "Pare'yi gebertmeyeceğim o salak zaten şimdiye kadar tüm bu olanlara oğlu için katlandı şimdi kaybederse onu zaten kendini öldürmesi uzun sürmez. Artık kendi hayatımızı yaşama zamanı buradanda bu pisliklerden kurtulacağız sevgilim." Pare yaşadığı duygu yoğunluklarına rağmen ağırca çekildi kapıdan sessizce. Buna kesinlikle izin veremezdi hayır. Aklında bir sürü soru vardı mesela bu pislik beş kuruş para yok derken o kadına hangi paradan bahsediyordu? Kesin yıllardır oradan buradan özellikle Güneş'in evliylen ona verdiği paraları demek bize denildiği gibi çar çur etmek yerine böyle saklamıştı ha? Diye geçirdi aklından. Üstelik annesi ve kız kardeşini bile yüz üstü bırakarak kaçacaktı demek onlar için üzülmüyordu kesinlikle hatta yüzlerindeki o hayalkırıklığını şimdiden hayal edebiliyordu. Hırsla doldu Pare, şimdi her şey değişmişti, Gece'nin ona yardım edebilmesi imkansızlaşmıştı çünkü bu pislik yarın gidecekti ve oğlunu da bilet gibi kullanıp sonra öldüreceklerdi o zaman niye yaşamıştı ki bunca acıyı şimdiye dek. Yatağına sessizce girdiğinde gözleri ateş gibi yanıyordu ama ağlamamak için direndi zorlukla. Zaten Kadir'de odaya girip koltuğa uzanınca sesini, nefesini bile kesti Pare. Bir süre sonra gelen düzenli nefeslerle Kadir'in uykuya daldığını anlayarak göz yaşlarını serbest bıraktı. Şimdiye dek yaşadıkları bir hiç olamazdı. Bu pisliklerin öylece kurtulup gitmelerine emellerine ulaşmalarına izin vermezdi madem kendi kaybedecekti onlarda kazanamayacaktı. Sabah ezanı okunana kadar uyumamıştı Pare sonra yine sessizce kalkarak üzerine rengi solmuş çiçek basmalı dizlerinin altında biten bir elbiseyi giymiş siyah şalını açık saçlarının yarısının üzerine örtüp omuzundan geriye atmıştı. Kadir'in silahını aldı, telefonunu aldı ve cüzdanından da para alarak odadan çıktı. Bu oldukça tehlikeli olsa da artık riske atılacak biri kalmamıştı ki hiçbir şeyin anlamı yoktu artık. Önce kaynanasının odasına girdi zorlukla ter döke döke ve ondaki kendi telefonuyla birlikte onun telefonunu alıp yedekte tuttuğu evin anahtarlarını da boynundan zorlukla keserek aldı. Ve bu sefer Güneş'in odasına girdi, onunda telefonunu alarak odadan çıktığında her an birinin uyanacağının bilincinde olarak alnı boncuk boncuk ter akıtırken dış kapıya yanaştı ve askıdaki kaynanasının çantasını alarak elindekilerinin hepsini içine koyup başından çapraz takarak kapının üzerindeki anahtarlarla kilidi ağırca çevirip kapıyı açtıktan sonra anahtarları kapının dış tarafına taktı kadın. Tam dışarı çıkıyordu ki saçlarına yapışan elle geriye çekilmesi bir oldu. "Seni orospu ne halt ediyordun lan!" Diye bağıran Kadir'le kalbi korkuyla kasıldı Pare'nin. Fakat saşırmadı Pare şimdiye dek hep olduğu gibi hep yakalanmıştı zaten film çekmiyorlardı ki kazanan kendisi olsun. Yine de bu defa işler farklıydı, kaybedecek hiçbir şeyi yoktu bu kadının. Şalı ve saçları adamın ellerinden geriye itilince yere düşmekten son anda kurtulmuştu. "Sana bir soru sordum lan!" Bir tokat patlattı kadının suratında ama Pare inatla konuşmadı aksine kapıya doğru koşunca saçlarından tutulup geri çekilmesi üzerine iki tokat daha yemesi bir oldu, sırtı koridorun zigon sehpasına çarptı. Kadir ise çıldırmış gibi kadının boğazlarına yapışınca Pare kurtulmak için çırpınsa da işi zordu. Dudağı patlamış yanağı muhetemelen kızarmış ve şimdide boğazında ki parmakları eklenmişti buna. Silah çantadaydı ve çanta ikisi arasında sıkışmışken onu kullanamazdı. "Bunun cezası ağır olacak biliyorsun değil mi? Bu sefer şimdiye dek yaşadıklarının da üstünde olacak bu acı!" Diye hırladı öfkeyle kadının yüzüne. Pare nefesinin iyice gittiğini hissederken elleriyle bir şey arar gibi arkasındaki sehpanın üzerine gitti ve bu sefer şans ondan yana olmalı ki eline gelen sivri uçlu makasla son bir şans dedi beyninde yankı bulan bir ses. Son bir şans. Hiç düşünmeden makası adamın karnına sapladı. Düşünse asla yapamazdı. Kadir iki büklüm olurken Pare eline bulaşan kanla kaldı bir iki saniye ancak hemen sonra açılan oda kapıları ile Kadir'i sertçe iterek acıyla düşmesini sağlarken hızla kapıya koştu ve dışarı çıkar çıkmaz anahtarları çevirerek dışarıdan kilitledi onları. Anahtarı çıkarıp çantasına atarken bir iki adım geriledi sarsakça. Düşünme, düşünme, düşünme diyordu beyni ona buna mecburdun düşünme diyordu. Ne olursa olsun birini yaralamak çok zordu ona göre hele de bir makas saplamak. "Hakettiler!" Dedi dudakları titrerken. "Hakettiler." "Pare!" Diye bağırtısı yükseldi kaynanasından ardından Kadir'in sesi duyuldu. "Öldüreceğim oğlunu yemin olsun kapıyı şimdi açmazsan öldüreceğim onu!" Diye öfkeyle bağırınca yarası o kadar derin değil diye düşündü Pare. Yutkundu sertçe genç kadın. "Zaten öldürecektin onu!" Diye bağırdı acıyla. "En azından sende kurtulamayacaksın Kadir, senin o kaltakla kaçmana izin vermeyeceğim! Oğlum ölecekse de ölsün hemen arkasından gideceğim bu dünyada onu koklayıp sevemedim ama öbür dünya da bir şansımız olabilir!" Art arda döküldü göz yaşları ardından gelen sesleri umursamadan hızla çıplak ayakları ile koşmaya başladı. Evin camları demir parmaklıklarla çevriliydi onu da hırsızları önlemek icin değil bu eve ilk geldiğinde Pare'nin kaçmasını engellemek için yapmışlardı ama şimdi kendileri hapisti. Yine de biliyordu Pare bağırıp çağırıp birilerini başlarına toplayıp telefonlarını alarak o sürtüğe haber verebilir ya da o evden kurtularak kaçabilirlerdi. Elini çabuk tutmalıydı, o metresi zaten Kadir'den haber alamazsa yine kıyardı oğluna ama en azından Kadir'in kurtulmasına engel olmalıydı. Sabahın körü olduğu için tek bir taksi bulamadı ancak bir an olsun durmadı da ayakları şişip yara alsada koşmaya devam etti ve kırk dakikanın sonunda istediği yere ulaştı. Asparşah konağının kapısının önündeydi şimdi. "Buyur bacım sorun ne?" Diye sordu kapıdaki korumalardan biri. Nefes nefese kalan kadın, "Boran." Dedi kesik kesik. Durumunu anlayan adam bir dakika içinde bir bardak su getirip vermişti kadına. Suyu içen Pare daha iyiydi şimdi. "Ben Boran'ın kardeşi Pare, onu görmem gerekiyor çok acil. Açın kapıyı hadi." İki adam birbirine baksalarda kadının halinin hâl olmadığının farkında olarak konağın kapısına vurmaya başladı açmaları için. Çok geçmeden Mizgin kadın açmıştı kapıyı sabahın köründe kalkardı hep ama kapının bu saatte çalınmasına alışık değildi, üstelik konak halkı da hâlâ uykudaydı. Mizgin'in gözleri Pare'yi bulunca Pare öne atıldı. "Mizgin abla benim." Diyince kadın kapıyı sonuna dek açtı. "Pare kızım senin bu halin ne?" Derken gözleri kadının düz karnına düşmüş gözleri irileşmişti. Pare bekleyecek vakti olmadığını bilerek boşluktan sıyrılarak konağa girmişti hızla. Çantasındaki silahı çıkarıp havaya tutarak art arda ateşlemeye başlayınca Mizgin korkuyla kulaklarını kaparken konak adamları kadını çevreledi. "Boran Ağa!" Diye bağırdı avazı çıktığı kadar. "Berdeli bozarak ölüm emrimizi verdin şimdi gel al canımı!" 🔗🗝️🔗 Gelen silah sesleri ile sıçrayarak gözlerim aralanırken Boran kollarını refleksle sıkıca bana dolayarak resmen göğüs kafesine sokmak istedi. Silah sesleri kesilince azda olsa, "Boran." Dedim can havliyle. Gözleriyle hızla benden uzaklaşarak beni süzdü sonra odayı, ses öyle bir gelmişti ki sanki yanı başımızda patlamıştı. "Ben iyiyim." Diyince biraz olsun gevşedi. "Boran Ağa!" Diye bir ses yükseldi birde. "Berdeli bozarak ölüm emrimizi verdin şimdi gel al canımı!" Gözlerim irice açıldı. "Pare!" Diye mırıldandım. Boran tişörtü kafasından geçirdiğinde bende kalktım ve sabahlığımı geçirdim üzerime. Silahını alan Boran, "Sen burada kal Gece dışarıda ne oluyor bilmiyorum." Dedi ve hızla çıktı odadan. Tüylü topuklu terliklerimi giyerken, "Yok ya ne kalacağım odada!" Diye söylenerek çıktım hemen odadan. Hızla balkon demirliklerine yaklaştığımda Boran merdivenleri iniyor ve konak halkı da tek tek çıkarak neler olduğuna bakıyordu. Bertan Ağa ve Merih'te merdivenlere yönelmişken ben avlunun ortasındaki kadınla göz göze geldim ve gözlerim irice açıldı. Çıplak ayakları saçı başı dağılmış bir halde elinde bir silahla duruyordu avlunun ortasında ancak beni daha da şoka sokan düz olan karnıydı. Bu kadın hamileydi ve en az bir buçuk ayı varken şimdi nasıl bu halde olabilirdi? Hem burada olması her şeyi alt üst ederdi, Devran'a neler olurdu? "Bu halin ne Pare ne oldu?" Diye sormuştu Boran kadının yanında biterken. Pare göz yaşları içinde baktı Boran'a. Boran ise yeni farkediyor gibi kadının karnına bakınca kaskatı kesildiğini gerilen sırt kaslarından anlamıştım. "Bebeğe ne oldu?" Diye bir soru daha yöneltirken babası ve Merih'te yanındaydı. Pare'nin gözleri yeniden yukarı çıkıp beni buldu, "Bebek öleli neredeyse bir ay oluyor." Diyince yutkunamadım bu abimin yaralanmasıyla eşit bir zaman dilimine denk geliyordu. Yani kesin bu yüzden kaybetmişti öyle mi? Acıyla kasıldı yüreğim, gidip ona sıkıca sarılma isteğimi zorlukla zaptediyordum. Lalezar annem Mara ve Zara bir arada annelerine destek olurken onlarda aşağı inememiş ilk katın balkonundan izliyorlardı olanı biteni. Bende onların yanına inerek yakından baktım olana bitene çünkü aşağı bu hâlde geceliklerle o kadar adam varken inmek doğru değildi ama elbette kötü bir şeyin olmasına da izin verecek değildik. "Bunu neden haber etmedin bize?" Diye sormuştu Boran gergin bir sesle. Pare sertçe yutkunurken yine benimle göz göze geldi. "Kadir izin vermedi çünkü haber etsem öldürürdü beni şimdide onun yüzünden geldim tek başına metresiyle kaçıp beni ardında bırakacaktı." Dedikleriyle herkes zaten uyku sersemiyken balyoz darbesi yemiş gibi irkildi. Eminim herkes o adamın bu kadına aşkından öldüğünü falan zannediyordu. Bense kaçmaya çalışmasında kalmıştım o pisliğin ne demek kaçacaktı birden bire neden ve nasıl üstelik Devran'da onların elindeyken. Millet daha duyduklarını sindiremeden Pare konuşmaya devam etti. "Ben kaçamasın diye onu eve kilitleyerek geldim, bunlarda," diyerek yüzünü gösterdi, dudağı patlamış yanağı ve boğazı morarmaya yüz tutmuş parmak izleriyle doluydu. "Son anda beni farkettiği için engel olmaya çalışırken dövdü beni ama ben onu makasla saplayarak kaçtım ondan. N'olur birilerini gönder ve o kaçmadan yakala onu Boran, sonra da son görevini yerine getir al canımızı aşiret ağaları birazdan toplanır buraya." "Ne diyorsun lan sen dalga mı geçiyorsun benimle!" Diyerek patladı Boran bir anda. "Kafamı siktin lan!" "Bırak onu bunu gönder adamları yakalasın o soysuzu kaçmadan, hayde!" Bertan Ağa'nın direktifiyle Boran'a kalmadan Merih öne atılarak, "Ben o piçi getiririm!" Dedi sonra adamlara döndü ve, "Hazırlanın hemen geliyorum ben." Diyerek odasına koştu Merih. "Allah kahretsin." diye tısladım. Her şey ancak bu kadar berbatlaşabilirdi. Ulan ben daha dünki Derzan Ağa vakasını bile atlatamamıştım ki. "Aşiretlerin haberi var mı bu olandan?" Diye sordu Boran soğuk bir sesle. Pare başını salladı, "Ben gelirken camiden çıkan adamlar beni tanıdılar galiba arkamdan Boran Ağa'nın kardeşi değil mi bu diyip durdular yani birazdan sizi ararlar ve toparlanırlar. Zaten olması gereken oluyor sizi kandırdık biz, bebek öldü ama söylemedik o yüzden son kez yapman gerekeni yap Boran." Acaba Pare bunları söylerken Boran'ı ne hâle soktuğunun farkında mıydı, bu adam öylece onların kaçıp gitmesini umarken şimdi kanından olanı birlikte büyüdüğü kardeşini nasıl öldürecekti diye düşünen yok muydu? Merih merdivenlerden üzerini aceleyle giyinmiş şekilde inerken hemen, "O adamın anasını ve Güneş'i de getir Merih sakın elimden kaçırayım deme!" Diye bağırınca duraksasa da beni onaylayıp bir hışımla konaktan çıkmıştı. Tek derdi eminim ki o pisliği kaçmadan yakalayıp getirmekti ve eminim Pare'nin öldürülmesini düşünmüyor aklına gelmiyordu bu şu an. Bertan Ağa katı bir ifadeyle,, "Aşiretlerin kulağına gittiyse dönüşü yok artık. Berdeli bozarak onlara bir kere rest çekti gelinin yaptıkları da ortada daha fazla insanların gözlerini üzerimize çekmeden verdiğin hükmü yerine getir Boran!" Dedi. Pare babasına anlık bir acı dolu ifadeyle baksada hızla eğmişti başını. Boran ise ellerini sıkı sıkıya yumruk yapmış olduğu yerdeydi hâlâ. Yanına gitmek istiyordum ama kahretsin ki bende yerimden pek kıpırdayacak hâlde değildim. Beynim durmuş gibiydi. Dün Cahit verdiğim numarayı araştırmıştı numara tanımadığımız bir adamın üzerine kayıtlıydı kim olduğuna bakmak için yine bu işlerle ilgilenen birine verse de en hızlı çözüm o adamın telefonuna ulaşmasıydı ulaşmıştı da. Gece geç saatte telefonu bulduğunu fakat şifreli olduğu için yarın bir telefoncuyla anlaşarak açtıracağını söyleyen bir mesaj atmıştı. Ne güzel sevinerek uykuya dalmıştım ama uyanma şeklime bakın şimdi. Tüm plan alt üst olmuştu ve benim Pare'yle baş başa kalmam gerekiyordu. Lalezar annem sessizce göz yaşı dökerken içim acısa da merdivenlere yönelerek Boran'ın yanında bitmiştim bile. Yumruk yaptığı elinin üzerine yerleştirerek tuttum iki elimle. Sesimi yükselterek. "Mizgin abla Diljen, Pare'yi alt katta ki odalardan birine kapatın kimse de girmesin yanına." Dedim oldukça düz ve sert bir tavırla. "Bakmayın şöyle, Merih Kadir pisliğini getirene kadar bizde çıkıp üstümüze başımıza bir çeki düzen verelim birazdan doluşur Ağalar akbaba gibi konağa." Hâlâ oldukları yerde duran kadınlara hitaben, "Hadisenize!" Dedim sertçe. Pare'ye kaçamak bir bakış atsamda çok tutmadım. Boran'ın yumruk olan elini zorlukla açarak parmaklarımı geçirdim parmaklarından ve çekiştirdim arkamdan. Sesini bile çıkarmadan beni takip etti, odamıza çıkıp içeri girdiğimizde bile öylece durdu odanın ortasında. Yüreğim onun karşısında acıyla kasılıp duruluyordu, ona kıyamazdım ben şimdi bile nasıl bir iç karmaşasında olduğunu canının yandığının farkındaydım. Ellerimi yüzüne yerleştirdim baş parmaklarımla okşadım hafifçe. "Boran," diye seslendim yumuşakça. Yutkundu ağırca, kehribarları yoğun bir acıyla tırmandı buz mavisi gözlerime. "Ben nasıl yapacağım bilmiyorum hazırlıksızım yani... Yani çok ani oldu bu." Titreyen sesiyle bir adım daha atarak sıfırladım aramızdaki mesafeyi. Yine yutkundu sertçe. "Yemin ederim öldürürüm onu Gece, evet bir karar verdim ve arkasındayım hâlâ ben sadece kolayca görevini yerine getir demesini hazmedemiyorum zerre kadar acıması yok bana onun yüzünden bu hâldeyken bana kolayca kardeşini öldür diyebiliyor!" Ah birde bilse niye bu hâlde olduğunun kadının... Uzanıp öptüm dudaklarından hafifçe. "Bana güven Boran." Dedim kararlıca. "Bana güven ve yanımda dur halledelim bu işi birlikte." Kaşları çatıldı. "Ne işi Gece, Pare'yi duymadın mı aşağıda kocası olacak şerefsiz sevgili yapıp kaçmak istemese bu gerizekalı hâlâ Kadir'e aşığım diye dolaşıp duracak ortada!" Diye bağırdı ardından ellerimden kurtularak saçlarını çekiştirdi öfkeyle. "Her boku yiyorlar bedelini biz ödüyoruz sonra! Lan insan hiç mi düşünmez bu adam beni nasıl öldürecek öldürse ne hissedecek diye! Anca kendi keyifleri önemli!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE