"Burada olsun bitsin!" Diye karıştı Pare'nin sesi soğukça. "Bu konakta doğdum son nefesimi de burada vermek istiyorum." Derken babasının gözlerinin içine baktı. "Sen bunu en iyi şekilde yaparsın değil mi baba?" Boran babasına dönerken sertçe yutkunarak kaçırdı gözlerini Bertan Ağa.
"Öyleyse yapın gitsin!" Diye yine atıldı hevesle bir başka ağa.
"Siz bir kesin sesinizi etrafta kadınlar varken olur mu hiç öyle şey hele de ulu orta yerde!" Diyerek karşı çıktı öfkeyle Bahoz Ağa. Şimdi herkes sesini kısmıştı az da olsa.
"Hanımlar," diye seslendi bir başka düşman Ağa, "Girin içeri derhal!" Üst katta kadınlarla doluydu Lalezar hanım ayakları tutmadığı icin cöktüğü yerde agitlar yakarken Mara ve Zara oldukları yerde göz yaşı içinde izliyordu aşağıyı ve bu emirle söylenerek içeri geçmeye başlayacakken kadınlar duydukları sesle kaldılar oldukları yerde.
"Bence infaz için bu kadar acele etmeyin ağalar önce bir son sözlerimi dinleseydiniz bu kadar da cani olamazsın değil?" Diyen kadın ağaların yüzlerinde tek tek gezdirdi bakışlarını, babasına nefretle baktı, Boran'a bakamadı zira eğikti başı tıpkı Merih'in ki gibi onları asla suçlamıyor affediyordu hele de Merih odasına gizlice gelip onu kaçırmaya bile çalışmıştı. Sonra gözleri Ferman'ın gözlerine takılınca acıyla gülümsedi, Ferman kaskatı kesilmişti bu görüntüyle hele de kadın sessizce, "Özür dilerim." Diyince.
"Son sözün neyse de o vakit!" Diye atılan ağayı boğazlamamak için zor durdu Boran, kendileri buradayken sürekli lafa girmeleri tahammül edilebilir değildi.
"Son sözüm değil sözlerim olacak ve birazda uzun olacak şimdiden özür dilerim hepinizden ancak eminim sizlerde ilgiyle dinleyeceksiniz diyeceklerimi. Hatta konuşmamın sonunda yanımda bir kaç kişiyi daha öteki tarafa götürme ihtimalimde var galiba." Dedi sonunda çok hafif gülerek. Herkes Boran da dahil tuhaf ve merakla baktılar kadına.
"Kes sesini!" Diyen Kadir'le. "Tutun şunu!" Diye bağırdı Boran Ağa böylelikle dizlerini üzerinde çöktürülerek iki kişi omuzlarına baskı kurarak tuttular onu.
"Gelin diye aldık evimizi yıktı geçti oğullarımı aldı benden çiyan." Diye bağıran kadın kaynanasıydı. Pare manidar bir ifadeyle ona dönerek, "Beni gelin diye almadınız siz tehditler ve zorlamalarla alı koydunuz diyelim biz ona." Ufak çaplı bir şok yaşadı önce herkes. Özellikle de Ferman.
"Şov yapılacak zaman değil kendini böyle kurtaramazsın milleti boşuna bekletme artık!" Diye bağıran Bertan Ağa'nın ta kendisiydi. Boran hemen yanında ki babasına şüpheyle bakarken, "Ben dinlemek istiyorum ama baba zaten ölecek ya hani bırak ne diliyorsa desin." Dedi keskin bir ifadeyle.
"Konuş!" Dedi soğuk bir nefesle Boran Pare'ye. Hay hay dercesine başını salladı Pare gün onun günüydü yıllarca içinde tuttuğu ne varsa onu diyecekti artık, son nefesini içi rahat verecekti.
Aklına gelen anılarla dudakları titrese de sert bir aolukla topladı kendini. "Öncelikle şunu herkes bilsin zaten öleceğim bu sebeple dilimden dökülen tek kelime Allah şahidimdir ki doğrudur. Ben bu adamla kaçmadım hayatım boyunca zerre kadarda sevmedim kendisini!" Diye bağırdı nefretle ona bakarken. Kadir sert nefesler alırken tek kelime edemedi.
"Ama-" Bir Ağa konuşmak için yelteniyordu ki, "Kesin sesinizi kimse tek kelime etmesin!" Diye bağırarak susuturan Ferman'ın ta kendisi olmuştu. Pare gözlerini anlık kapatarak yurkundu. "En baştan başlayayım en iyisi başka türlü anlatması zor..." Başı yere eğikti. "Ben kendimi bildim bileli çok sevdim birini, bu topraklarda sevmek suç mu inanmam ama bir an olsun onu sevdiğim için pişman olmadım hayata yine gelsem yine onu dilerim... Dört yıl önce bu olaylar olmadan önce de onunla birlikteydim, evlenecektik, söz vermiştik birbirimize o düşman aşiretin oğluydu ama gönül bu işte daha çocukken onu seçti diye ne yapabilirdim ki hele de o da beni severken... Kavuşmamız zor görünse de biz onunla ölmeyi göze alarak sözler verdik birbirimize. Sonra bir gün yanlış olduğunu bile bile ama asla pişman olmadan onunla birlikte oldum." Dedi. Art arda yutkundu. Herkes afallayarak olanları dinlerken tek kelime edemediler. Ferman ise neye uğradığını şaşırmıştı çünkü bu kadın kendisinden bahsediyordu. Kendisini sevmediğine inanan kadın aşklarından bahsediyordu.
Pare küçük bir es verip derin nefesler alarak devam etti. "Namus davası diyeceksiniz yine biliyorum ama dedim ya seviyorduk ve kim olursa olsun önümüzde evlencektik biz, o kısa süreliğine Ankara'ya giderken bana söz vermişti gelince seni isteyeceğim diye Melkan abim hayattayken gidip ona dürüstçe açılmış ve izin almıştı abimde buna zor da olsa onay verip birde üstüne barış yapmak aradaki davayı gün yüzüne çıkarıp kapatmak ve Boran'ın üzerindeki kertmeliği de kaldırmak için bir bahane olur diye düşünüyordu onun için bu mükemmel bir şeydi ama o ölünce bu da rafa kalktı çünkü dedem Zaza Ağa o aralar başta olup burada yaşadığından gelip ondan beni usulünce isterse sevdiğim adam ona vermemek için beni başka biriyle evlendirirdi hemen o kadar kötü bir adamdır kendisi bu yüzden ertelendi hep ama sevdiğim adam Ankara'ya gitmeden hemen önce dini nikah kıymıştı bana ne olur ne olmaz diye ya da hissetmiş miydi bilmiyorum. Yani ben tamamiyle Allah katında onun karısı olmuştum ve bir namusuzluk yapmadım asla." Son sözleri yalandı ve bunun tek nedeni Ferman'ın namus davası adı altında suçlanmaması içindi. Diyecekleri onca doğrunun içindeki bu ufak yalanın yalan olduğuna kimse inanmazdı. Pare Ferman'a bakma isteğini zorlukla bastırdı şu an ne derece sarsılmış ve afallamış hâlde olduğunun bilincindeydi.
Kadir itiraz etmek için ağzını açmıştı ki başına vurulunca sesini kesmek zorunda kaldı.
"Sonra o gidince Ankara'ya olan oldu... Yanımda gördüğünüz bu adam ve ailesi yıllardır para aşkıyla yanan parayı bulup zengin olmak için her haltı yapan gözlerini hırs ve para bürümüş bu köpekler bir plan yapmışlar. Oldukça zengin olan aşiret ağalarından birinin kızını kaçırıp berdel kararı çıkartarak Güneş'i yamayacak ve onun sayesinde ailenin tüm mal varlığının üzerine çöküp aldıktan sonra buradan tüyeceklerdi ailecek ve planda da en uygun Bahoz Ağa'yı buluyor Kadir bey." Avluda üst katlarda kimse ama kimse tek kelime edmezken duygulardan duygulara geciş yapıyor ağızları açık dinliyorlardı olanları.
Merih ve Boran hızla ayağa kalkınca, "Sakin olun ve oturun her şeyi anlatayım sonra dersiniz diyeceğinizi." Diyince Pare dişlerini sıkarak oturmuşlardı. Bahoz Ağa dumura uğramıştı adeta.
"Evet Bahoz Ağa'nın ablasını kaçıracaktı Kadir ama kız o hafta içinde evlenip gidince plan suya düştü ta ki Güneş ortaya çıkıp çocukluğundan beri Boran'a saplantılı hisleriyle onu öne sürene dek. Böylece top sekti bize geldi. Tabi bu arada ben tüm bu planları vesaire hepsini evlendikten bir yıl sonra kadar öğrendim... Neyse, Boran'ın zaten sözlü oluşunu öne sürse de Kadir, Güneş allem edip kallem edip ikna ediyor abisini... Kadir o süre boyunca evlilik çağında olan tek kişiyi yani beni takip edip durmuş, sevdiğim adamla buluştuğumuz anlarda ki fotoğraflarımı çekerek bana tehdit olarak kullanacaklardı. O son gün konaktan çıkıp çarşıya gittiğim vakit beni zorla kaçırdılar sonra fotoğraflarla tehdit edip darp ettiler, beni sevdiğim adamı öldürmekle suçladılar. O zamanlar böyle şeyleri hiç yaşamadığım için çok kötü korkmuştum, benim adımı çıkarıp namussuzluk iftiraları atacağını ailemin de sevdiğim adamı çekinmeden öldürüp kan davasını yeniden başlatacağını söyledi ve yapardı da onu dinlemesem bunlar olacaktı. Dedem Riva aşiretinden bu derece nefret ederken onların kanını yine dökme fırsatını kaçırmayacağını biliyordum." Çok yüksek bir uğultu yükseldi etraftan herkesin gözü Kalender Ağa ve tabiki Ferman'a dönerken Ferman tek bir kişiye Pare'ye bakıyordu.
Aklına binlerce seneryo gelmişti zamanında fakat hepsi de çürümüştü Ferman'ın...
"Çaresizce ne derlerse kabul ettim zaten beni alı koydukları an herkese yaymışlardı onunla kaçtığımı dönüşüm yoktu. Sevdiğim adam için ailem ve ailesi için girdim boyundurukları altına. Konağa güya yakalanarak getirtildiğimizde de birden bire ne olduğunu anlayamadan berdel kararı çıkardılar ve Boran ile Kalender Ağa bunu kabul etmeyip direndikleri için odaya kapattılar beni. Kimse ile görüştürülmüyordum ailem bana tamamen düşman kesilmişti ve başıma gelenleri hazmedemezken babam daha fazla kararı durduramayacağını bu yüzden nikahımızı kıyacağımızı söyleyerek yanıma gelmişti Kadir'le bu pisliği tekrar görmek zayıf düşen bedenimi öyle bir sarstı ki son bir cesaretle babamın ayaklarına kapanarak olanı biteni anlattım tabi o kadar şanslıydım ki dedeminde duyduğundan habersizdim bu olanları, ben Boran'a anlatmak isterdim ama o an konakta olmayışı benim kaybımdı gerçi o da okulundan ve çevresinden koparılıp dedemin baskısı altında ağalık yaparken o zamanlar tecrübesiz ve bu kişilere karsı güçsüzdü buna rağmen yine de o toyluğu ile karşı çıkıp kabul etmemişti berdeli bu da bu pisliklerin planlarını sekteye uğratıyordu... Her neyse babama yalvar yakar her şeyi anlatıp yardım istedim ama dedemin gözü dönmüştü, içeri girip beni dövüp susturunca Kadir bundan güç alarak kendince çevirdi olayı. Manipüle etti dedemi dedeminde canına minnetti, bana sürekli aşık olduğunu vurgulayıp o kansızlara vereceğine ona yar olmamı istediğini belirtip durdu Kadir. Sonuç olarak onu ikna etti. Dedem beni öldürmek için an kollarken babam hep olduğu gibi sessizce onun boyunduruğu altına girdi suçladı beni namussuzlukla babası gibi..." Her duraksayışından nefesleri sıralıyordu ciğerleri için, elbisesinin eteklerini sıkarak güç dilendi, başı bu defa dik ve babasındaydı buğulu gözleri.
"Bu mesele odadan dışarı taşmayacak diye tehdit etti beni, yetmedi birde o beni tehdit etti Kadir'le evlenmezsem Ferman'ı öldürürüm diye. Kadir'le evlenip bu konaktan defolup gideceksin senin gibi bir sürtüğü düşmanıma gelin edip koynuna sokacağıma kan davasını devam ettirir soylarını önce oğlunun canını alarak devam ettiririm daha iyi! Demişti tam olarak dedem. Hayatımda ilk defa öyle çaresiz ve bitmiş hissettim kendimi. Benim güçlü olmama ya da kendimi kötülüklerden savunmama hiçbir zaman ihtiyacım olmadı çünkü babam vardı baskıcı olsa da severdi kızlarını sonra iki abim vardı ve canımdan çok sevdiğim sevdiğim adam vardı... Bana başka care bırakmadılar Ferman'a bir zarar geleceğine ölürüm daha iyiydi... O gün babamlar odadan çıktıklarından kısa bir süre sonra bir kız geldi yanıma ve bana Ferman'dan bir not getirmişti. Hiçbir halttan haberi yoktu ve bana ne olursa olsun ne yapmış olursam olayım beni kabul edeceğini onunla kaçmamı belirten bir nottu bu. Kabul etmedim. Onunla kaçamazdım, bunun sonucu onu öldürmekle eş değerdi dahası onunlada sınırlı kalmayacaktı barışı iptal edip soyları tükenene kadar kan dökecekti dedem biliyordum, bundandır ki onu reddettim ve yoluna gitmesini belirttim. Aşkımızdan dolayı inanmayacağını da biliyordum ve bunu kanıtlarcasına o günün gecesi konağa sızarak gelmişti odama kadar. Beni kaçırmak istedi ama yapamadım..." Göz yaşları hıçkırarak akınca omuları sarsıldı Pare'nin. Ferman henüz tam anlamıyla iyileşmemişken titreyen bacaklarına inat zorlukla kalkmıştı ayağa.
"Ferman odama girmeden önce dedem odadaydı ve onun sesini duyar duymaz dolabımın yanına saklanarak silahını çıkarmıştı. Her şeyden habersiz gelen Ferman, bana yalvardı, inanmadı ne dersem diyeyim, diz çöktü karşımda ama yine olmadı... Gözlerinin içine baka baka başkasını sevdiğime yeminler ettim, kalbini tuzla buz ederek gönderdim onu hayatımdan da ömrümden de." Elinin tersiyle sertçe sildi yaşlarını, burnunu çekti hemen sonra. "O gece sabaha dek dayak yedim öldüresiye dedem tarafından sabahta sırf Boran bu berdeli kabul etsin diye saçlarımdan sürükleye sürükleye meydana götürüp başıma silahı dayadı!" Gözleri Boran'ın gözlerinde oyalandı mahçupça. "Özür dilerim Boran başına sardığım bela için çok özür dilerim ama elimde değildi... Gerisini biliyorsunuz işte berdel oldu bitti. Beni yeni evimize götüren müstakbel kocam ise beni disipline edip elinin altında tutmak için elimden telefonumu paramı, altınlarımı aldıktan sonra aç bırakıp, dövüp tecavüz ederek terbiye etmeye kalktı." Bu kısımda ise hiç olmadığı kadar sertti kadının sesi, öfke doluydu ama dikti başı.
"Bana acıyın diye anlatmıyorum bunları sakın yanlış anlamayın!" Dedi sertçe ardından devam etti. "Yaşadıklarım öyle ağırdı ki iki ay bile sürmeden evden kaçabilmek için her şeyi yapmaya kalktım. Evin camlarına demir parmaklıklar geçirdiler beni bir an olsun yalnız bırakmadılar tabi. Ne kadar kaçmak istesemde bunu yapınca neler olduğunu da görüyordum. Beni zaptetmeleri zorlaşınca tehditler çoğaldı, üst üste ellerindeki tek koz olarak Ferman'ı kullandılar bana karşı, sürekli onun etrafında dolaşıp bana videolar çekip atıyorlardı işte bu kadar yakınız ona diye... Ama biliyorlardı ki bir fırsat bulursam ona ulaşır ulaşmaz uyaracaktım. Bu sürede de Güneş konakta yeni gelincilik oynarken oradan çalabildiği kadar parayı bunlara veriyordu, amacı Boran'ı kendine aşık edip tüm mal varlığın ve şirketteki hisselerin üzerine çökmekti ama o bunu hiçbir zaman başaramadı. Aslında öyle devam etse bunca yıl bunların elinde kalmazdım ben kurtulamazdım belki ama canıma kıyıp kurtulurdum... İki ayın ardından hamile olduğumu öğrenmeseydim eğer."
Elini bu kısımda boğazına atarak ovdu boğazını sıkan bir şey var gibi, zorlukla, "İki aylık evliydim ama üç aylık hamileydim... Ferman'ın oğlunu taşıyordum karnımda." Koca bir uğultu koptu yine.
"Allah'ım sen bana yardım et." Diyerek dermansızca koltuğa çöktü babasına tutunarak Ferman ancak kesinlikle iyi değildi.
Pare konu dağılmadan ölmeden önce söylenecek ne varsa deme derdinde olarak acısına ket vurarak. "Kadir'ler bunu anlayınca kimse hamileliğimi farketmesin ve ben birilerinden yardım istemeyeyim diye Batman'a bir akrabalarına götürdüler beni. Sonrada doğum yapana kadar beni orada herkesten uzak tuttular, annemler durumu anlamasın diye çeşitli yalanlarla geçistirdiler ve sonunda doğum yaptığımdaysa bebeğimi kucağıma sadece bir kere aldım ama bir kez olsun koklamama izin vermeden onu benden aldılar bir daha da kavuşamadım ona. Şimdiye dek beni hep o ve Ferman'la sınadılar. Ne zaman bir hata yapsam, birine haber vermeye kalksam oğlumu ya aç bırakarak ya döverek ya küçük bedeninde sigara söndürerek bana da bunları telefondan izleterek kesiyorlardı cezamı. O zarar görmesin diye ben ne derlerse yaptım, ne isterlerse, sus dediler sustum..."
"Gerçekten sus artık Pare." Bu zorlukla çıkan ses Boran'a aitti, ne ara ayağa kalkıp dibinde bitmiş yüzünü avuçlamıstı bilmiyordu ama ellerini ittirerek geriledi iki adım. Göz yaşı içinde, "Durdurma beni yalvarırım şimdiye dek içimde biriktikçe birikti dağ olsa çatlardı Boran ama ben yine direndim bunlara! Herkes sussun az kaldı zaten merak etmeyin!" Diyerek susturdu konuşmaya başlayacak olanları herkes ama herkes ilk defa belkide bu kadar acı dolu bakıyorladı kadına. "Bu pisliğin metresinin elinde büyüdü benim oğlum, sürekli onu öldürmekle tehdit edip duruyordu ve yapacağım en ufak hata ya da Kadir'in başına yanlışlıkla bir olay gelse o sürtük öldürecekti oğlumu böyle anlaşmışlardı ve ben son kez risk alarak bir ay önce bir deftere olan biten her şeyi yazıp senin kapımıza koyduğun korumaya onu Gece'ye vermesi için verdim amacım Gece'nin oğlumu yani Devran'ı kimsenin Kadir'in bile ruhu duymadan o kadını bulup oğlumu alması içindi, gerisi zaten hallolacaktı ama Kadir korumayla konuştuğumu görünce işkıllendi elbette önce beni temizce dövdü, cezam bu sandım defteri bilmiyordu bende yalanlarla ikna etmeye çalıştım ama Kadir durmadı bu yüzden son zamanlarda sürekli yardımını aldığı Derzan Ağa ile bir olup önce korumayı sonra da Ferman'ı..." Diye başladı son olanlardan tek birini atlamadan anlattıkça anlattı. İnsanlar dönen oyunlara inanamadı, Boran sarsıldıkça sarsıldı Ferman bitmiş hâldeydi ve herkesin odağı Ferman ve Pare'ydi daha çok.
Pare bugün olanlara dek anlattıktan sonra göz yaşlarını sildi yine. "Bu kadar işte her şeyden vazgeçtim sırf bu pislikler." Diyerek kaynanası, Güneş'i ve Kadir'i gösterdi. "Bunlar kazanamasın gün yüzü görmesin diye vazgeçtim oğlumdan, ölsün de kurtulsun bu zulümden diye, onunla diğer tarafta kavuşacağım ben." Hıçkırdı sonra ellerini tutarak dizleri üzerine çöktü Boran'ın. "Yalvarırım al canımı bana bırakma bunu öteki tarafta oğlumla birlikte olacağım tek şansımı alma elimden... Dayanamıyorum artık olanlara, onsuz tek bir gün daha geçiremem ben Boran yalvarırım yardım et bana kurtulayım bu zulümden."
Boran dizleri üzerine çökerek Pare'yi göğsüne çekerken kıpkırmızı olan gözleriyle, "Özür dilerim, özür dilerim kardeşim tüm bunlara engel olamadığım için seni bunlara kurban ettiğim için özür dilerim!" Diyerek bağrına bastı hıçkıra hıçkıra ağlayan kadını.
Söylenecek tonla şey vardı ağalar için ama gördükleri ve duydukları yüzünden tek biri sesini çıkaracak cesaretleri de istekleri de yoktu, ölmesini istedikleri kadın en büyük mağdurken hemde.
"Tüm bunlara sessiz kaldın mı gerçekten Bertan Ağa babana karşı durmadın mı gerçekten." Diye sordu biri ama zaten Bertan Ağa kabulleneli çok oluyordu.
Mara, Zara ve Merih'te Pare'nin dibine çökerek sarılıp bir şeyler söylerken hepsi göz yaşı içindeydi.
"Seni öldürmek benim hakkım!" Bu gürleyen ses Ferman'a aitti. İki adamın diz çöktürdüğü Kadir'i yakalarından tuttuğu gibi indirdi yumruğu suratına yetmedi üst üste indirdi zaten Merih sayesinde dağılmış adama. Kadir ise kaybettiğinin bilincinde olarak güldü hasta gibi. "Oğlum nerede hemen söyle!" Diye bağırdı kükreyerek. Jiyan ve Kalender hâlâ daha şoku üzerlerinden atamamışlardı zira oğullarını evlendirmeye karı ararlarken bir oğlu olduğunu öğrenmişlerdi hemde derin bir sevdadan.
Kimse müdahale etmedi Ferman'a. "İki kuruş para için değdiğimi yaktığınız onca cana!" Acı içinde kıvranan ağzı kan dolan Kadir, "Değdi!" Diye bağırdı. Kadir'in annesi de utanmadan oğlum diye bağırırken Güneş kaçmanın bir yolunu arıyordu ama mümkün değildi.
"Değdi lan değdi, siz para içinde yüzerken bizi düşünmezseniz böyle de yakarız canınızı." Tekrar kan öksürdü. "Gözlerinizdeki bu acıyı görmek bile tatmin ediyor, Pare'ye neler yaptım aklın bile alamaz Ferman, ona öyle şeyler yaşattım ki bu saatten sonra bulduğu ilk fırsatta siz canını almasanız kendi kıyacak sende duydun defalarca canına kıydığını söyledi!" Derken Ferman'ın kasılan yüzüne karşı keyifle güldü canı yansa da. Kurtulamayacağının farkındaydı ama elinden geleni yapacaktı daha çok can yakmak için. "O artık senin bıraktığın güzelin değil Ferman Riva." Dedi kısıkça.
Dişlerini birbirine geçirdi Ferman öfkeyle, ardından onu iterek bırakıp hızla arkasına yönelip duvarın dibindeki demir vilada sapını alarak Kadir'in yanına ışık hızıyla ulaştığında onca kadın ve adamın gözleri önünde demir sopayı acımadan kafasını eliyle siper eden adamın üzerine tüm acıları öfkesini kusmak istercesine indirdikçe indirdi. Kadir'den kopan acı dolu inlemelerle insanlar yüzlerini buruştursa da tek kelime edemedi.
"Cevap ver lan oğlum nerede!" Ferman bile bu kadar çabuk kabullendiğine varlığını yeni öğrendiği resmini bile görmediği oğlu için canı canhıraş bir şekilde yanarken, sopayı tekrar indirdiğinde adamın kemiklerini kırdığının bilincindeydi. "Oğlum nerede dedim lan orospu çocuğu!"
"Oğlum oğlum deme boşuna," dedi acıyla bağırarak. "Sevgilim şimdiye olanları öğrendiği için onu gebertip bir çöp tenekesine atmıştır piçinizi." Ferman kaskatı kesilirken Pare daha da gömdü başını Boran'ın göğsüne. "Al canımı." Diye yakardı.
Bu avlu bugün nelere şahit oluyordu böyle.
Ferman elindeki kırılan sopayı güçsüzce düşürdüğü sıra Jiyan koşarak tuttu onu, "Aslanım topla kendini." Demişti.
"Siz benim oğlumu Emir'imi aldınız bizde sizin piçinizi onu çok bile besledik, kahrolun hepiniz! Cesedini bile bulamayacaksınız!" Gelen ses Kadir'in annesine aitti. Tüm nefret dolu bakışlar ona döndü ancak saniyeler içinde bir topuklu ses doldu ağırca konağa giriş yapan.
"Doğru dediniz topal hanım cesedini bile bulamayız, zira ölmemiş birinin cesedi bulunmaz!"
Herkesin gözleri içeri giren Gece Riva Asparşah'a kaydı.
Pare bile hızla başını kaldırıp kapıya döndü buğulu bakışlarla.
Kucağında başı omzunda ağzında emziği kulağındaki peluş kulaklık ile uyku ve uyanıklık arasında bir oğlan çocuğu vardı küçücük, üstü bebek battaniyesi başından düşmüş yüzü kadının boynuna gömülüydü. Kalbinin yerinden çıkacağını sandı Pare ayağa kalkmak istedi ama dizleri tutmadı ciddi anlamda.
"Gece." Diye titrekçe çıkan sese karşın buruk bir gülümsemeyle başını salladı olumluca Gece. "O gayet iyi." Pare ellerini ağzına kapatırken Kadir, "Bu nasıl olur?!" Dediğinde güldü keyiflice Gece. "Tatlım ben Riva Asparşah'ım benden ne kaçan ne de uçanın kurtuluş şansı yok bunu anlamadınız mı hâlâ?" Diye alayla güldü tekrar.
Pare, Boran Ve Merih'in yardımıyla ayaklarının üzerine kalktığında konağa Cahit giriş yaptı. Gece'nin özel talimatıyla Sevgi'yi saçlarından tutup sürükleyerek getirdi ve Pare'nin ayaklarının dibine taş avluya çarparak bıraktı.
"Söz verdiğim gibi ayaklarının dibinde yerli metresimiz." Pare o an kendini tutan kollardan bedenine güç yüklemesi yapılmış gibi kurtulurken yüzünü kendine kaldıran kadına baktı, kendisi için yabancı olan bu kadın Boran, Merih, Bahoz ve Zara için bile tanıdık biri olduğundan hepsi deminden beri etmiyormuş gibi birer küfür savurdular.
Konakta herkes birbirine girmeden hemen önce, "Ee merhaba demeyecek misiniz biricik Devran Jir Riva'mıza." Dedi gülerek Gece.
•••••••••Bölüm Sonu•••••••