Kolunu tuttum nazikçe, "Haklısın, ne desen haklısın." Diyerek sakinleştirmeyi amaçladım, ne kadar olacaksa bu artık. Zara'ya olanlar yüzünden bile zorlukla zaptetmiştim ve onun etkisini bile atlamamışken üstüne bu olan ona çok ağır geliyordu. Çenesini tutarak kendime çevirdim. "Pare'yi öldürmeyeceksin Boran." Anında karardı bakışları. "Bakma öyle dinle beni sadece azıcık olsun seviyorsan eğer n'olur ona zarar verme." Çenesindeki elimi tutarak indirdi anında.
"Bana bak kadın kendini sürekli önüme atıp durma!" Diye hırladı resmen yüzüme.
"Başka türlü dinlemez ya da dediğimi yapmazsın ki." Dedim kısılan sesimle.
Yeniden yükseldi, "Neden acaba, sen dediğinde mantık arıyor musun? Bir halt yemişlerse bedelini de öderler hüküm verdiğimi unutma ben öldürmezsen diğerleri öldürür pekâlâ biliyorsun sende bunu!" Uzaklaştı hemen benden sinirle. Bense ne yapacağımı hâlâ bilmezken gözlerim dolmuş burnumun direği sızlamıştı. Küçücük bir çocuk vardı ortada üç buçuk yaşında ve o çocuk abimin kanındandı dahası masum bir melekten farksızdı ve bir caninin elinde büyümüştü.
Ona bir zarar gelirse kendimi affedemezdim Pare ise sağ kalabilir mi süpheliydim çünkü psikoloji namına pek bir şey kaldığını düşünmüyordum.
Arkamı dönüp dolaba yönelerek elbise çıkardım kendime hızla, ardından durduğum yerde üzerimdeki sabahlıktan ve gecelikten kurtuldum. Çıplak kaldım.
"Yavrum durumları biliyorsun." Diyerek bu sefer daha sakin bir şekilde yaklaştı Boran bana, sanırım ona kırılıp tavır yaptığımı sanıyordu ama öyle bir şey yoktu sadece elimi çabuk tutmam gerekiyordu o kadar. Alt çamaşırım vardı ama üstüm olmadığından çekmeceden elime ilk gelen sütyeni alarak omuzlarımdan geçirdim. Arkama geçerek kopçasını tuttu ve dikkatle taktı Boran. "Kendini suçlamanı istemiyorum senin bu olayla ilgili hiçbir suçun yok Pare ölecekse sorumlusu herkes olabilir ama sen olamazsın." Dedi. Saçlarımı tek omuzumda toplayıp kollarını karnıma doladı ve kendine çekip sarıldı.
Çenesini çıplak omzuma yaslayıp, "Sana ihtiyacım var Gece, yanımda durmana bana arkanı dönmene değil." Titrekçe aldım nefesimi. Açıkta olan boynumu derince koklayarak sıcak dudaklarını bastırdı boynuma ağır ağır. "Sen beni sorgulayıp onaylamazsan beni suçlarsan biterim ben Gece inan şu an bile zor dururken yerimde senin sayende, kokun sayesinde hâlâ sakinim." Kolları arasında dönerek kollarımı boynuna doladım. Bir elimle ensesinden saçlarına doğru okşadım parmak uçlarımla.
"Ne yaparsan yap sana sırtımı asla dönmem Boran ama sende bana biraz olsun güveniyorsan sevgilim öldürme Pare'yi yemin ediyorum ki, Allah şahidimdir o kadın bu konaktaki herkesten senden benden bile masum ve bize ihtiyacı var." Kaşları en derininden çatılırken, "Şimdi değil, bende yeni öğrendim ne öğrendiysem senden tek bir şey isteyeceğim o da ben dönene kadar Pare ve Kadir'i öldürmemen ve sakın o ikisini de baş başa bırakma şu dünyada Kadir kadar kalleş bir adam daha yok!"
Kolları bedenimden gevşediğinde ayrıldık. "Yavrum sen neler diyorsun böyle?" Kafası fena hâlde karışmış gözüküyordu. Elbisemi alarak fermuarını indirdim ve üzerime geçirirken, "Beni dinle Boran vaktimiz yok zaten her şeyi herkes öğrenecek merak etme sen, sadece sakın öldüreyim deme ve beni bekle o kadar. N'olur engel olma bana sadece yardımcı ol." Derken gözlerine yalvarırcasına baktım. Bir yandan da sırtımdaki fermuarı tek seferde çekebilmiştim.
"Buna da tamam yavrum buna da tamam. Bir bok anlamasamda sen ne dersen o olsun." Diyince dudaklarına yapıştım yüzünü avuçlarımın arasına alarak. Kalçamı kavrayak sertçe avuçlayarak kendine bastırırken dudaklarımı sert ve ihtirasla öpüyordu. Nefes nefese ayrıldığımız an, "Karının kocası için yapamayacağı hiçbir şey yok sevgilim." Burnumu burnuma sürttüm. "Ellerini kardeş kanına bulamayacağım ama hakedenler sonuna kadar alacak dersini!"
"Şu hayatta ki tek dayanağım senden başkası değil Gece Asparşah." Gülümsedim. "Hayır, Gece Riva Asparşah iki aşiretinde hanımı olduğumu unutma ben Riva olarak doğdum." Güldü böyle berbat bir an bile olsa. "Ne olursan ol benimsin sen kadın." Yanağımdan öptü usulca. "Neyin peşindesin bilmiyorum ama günün sonunda en ufak bir zarar görecek olursan buna en ufak neden olan kim olursa olsun belasını sikerim, anladın mı?" Başımı sallayabildim sadece.
Ardından siyah kısa topuklu stilettolarımı giydim, spor ayakkabı giymeye üşendiğim kesindi. Çantama gerekli her şeyi koyup odadan çıkarken Boran banyoya girmişti. Konak adamları olmadan hareket etmemem konusunda sertçe uyarmıştı ama Allah'tan ciddiyetimi ve telaşımı farkederek gitmeme engel olmamıştı. Güvenmesinin en büyük kanıtı buydu işte.
Lalezar anne dizlerini dövüp ağlarken kızlar onu sakinleştirmeye çalışıyordu Bertan Ağa avluda telefon trafiğine tutulmuş gibi bir oraya bir buraya giderek konuşurken ben Diljen'i yakalayarak Pare'nin kaldığı odaya yönelmiştim ki, "Nereye gelin!" Diyerek durduran Bertan Ağa'ya döndüm hızla. "Kimse giremez yanına yine neyin peşindesin?" Dedi sert tavrıyla. Gergin belki de kızı öleceği için bir parça üzgün ama buna sebep olan ben olduğum için öfkeliydi hâliyle bana. Ama ben sadece Boran'ı Güneş'ten kurtarmıştım o kadar. O da ona tek kelime etmeden bu konu hakkında yani aslında hicbir suçum yoktu bu konuyla ilgili kusura bakmasın.
"Bir şeylerin peşinde olduğum doğrudur Bertan Ağa'm özellikle de doğruların peşinde!" Kaşlarını değilmiş gibi daha çatarken, "Korkmayın." Dedim. "Babanız Zaza Ağa etrafta yok." Diyince bu sefer afallayışı gözümden kaçmadı. Onu boş verip Diljen'in kilidini açtığı odaya girmeden önce, "Bir tepsi hazırla getir karnını doyursun kadın birde buz getir yüzüne koyar." Demiş onu göndermiştim.
İçeri girer girmez kapıyı örttüm. Küçük bir odaydı ve koltukta büzüşerek otururken hemen ayağa kalktı beni görmez.
"Defteri aldın mı?" Diye sordu anında.
Onunla ilk defa konuşmaktan mı bilmiyorum gerginlikten evet diyemeden başımı sallayarak onayladım. Gözleri kıpkırmızıyken hayattan geçmiş bir hâlde gülümsedi burukça. "Pek bir önemi kalmadı ama olsun en azından bir şeyi başarabildim." Derken alaylı bir gülüş kaçtı dudaklarından.
Ona hayretle baktım, "Her şeyden vazgeçmişsin gibi davranma!" Dedim bir anda sinirle.
Gözlerini kaçırdı ancak çoktan akan yanağına bulaşan yaşları gördüm.
"Çünkü bitti artık." Dizlerinin üzerine çöktü güçsüzce ben ise olduğum yerde kıpırdayamadım bile.
"Biten bir şey yok kalk ayağa!"
"Var, bitti her şey bulabildin mi oğlumun yerini?"
"Bulmak üzereyim." Dedim tedirgince, güldü. "Dün gece Kadir konuşurken duydum şu Derzan Ağa'mı ne o ortada yokmuş bunların sürekli yardım aldığı ağa oymuş o gidince de planları suya düşmüş her neyse. O metresi ve benim oğlum bu sabah erkenden Yunanistan'a kaçacak oradanda benim oğlumu öldürerek kurtulacaklarmış bende madem kaybettim onlarda kazanmasın diyerek sabahın köründe kalkıp onları eve kilitleyerek kaçtım buraya geldim o sevgilisi olacak sürtük çoktan ondan haber alamadığı için bebeğime zarar vermiş ve kendi tek başına aldığı paralarla kaçmıştır bile Gece. Bittim artık ben, keybettim her şeyimi."
Ellerimi saçlarımdan geçirdim sakin kalmak için gün geçmiyor ki yeni bir skandal öğrenmeyelim. "Bak Pare burada oyalanacak zamanım yok ve birde seni düşünmek istemiyorum kalk otur şuraya yemek gelince de ye güzelce ve beni bekle ben öyle ya da böyle bulacağım yeğenimi!" Dedim sertçe ellerim titriyordu sinirden ve bu o pislikler yuzundendi şimdi kıza sikica sarılmamak icin zor dururken hemde. "Para dedin ne parası bu söyle hemen."
Burnunu çekti seslice ama cevapladı, "Bankadaymış para sabah erkenden gidip çekecekmiş." Telefonumu cıkarıp saatime baktım hemen.
"Bankaların açılmasına bir buçuk saat var bu gerizekalı karı hâlâ uyuyorsa iyidir uyumayıp kalktıysa bence ilk yapacağı şey bankaya koşmak olur Kadir'i aramadan önce yani bir buçuk saatimiz var kadını bulmak için çünkü parayı aldığı zaman mutlaka aramaya başlar."
Pare kısıkça, "Kadir çok öfkeliydi telefonları alsamda mutlaka Merih gitmeden önce bir şekilde ulaşmıştır o kadına." Diyince sıkıntıyla nefes aldım.
"İhtimaller Pare ihtimal bunlar, sen onların kaçmasına izin vermeyip buraya gelmekle en iyisini yaptın ama ben o gerizekalıların o kadına ulaşabildiğini sanmam hem Merih hemen gitti sen gelince o yüzden hiç öyle karamsar olmaya gerek yok bol bol dua et bizim için." Yutkundum ağırca. "Benim yeğenim canlı ya da cansız kollarımda olacak bugün o sürtüğü de yakalayıp gelip önüne atacağım sana yemin ederim." Yavaşça geriledim. "Zamanım yok gitmem lazım." Daha fazla yıkılmış göz yaşları içindeki hâline bakamazdım kesinlikle.
Kapıdan çıkmadan önce, "Gece." Dedi zor çıkan ağlamaklı bir sesle. Omzumun üzerinden baktım ona ağırca. "Ferman'ın durumu nasıl acaba?" Bunu öyle çekinerek ve zorlukla söylemişti ki. "İyi." Dedim gülümseyerek. Sonra aklıma gelenle ona döndüm tamamen bunu sormayı nasil unutabilmistim ben.
"O iyi de sen bebeğini nasıl kaybettin Pare ve ne zaman defteri göndermeden önce miydi bu?" Gözlerini yine kaçırırken, "Defteri korumaya verdiğimi görmedi ama bir şeyler karıştırdığımı anladığı için korumayı size gelmeden öldürmeye kalktı tam dedim ki bundan fazlası olmaz bu sefer de Ferman'a yapılanları anlatınca o anki acıyla kaybettim." Dedi gittikçe zor çıkan sesiyle. Ne denilebilirdi ki bunca yaşanana, onu göğsüme bastırmak geliyordu, bazen kendimi ciddi anlamda fazla olgun hissediyordum ve hissettiğim şefkate boğmak istiyordum.
"Yemin ederim kan kusturacağım hepsine!" Diye söylenerek kapıyı çarparak çıktım odadan ve gelen Diljen'i farkettim. "Onunla ilgilen Diljen." Beni başıyla onaylarken ben adımlarımı konak kapısına çevirmiş hızla çıkmıştım bile.
Üst üste üç kere arayınca Cahit ancak açabilmişti. Dün gece yaşadıklarından sonra karga bokunu yemeden iş başında olan Cahit uykuda kalmıştı tabi ki.
🔗🗝️🔗
"Ne kadar sürecek bu acelemiz var demedin mi?!"
Sıkıntıyla nefes alan Cahit karşımdaki sandalyede otururken, "Son yarım saatiir otuzuncu kez birazdan getirir hanımım diyorum." Diyince gözlerimi kıstım.
"Sen bana laf mı atıyorsun şu an?"
Dikleşti hızla oturduğu yerden. "Ne haddime hanımım ama adamda telefonu sıfirlamadan açmaya çalışıyor hak verirsiniz ki."
Saçımı omzumdan geriye attım stresle, "Ben anlamam bir saatimiz şimdiden gitti bile o kadını hemen bulmak zorundayız bir dakika bile hayat memat meselesi biliyorsun!"
"Biliyorum." Dedi beni tasdikleyerek. Göz altları mosmordu uyumamaktan ve yine de anında yanıma gelip henüz mesai saati başlamayan bu esnafı güç bir çabayla uyandırarak telefonun şifresini kırdırtmaya çalışıyordu. Karşımda duruyor elinden geleni yapıyordu ama gerginlikten herkese çatacak haldeydim. Kapının önünde hazırda bekleyen bir araba dolusu adamlara göz atıp tekrar döndüm önüme.
Tam o sırada içerden çıkan orta yaşlardaki adam telefonu bize uzatıp, "Hallettim buyrun hanımım." Diyince telefonu kaptım resmen elinden.
Cahit cebinden çıkardığı parayı adama uzatarak teşekkür ederken ben anında telefonu açarak aramalara girdim ve sevgilim diye kayıtlı olan numarayı açtım. Cahit'te sandyeyi yanıma çekerek ekrana bakıyorken, "Bizdeki ile aynı numara değil sanırım bu da iki numara kullanıyor, şimdi şu mesaj uygulamasına girinde profil var mı görelim." Diyince Cahit dediğini yaptım hemen.
Uygulamaya girdiğim an zaten en başta sevgilim diye kayıtlı numarayı bulduk ve ekran fotosuna basarak büyüttüğümde gözlerim de şokla açıldı. Bu nasıl bir kumpastı böyle... Ah kesinlikle derin derin nefesler almam gerekiyordu. Öyle de yaptım telefonu Cahit'e verirken ben kendimi toplamak amaçlı derin derin oksijeni çektim ciğerlerime.
"Kim olduğunu tanıyor musunuz hanımım." Başımla tasdikledim onu. "Kocamın en yakınında olan ve her halttan rahatlıkla haberi olan başka hangi sürtük olabilirdi ki zaten!" Diye söylendim sinirle. "Birde nasıl da iyi niyetli yaklaşıyor ve profesyonelce rol yapıyordu, Allah'ım niye en başta gıcık olduğum gün onu işinden etmedim ki!" Derken yerimden kalktım dayanamayarak. Saçlarımdan geçirdim parmaklarımı titrerken.
Beklentiyle bana bakan Cahit'le kendime geldim. "Sevgi bu kız, Boran'ın asistanı işte!"
Kaşları havalandı hemen sonra, "Şirkete gidelim hemen adresi falan neyse oradan buluruz hadi." Dedi.
Dakikalar sonra şirkete koşarak girdik resmen, elbette işe gelmeyip üzerine çıkışını vermiş aniden. Muhasebenin yanına girip adresini almak konumum sebebiyle çok kolay olurken şimdide evine gidiyorduk. Araba çok geçmeden bir sokak arasında altı katlı bir binada durunca indik hızla.
"Allah'ım n'olur yardım et n'olur yardım et bir şey olmasın." Diye hızlı hızlı dua ederken arkamızdaki adamlarla apartmana girmiştik. Neyseki biri çıkıyordu ki kapı kapanmadan apartmana girebilmiştik. Şansda buydu ki karı en üst katta oturuyordu. Gitmemiş olması ve Devran'a zarar vermiş olmasın diye dualar ederken en üst kata çıkmıştık.
Cahit, "Siz geride kalın görünmeyin." Dedi adamlara, dediklerini yaptılar hemen ve merdivenlerden inerek gizlenirlerken, "Sizde saklanın." Diyerek kapının yanındaki duvarı gösterince kalbimi tutarak yaslandım duvara. Cahit kapı gözünün kendini görmemesini sağlarcasına kenarda durarak zile bastı. Nefeslerimizi tutmuş ses beklerken çok geçmeden geldi o ince ses.
"Kim o?"
"Ecelin seni sürtük." Diye mırıldandım.
"Kurye efendim, kargonuz vardı?" Dedi Cahit nötr bir sesle.
"Aa evet bırakın kapıya siz ben alırım onu." Çüş böyle tesadüfün ben. Ulan Cahit.
"Peki efendim iyi günler." Diyen Cahit bırakıyormuş gibi yaparak eğilip kapının yan tarafına geçince apartmanın ışığı kapandı. Herkes kapının açılmasını beklerken kapının kilitleri tek tek açıldı tam kendi de açılıyordu ki merdivenlerde duran adamlardan birinin hareketi yüzünden ışık tekrar yanınca yüzümü buruşturdum sinirle. Çünkü kapı tekrar kilitlenmeye başladığı an Cahit küfrederek belindeki silahı çıkarıp kilit yerine hiç durmadan ateş edince içeriden çığlığı koptu Sevgi'nin. Muhtemelen kapının ardından kaçarken Cahit durmadan kilit yerine üst üste ateş etti bu süre boyunca kulaklarımı tıkadım. Cahit silahı indirince kapı direnebilecek hâlde değildi bu sebeple adamlardan en iri olanına işaret verince adam ne yapacağını bilir gibi kolunu sıkıp kendini gerdikten hemen sonra kapıya sadece tek bir omuz atar atmaz kapı gürültüyle geriye doğru çarparak açıldı.
Cahit önde ben arkada çeri girerken, "Odalara bakın hemen!" Dedi Cahit biz ise koridorun sonundaki kapısı açık olan yere girdiğimiz an olduğumuz yerde kaldık. Salondu burası iki artı bir dairenin büyüklüğü ne kadarsa bu eski apartmanında genişliği de buydu.
Kendine gel Gece bırak genişliği!
Kesinlikle bugün yaşadığım adranelin günün sonunda girmezse eğer iyiydi.
Ortamda oldukça yüksek ve iç yakan bir ağlama sesi vardı ve bu ses benim biricik yeğenime aitti. Gözlerim doldu.
Sevgi onu kucağında canını yakacak derecede karnına kolunu geçirerek tutarken bir bıçağı da boynuna yakın şekilde tutmuştu.
Yaşadığına sevinsem mi yoksa bu hâlde oluşuna üzülsem mi bilemiyordum her iki durum içinde sakin olmalıydım.
"Bak sakın bir yanlış yapayım deme o daha çok küçük inan onu bize verirsen sana hiçbir şey olmaz." Dedi Cahit ciddi bir sesle.
"Ben de buna inanacak göz var mı sence, bu kadın beni anında lime lime doğrayacak!" Diyerek beni gösterdi.
"O kadar doğru söyledin ki." Cahit bana baktı uyarıcı bir şekilde. Yumruklarımı sıktım. "Bana bak o çocuğa arar gelirse asıl o zaman yaşatmam seni!" Diyerek konuşunca öfkeyle o da aynı karşılığı verdi ağlayan çocuğu umursamadan.
"Yıllardır bu piçi büyüttüm ben yemin ederim öldürmemek için kendimi şimdiye dek zor tutmuşken bırakır mıyım öylece!"
Bu nefreti bir çocuğa karşı olamazdı hayır, bir insan masum bir bebekten böyle nefret edemezdi diyecektim fakat sonra aklıma Pare'nin yazdıkları geldi. Sırf Pare rahat durmayıp bu pisliklerden kurtulmaya onların her dediğini yapmadığı için her defasında onu oğluyla terbiye ediyorlardı. Bazen telefon aracılığı ile dövülüşünü seyrediyor bazen bedeninde sigaralar söndürülüşünü bazende günlerce aç bırakılmasını izliyor onun saatlerce ağlayışını dinlemek zorunda kalıyor ama sesini bile duyuramıyordu oğluna.
Onu öldürmek istiyordum kimseyi istemediğim kadar.
"Allah şahidimdir Sevgi o çocuk bana sağ gelmezse senin derini yüzerim balık gibi bu evdende ayakların üzerinde çıkarmam!" Korkudan yutkunuşu gözümden kaçmadı ama bıçağı çekinmeden bebeğimin boğazına daha da bastırınca sesli ağlayışı hıçkırığa dönüşen Devran'ın sesi tekrar yükseldi.
"Yapma!" Diye atıldım can havliyle. "Tamam, ne istersen yaparım yemin ederim ama ona zarar verme çok küçük." Dudaklarımı ıslattım gözlerimi Devran'dan zorlukla ayırarak. "Yalvarırım sana Sevgi onu bana ver ne dilersen dile."
Dudakları kıvrıldı keyifle, "Yapmayacağınızı biliyorum bu çocuğu aldığınız an ben biteceğim zaten." Diyince yutkunamadım bir kaya oturdu boğazıma sanki. Elbisemi avuçlarıma doldurarak sıktım.
"Onu öldürünce eline ne geçecek peki?" Diye sordum çaresizce çünkü yüreğim ağzımda atıyordu. Hasta gibi güldü gerizekalı, "Ne mi geçecek geçecek bir şey mi kaldı en azından canınız yansın istiyorum ben! Bu işe bulaştığım güne lanet edip durdum ama sırf sevdiğim için katlandım buna, Kadir için! Yıllardır o Pare denen sürtükle yaşadı onu karısı yaptı çocuğuna da ben baktım burada ve hepsi sadece sonunda istediğim dilediğim gibi bir hayat yaşamak içindi! Paraları toplayıp şirketin kasasına girecektik ama kocan olacak adam o kadar zekiydi ki bu mümkün değildi o salak Güneş bile bir boka yaramadı ama sonunda buradan kaçıp gidecek biriktirdiğimiz paralarla hayatımızı yaşayacaktık onu da aldınız elimden!" Öfkeyle bıçağı tuttuğu elini bebekten uzaklaştırıp kolunu açtı kendini göstererek.
"Ben gençliğimi bu piçe harcayıp onu büyüteceğim ve Pare hanımda alıp ona annelik mi yapacak? Onu mutlu eder miyim be ben!-" Cahit açığından yararlanıp bıçağı sallayan eline ateş ederek bıçağı düşürdüğü an Sevgi acı içinde haykırsa da orospu son gücüyle arkasında ki balkona attı kendini hızla.
İkimizde balkona çıktığımızda sağlam eliyle Devran'ın kolundan tutarak aşağıya tutuyordu. "Sakın yapma sakın!" Dedim göz yaşlarım tıpkı çığlık çığlığa korkuyla ağlayan Devran gibi akıyordu. Yaklaşabildiğim kadar yaklaştım ona ellerimle sakin olmasını belirterek. Şu an tam anlamıyla kendimi görüyordum onun yerinde neden sürekli bir yerlerden atılmakla sınanıyorduk biz?
Nefretle ve elindeki yaranın acısıyla baktı bana, "Ölsem bile bu piç yaşamayacak!" Diye bağırdığı an Devran'ı tutmayı bıraktı aynı saniyede öne atılarak bir elimle demirlikleri tutup diğeri ile karnıma kadar kendimi ileri atarak Devran'ı dirseğinden kıracakmış gibi sertçe yakalayarak yukarı kendime çektiğimde büyük bir haykırışla çöktüm olduğum yere.
Devran'ın küçük bedenini göz yaşları içinde göğsüme bastırarak sarılırken çocuk isteri krizine girmiş gibi hıçkıra hıçkıra hiç durmayacakmış gibi ağlıyordu.
"Hanımağam!" Diyen ses Cahit'e aitken yanıma çöktü hemen. "Eliniz." Diyerek elimi tutup kendine çekince gördüğüm görüntüyle daha da ağladım. "Tamam sakin olun çıkmış gibiler ben oturtacağım yerine." Diyen Cahit birden bire hızla benim geri çekmeme izin vermeden işaret, orta ve yüzük parmaklarımı uç eklem kısımlarından çevirerek yerine oturttu ama acısı artarak çoğaldı. Muhtemelen demirlikleri tutmak için atıldığım sıra olmuştu bu ama yemin ederim kopsalar umrumda olmazdı.
"Yakın bir hastaneye gidip baktıralım hemen." Dedi geri çekilirken. Onu acıyla onaylarken kucağımda ki çocuk bir anda kollarımdan kurtularak içeri koşturunca hemen kalkarak koştum ardından.
"Anne, anne!" Diye bağırarak bir elini yumruk şeklinde ağzına tıkamış ağlayarak o orospuyu arıyordu. Gerildim. Doğduğu günden beri gördüğü muamelelere rağmen Sevgi onun hayatındaki tek kişiydi onu anne olarak benimsemiş olmalıydı, sevilmek nasıl bir duygu bilmediğine emindim bu minicik çocuğun.
"Sana kaç kere bana anne deme dedim piç kurusu! Lanet çizgi filmler!" Sevgi'nin sesi dış kapının olduğu yerden gelirken Devran oraya ulaşmadan koltuk altlarından kavrayarak kucağıma alarak gitmesine izin vermedim. Devran sanki canlı canlı bir taraflarını kırıyormuşum gibi kulakları sağır edecek şekilde bağırarak ağlayıp inmek için çırpınırken, adamlarımızın tutarak götürdüğü Sevgi'ye baktım son anda. "Sana asıl piç kurusu kimmiş çok iyi gösterecek biri var merak etme!" Diye bağırdım. Pare'den bahsediyordun elbette ondan önce bende biraz okşar severdim Sevgi'yi.
Yeniden ağlayan çırpınan çocuğa dikkatimi veririken onu kendime çevirerek kucakladım. "Şşhht tamam bak ben sana zarar vermem ağlama artık hadi." Dedim yumuşakça ama sesinden dolayı beni duyduğunu düşünmüyordum. Yüzüne düşen saçlarını çekerken kirden nasıl katılaştığını farkettim. Sağ elimle poposundan destek vererek tutmak canımı yaksa da direndim. Sakinleştirmek zorundaydım onu. Elleriyle gözlerini cıkaracakmış gibi ovuşturarak ağlıyordu. Salona doğru ilerleyerek temiz gördüğüm tek yer olan koltuğa oturdum yavaşça ve Devran'ı dizime oturtarak sardım tek elimle sıkıca. "Devran," diyerek seslendim sefkatle. "Beni dinle bir tanem bana bak hadi." Elini tutup gözlerinden indirmeye çalışsam da direniyor canı çıkacakmış gibi ağlamaya hatta bağırmaya devam ediyordu anne ve Sevgi diye.
Sıkıntıyla nefes alırken kucağımdan kaçmaması için tutmaya devam ediyordum. Henüz çok ufaktı hatta Rona'dan sadece bir kaç ay büyüktü ama Rona'dan bile ufak duruyordu bu haliyle. Öyle zayıftı ki ona dokunurken kemiklerine dokunduğumu hissedebiliyordum. Bir bebek kokusu yerine her türlü kokuyu da alıyordum ondan, üzerindeki kıyafetler kaç günlüktü bilmem ama içimden aylık diyordu çünkü uzun kollu bir kışlık polar takımı vardı en eski yıpranmışından. Üstü çeşitli yemek çikolata meyve suyu lekelerine benzer her şeyle dolu ve kurumuştu. Ellerinin rengi bile kendi rengi değildi tıpkı kararmış yüzü gibi. Saçları ise bir tarafı uzun bir tarafı kısa saçma sapan bir şekildeydi bilmesem kız derdim hatta o kadar.
Kendimi tutamadım sessizce ağlarken onu da yeteneksiz bir şekilde sakinleştirmeye çalışıyordum. Cahit karşıma geçtiğinde, "Bunları buldum sadece içeride belki sakinleşir diye." Uzattıklarına baktım bir diş çıkarma emziği ki bu yaşta ki bir çocukta o ne gezerdi yine de seviyordur diye onu ve küçük bir legoyu aldım. "Sadece bunlar mı vardı?" Diye sordum tarazlı bir sesle. Başını salladı sadece.
"Devran bak oyuncak, hadi al oyuncakla oyna seni çok güzel bir yere götüreceğim hem. Bakkala gidelim ister misin cipsi kola çikolata hatta bir sürü oyuncak bile alırım sana ama lütfen bir kez bak bana gözünü seveyim... Ağlama artık bebeğim n'olur." Ne dersem diyeyim susmadı dokunuşlarım bile rahatlatmadı onu ve onunla birlikte bende ağlamaya devam ettim en sonunda kucağımdan inmesine izin verdiğimde ise salondaki koltuğun arkasına geçtiğinde onu takip ettim hemen. Koltuğun altına elini uzatıp bir emzik çıkardı onu o şekilde ağzına soktu ve sesi kesilip boğuklaşırken dizlerini kendine çekip başınıda dizlerine yaslayıp hıçkırık krizine tutulmuş gibi bu defa içinden ağlamaya devam etti. Ya da bu şekilde ağlamasını durdurmayı öğrenmişti. Sesi kesilip beni dinleyebilecekse eğer emziği yaşına rağmen kullanabilirdi. Beni tanımıyordu hatta bahse girerim hayatında Sevgi ve Kadir'den başka insan görmediğine bile emindim. Bu çocuk bu yaşına dek bu dairede büyümüştü.
On dakika boyunca ona dokunmadan sakinleşmesi için izin verdim ardından yavaşça yanına oturup başını okşamaya başladım usul usul. İrkilince, "Korkma benden." Dedim titrekçe. "Devran, Jir'im benim. Kurban olurum sana ben." Gözlerimden akan yaşları umursamadan burnumu çektim seslice. "Seni gerçek annene götürmeme izin ver bebeğim." Yavaşça ellerimi koltuk altlarına yerleştirip kucağıma aldığımda yine ağlamaya başlasa da bu defa düşük ve emzik sayesinde kesik kesikti. Öyle ya da böyle zor olsa da anlayacaktı ona zarar vermeyeceğimi. Dizleri ve belinden destekleyerek kucağımda tutarken kendini ufacık yaparak yumruk yaptığı elleriyle beni görmeyi reddercesine kapattı ve hiç bitmeyen göz yaşlarını öyle dökmeye devam etti.
Evden çıkarak aşağı indiğimizde Sevgi'yi bağlayıp bayıltarak bagaja tıktıklarını öğrendim bu iyiydi bugün gün boyu orada yolculuk yapacaktı.
Cahit'in şoförlüğünü yaptığı arabaya bindiğimizde Boran'a iyi olduğuma dair mesaj atmıştım aramalarına karşılık olarak. Aşiret ağaları tek tek oraya gidiyorlardı. Cahit en yakın hastaneye getirdiğinde beni elbette itiraz etmedim, ellerim hâlâ ağrıyordu ve bakılması gerekti. Yarım saat içinde Devran'ı kucağımdan indirmeden elime baktırmış ardından üç parmağımı kapsayacak şekilde kıpırdatmamam için sarıp telli bir aparat takarak göndermişlerdi bizi. Devran için bakılmasını istesemde anlık olarak gözlerini açarak etrafına bakan Devran korkuyla tekrar ağlamaya ve çırpınmaya başlayınca bundan vazgeçtik.
"Leyla yengeme sür Cahit bu çocuğu bu hâlde o konağa asla sokmam." Diyince dakikalar içinde oraya vardık.
Cahit kapıyı çalınca yengem kapıyı açmış halimize şokla bakakalmıştı. İçeri geçerken Cahit dısarıda kalmayı tercih etti. "Amcam evde mi?"
Kucağımda yüzünü omzuma gömmüş olan çocuğa ve elime tuhafça bakan yengem, "Yok evde sizin konağa gitti az önce mahalle çalkalanıyor Pare'lerle ilgili. Öldürecekmiş Boran hükmü yerine getirecekmiş öyle diyorlardı aradım o kadar niye açmadın kız?! Hem bu bebe kimin senin eline ne oldu?"
"İçeride anlatırım yenge ama izin ver soluklanayım az biraz."
Eve girdiğimde salona oturdum kucağımda sessizce iç geçiren çocukla. Yengem hemen karşımda ki tekliye oturup izlemeye başladı bizi.
Derin bir nefes aldım hemen sonra, "Hiç öyle bakma o kadar uzun bir meseleki anlatamam sana da inme insin istemem tek istediğim bu çocuğun çok mazlum ve kötü durumda olduğu." Diyince.
"O belli zaten." Dedi üzüntüyle çocuğu süzerken. Kucağıma yanlamasına oturttuğum Devran saklanmak ister gibi istemesede bana sığınarak kafasını göğsüme gömmüştü. "Üst baş ayarlayayım temizce yıkayalım çocuğu, karnıda aç kesin bu sabinin." Diyerek ayaklanan yengeme minnetle gülümsedim
Ah birde bilse Ferman'ın abimin oğlu olduğunu ne ederdi kim bilir.
Daha da sardım kolumla minik bedenini.
Yengem salondan çıkmadan Rona yüksek sesle bağırarak içeri dalarak, "Geçee!" Diyince kucağımdaki çocuk önce sıçradı korkuyla ardından ağzındaki emziği düşürerek yeniden ağlamaya başlayınca Rona şoka girmiş bakakaldı Devran'a. Yengem kızına söylenerek çıkarken Rona yanımızda bitti hemen.
"Özür dilerim bebek ağlama." Dedi bacağına dokunarak, Devran'sa kısık gözleriyle Rona'ya bakıp tekrar ağlamaya başladı.
"Çirkin miyim ben Geçe niye korktu ki benden şimdi?" Diye masumca sorunca Rona burukça gülümsedim ona. Kucağimdakiyle ona doğru eğilip çenesini okşadım, "Değilsin bebeğim sadece biraz korkmuş ve kaybolmuş ondan ağlıyor." Gözleri kocamab açıldı. "Annesini bulalım o zaman, polise gidelim bulsunlar yazık bebeğe dimi?" Başımı sallamakla yetinirken Devran'ı susturmaya çalışmadım kendi susana kadar ağlayabilirdi. Zararsız olduğumuzu kabullenip alışacaktı eminim ki.
Yengem içeri girip, "Suyu hazır ettim hadi getir çocuğu." Diyince ayaklanarak banyoya gittik.
Rona'nın kayık şeklindeki leğeni sıcak suyla doldurmuş musluktan akan sıcak suyu da kovaya ayrıca dolduruyordu. Çocukla duşakabine girmeyeceğime göre mantıklı olan buydu.
Dizlerimin üzerine çöküp Devran'ı ayakları üstünde zorlukla durdurduktan sonra üzerini çıkarmaya başladım. Başladım diyorum çünkü asla izin vermeyip kısıkça açtığı gözleriyle kaçmaya çalışıyordu bizden ve bağırarak ağlamasını devam ettiriyordu. Böyle giderse ses telleri zarar görecekti ve dahası bizim konağa gitmemiz gerekiyordu, Boran'a güveniyordum ama Pare'nin çocuğunun yaşadığını öğrenmesi gerekiyordu.
"Bak oyuncak getirdim sana al su da da yüzüyor hem." Diyen Rona'nın oyuncaklarını bile elinin tersiyle iterek atmıştı. Zavallı Rona da dayanamayarak ağlayınca yengemde hamile haliyle onu susturmaya çalıştı ve bir anda, "Yeter!" Diye bağırdım banyodan taşacak bir sesle. "Yeter artık ağlama dinle biraz bizi sana zarar vermek değil amacımız görmüyor musun bak biraz bize dinle!" Diye üst üste bağırınca ilk defa gözlerini net bir şekilde gördüğüm çocukla dona kaldım. Titriyor ama sesini çıkarmazken o güzel dolu gözlerinde bir an için abimi gördüğümü zannettim.
Yaptığım şeyi idrak ederken ellerimi çocuktan çektim hemen, "Özür dilerim." Dedim hızla. "Çok özür dilerim bağırmak istemedim ben." Dedim çenem titrerken.
"Sakin ol Gece," Diye uyardı kollarındaki suspus olan kızıyla yengem. "Hadi soy çocuğu susmuşken." Diyince sertçe yutkunarak gözlerimin içine dolu dolu bakan çocuğa bakamayarak üzerini çıkarmaya başladım. Tuhaf olan şu ki ona bağırmamı normal karşılayarak susmuş diğer çocuklar gibi korkarak daha da ağlamamıştı. Ona o pislik gibi davranmıştım resmen.
"Özür dilerim." Dedim sessizce ardından şefkatle yaklaşarak altını da çıkarıp çıplak bedenini sıcak leğenin içine soktum, korkusu gözünden taşarken o gözlerini yüzümden ayırmadan ne istersem yapacak gibi hareket ediyordu. Bu canımı yakıyordu. Bedenini iyice ovaladım ellerimle önce sonra yumuşak hareketlerle saçlarını şampuanlayarak köpürtüp yıkadım korkudan sesini çıkarmazken ona olabilecek en sefkatli halimle yaklaştım elini defalarca öptüm üst üste ve buna kaşlarını çatarak bakıp durmuştu. Eminim bunların bile ne anlama geldiğini kestiremiyordu. Sırtında ve bacaklarında toplamda sekiz sigara ve iki de ufak iki bıçak izi vardı birde izi geçmiş yaralar. O yaraları alırken ki hâlini hayal etmek gibi bir gaflete düşünce başım döndü bir an ama topladım kendimi. Sakin olmak zorundaydım. İçinde olduğu su yemin ederim öyle pislenmişti ki döküp tekrardan baştan aşağı tekrar lifleyip yıkamış saçlarını yine şampuanlamış sonra sudan çıkarmadan temizce tarayıp kesmesi için yengeme bırakmıştım. Temiz bir şekilde kestiğinde yumuşak tutamları gözlerini kapatmayacak eşitsiz olmayıp ona çokca yakıştı. Son kez baştan aşağı sıcak suyla temice yıkayıp havluya sararak çıkarttım.
Rona bir an olsun yanımızdan ayrılmazken sessizce izliyordu bizi. Bornozun içinde kaybolurken saçlarını kuruladım temizce ve bu süre boyunca bile dolu gözlerini yavru kedi gibi gözlerimden ayırmamıştı, ne bekliyordu bilmiyordum ama onu her öpüşümde ve sevişimde minik minik afallamalara şahit oluyordum. Yengem kıyafetleri getirmek için gitmişti. Bornozun şapkasını başından indirince inceledim şimdi rahatça onu, ufacık avuç kadar yüzü vardı, içimi titreten gözleri koyu elaydı göz tipi bu haliyle bile abimin gözlerine benzerken tek benzeyen yer gözü değildi yüz siması abimi alenen andırıyordu. Bu abimin oğlu olduğu için değildi ciddi anlamda abimin küçüklük fotosunu getirseler aynı çocuk derlerdi.
Omuzlarını nazikçe kavrayarak yüzüne doğru eğildim ve burnumu burnuna sürttüm ardından yumuşak yanaklarından üst üste defalarca kez öpüp boynundan derin derin kokladım temiz çocuk kokusunu. Dayanamayıp kendime çekip sarıldım sıkıca.
"Ya bana da." Diyen Rona'yı da kendime çekip sarılınca bundan rahatsızlığını belirten Devran'la gevşettim kollarımı ikisinden de.
"Al bakalım bunlar vardı sade olarak." Yengemin elime tutuşturduklarına baktım siyah şortlu bir takımdı bu birde minik bakstırıda vardı. Ayakta kurbanlık koyun gibi gözleri hep dolu olan Devran'ı kendime çekip bornozu çıkarıp boxserı giydirdim önce, üzerini giydirirken, "Kız Gece kimin oğlu bu de hele heç yabancı gelmedi, tövbe tövbe." Yutkundum sertçe. Abimin diyemezdim hâlâ hamileydi ve ortalık karışıkken daha da karışmasını istemezdim.
Devranı giydirip bu sefer elini tutup yürütürken mutfağa girdik yengemin direktifiyle. Masaya oturduğumuzda benimde karnım guruldadı anında kahvaltı bile yapmamıştık ki hiç. Masadaki pogaçaları görünce, "Yenge hayrına biraz dışarıdaki korumalara da versene kahvaltısız duruyor adamlar." Diyince. "Ay hemen vereyim dur." Demişti.
Devran kucağımda büzüşüp kalmışken önce onu doyurmak için Rona'ya baktım, maşallah kız hurra diyerek ne var ne yok yiyordu ben buna uyarak bu çocuğu yedirmeye kalksam mide fesatı geçirirdi. Başımı iki yana sallayıp, "Hangisini vereyim sana?" Diye sordum yumuşakca ama çatılan kaşları altında sofraya bile bakmıyordu. Derin bir nefes alarak poğaçayı alıp ufak ufak lokmalar halinde ağzına o istemese bile biraz zorlayarak yedirdim ve yedirdikçe beğenmiş olmalı ki bu sefer elli kere demeden ağzını açıyordu. Meyve suyunu boğulmasın diye bol bol pipetle içirirken salatalık ve domatesde yedirdim. Ben yediriyorum diye zorla yiyor gibi olmasın diye çok fazla vermedim şimdilik şişen karnıyla doyduğuna kanaat getirerek su içirdim bol bol ardından ağzını temizleyip onu kucağımda tutarken kendimde yedim bir kaç lokma ama fazla duramazdık burada saat epey geçmiş şu an eminim ki konak birbirine girmiş olmalıydı.
"Ferman daha tam iyileşmeden gitmiş sizin konağa olanlar yüzünden dengesiz kız senin bu abin bu olayları sevmediği hâlde bok var sanki gidiyor. Senin bu kocanda maşallah Vallahi başına neler geldi hâlâ ayakta."
"Ne demek abinde orada yenge doğrumu bu?!" Diyerek yükselince Devran yeniden ağlamaya başladı ama bu sefer ağzını sesini ben duymayayım diye kapatarak. Kasıldı bedenim. Korkuyordu benden.
"Bana bak sana diyorum bu çocuk yüksek sesten çok korkuyor kim yaptıysa gebersinler inşallah." Doğru olabilirdi.
"Tamam bir şey yok sakinleş bebeğim." Kendime çevirip sırtını sıvazladım yavaş yavaş.
"Benim konağa gitmem gerekiyor artık yenge." Ayaklandım hemen. "Sende Rona'nın eskisi ya da bebek için aldığın emzik falan var mı birde." Yengem halime anlam veremesede içeri gidince kapının önüne çıkarak topuklularımı giydim bu lanet el hareketlerimi kısıtlasada hastanede yapılan ağrı kesici sayesinde iyiydim şu an.
Yengem koşturarak geldiğinde paketinden yeni çıkardığı emziği Devran'ın ağzına sokunca çocuk anında kabul etmişti bunu. "Birde şunları al." Diyen yengem pamuklu siyah peluş kulaklığı Devran'ın başına geçirerek taktı, "Sesleri azaltır zavallı alışana kadar idare edin bu mesele burada kapanmadı bu arada bil, şunu da ört üstüne yeni banyo yaptı bünyesi zayıf görünüyor hasta olmasın." İnce bebek battaniyesinide Devran'ın başını da örtecek şekilde üstüne atıp yanlardan sıkıştırarak sardı. Ona minnetle bakarak gülümsedim. "Seni seviyorum kadın iyi ki varsın." Dedim.
"Hadi gülüm hadi, kendine iyi bak."
🔗🗝️🔗
"Hayde Boran Ağa keyfini bekleyecek değiliz getir ve bitir artık şu işi görelim verdiğin sözü nasıl tuttuğunu!" Son demlerde olduğunu farkeden Boran sertçe nefes aldı. Avulada u şeklinde oturtulmuş ve her yer doluydu, tüm Ağalar akbaba gibi çökmüştü üstlerine hemen.
Kendine kalmadan Bertan Ağa emir vermişti bile tutulanların getirilmesi için.
Boran'ın tek güvendiği Gece'den başkası değildi o süre boyunca. O ona yapma dediyse beni bekle dediyse gerisinin bir önemi yoktu, olamazdı.
Katı ve sert bir ifadeyle önüne bakıyordu Boran ancak gözlerini bir an için kaldırınca Kalender Ağayı, Jiyan'ı ve Ferman'ı gördü. Herkes tamamdı ama henüz tedavisi bitmeyen Ferman'ı burada asla beklemiyordu, yüzü solgun ama çehresi oldukça sertti.
Ferman ise ne kadar dirense de kendini tutamayıp gelmişti buraya.
Pare tutulduğu odadan zorla değil ama canı çekilmiş gibi başı yerde bir şekilde gelip herkesin önünde elleri önünde durdu. O an duyduklarının gerçek olduğunu anladı, gerçekten bebeğini kaybetmişti demek ki ve bu kadar vakit bunu saklamışlardı.
Sonra ağzı yüzü kan içinde karnını tutarak Kadir getirildi ve aralarına bir koruma girecek şekilde durduruldu ağaların önlerinde. Bir kez daha nefretle baktı Ferman Kadir'e. Sonra Yakınarak getirilen anasını arkalarda iki adam tuttu Güneş'i de onun yanında tuttular. Beti benzi atmıştı Güneş'in ve hâlâ bir çıkış yolu arıyordu. Onu neden tuttuklarını da bilmemekle birlikte tüm pisliklerinin ortaya çıkması da an an meselesiydi. Abisi ve Pare hemen ölsünler diye dua ediyordu içinden.
"Burada mı infaz edersin yoksa başka bir yerde mi Boran Ağa?" Diye sordu kindar bir şekilde ağalardan yaşlısı.