"Akışkan Sevda"
En iyi aydınlık ve parlak günler en karanlık gecelerin ardından gelirdi.
Pare avuçlarının arasındaki yumuşak ve ufak eli okşadı yine yumuşakça. Uyuyordu yavrusu, kokusuna hasret kaldığı bir kez olsun sarılamadığı bebeği artık yanındaydı bundan sonra öldürselerde kopamazdı ondan. Uyandırmaktan korktuğu için yüzüne öpücüklerini sıralayamadı, biraz daha uyuyup dinlenmeliydi.
Konağın zemin katındaki misafir odalarından birisindeydi, dışarıdaki sesler yarım saattir kesilmişti sonunda. Konak karıştığı vakit ciddi manada herkes birbirine girmişti, o ara Gece kucağındaki bebekle mutfağa kaçarken Pare Sevgi'yi hiç çekinmeden yılların acısını bebeğine yapılanların bedelini ödetmek istercesine dövmüştü. Buna dövmekte denmezdi aslında çünkü dövmeninde bir adabı vardı. Saçlarını yolmuş ağzını yüzünü kan içinde bırakmış üstünü yırtmış ve kadının acıdan bayıldığını bile farketmemişti.
Ferman, Kadir'i öldürme odaklı saldırırken Jiyan ve Kalender'de henüz iyileşmediği için onu durdurmaya çalışmıştı, Jiyan dur ben devam ederim dövmeye dese de bırakmamıştı Ferman. Boran ise yaşadıklarını hazmedememişcesine olduğu yerde kalakalmış hâlde etrafında olan biteni izlemişti. Ağalar birbiriyle tartışmaya girmiş ailesi her yerdeydi ve en önemlisi ne yapacağını bilemez haldeydi.
Babasının yaptıklarını, kardeşinin yaşadıklarını Ferman'ın Pare ile olan ilişkisini ve Gece'nin elinde bir bebekle çıkıp gelişi...
Zor bela dağıtmışlardı insanları o da birileri korkup Jandarmayı aradığı için. Onlar gelince, Kadir'i, annesini, Güneşi ve Sevgi pisliğini arka kapıdan çıkararak Özgür'ün fotoğraf dükkanının altındaki bodruma götürmüşlerdi. Jandarmayla gelen Adar sayesinde kolayca yalan atıp gönderirken onları ağaları da dağıtmıştı Boran, tüm olanlara rağmen hâlâ ne yapacağız diyip duruyorlardı ama elbette bu defa hiçbiri Boran'a laf edip ona karşı gelebilecek bir laf kuramadılar neticede hem Boran Ağa hemde karısı birbirinden tehlikeliydi. Bunu birinci elden test etmişlerdi.
Pare'de sonunda kendine gelebildiğinde Gece tarafından bir odaya çekilmişti. Bebeğini yatağa yatırmış ve dışarı ile ilgilenmesi gerektiğini bebeğinin başında durmasını söyleyerek çıkmıştı hızla odadan. Hayatının en büyük şokunu yaşayan Pare bebeğine nasıl yaklaştığını yanına nasıl oturabildiğini bile bilmiyordu. Bebeğin onun bebeği olduğuna emindi ama dört yıl boyunca birlikte yaşadığı insanlar öyle varlıklardı ki bunda bile oyun yapmış olabilirler korkusu ile nefesini tutarak çocuğun sağ dizinin arkasına bakmış ve tam da hatırladığı gibi nohut büyüklüğündeki o doğum lekesini görünce rahatlamıştı.
Ona hissettirmemeye çalışarak boynuna eğilerek kokladı derin derin, elinin tersiyle okşadı yanağını, tutamadığı göz yaşları kendiliğinden yakalarından süzülürken boğazındaki acıyla yutkunamadı. Titriyordu elleri. "Hep bu anı bekledim, sana kavuşacağım anı öyle çok hayal ettim ki... Her gün. İstisnasız her gün bugünün hayalini kurup durdum ve şimdi bu gerçek." Tüy kadar hafif ve derin soluklu bir öpücük bıraktı yanağına ufak oğlunun dayanamayarak. "Bundan sonra seni bir an olsun bırakmayacağım koynumda büyüteceğim kimsenin bir daha sana el uzatmasına izin vermeyeceğim... Sana dokunan o elleri de kökünden yeminim olsun kesip atacağım!" Son sözleri önceden kendine vermiş olduğu bir yemindi ve yerine getirmeden rahat bir nefes alamayacaktı. Sevgi'nin bebeğine kalkan ellerini kesecekti.
Sonra kapısı tıklatılıp yavaşça açılınca Pare anında doğrularak baktı gelene. Kızları görünce istemsizce rahatladı. Mara ve Zara'ydı gelen.
Mara kızarmış ve şişmiş gözleri ile önce bir süzdü Pare ve uyuyan çocuğa baktı tıpkı Zara gibi. Hâlâ daha konaktaki kimse olanları sindirebilmiş değildi.
"Herkes yukarıdaki salonda abla, Kalender ağalarda. Seni çağırıyorlar." Dedi Mara. Gerildi elbette Pare bir yataktaki oğluna birde kızlara baktı Mara da durumunu anlamış gibi, "Merak etme sen ayrılmam asla yanından sen çık Zara'yla yukarı, herkes anca duruldu daha fazla kızışmadan tekrar çık yukarı sen." Diyince, Pare isteksizce kalktı yataktan. "Ben hemen geleceğim." Dedi sanki oğlu duyuyorda korkmasın diye.
"Gel abla hadi." Diye yumuşakça konuşan ise Zara oldu. Çok olmadan arkasına baka baka yürüyen kadını kolundan tutarak merdivenlerden yukarı çıkarmaya başladığı esnada Pare Zara'nın kolunu tutarak durdurdu onu. Zara sorgularcasına ona baktığı esnada Pare duraksamadan sıkıca sarıldı ona ardında hemen geri çekilip kızın küçük yüzünü elleri arasına aldı. "Başına gelenleri daha yeni öğrendim. Bilseydim o pisliği ve yaptıklarını-"
Zara unutamadığı anlarla yeniden tüm tüyleri ürperse de samimiyetle gülümseyerek kadının yüzündeki ellerini tuttu. "Ziyanı yok abla, Boran abim ve yengem sayesinde kurtuldum ben o pislikten. Sen kendine ve oğluna odaklan bu saatten sonra, bizi düşünme." Diyince, Pare'nin canı bir kez daha yandı. Yıllarca uzak kalmış ailesinden en son dört dört buçuk yıl önce gülüp eğlendiği kardeşleri ile aralarına uçurumlar girmişti.
Sonunda salonun kapısının önüne geldiklerinde gergince ellerini elbisesinin eteklerine sürttü Pare, başındaki şalı düzeltti kendince, durumunu anlayan Zara kolunu sıkarak okşadı destek olmak istercesine, "En ufak korkun olmasın Boran abim bu saatten sonra üzüleceğin ya da istemeyeceğin hiçbir şey yapmaz. Annemde içeride hem en çok o bekliyor seni mahvoldu kadın." Pare sesli bir nefes alarak odaya kendinden emin tavırla girdiğinde gözleri babasına takılır takılmaz sertçe yutkunarak çekti gözlerini ondan.
🔗🗝️🔗
Salonun ortasında duran Pare'deydi elbette hepimizin gözü. Özellikle de abimin öyle ki durmadan salladığı dizini eliyle durmasını ister gibi baskı uyguladı Pare'ye bakarken. Bu olanlarda kim daha çok yıprandı çözemiyordum.
Lalezar annem Bertan Ağa'ya şimdiye dek görmediğim şekilde öfkeyle bir bakış atarak hızla kızının yanına gelip onu tuttuğu gibi yanına oturttu hemen. Pare'de ortada kalmadığından hoşuna gitsede gerginliği göz önündeydi.
Bertan Ağa her şey bitmiş gibi yıkık bir şekilde boş boş etrafa bakarken tek kelime etmiyordu, Boran ise ona defalarca kez bunu niye yaptığını sorsada bir cevap alamadığı için delirsede herkes buradayken onu konuşturamayacağını ya da üzerine gidemeyeceğini bildiğinden vazgeçmişti şimdilik ondan. Onun yerinde olmayı asla istemezdim asla çünkü gözünde büyüttüğü sevdiği bir tanecik babasının bu aralar yaptıkları onu çok fazla sarsıyor ve canını yakıyordu. Onu nasıl iyileştirip kendine getireceğimi bilmiyordum.
Sıkıntıyla nefes alarak ensemi kaşıdığım sıra babam kimseden tek kelime çıkmayacağını anlayarak başladı söze en gergin haliyle.
"Olanlar ortada, belliki zamanında bir hata yapmış gençler bizim olanları düzeltmemiz gerekirken birileri hırslarına yenik düşüp onca kişiyi yakmayı bile bile göze almış." Babamın imalı bakışları Bertan Ağa'da gezinirken hemen yanında oturduğum Boran yumruğunu daha da sıktı. Suçlunun babası olması onu doyasıya dövemediği için dolup taşıyordu, baska biri olsa en azından dedesi olsaydı burada eminim ki bu sefer elinden kimse alamazdı onu.
Bu sefer sesli sıkıntı dolu bir iç çekti babam. "Ağalar, olanlar yüzünden pek bir şey diyemediler ama baskı kurmaya başlamaları yakındır ortada bir bebe var anası babası ayrı olmaz yoksa bu işi namus davasına gotürmeleri yakındır." Pare'ye bakış attı. "Buna bir el atmazsak kıza yüklenir demediklerini de bırakmazlar, bilirsiniz kızın onca doğrusu olsa da tek bir yanlışını hepsinin üzerine koyar bu millet dedikodularıyla." Dediklerinde haklılık payı yüksekti, bundandır ki itiraz etmiyordu kimse. Asparşah'lar bitik durumdaydı Riva'lara göre.
"Ben derim ki daha kimse konuşmadan kimseye laf düşmeden bu Pare'yle Ferman'ın nikahını kıyalım gitsin. Saçma sapan davalara kavgalara yer vermeyelim daha da içimizde. Kızın resmi nikahını düşürelim o serefsizden yarın, hemen sonra halledelim bu işi." Burada demek istediği açıktı Boran'ın amca tarafı zaten Riva aşiretinden nefret ederlerken birde bu olaya karışırlarsa eğer öyle bir yaparlardı ki işi yeni bir kan davasına çevirebilirlerdi çünkü ne olursa olsun Pare ve Ferman iki düşman aşiretindendi ve üzerine bir ilişki yaşamış bu ilişkidende bir bebek olmuştu. Kesinlikle önünü tutmazsak olacaklar ortadaydı.
Ancak Pare babamın söylediği son sözlerle bariz bir şekilde kaşlarını çatmış dehşetle bakıyordu o ve bize sonra birden ayağa kalktı, "Ben bunu istemiyorum ama, evlenmeyeceğim Ferman'la! Bunu nasıl istersiniz!" Bu çıkışı hiçbirimiz beklemiyorduk ki afalladık. Abim de yerinde durmayarak ayağa kalktı tedirgin bir şekilde gözlerinde korku vardı ve Pare inatla ona bakmayı reddediyordu.
"Biliyorum çok ağır şeyler yaşadın ama ben sana asla zarar vermem-"
Pare abimin sözünü kesecek şekilde bir bakışla ona dönünce, "Nişanlısın Ferman!" Dedi sesini bastırmaya çalışarak. "Kimsenin hayatı benim yüzümden etkilenmesin artık, o kızı gördüm çok iyi birine benziyordu ve sende onu seviyorsun evleneceksiniz siz. Bu olanları duyunca eminim çok kötü olacak ama gerekirse konuşurum onunla her şeyin bittiğini neler yaşadığımı ve kesinlikle seninle tekrar birlikte olmak gibi bir hayalim olmadığını tek bağımızın Devran olduğunu anlatırım inanması için her şeyi yaparım ama asla o kıza bunu yaparak seninle evlenmem." Art arda öyle hızlı ve hararetli konuşmuştu ki hiçbirirmiz müdahele edemedi. Abim ise Pare'nin kesin bir tavırla onunla evlenmeyi reddedişinden dolayı sarsılmıştı. Zorlukla oturmuştu yerine bu sefer.
"Abimle Nefes'in nişanı bozulalı çok oluyor Pare ve kesinlikle senin yüzünden değildi bu." Dediklerimle bakışları bana dönerken şaşkınlığı gözle görülürdü. Daha fazla açıklama hissatıyla, "Abim yaralanınca bir daha uyanmaz diye zannedip o haldeyken attı yüzüğü bitti yani yok öyle bir şey için rahat olsun kimsenin arasına falan girmiyorsun." İnanamazca bana bakınca sonunda idrak edebildi dediklerimi. Sertçe yutkundu, abime bir an için bakarak Boran'a döndü yeniden. Herkes ondan çıkacak olumlu cümleye odaklanmışken o, "Yinede istemiyorum Boran, bana bundan sonra istemeyeceğim hiçbir şey olmayacak dedin. Ben yeni bir evliliği kaldıracak durumda değilim ve bunu istemiyorum, sen ne dersen ne istersen yaparım ama ne olur rahat bırakın artık beni sadece oğlumla rahat bir nefes alayım." Bir kaç damla yanağına düşünce onları hızla sildi.
Onun açısından düşününce haklıydı, yaşadıkları kim bilir ne kadar ağırdı ve tüm bu olanlardan tam anlamıyla kurtulamamışken psikolojik olarak, şimdi yeni bir evlilik yapmasını isteyemezlerdi. Bu her ne kadar sevdiği adam olsa da zordu yeni bir ilişki ve yeni bir hayat.
"Tamam." Dedi Boran, "Sen nasıl istersen öyle olsun kimse zorla hiçbir şey yapamaz bu saatten sonra sana."
Bu sözlerden sonra elbette Boran kardeşinin yanında olacaktı tabiki. Pare inanılmaz bir şekilde rahatlarken minnetle gülümsedi. Abim bakakalmıştı. Evet ikisi de çok acı çekmişti ama Pare'nin yanından geçemezdi abimin yaşadıkları, o sadece aşkının ihanetine uğradığını sanmıştı Pare ise hem sevdasıyla sınanmış hem evladı hemde dört yıldan fazla bir işkence dolu esaretle. Bu durumda o ne isterse o olurdu.
"Duydunuz, kardeşimi hiçbir şeye zorlamam bu evliliği istemiyorsa da yapacak bir şey yok. Devran için babalık testi isterseniz de tamam yaparız siz rahat edin diye ama kardeşime bu konu hakkında bu konaktaki ve dışındaki kimse tek kelime etmeyecek sizde dilediğiniz zaman gelir görürsünüz bebeği ama bize alışmadan hiçbir yere gotüremezsiniz." Diye sert bir dille konuşunca Boran dediklerine karşı gelemezdi elbette kimse. Pare üzülür diye korksamda o kendinden emin bir şekilde durunca rahatladım.
En azından abim dışında.
"Teste falan gerek yok! O benim oğlum ve kimsede tek kelime edemez çünkü bu saatten sonra onlara dil uzatanın dilini kökünden koparırım!" Abimin sesi odadaki herkesin kulağına doldu taştı. Pare bakmasa bile eğilen başı yüzünden kıpkırmızı kesildiğini herkes anlardı. Ağzım açılacaktı da tuttum kendimi. Bak sen şu abime büyümüşte korumacılık yapıyor ailesi için. Ona imalı bir bakış atınca gözlerini kaçırdı benden. He canım kimseden utanma sen, gizli gizli devlerin aşkını yaşa çocuk yap sonra gel anandan babandan değil benden utan. Hey yavrum hey.
"Bu durum pek doğru olmadı yine ağrıtacaklar başımızı." Dedi babam olanlardan hoşnutsuzca.
"Ne edelim abi o zaman kendi öz kızına acımayan, şeytanlara satan babası düşünmemiş diye bizde mi düşünmeyelim." Diye çıkıştı amcam ancak öfkesi ve çıkışı Bertan Ağa'yaydı. Bu odada o adama yaptıklarını ödetmek isteyen bir sürü kişi varken bile susukunluğunu koruyup tek kelime etmemesi bizi çileden çıkarıyordu ama en doğru tespiti yine Jiyan amcam yaptı. "Bizde babası gibi kıza eziyet edip istemediği bir evliliğemi sokalım, az zaman verelim kıza bir kendine gelsin toparlansın sonra yine düşünürüz olanları neticede biz bazıları gibi babasından korkan yaptığı her haltı onaylayan zavallılar değiliz! İyi ki de değiliz ben böyle kansızlığı kaldıramam!"
Bu adamı kesinlikle seviyordum, iyi ki benim amcamdı.
Bertan Ağa yerdeki gözlerini kaldırmadı ancak kıpkırmızı kesildi. Yanımdaki adam odadaki Asparşahlar ise onun yerine utandı. Bende dahil.
Boran'a destek olmak istercesine elini sıkmak istercesine elimi elinin üzerine koydum ama ince demirlerle tutturulduğu için tutamadım. Boran ise elimi bileğimden kavrayarak sardı sıcak parmaklarıyla, gözlerine baktığımda oradaki minnet içime işledi. Teşekkür ediyordu. "Ağrın var mı?" Diye sorunca olumsuzca salladım başımı. Baş parmağı usul usul okşadı elimi.
"Olanlardan soramadık eline ne oldu senin?" Abimin sorusuyla Pare'yle göz göze geldim. Her şey birbirine girince kimse elimi veya çocuğu nasıl kurtardığımı sormamıştı, Boran dışında o da sadece o kargaşada elimi farkedince öfkeyle sormuştu nasıl olduğunu onu da önemli değil diye geçiştirmiştim zorlukla, elimdeki sargı ve tel hastaneye ait olmasa yerinde durduramazdım o da kesindi. O sorgusunu yalnız kalacağımız ana saklarken burada patlak vermiştik.
Onlara bugün ne olduysa en başından tamamiyle anlattım, Devran'ı balkondan sarkıtırken olanları ve parmaklarımın geldiği şeklide anlatmıştım. Boran elimi tutarak yumuşak bir öpücük bıraktı, bu pek çok anlama geliyordu.
Pare ise sıkıca sarılmıştı göz yaşları içinde, öz babamın yapmadığını yaptın sen diyince ise, "Ben senin bunları yaşadığını nereden bilecektim kızım sandım ki seviyor o adam seni!" Demişti dayanamayarak Bertan Ağa.
"Ya bırak bu yalanları baba!" Diyerek çıkıştı öfkeyle Merih, onu Zara tutarken Boran çarptı lafı.
"Bahanelerini kendine sakla, sen onu o piçe babanın kulluğunu yaparak vermedin mi o zaman sesini nasıl çıkarmadıysan şimdide çıkarma sus yoksa baba katili olacağım şimdi!" Ortam yeniden alevlenince, Pare odadan çıkarak gitti. Bertan Ağa yeniden başını eğdi. Tüm evlatlarının hayalkırıklığı olmuştu bu adam. Şimdiye dek babasına boyun eğmesine ses çıkarmamış olsalarda bu son yaptığı affedilir değildi.
"Biz şimdilik gidelim ortalık durulsun hayde." Babamın uyarıcı sesiyle amcam da ona hak verirken abim, "Olmaz." Diyerek engel oldu. "Ben oğlumu daha göremedim."
Ters bir bakış attı Jiyan amcam, "İyi bittik o hâlde, kapıyı kendine yol yapar bu artık." Dedi. "Doğru der Jiyan, bende görmedim bir görsek ya uzaktan da olsa." Babamın hevesli tavrına karşı kaşlarım bir tık havalandı ama hemen sonrası düz bir çizgi haline geldi. Adamın birden bire torunu çıkıyordu ortaya heyecanlanması bile normaldi. Ben asıl yengem ve annemler özellikle de babaannem duyunca ne edecek onu merak ediyordum. Net bir dizlerini döverdi torunum da torunum diye. Başımıza bela olacaktı yine.
Jiyan amcam babama da ters ters baktı bıkkınlıkla. "Ulan çocuk daha kendi bile iyi değil neyini gidip göreceksiniz hele bir kendine gelsin gelir görür severiz doya doya..." Boran ve babasına göz attı ardında babamlara yaklaşarak. "Görmüyor musunuz gitmemizi bekliyorlar birbirlerine girmek için." Şu durumda gülmemek için tuttum kendimi ama sonra abimin mahsun bakışlarına kıyamadım.
"Abi gelin siz beş dakika bir görün bari, uyuyordu zaten." Diyince heyecanla irileşti göz bebekleri.
Bertan Ağa dışında herkes avluya yeniden inince teker teker aldım odaya, Pare geri çekilerek onlara izin verirken ben odaya girmeyen avlunun bir köşesinde duran Boran'ın yanına gittim. Ağırca koluna girerek yaslandım ona.
Kehribarları yorgunca değdi gözlerime. "İyi misin?" Diye sordum alttan alttan bakarak. Eli belimde gezindi ufakça bir hareketle. "Özür dilerim." Diyince kaşlarım çatıldı aynı hızla. "O niye?"
Gözlerini kaçırdı ardından derin bir nefes aldı ki sıkıntı dolu. "Geldiğinden beri bizimle uğraşıp duruyorsun, sürekli zarar görüyorsun ve ben hiçbir halt yapamıyorum. Pare benim kardeşim sözde ama onu bile sen kurtarıyorsun... Şu hayatta kimseye bir yararımın olduğunu düşünmüyorum babam dediğim adama baksana kızının gözünün yaşına bakmamış söyle ne yapayım şimdi Gece? Beni büyüten seven, sevdiğim adama ne yapayım nasıl sorayım bunların hesabını?" O böyle konuştukça doldu gözlerim, bağlandı boğazım. Ne diyebilirdim ki babası hakkında o adam bana bile geldiğim günden beri beklediğimin üzerinde bir şekilde iyi davranmıştı küçükken bile onu gördüğüm sayılı anlar boyunca başımı okşamaktan çekinmeyip kızım demişti. Hatta bir keresinde konağımıza babamla konuşmak için geldiği zamanlardan birinde resimlerime ve boyalarıma laf attığı için önündeki çay bardağına krem boyalarımı boşaltıp içirmeye çalışmıştım onda bile kızmaktansa gülmeyi tercih etmişti.
Ben bile bu derece yıkılmışsam evlatları ve karısının hâlini tahmin edemezdim.
Kolunu bırakıp beline sarıldım sözlerine karşın. Başımı göğsüne bastırdım, kolları belimde en sıkısından yer edinmişti bile, diğerlerinin çoğu misafir odasının kapısında olduğundan ve çocuğa bakmak için birbiriyle cebelleşirlerken bizi gördükleri yoktu.
"Kimseye bir yararım dokunmadı deme sakın Boran tek tek saysam gün biter burada." Başımı kaldırıp çenemi göğsüne yaslayarak baktım alttan alttan gözlerine, "Pare ile ilgili olanları sende biliyorsun ki kadın benimle iletişime geçmese sittin sene öğrenemezdin sen nereden anlayacaktın ki, kadının kendisi bile nasıl reddedip Kadir pisliğini gerçekten sevdiğini düşündürttüğünü biliyorsun. E kadın gelipte sana olanı biteni anlatsa seni burada kimse tutamazdı biliyorsun... Elbette benim gibi kriz yönetiminde oldukça deneyimli, zeki, sabırlı, sakin, ne yapacağını bilen, öfke kontrolünü sağlayabilen ve oldukça da güzel bir kadından yardım alacaktı elbette ben olacaktım bu elbette ben." Dudağının ucu kıvrıldı hafiften.
Belimdeki eli sıkılaştı, "Saydıkların içerisinden bir tek güzel ve zeki oluşuna katılıyorum yavrum. Sende biliyorsun ki diğerleri sende pekte mevcut değil."
"Pardon?" Anında dikleştim ve ayrıldım hafifçe.
"Hiç öyle bakma, sen kim öfke kontrolü kim, sabırlı da değilsin sakinde değilsin yeme beni." O böyle diyince omuzlarım düştü bir tık. Ama elbette kuyruğu dik tutmak zorundaydım hem onunda kafasını dağıtıyordum azıcıkta olsa.
"Ya ben yemek istiyorsam seni?" Kısılan sesim ve dediklerimle ışık hızıyla gerildi. "Şu durumda inan bana senin yerinde olsam bu tür konuşmalar yapmazdım bebeğim."
"Niye ki ne var durumumuzda?" Neler yoktu ki, binevi mahalle yanarken saçını tarayan hanım abla durumundaydım.
Boran'ın belimdeki eli yukarı yavaşça tırmanıp sütyenimin kopçasını kavrayışıyla tüylerim diken diken oldu. Parmaklarıyla elbisemin üzerinden kavrayıp sıkınca kopçamı, göğüslerim sıkışırak boşluklardan taşacak hâle gelmişlerdi ve gözleri açık yakamdan mümkün olmasada içeri kaymaya çalışınca zaten bunu amaçladığını anladım. Üzerine birde yüzüme doğru eğilince otomatik olarak tüm hücrelerim alarma geçti. "Sen konaktan içeri Devran'la girdiğin andan beri yüzünü avuçlarım arasına alıp şu dudakların soluğun kesilene kadar öpmek ve avludaki masaya yatırmak arasında gidip geldim yavrum ve o andan beri kendimi nasıl tuttuğumu bilmiyorsun... Hele de gün içinde yaptıklarını öğrendiğimden beri." Sıcak ferah nefesini dudaklarıma çarptı o konuştukça. "Anlıyorsun değil mi beni sevgilim? Kocanın yeterince derdi varken birde kendinle sınama söz veriyorum gece uyku vaktinde detaylıca ilgilenecek seninle."
Sersemlemiş bir şekilde, "Tamam." Dedim başımla tasdikleyerek. Sütyenimin kopçasını bırakınca rahat bir nefes aldım, "Aferin benim karıma." Dedi birde dalga geçer gibi. Göz kırparakta tasdikledi düşüncelerimi. Kuruduğunu henüz farkettiğim boğazımı Boran'dan uzaklaşınca farkettim. Saçlarımı geriye iteledim, hararet basmıştı sağ olsun. Zaten gün boyu adrenalin eksik değilken buda üzerine tuzu biberiydi.
Sonra aklıma gelenle, "Boran," dedim ismini uzatarak. Kaşları hafif açıyla çatıldı elbette. Pekte iyi bir sey demeyeceğimi anlamıştı ses tonumdan. "Ben bir şey daha öğrendim biliyon mu?"
Ellerini ceplerine yerleştirdi rahat bir tavırla, "Sen söylersen öğreneceğim yavrum." Diyince göz devirdim.
"Doğru... Şimdi senin projen çalınmıştı ya hani sözde, bizde odaya girip dolaba saklanan kimdir diye arıyordukta bizim önümüze peşlerini bırakalım diye adamın tekini atmışlardı da inanmamıştık. Ben kimin çalıp bizi izlediğini öğrendim."
Çehresi öyle bir sertleşti ki bakışlarıyla birini öldürmek istese o an yapabilirdi buna inandım kesinlikle. "Bana sakın Kadir puştu deme Gece!" Dedi dişleri arasından zorlukla kendini tutuyorcasına. "Bak düşüncesi bile çıldırtıyor beni! Zaten aklıma geldikçe deliriyorum kim bilmiyorum diye!"
"Sakin ol."
"Olamam, bana hemen isim ver gidip o gözleri oymam gerek yoksa uyuyamam asla!" Alt dudağımı dişledim. Kolunu tutarak okşadım sakin olması için ve aynı anda da konuştum. "Merak etme bir erkek değildi ve inan burada senden çok benim delirmem gerek." Kaşları en derinden çatıldı. Sesli bir nefes verip, "Güneşmiş bunu yapan bizi görende oymuş dahası öncesinde çalınan projeni de o çalmış." Afalladı.
"Onu geberteceğim." Dedi kısıkça hâlâ şokun etkisindeyken.
O böyle der demez kanım kaynadı anında, işaret parmağımı göğsüne bastırdım sinirle. "Hele bir dokun ona asıl seni ben gebertirim Boran!" Diye çıkışınca daha büyük bir şaşkınlık yaşadı. "O orospu seni öyle gördü diye hatırladıkça elim ayağım titriyorken birde gidip ona hesap sormanı gözlerine bakmanı bile istemiyorum Boran ciddiyim!" Sözlerim bir bıçak kadar keskin yeminden farksızdı bunu elbette anladı. Benden öncesinde onlarla ilgilenmiyordum asla çünkü bu bana sadece acı verirdi ve Boran'da yaptığı bu büyük hatayı silemezdi bu sebeple hiç var olmamış gibi saymaktan daha iyi bir şey gelmiyordu elimden ki zaten bunun acısını yaşadığını kendini asla affetmeyeceğini de söylemişti.
Ona pek kızamıyordum durumlar onun için çok farklıydı ve hak bile veriyordum ona. Onun yerinde bir başkası olsa dört yılda boy boy çocuk yapardı.
"Tamam yavrum." Dedi hemen. Yatıştırmak ister gibi yanağımı okşadı, "Sen nasıl istersen öyle olsun hak ettiğini ver yeter ki." Tavrı hoşuma gidince öfkem kıyıya vuran dalga misali geri çekildi hızla. "Ayrıca bebeğim bil diye söyleyeyim ki beni değil bizi gördü o şekilde senin bedenin hep benim önümdeydi. Aşkımıza yakından şahit olması berbat bir durum ve biliyorum ki sen zaten hakkettiğini vereceksin ona bende sen ne dilersen onu yapacağım." Sert bir nefes çekti ardından burun kemerini sıktı, "Boylesine bir şeytanı evimde nasıl barındırdım aklım almıyor, çete gibi planlar yapıp sızmışlar ailemin içine aklım almıyor Gece, ya bir akşam uykudayken sessizce alsalardı canımızı ya Renas'a bir zarar verselerdi. Ya sana kıysalardı sessiz sedasız ne ederdim ben? Bunlar bizim soframıza oturmuş köpeklerdi."
Sıkıntıyla doldum yine, "Biliyorum." Dedim mırıldanarak. "Öyle ya böyle o pislikler elimizde ve yaptıklarının bedelini misliyle ödeyecekler." Aklıma gelenle sırıtmama engel olamadım. "Yalnız hepimize de eşit düştüler." Anlamazca bakınca gülüşüm büyüdü. "Pare Sevgi'yi alacak, abim Kadir'i alacak, ben o orospuyu sende Derzan'ı alacaksın. Bak hepimizin payına en sevdiklerimiz düşmüş değil mi?"
Yan bir bakış attı, "Derzan piçi veya başka bir şey de ama ismini tek başına dile getirme yavrum." Dilimi ısırdım. Hiçbir şey mi kaçmazdı bir adamın gözünden bundan kaçmıyordu işte, hele de konu bensem.
Cevap vermedim bir daha.
"Bende çok merak ediyorum yeğenimi." Dediğiyle ona döndüm yeniden. Gözleri pek görülmeyen misafir odasındaydı. "İnanılır gibi değil, bir anda yüzüne bile bakmadığım kardeşimin oğlu çıkıyor ortaya."
O böyle diyince bir anda Renas geldi aklıma. Çocuğu sabahtan beri görmemiştim! Salak gibi nasıl unuturdum nerede ne yapıyor bilmiyordum bile okul vakti de değildi ki zaten sabahın köründe Pare olaylı bir hâlde gelince çocuğu okula gönderdiklerini sanmıyordum gönderseler de şimdiye çoktan evde olmalıydı.
"Renas nerede Boran sabahtandır yok ortada görmedim?"
"Rahat ol sabah ağalar gelince Civan'da geldi bende alıp götür konağa dedim ne olur ne olmaz, söylerim Merih'e gider getirir birazdan." Rahatladım en azından rezilliklerimize ve olaylara şahit olmamıştı.
Babam ve amcam odadan çıkıp bize doğru gelirken babam, "Aynı Ferman maşallahı var bebenin. Kimliği de yokmuş oğlanın, yarın Ferman gidip üzerine alacak hemen." Dedi saklayamadığı bir mutlulukla. Kalender Ağa bize duymadığı sevgiyi ve heyecanı torunlarına karşı duyacaktı belli ki.
"Kimliksiz olması iyi oldu bir yandan o kansızların adlarını sildirmekle davayla falan uğraşmadan hallederiz durumu." Diyince Jiyan amcam Boran sessizce başını salladı sadece hafifçe. Yine gerilmişti. Daha sabah kim kimken şimdi ne olmuştuk haklıydı adam. Kimse açısından Pare ve abimin durumu kolayca kabullenecek bir durum değildi neticede.
"Amca," diyerek yaklaştım ona, "Söyle gülüm." Dedi ilgiyle.
"Babaanneme bu olanları anlatınca özelliklede Devran'ı öğrenirken girdiği hâli çekip atsana çok merak ederim ben."
"E ben diyeyim ne olacağını karı kalpten gidecek anında, bu kadar heyecanı o da kaldıramaz. Ferman'ım da Ferman'ım diye geziyordu Ağa olsunda, evlensinde, ona varis versin diye şimdi gezer peşinde Devran'ım da Devran'ım diye." Onun taklidini yaparak sesini baritonlaştırınca gülmemek için kendimi zor zaptettim. Haklıydı az bile diyordu, Buke Riva öğrendiği an torunumun oğlunu getirin onu yeri burasıdır diye tutturmazsa bende Gece değildim.
Ona cevap vermek için ağzımı açmıştım ki patlak veren ağlama sesi ile hepimiz misafir odasının olduğu tarafa çevirdik başımızı. Devran ağlıyordu. Gözlerimi ağırca yumdum sıkıntıyla. Hepsi basit çocuk ağlaması zannedip susacağını zannederken ses giderek artmaya başladı, sanki çocuğu içeride boğuyorlarmış dövüyorlarmış gibi bağırarak çığlıklar atarak ağlıyordu Devran.
"Gidip bir bakalım çatlayacak çocuk." Diyerek gitmek isteyen Boran'ın bileğinden tutarak engel oldum. "Gitmeyin boşuna sizi görünce daha da korkar çocuk, doğduğundan beri eve kapatılmış o yosmadan başka insan görmemiş ben bugün onu zaptedip susturana kadar neler çektim bir ben bir Allah biliyor o yüzden durun durduğunuz yerde." Amcam ve babam yerlerinde kalırken dediklerimi sindirmekle meşguldüler. Lalezar anne, Merih ve kızlar odadan arkalarına baka baka uzaklaşırlarken yüzlerindeki ifade dehşet vericiydi.
Korkuyorlardı çocuk susmadığı için.
"O pislik kadını istiyor adını söyleyip duruyor delireceğim ya neler etmiş çocuğa ama çocuk onu istiyor hâlâ." Dedi sinirle Zara eli ayağı ciddi anlamda titrerken.
"Kötü davranmış olsa bile çocuk nereden bilsin kendine kötü davranıldığını ona doğru olan bu gibi geliyordur o kadını istemesi doğal ayrıca az mantıklı ol." Diye karşılık verdi Mara ona nazaran sakince.
"Mantıklı olmaya çalışırken bayılsın çocuk o zaman ağlamaktan!" Diye söylendi sinirle Zara.
"Susun ikinizde rahat durun, öyle ya da böyle alışacak olmadı bir doktor ayarlayalım iyileşmesi için." Diyerek gergince fikrini belirtti Merih. Saçlarını geriye doğru yatırdı stresle odanın olduğu tarafa bakış atarak. Bu gidişle doktor şarttı zaten.
Ben ise sadece annesi ve babasına alışabilmesini umut ederek bekliyordum ama bekleyişim uzun sürmeden çıplak ayaklarıyla arkasında canavarlar var gibi hem ağlayıp hem bağırarak odadan koşarak çıkan Devran nerede olduğunu kavrayamayıp duraksayarak etrafına ve bize baktı. Pare ve Ferman'da çocuğun arkasından çıktı korkuyla.
"Susmuyor." Dedi çaresizce Pare çocuğa yaklaşmaya korkarak.
Minik Devran ise herkesin yüzünü ıslak gözleriyle ağlayarak analiz ettikten sonra bende duraksadı ve tanıdı. Onca kişi arasından beni tanıdığı için güvenli bulmuş olacak ki ufak ayaklarıyla koşarak bana geldi. Herkes pür dikkat bizi izlerken Devran ayağımın dibinde durdu, bir eliyle ağzını kapatıp ağlamasını durdurmaya çalışırken diğer eli yanında yumruk şeklinde salıktı.
İçimden lanetler yağdırdım kendime. Beni sevdiği ya da güvenli bulduğu için değilde yeni Sevgi'si ilan ettiği içinde gelmiş olması yüksekti yanıma.
"Tamam artık ağlama." Dedim yumuşakça, ardından eğilerek koltuk altlarınddan kavrayarak kucağıma aldığımda gözlerimi gözlerinin içine diktim, pamraklarımla yanaklarını silsemde yeni yaşlar eklendi, en azından sesi azalmıştı. "Korkma bebeğim şşhh." Hafifçe zıplatıp sırtını sıvazlayınca iyice kesildi ağlayışı yerini iç çekmeleri aldı.
"Sevgi- anne- gelsin." Dedi her kelimesinde hıçkıra hıçkıra. Pare'nin dolu gözlerine bakmaktan kaçındım. Alnına dökülen kısa saçlarını yavaşça kenara çekerken, "Geç otur şuraya ayakta durma." Diyen Boran belimden ilerleteterek avludaki masanın sandalyesini çekip oturttu beni. Tabi anne ördeği takip eden civcivler gibi geldi peşimden herkes.
"Hemen bir doktor ayarlayacağım böyle olmayacak." Diyen kişi abimdi.
Boran hemen sandalyemin arkasında durarak çocuğun başını hafifçe okşamak için yeltendiği an Devran korkarak eğdi refleksle başını sanki döveceklermiş gibi. Korkusunu hermes hissetmişti, benim ise içimde ki yufka yüreğim kabarmıştı. Babam hariç diğer erkeklerden bir küfür seramonisi yükseldi anlık.
Sonrasında abim, amcam ve babamın telefonları art arda çalıp susmayınca evdekilerin olanları duyup onları aradığını anladım. Mecburi olarak gittiler giderlerken de abimi ciddi manada kollarına girerek götürdüler giderken gözleri Pare ve Devran'dan asla kopmamıştı. Biliyordum ki dayanamayıp tekrardan gelecekti.
Devran'ı zor bela sakinleştirip susturunca Pare'yi yanıma oturtup çocuğu kucağına verdiğimde, "Yaklaşınca ağlıyor." Demişti korkuyla ama duymamazlıktan gelerek kötü karakteri oynadım Devran için. Kucağına gitmek istemeyip yeniden ağlayacağı anda sesimi yükselterek parmağımı sallamıştım tehdit edercesine. "Otur oturduğun yerde, sakın ağlayayım deme yoksa daha fazla bağırırım!" Diye yükselttim ona göre sesimi. Korkuyla inmekten vazgeçince istediğimi elde etmiştim. Öyle ya da böyle korkmaması alışması gerektiği kişi Pare'ydi ben değil.
Herkes niyetimin farkında olarak sesini çıkarmayıp desteklediler gülümseyerek. "Çocuğa resmen baba tarafindan nefret etmesi için ilk adımı attırdım. Sinirlerim bozuldu." Zara omzumu sıktı, "Üzülme yenge kimse senden nefret edemez en fazla böyle öper öper sarılır hem ben varım yetmiyor mu?" Diyerek arkamdan boynuma sarılınca morelim düzeldi az da olsa. Devran'ın ürkekçe bakışlarına anlık karşılık verdim, ne desem anında yapacak hâldeydi yine.
"Bana bak Pare çocuğa sakın şunu bunu yapmazsan Gece'yi çağırırım sana kızar seni döver diyerek adımı lekelemeye kalkma yoksa yemin ederim külahları değişiriz bilesin!" Devran'a sıkıca sarılırken gülümsedi derinden. "Aksine bizden de çok sevmesi gereken kişi olarak tanıtacağım seni." Diyince hoşuma gitti.
"İyi bari." Dedim yan yan bakarak.
O sıra Boran ve Merih'in birlikte yukarı çıktığını görünce Bertan Ağa'yla görüşeceklerini anladım. Diğerleri de anladı, Pare oğlunu alıp Mara ile birlikte odaya geri dönerken ben Zara ve Lalezar anne diken üstünde beklemeye başladık.
Lalezar annem bir ara gelip beni öpünce şaşırsamda teşekkürler etmeye başlayınca sinirlendim, böyle şeylerin aile arasında lafı olamazdı asla ama gel gör ki o anlamıyordu. Kocası bildiği adama karşı nasıl kırıldığını iyice anladım o anlarda da. "Hakkını ölsem ödeyemem senin." Diyince çok duygulansamda tutmuştum kendimi.
Merih'i burnundan soluyarak indiğini görünce hızla kestik önünü.
"Ne oluyor?" Diye sordum hızla kolunu tutarak.
"Ne olacak baba dediğimiz korkak hâlâ it oğlu it babasının yerini söylemeyip yerini koruyor! Bana da sen çık abinle konuşacağım dedi biz eşek başıyız sanki-" küfür edecekti ancak kendini son anda tutarak çekti gitti konaktan.
Yukarı çıkıp çıkmamak arasında kalsamda gitmedim. Aradan zaman geçsede gitmedim. Hiçbirimiz çıkmadı ara ara Boran'ın sesi yüksek perdeden yükselip durdu ardından bir şeylerin kırılma sesleri gelince korkarak merdivenlere yönelecekken Boran göründü bu sefer merdivenin başında. O an göz göz geldiğimiz an geri adım attım. Kötü görünüyordu hayır hayır tam anlamıyla yıkılmış bir görüntüye sahipti, gözleri kızarmış ve dehşet saklıydı o gözlerde. Öyle hızlı çekip gitmişti ki yanımdan durduramamıştım bile. Öylece bakakalmıştım ardından.
Sonra saatler hızla geçerkende ne kadar arasamda açmadı en son geç geleceğini merak etmeyip uyumamı söyleyen bir mesaj atmış gerisin geri mesajlarıma dönmemişti bile. Korkuyordum onun için çünkü gidişi gözümün önünden gitmiyordu, çok kötüydü. Gece yarısı olduğunda üzerime geceliğimi geçirerek odada bir o yana bir bu yana bir odanın dışına çıkarak avlunun dışına baksamda gelmedi. En son koltukta telefonda gezinip onu beklerken uyuyakalmıştım ama çalan telefonumla sıçrayarak uyanmış Boran'dır diyerek cevaplamıştım telefonu.
"Boran!"
"Boran değil benim." Diyen abimdi. O ne alakaydı şimdi. Telefonumun ekranına bakınca onun aradığını anladım. "İki dakikaya orada olurum, bu herif zil zurna sarhoş gel al kızım kocanı!" Diyerek kapatınca mal gibi kaldım bir iki dakika öylece.
Ne demek sarhoş!
Saate baktım saat bir buçuktu!
Hızla üzerime sabahlığımı geçirip sıkıca bağlandıktan sonra terliklerimi giyerek indim aşağı. Herkes bilmem kaçıncı rüyasındaydı ama ben neler yapıyordum.
Boran ciddi anlamda nasıl sarhoş olabilirdi ki hani kolay kolay sarhoş olmuyordu bu adam dahası alkol alacak kadar kötü bir durumdaysa bize niye gelmiyordu ki alkolden daha etkili sarhoş etme yöntemlerine sahiptim. Hem utanmaz adam devayı içkide bulacak kadar sapıtmış olamazdı, bu aptal birde namaz kılıyordu gitti mi kırk günlük namaz daha da görürdüm ben onu.
Avluda stresle bir o yana bir bu yana giderken kapı tıklatılınca hemen gidip açtım koca kapıyı.
Abim Boran'ın kolunu omzuna atarak ayakta durmasına yardımcı olurken ciddi manada şok yaşıyordum, bu adam nasıl bu kadar içmişti.
"Karımın kokusunu alıyorum lan, Ferman sende karım gibi mi kokuyorsun?" Boğuk zorlukla dökülen kelimelerle daha da durmura uğradım. Yanı başındaydım ama farkında bile değildi.
"Ulan rahat dur lan karın değilim ben!" Diyerek çıkıştı öfkeyle abim ardından Boran'ın çenesini tutup bana çevirdi. "Bak karın burada."
Gözleri zorlukla açılan Boran beni farkedince bitkin bir gülümseme yer aldı dudaklarında. "Bebeğim." Dedi ilgiyle. "Karım benim çok özledim seni." Diyerek kollarını bana uzatmıştı ki abim kollarından tutarak engel oldu hızla. Engel olmasa o cüsse altında kalmam an meselesiydi. "Lan dur ezecen kızı sonra uyanıp yıkma konağı kim yaptı bunu diye."
"Ne diyorsun lan sen, bırak oğlum karıma gideceğim ben." Diyerek bana uzanmaya çalışınca kolunu tutarak omzumun üzerine attım. Elbet soracaktım ayılınca bunun hesabını.
"Çıkaralım abi yukarı ben hallederim gerisini sonra." Abim onaylayarak o da kolunu omzuna atıp belinden tutunca zor zoruna çıktık onca katı. "Nasıl geldi bu hâle abi?" Diye sordum odama yönelirken nefes nefese.
"Yavrum bir kere öpeyim mi?" Diye sordu Boran burnumu saçlarıma gömmüş koklarken. Küfretti ağzının içinde abim, merdivenleri çıkana kadar sürekli konuşup durmuş beni rezil etmişti abime.