"Ulan anladık lan seviyorsun istiyorsun da bari yanımızda yapma!" Boran kaşlarını çattı anında. "Sen benim kız kardeşimden çocuk peydahlarken sorun yoktu da ben nikahlı karıma sarkıntılık edince mi sorun lan!" Dedi sinirle ancak dolanmıştı dili. Abim elbette bir şey diyemedi bunların üzerine. Ayrıca sarkıntılık neydi be!
"Bu kocan olacak adam saterdir sadece içiyor mide fesatı olup zehirlenmesine az kaldı şimdiye nasıl bayılmadı onu da anlamadık bende her zaman ki mekana gidip rakı balık yapayım dedim bununla karşılaştım. Saçma sapan konuştu durdu bir bok anlamadım ama derdi büyük benimkinden bile büyük." Canım hepten sıkıldı abim öyle diyince ama hemen sonra hızla abime baktım.
"Sen alkol mü aldın abi! Daha iyileşmedin ve organların bu kadar hassasken yaptın mı böyle bir hata, tonla ilaç kullanıyorsun sen ya!" Çıkışımla yüzünü buruştursa da toparladı kendini.
"Biliyoruz herhalde iyi bir psikolojide değildim içiyormuş gibi yaptım içmedim sakin ol bak bakayım sarhoşa benzer halim var mı benim?"
"Hepiniz de mi kafayı yersiniz anlamam ki." Diye söylendim kendi kendime.
Yardımı sayesinde onu yatağa güçlükle atabildiğimizde abim odamdan geri çıktı iyi geceler diyip alnımdan öperek. O gidince odaya geri döndüm, üzerimdeki sabahlığı çıkarıp koltuğun üzerine bıraktıktan sonra sızan Boran'a baktım. Bu halde yatamazdı, keskin bir alkol kokusu geliyordu ve balkon kapısı açık olmasına rağmen odayı doldurmaya başlamıştı kokusu. Yanına giderek omuzlarından dürtmeye başladım. "Boran, uyan hadi duş alman gerek bu şekilde uyuyamazsın." Sabah başı feci sekilde ağrıyacaktı zaten migreni vardı bu da üzerine tuzu biberi olmuştu.
Zorlukla açtığı gözleri beni bulunca kolunu tutarak çekiştirmeye başladım doğrulması için.
"Gece, gel uyuyalım hadi." Diyerek o da beni çekmeye çalışınca şaşırsamda tuttum kendimi. "Boran kalk dedim sana duş alacaksın hadi!"
"İstemiyorum duş falan yatacağım ben, gel hadi." Diyerek o da benim kolumu tutup çekince bu hâldeyken bile gücünün yerinde olmasına hayretle baktım. Üzerine düşünce belimi sararak kendine yapıştırdı.
"Ya Boran!" Diye bağırdım sonunda dayanamayarak. Omuzlarına baskı uyguluyarak doğrulmaya çalıştım. Yüzünü buruşturdu, "Ne bağırıyorsun Gece yatalım dedim diye, sanki yatmadık hiç." Kelimeler zorlukla yayvan bir şekilde çıksa da dudaklarından anlıyordum elbette. Kollarından kurtulur kurtulmaz ayağa kalktım.
Dirseklerinin üzerine doğruldu o da güçlükle. "Kalk diyorum sana Boran banyo yapmadan yatmayacaksın bende yatmayacağım senin yanına, leş gibi kokuyorsun!" Melül melül baktı yüzüme.
"Ben mi leş gibi kokuyorum? Kalbimi kırıyorsun." Bir an için durdum, kabini mi kırmıştım gerçekten. "Öyle değil Boran sadece kendine gelmen lazım biraz olsun sabaha başın çok ağrıyacak." Yüzü aydınlandı. "Rahatsız olmuyorsan gel o zaman yatalım ağrımaz başım." Kendini geriye bırakarak tekrar gözlerini kapatınca olduğum yerde tepindim sinirle.
Ardından hemen yanına oturup kulağına eğildim ve tüm gücümle, "Boran!!" Diyerek bağırdım. Sıçrayarak uyanınca yüzünü buruşturdu. "Ne yapıyorsunuz lan siz!" Diye o da bana bağırınca birden fazla göründüğümü anladım odağı değişip duruyordu bana bakarken.
"Kalk diyorsam kalk yataktan!" Diyerek ayağımı yere vurdum. "Tamam." Dedi zorlukla bana bakarken. "Ne olur bağırma."
"Hadi!" Diyerek sesimi kısmadım. Kaşlarını çatsada sesini çıkaramadı. Yataktan kalkmaya çalıştı her kalkışında dengesini kaybedip tekrar oturunca dayanamayıp koluna girerek destek olmaya çalıştım. Bir adım ileri iki adım sağa sola derken sonunda banyoya girdiğimizde, "Belimi kırdın Boran nasıl bir adamsın sen ya!" Diye söylendim sinirle.
Lavaboyu tutunca kınarcasına baktı suratıma, "Sen sarhoşken ben seni her yere taşıyarak götürdüm ama sesimi bile çıkarmadım sen beni banyoya kadar getirdin alt tarafı." Dilini damağına değdirerek cık cıkladı onaylamazca beni. "Allah kimseyi elden ayaktan böyle düşürmesin."
Hâlâ ona destek olurken sert bir soluk verdim. "Ayakta zor duruyon ama dilin maşallah Boran! Senle ben bir miyiz ayrıca açtırma ağzımı bak!" Diye çıkıştım.
Üzerime eğildi, hayır hayır ağırlığını üzerime verince devrilecem sandım. "Açsana ağzını, bende açayım." Kararan bakışları ile yutkundum, sarhoş bir Boran'dan daha zor olanı azgın bir Boran'dır. "Nasıl tatmin edeceğim ki ben sizi?" Diyince nevrim döndü. "Ne diyorsun be sen kimi tatmin ediyorsun!" Diye bağırınca korktu.
"Seni." Dedi mahzunca. "Sizi dedin ama sizi diğeri kimdi konuş çabuk yoksa bırakırım seni de yapışırsın yere sülük gibi! Çıldırtma beni!"
Sertçe yutkundu, "Bağırmasan olmaz mı?" Dedi kısılan sesiyle, ciddi ciddi korkuyordu göz odağı ise asla bende durmuyordu.
"Konuş dedim Boran ben dışında başka kimi tatmin edeceksin söyle hadi?" Dedim bu sefer sesimi kısarak çünkü öğrenmem gerekiyordu.
Bana anlamazca baktı önce sonra baygın bakışlarını ben ve sağ solumda gezdirdi. "Sizi işte." Dedi parmağıyla beni ve yan taraflarımı göstererek.
Sabırla bekledim. "Söyler misin kocacım biz kimiz ben dışımda kimi tatmin edeceksin?" Cevabı alır almaz boğacaktım kesinlikle onu.
"Seni işte yavrum hepsi sensin, ben birinizle zor başa çıkarken dörte bölünmüşsün sen yavrum, nasıl tatmin edeceğim ki ben sizi?" Diyince bende devreler hepten yandı ancak rahatladım da.
"Anladım." Dedim yavaşça. Gerizekalı Gece salak mısın adam ne diyecekti ki başka. Ama suç bende değildi ki insan sarhoş olunca kalbinde de beynindede ne varsa olduğu gibi söylerdi. Acaba babasıyla ne konuştuğunu niye bu hâle geldiğini de sorsamıydım? Yok bu çok doğru değildi, mahremiyete saygı duymalıydım en başta sarhoş diye yararlanamazdım ondan.
"Midem bulanıyor." Duyduğumla gözlerim irice açıldı. "Sakın üzerime kusma yemin ederim yatırmam bir ay seni yatağımda!" Zorlukla yönlendirerek klozetin başına oturttuğum an kusmaya başladı. Sesinden dolayı midem ağzıma geleceğini anladığım an sifona basıp durdum sesini bastırsın diye yine bir kusma faciası yaşamak istemiyordum. Bu defa kendimi tutabilmeyi başarabilmiştim, içinde kesinlikle hiçbir şey kalmayana kadar kusmuştu.
"Gel hadi," yeniden ayağa kalkmasına yardım ederek beline sardım diğer kolumu da, lavabonun önüne gelince kustuğundan dolayı azda olsa dengede durarak lavaboya tutunarak durdu. Diş fırçasını çıkararak macunu sıktım, "Aç ağzını böyle yap." Diyerek dişlerini birbirine bastırmasını gösterince tuhafki zorluk çıkarmayarak yaptı dediğimi. Çenesini tutarak yavaş yavaş fırçalamaya başladım dişlerini uslu durup gözlerini yüzümden ayırmaması şansıma olunca devam ederek dişlerini iyice fırçalayarak geri çekildim ve ağzını yıkamasını söyledim. Onu da yaptı çenesinin etrafında kalan köpüklerden havluyla silerek kurtuldum.
Belini lavaboya dayayarak ayakta durdu, baygın bakışları üzerimde dolandı sonra ayarsızca da olsa sargılı elimin bileğini tutarak kendine çekti. "Çok acıyor mu?" Diye sordu boğuk bir ilgiyle. İçim acıdı bu hâline, kafası dumanken bile elimi düşünüyordu.
"Acımıyor sevgilim." Dedim yumuşak bir sesle, yanağını okşadım. Sargılı elimin üzerine üst üste öpücükler bıraktı, okşadı. "Acımasın senin canın, keşke hep bana gelse gelende sana bir şey olmasa." O böyle acıyla konuşunca iyice yaklaştım ona. "Öyle deme Boran sana bir zarar gelirsede benim canım yanar."
"Önemli olan sensin." Dedi dediklerimi duymayarak. "Sabah sana zarar gelmesin yeter dedim bir kaç saat sonra kırık parmaklarla geldin bana ben seni hiç koruyamayacak mıyım?" Derin bir nefes aldım o bu hâldeyken konuşulacak konu değildi bu.
"Üzerini çıkaralım duş alacaksın hadi."
"Uyumak istiyorum seninle sonra yıkansam olmaz mı?" Çocuk gibiydi tam da şu an. Başımı iki yana sallayarak, "Olmaz. Alkol kokuyorsun kurtulmamız lazım." Yüzü düştü. "Sen çok zalimsin bunu istemiyorum ama zorla yapıyorsun." Gömleğinin düğmelerini tutarak açmaya başlarken alttan alttan baktım yüzüne. "Ben mi zalimim Boran, sadece kocamın kendi kokusunu istiyorum çünkü bu koku nefesimi tıkıyor hani yoğun kokulardan rahatsız oluyordum ya ben unuttun mu? Biraz kendine gelsinde yarın başı çok ağrımasın istiyorum ama zalim oluyorum, öyle olsun tamam." Ajitasyon yaptığım doğruydu ama elimde değildi. İşe yaramış olacak ki yüzüme bakakaldı melül melül.
"Özur dilerim." Dedi hemen sonra zorlukla. "Ne istiyorsan yapalım tamam." Gülmemek için zor tuttum kendimi. Kafası yerinde değilken bile seviyordu beni.
Gömleğini üzerinden sıyırırken dikkatle sadece beni izliyordu. Uzanıp yanağına öpücük bıraktıktan sonra pantolonun kemerini çözmeye başladım ama işte şeytan ya hani, dürtecek illaki Boran'ı. Elini kalçamda hissedince irkildim, okşadı, "Bende seni çok özledim sevgilim." Diyince duymamazlıktan geldim. Pislik her şeyi yanlışa yoruyordu. Pantolonun fermuarını indirdikten sonra işine geliyor ya hani yardım ederek çıkardı bacaklarından pantolonunu. "Bunu da mı sen çıkaracaksın." Diyerek boxesırını gösterince eliyle, alayla güldüm. "Yok kocacım o çıkmayacak kalacak çünkü duş alacaksın ve kendimi tehlikeye atamam sen ayakta bile duramazken." Tüm hayalleri yıkılmışcasına bana baktı.
"Yıkanmıyorum lan."
"Pardon! Yıkanacaksın bal gibi çıldırtma beni!" Diyerek kolundan tutup çeksemde deli kuvveti gelmiş gibi kımıldamadı bile yerinden. "Ya gelsene inat etme saat kaç olmuş ben burada neyle uğraşıyorum!"
"Uğraşma o zaman git yat!" Dedi alıngan bir tavırla. Sesli bir soluk bıraktım. Yanına giderek yüzünü avuçlarımın arasına aldım. "Sevgilim, bir tanecik kocam benim gel duş al hadi bak kendimi iyi hissetmiyorum ve sende beni üzüyorsun."
"Üzüyor muyum?" Yumuşak damarına oynamaya devam ettim.
Başımla tasdikledim anında, "Evet üzüyorsun ben kocamın mis gibi kokusuyla yatıp uyumak istiyorum ama o beni hiç umursamıyor, kalbimi kırıyor hep." Kehribar gözleri açıldı inanamayarak.
Bu sefer o yüzümü koca elleri arasına aldı. "Kırılmasın senin kalbin." Dudağıma ufak bir öpücük bıraktı. "Kurban olurum ben sana, kıyamam da çok seviyorum ben seni yavrum öyle böyle değil. Kırılmasın olur mu kalbin." Yutkundum ağırca, başımı ağırca salladım, ellerini okşadım, "Bende seni çok seviyorum Boran." Dedim ilgiyle. Dudakları kıvrıldı memnuniyetle.
"Hadi gel." Diyerek duşakabine götürüyordum ki yine kıpırdamayarak engel oldu bana ama yine de sabırla döndüm ona. Kaşlarını çatmış şekilde bakıyordu bana. "Ne oldu yine?"
"Bizim niye bir bebeğimiz yok?" Kaldım öylece o bunu diyince. "Ben." Dedim kekeleyerek. "Herkesin bebeği oluyor amcan ikinciyi alacak kucağına, Bahoz'da baba oluyor Ferman puştu hepimizden önce olmuş baba ama ben." Dedi kendini göstererek ve dudaklarını bükerek. Ona kalmadan ben saldıracaktım bu hâline aldanıp. "Benimde bebeğim var zaten kabul sen zaten benim bebeğimsin ama senin bebeğin yok, ben baba olmak istiyorum Gece." Ciddi ciddi birazdan baba olmak istiyorum diye hüngür hüngür ağlayacaktı sanki.
Elim ayağım birbirine girmişti o böyle diretince, ne diyecektim ki ben zaten ilaç almayı bıraktım bundan sonra Allah ne zaman nasip etse mi? Gerçi desem ne olacaktı ki zaten kafası uçmuş zil zurna sarhoştu.
"Benden bebeğin olsun istemiyor musun?"
"Yok öyle bir şey Boran."
"Ama ben baba olmak istiyorum," kolumdan çekti bir anda kendine. Ellerim çıplak ve sert göğsüne yapıştı. Saçımı okşayarak kulağımın ardına sıkıştırdı, "Güzeller güzeli, tıpkı annesine benzeyen minik bir Gecemiz olsun istemez misin? Böyle mavi mavi gözleri olsun seninki gibi cam gibi parlasın bakanın içini yaksın olmaz mı?" Hayran hayran onun gözlerine bakarken kaşlarını çattı hızla. "Bir dakika yakmasın bakanın içini, kimin içini yakıyor lan sikerim Gece belalarını!" Bir anda hiddetlenmesiyle şok oldum.
"Boran." Dedim hayretle. "Ortada olmayan kızımızı kıskandığının farkında mısın? İyice uçtu senin kafan gel hadi kendine gel artık." Diyerek tekrar kollarından kurtularak duşa sürüklerken, "Söz ver ama Gece kızımız olacak değil mi? Oğlanda olur ama kızımızda olsun kesinlikle hem kıskanırım tabiki onun hayatındaki tek beyaz atlı prens benden başkası olamaz. Öldürürüm yeminle soylarını kuruturum o piçlerin!"
"He Boran he ondan edersin."
Duşa soktuğumda onu. "Umarım sabah bu olanları hatırlarsında ne kadar saçmaladığını anlarsın resmen doğmamış kızımıza şimdiden baskı uygulamaya başladın bile."
"Baskı değil bu sevgi ya zarar verirse o piçler bunları da düşünsene!"
"Tamam Boran tamam hele bir olsunda gerisine sonra bakarız."
"Olacak ama bak söz verdin bana." Söz vermemiştim ama diretmedim.
Suyu ayarlayıp pat diye açınca, "Siktir Gece yapacağın işi sikeyim! Buz gibi bu su!" Diye bağırdı.
"Kendine anca gelirdin kusura bakma bir daha içmemen gerektiğini de anlarsın belki bu saatte sonra Gece'nin kocası içkiye başlamış dedirtmem ben! Ulan gül gibi karın var be evde sarhoşluğu içkide ne diye ararsın!" Baştan aşağı buz gibi suyla yıkanmasına rağmen hemen alışmıştı öyle ki ölümcül bakışlar atmaya başlayınca bana yutkundum sertçe. "Neyse sen yıkan ben buradayım." Dedim, duşakabinin kapılarını kapatacaktım ki sinsice sırıtışını son anda görsemde çok geçti artık. Kolumdan tuttuğu gibi içeri çekip duvara yaslayarak üzerime abandı. Buz gibi suyun altına girdiğim için çığlık atarak vurdum göğsüne.
"Hasta mısın be sen beni niye çekiyorsun!"
"Şu çocuk çalışmalarına hemen başlamak için."
(Tadımlık bir +18 sahnesidir okumak istemeyenler bir dahaki uyarıya kadar kaydırsın. Çoluk çocukta okumasın bir zahmet :))
"Ne!" Dedim yükselerek. "Olmaz çekil sonra yaparız dondum ayrıca Boran çekil üstümden!" Aksine üzerime daha da abanarak bir anda yüzümü kavrayıp dudaklarıma yapıştı. Dili arsızca ağzıma sızarak gezinirken elinin biriyle ensemden tutuyor diğeriyle kısa olan ve tenime yapışan geceliğimin altına sokarak kalçalarımı okşayarak acımadan sıkmaya başladı. Dudakları dudaklarımı emdi hunharca soğuk su üzerimizden akarak ikimizi de sırılsıklam ederken o sağ bacağımı tutarak beline sardı böylelikle kendini rahatlıkla bana bastırınca boğukça inledim ağzına doğru.
Bu saatten sonra ikimiz içinde bir dönüş olmadığını bilerek direnmeyi kestim. Kollarımı boynuna dolayarak öpuşüne ihtirasla karşılık verdim, dakikalar sonra geceliğim ve iç çamaşırım onunda boxserı fayansla buluştu. Suya rağmen terlerimiz birbirine karışmaya başlamıştı bile. Soğuk duvarla bir edercesine yapıştırdı yine beni ardında bacağımın birini beline sararken dudakları boynuma kapandı, ince derimi emip, ısırıp yalarken aletinin başı girişimi zorlamaya başladı.
"Söz vermiştim sana gece seninle ilgileneceğim diye." Dedi hırlayarak boynuma. Sırtını çizdim sağlam elimle. "Senin sözüne başlayacağım şimdi Boran yap artık şunu hadi!" Diyerek kıvrandım ve bu kafası yerinde tam anlamıyla olmasa da onu delirtip beni çıldırtmasına neden oldu. Ereksiyonunun başını kadınlığımda boylu boyunca sürttü, klitorisime değdiği an titredim adını haykırarak.
"Aaah Boran!" Güldü kısıkça ardından uzatmadı bir iki kere daha sürtünüp içime itti kendini. Nefesim kesildi bir kaç saniye ancak alışmam uzun sürmedi. İçime girmesiyle verdiği o rahatlama dolu sesi boynuma çarptı. Bacağımı sıkıca tutup kendini geri çekip tekrar içime itince yeniden haykırdım zevkle. Sesim onun sesiyle nefesim nefesiyle terim teriyle birleşti uzun dakikalar boyunca. Sonunda ise yeniden yine içime bıraktı tohumlarını.
(+18 Bitmiştir)
"Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin seni benden almasına izin vermeyeceğim!" Yemin edercesine söylediği sözleri o an sorgulayamadım.
🗝️🔗🗝️
Boran'ı bıraktıktan sonra merdivenlerden inen Ferman avlunun ortasında durunca dış kapı ve geride kalan misafir odası arasında kaldı. Saatini kontrol etti, "Saçmalama oğlum yatmıştır kız şimdiye." Dedi kendi kendine ancak o sırada etrafa da göz atıp uyanan var mı diye bakıyordu. Bir kez kontrol etse ne olurdu ki? Hem kadınla baş başa kalıpta tek kelime konuşamamışlardı bile.
Hâlâ daha olanları aklı almıyordu. Hastaneden sonra artık her şey bitti hayatım iyice boka sardı derken birden bire hem sevdiği kadın hem de oğlu çıkmıştı ortaya. Bu resmen bir hediye, lütuftu Allah tarafından verilen.
Dayanamadı ve kadının kapısında buldu kendini. Kapıyı yavaşça çaldı bir kere ancak seste gelmedi kimsede gelip açmadı bir yanı dön git desede diğer yanı dur konuşmaya ihtiyacınız var diyordu. Gün boyu kafayı yemiş sevdiği kadını kurtaramadığı oğluyla birlikte bu bataklıkta yıllar geçirmesine neden olduğu için çıldırmıştı ve soluğu Kadir itinin tutulduğu yerde almıştı. Elleri kıpkırmızı kesilsede adam bayılıp Özgür tarafından geri çekilmeyene kadar durmamıştı.
Durumu öğrenen ailesi ise şok içindeydi ve durumu kabul edemiyorlardı.
Kapıyı şansını zorlayarak tekrar çalınca bu sefer olmuştu bir dakika sonra ince yumuşak ancak tedirgin bir ses duyuldu. "Kimsin?"
"Benim Pare açar mısın?" Pare duyduğuyla şaşırırken kapının kilidini çevirerek açtı. Ferman gerçekten de buradaydı.
"Ne işin var burada bu saatte?" Diye sordu korkuyla kadın birisi görse sorun olur mu bilemiyordu.
"Korkma ben sadece sizi görmek istedim Boran'la gelmiştik o içmişti biraz Gece'ye teslim ettim inerkende bakayım dedim." Gözlerini kaçırdı Pare, "Devran uyuyor daha yeni uyudu sayılır alışamadı hâlâ buraya ve bana." Odanın kapısını açtı Pare adamın içeri girmesi için, "Uzaktan bak ama dokunma şimdilik." Dedi uyararak, Ferman ise kadının yüzündeki yaralara bakarak iç çekti. "Yıllardır yaptığım gibi yani." Kapının kulpunu sıktı Pare tek kelime edemedi.
Ferman ise yıllar sonra duyumsadığı kokuyla gözlerini kapamamak için zor dururken girdi odaya. Çift kişilik yatağın ortasında cenin pozisyonunda büzüşerek yatan oğluna baktı içli içli. Hâlâ daha inanamıyordu ama sanki yıllardırda onunla berabermiş gibi tanıdığını hissediyordu oğlunu. Parmak uçları karıncalandı, kucağına alıp sevmek öpmek istiyordu ama tuttu kendini şimdilik. Kadını dinlemeyi seçerek uzaktan seyretti loş ışıktaki oğlunu.
"Hep oğlum olsun istemiştim." Dedi sessizce Ferman Devran'dan gözlerini ayırmayarak. "Sende sorardın kızların neyi var ki diye." Sesli bir nefes aldı. "O zamanlar Gece'yi koruyamadığım için çok kötü olurdum, babası bile sahip çıkamıyor diye kızıp dururdum o yüzden kızım olmasın olmasın ki onu koruyamazsam bana kızmasın benden nefret etmesin istedim. Gece'nin babama baktığı gibi bakmasın diye oğlan olsun istedim. Şimdide görüyorum ki erkek kız farketmiyor ikiside zarar görüyor bu dünyada ve ben Gece'yi zamanında koruyamadığım gibi seni ve oğlumu da koruyamadım."
"Kendini suçlama." Desede Pare Ferman sadece güldü kendine alayla ardından Pare'ye döndü ve yaklaştı bir kaç adımda ona, ellerini tuttu sıkıca.
"Yıllarca eziyet gördünüz hemde benim yüzümden dikkat etmedik diye bir avuç kansızın elinde oyuncak olduk!" Sesini zorlukla bastırıyordu Ferman, Pare ise ellerini tutan eller yüzünden titriyordu çünkü yıllar olmuştu ona dokunmayalı, yaklaşmayalı, konuşmayalı.
Tüm bu olanların rüya olmasından korkuyordu Pare, uyanınca geçerse ve eski haline dönerse yine Kadir'i yanında ve o hapishaneden farksız evde gözlerini açarsa dayanamazdı. Korkuyordu ve bu korkuda yaşadıkları da kolayca silinmeyecekti hafızasından hatta hiç silinmeyecekti.
Ellerini çekmek isteyince izin vermedi Ferman aksine bir adım daha yaklaştı kadına. "Benden korkma, ne olursa olsun sana zarar vermeyeceğimi biliyorsun böyle yapma yalvarırım."
"Biliyorum." Dedi titrekçe Pare ağlamamak için kendini zor tutuyordu. "Öyleyse neden neden istemedin evlenmemizi sorun ne sevmiyor musun artık beni korkuyor musun ya da aynı şeyleri yaşamaktan?"
Pare yine ellerini çekmek istedi, "Ferman n'olur bırak."
"Hayır bırakmayacağım konusacağız bugün yılların acısını çıkaracağız ne var ne yok konuşacağız sende kaçmayacaksın artık!"
Hırsla kaldırdı başını Pare.
"Ne konuşacağız peki? Ne konuşacağız Ferman ne duymak istiyorsun söyle? Neden evliliği kabul etmediğimi öyle değil mi çünkü bu çok kolay sizin için, bak ben yıllardır çekiyorum tamam mı ve artık daha fazlasını kaldıracak tahammülüm yok şimdi diyeceksin ki ben öyle yapmam ben böyle yapmam. Evet sen bu dünyada tanıdığım en iyi adamsın ama bu yeterli değil hiçbir şey için. Ben artık eskisi gibi değilim Ferman eskisi gibi masum ya da temiz-"
"Pare-"
"Hayır sus ve dinle. Kabul et ya da etme olan bu." Ellerini çekti yanaklarını silsede yenileri eklendi yaşlarının. "Öyle ya da böyle evlendim, başka bir adam vardı hayatımda ve bunu hep söylecekler senin gibi bir adamın yanına yakıştırmayacaklar, Devran olsun ya da olmasın ben sana layık değilim Ferman. İstemiyorum, lütfen artık bırak bu sevdayı." Kadın sözlerini bitirdi ama Ferman kaç yerinden daha darbe aldı anlamadı.
"Öyle kolay olsaydı silmek şimdiye evlenmiş boy boy çocukta yapmış olurdum zaten! Ayrıca kendine bu muameleyi nasıl yaparsın sen, ne demek sana layık değilim Pare, bana yer yüzünde senden başka yakışan yok olamazda, o piç de senin hayatının hiçbir noktasında değil artık!" Çakır gözlerinin içine baktı Pare en derininden.
"Seni asla yargılayamam buna hakkım yok ama ben ne gördüğümü de iyi biliyorum Ferman pekâlâ sen beni silerek Nefes ile evlenmeye kalktın hastane de sizi gördüm gözümün önündeydiniz ve sen o kızın gözlerinin içine bakıyordun... Bir zamanlar bana baktığın gibi." Ferman itiraz edecekken izin vermedi konuşarak Pare. "Sırf Devran var diye ve o kadınla ayrıldınız diye şimdi buradasın bizim sevdamız biteli çok oluyor seni de asla suçlamıyorum aksine hak veriyorum doğru olanı yaptın. Şimdi lütfen git artık buradan sonrada sadece oğlun için gel."
Kesinlikle durumunun iyi olmadığını biliyordu kadının Ferman aksi takdirde onun sevgisini sorgulayamazdı bile. Sinirlendi ama kendini tuttu çünkü fazla hassastı bu kadın biliyordu. Bu defa elleri yüzünü avuçları içine alınca kadın yakındı, "Ferman n'olur zorlama." Dinlemedi Ferman, yaklaştı iyice kadına yüzleri arasında milimlik mesafeler kaldı. Ellerini adamın bileklerine sardı reflkesle.
"Pare'm." Dedi tıpkı eskiden olduğu gibi yumuşacık ilgili bir tonla. Burnunun direği sızladı genç kadının. "Canparem," diyince kapadı gözlerini kadın sıkıca, "Ciğerparem." Diyince ise dudakları kıvrıldı. Ferman'da gülümsedi. "Sen sevmezdin ciğerparem dememi."
Açtı ağırca bal rengi gözlerini Pare,
"Sende bana gıcıklık olsun diye özellikle seslenirdin böyle." Erkeksi bir gülüş kaçtı dudaklarından. "Sinirlenince pek bir güzel oluyordun seni sakinleştirmek hoşuma gidiyordu." Gözleri birbirine özlemle tutundu ikisininde Pare biliyordu adamın onu hâlâ sevdiğini ama dediği gibi kendini Ferman'a layık görmüyordu o eskisi gibi temiz olan kız değildi, dokunmuşlardı ve hiç çekinmeden tüm güzelliklerini sökerek almışlardı ondan. Ferman her zaman en iyisine layıktı onun için.
"Çok sevdim seni Pare yıllarca sevdim seni çocuk aklımla sevdim büyüdüm delikalı aklımla gene seni seçtim şimdi gene sen diyorum. Kimse giremedi aramıza kimse sökemedi aşkımı içimden ben ömrümce sana bağlı kaldım sadakatle ve biliyorum sende bana kaldın, zorla yaşadığın, yaşanan hiçbir şey seni iğne ucu kadar kirletemez benim gözümde kim nasıl bakarsa baksın umrumda bile değil." Göz bebekleri titriyordu kadının, daha da yaklaşarak alnını alnına yasladı. "Görmüyor musun kader nasıl tekrar tekrar birleştiriyor bizi, niye tüm olanlara rağmen bize bunu yapanlara inat mutlu olmayı seçmiyoruz Pare, niye yine ayrı kalıyoruz?" Yanıyordu içi Ferman'ın tek istediği sevdikleriyle mutlu olmaktan onların mutlu olmasından başkası değildi.
"İstemiyorum." Her şeye rağmen Pare'den dökülen kelimeyle bin parçaya bölüneceğini zannetti Ferman öyle yoğun sancılı bir acı.
"Yapma." Dedi adam.
"İzin ver bana Ferman önce kurtulayım sindireyim acılarımı yaşadıklarımı zaman ver bana bir kapandan kurtulup yeni bir hayata sürükleme beni." O böyle der demez kabul etti Ferman hemen, "Sen nasıl istersen öyle olsun ben beklerim seni dilediğin kadar zorunda da hissetme tamam yeterki uzak tutma beni kendinden başka bir şey istemem senden canparem." Rahatlamıştı Pare şimdi daha iyi hissediyordu.
Yanaklarını okşadı kadının, "Bundan sonra uzak durmak yok tamam mı? Söz ver hadi." Dedi koca adam çocuk gibi.
Güldü hafifçe, "Söz vermekten hoşlanmam tutamayabilirim neticede." Duyduğu sözlerle içi ferahladı Ferman'ın çünkü bu da Pare'nin benimsediği bir sözdü o asla söz vermezdi veriyorsa da emin değildir o sözden çünkü bir söz verince tutamazsa her şeyden çok üzülürdü buna.
"Sen yinede ver sözünü tutamazsan ödetirim cezasını olur biter." Hoşuna gitsede Pare'nin konuşmasına müsade etmeden ağlama sesi yükseldi. Hızla ayrıldılar birbirlerinden ve yataktaki çocuğun başına üşüştüler.
Pare telaşla, "Zor sustururum Ferman birileri farkedip inmeden git sen lütfen laf söz olmasın henüz kimse sindirebilmiş değil durumumuzu." Dedi.
"O zaman hazır ağlıyorken öpüp kaçmam sorun olmaz?"
"Ne?" Dedi Pare, yatağa oturup çocuğa yönelirken ama Ferman ona cevap vermek yerine hızla çocuğun üzerine eğilip yanaklarından sertçe öpüp çekilince anladı ne demek istediğini. Devran uğradığı saldırı nedeniyle büyük şokla daha yüksek perdeden ağlamaya başlayınca Pare sinirle Ferman'a baksa da onu odada bulamadı. Kaçmıştı resmen! Yinede dudaklarındaki gülümseme silinmedi.
"Gel bakalım buraya." Dedi yumuşakça ardından onun yanına uzanarak kendine çekti ve sarıldı, aç ve susuz değildi çünkü zaten dakikalar önce uyanıp aynı şekilde ağlayarak etrafını izleyip durmuş o evde olmadığını anlayarak daha da ağlasada her defasında sakinleştirmişti Pare onu.
🗝️🔗🗝️
Sabah olduğunda yoğun bir baş ağrısıyla uyandı Boran. Akşama dair ne varsa yarım saatin ardından kesik kesikde olsa hatırlamıştı. Üzerine giderek babasıyla arasında geçenleri ve neden bu kadar çok içtiğini sormuştum fakat aldığım karşılık bir hiçti. Bolca özür dileyip bu durumu tekrarlamayacağını söyleyip durmuştu sadece. Üzerine gitmemeyi seçtim çünkü konuşmak istemediğini anlamam uzun sürmemişti.
Kahvaltıya kimse inmemişti olanlardan sonra, kendilerine gelebilmiş değillerdi. Lalezar anne Bertan Ağa ile yatmayıp Renas'la yatarak onunla araların ne derece bozuk olduğunu göstermişti. Haklıydıda o adam Pare'nin hayatını karartmıştı.
Sabahın köründe kahvaltı bile etmeden Babaannem ve yengem tarafından telefon trafiğinede tutulmuştum ayrıca. Gün içinde kesinlikle geleceklerini söylediklerinde onaylamaktan başka bir şey yapamamıştım. Leyla yengem genel olarak küfür seramonisi sunsa da duymamazlıktan gelmiştim.
E birde abim sabahın köründe dayanmıştı kapımıza. Merih pek hoşnut değildi durumdan elbette, neticede ablasının düne kadar pisliğin tekiyle aşk evliliği var sanarken her şeyin yalan olduğu ve bizzat dibimizdeki adamla yıllar öncesine dayanan aşklarına ve birde çocuklarına şahit olmak bünyesine fazla gelmişti diğerlerine olduğu gibi.
Elbette abimi yedirtecek değildim kimseye, Merih'in keskin bakışları ve Boran'ın hoşnutsuzca göz süzmelerinin önüne geçerek, "Hoşgeldin abim." Diyerek avluya buyur etmiştim onu o sıra Mara hemen ardından Lalezar annem ve Pare'de odadan çıkıyorlardı. Zara hâlâ odasında olmalıydı.
"Hoşbuldum bacım." Dedi diğerlerine kısaca bir bakış atarak.
Merih keskin bakışlarla, "Hayırdır Ferman abi ne diye geldin kargalar bokunu yemeden?" Diye sordu. Erkek kardeşti ya böyle kabarmasa korumaya kalkmasa olmazdı ablasını. Ama abim kimseyi takmayarak, "Pare'yi ve oğlumu görmeye geldim hep yapacağım gibi alışsan iyi edersin Merih." Dedi kendinden taviz vermeyerek abim.
Elbette öfkelendi Merih erkeklik damarları tuttu, "Keşke zamanında da böyle cesurca davransaydında ablamın başına bunlar gelmeseydi!" Sessizlik ölüm gibi çöktü anında. Abimin ellerinin yumruk oluşunu gördüm gözleri kısıldı.
Pare'nin tedirginlik dolu bakışları abim ve Merih arasında gidip geldi. "Sende pek iyi biliyorsun ki olaylar ve olanlar elimde olan şeyler değildi kaldı ki ben en azından zamanında bazılarımızın aksine ödlekçe saklanarak yaşamadım aşkımı gittim bizzat abisiyle görüşüp anlattım iznimi de aldım ondan. Sağ olsaydı da anlatsaydı keşke nasıl mertçe karşısına dikildiğimi!" Merih sertçe yutkundu ancak öfkesi de katlandı. Çok açık bir şekilde imalı konuşmuştu abim. Bu ne demek oluyordu ki şimdi? Lan yoksa... Yok yok, abim Merih ve Hevdem'i bilse kesinlikle susmazdı.
"Bir şey demek istiyorsan açıkça söyle bence abi!" Dedi bastırarak Merih.
"Merih rahat dur!" Diye uyardı Boran anında.
"Yok yok konuşsun benim kimseden korkumda çekincemde yok değil siz Mardin dizilsin karşıma yinede ne oğlumu ne sevdiğimi görmeme engel olamaz hiçbiriniz!" Ortam iyice gerilirken abimin koluna girerek adını fısıldadım uyararak.
Pare kucağında sıkıca tuttuğu Devran'la korku ve endişeyle baktı bize. Abim de onların hâlini farkedince geri adım attı anında, "Sorun yok merak etmeyin." Dedi yumuşakça.
"Yeterince kavga gördüm dünden beri daha da dalaşacaksanız çıkın gidin dışarda edin ne ediyorsanız konağımda birinizin sesi yükselsin atarım kapıya ona göre!" Lalezar annemin sert tavrıyla hepimiz gerilirken başını eğdi abim, Merih sinirle çekip giderken Boran ardından sıkıntıyla baktı.
Boran gibi bir adam bile abime karşı gelipte hesap sormamışken kimse çıkıp sormamalıydı bence çünkü bir yanlış yapmamışlardı sevmek dışında. İkisi de bu oyunda kurban edilenlerdi.
Abim bana dönerek ilgiyle baktı suratıma, şaşırdım çok hafif, "Unutmadan sana bir hediyem vardı vereyim hemen." Kaşlarım havalandı diğerleri de bize bakarken abim lacivert ceketinin içinden yine lacivert kadife dikdörtgen bir kutu çıkardı ve kapağını yavaşça açarak gösterdi bana. Ortasında büyük bir kar tanesi devamında ufak kartaneleriyle devam eden masmavi yakutlar ve elmaslardan oluşan oldukça göz kamaştırıcı bir kolyeydi bu.
"Oha!" Bu aramıza yeni katılan Zara'dan çıkmıştı. "Çok pahalı be bu, insanın abisinin madenleri olunca böyle oluyor demek maşallah." Dedi birde üstüne.
"Abi ne gerek vardı şimdi?" Dedim utançla. Ancak o kolyeyi çıkarıp bizzat kendi taktı arkama geçerek ardından alnımdan öptü. "Sen bana paha biçilemez hediyeler vermişken bunun lafı bile olmaz." Diye ilgiyle konuşunca utancıma duygusallık eklendi üstüne.
"Ay birde özel kreasyon parçasıymış!" Bir telefonuna bir boynumdaki kolyeye bakan Zara kafayı yemek üzereydi.
"Görgüsüz." Dedi göz devirerek Mara ona ama ben yaşadıklarına rağmen aramıza katıldığı için tebrik etmek istiyordum Zara'yı.
Lalezar annem ise arkasını dönerek göğsünden bir kese çıkarıp dönünce, "E iyi bari bende hazır buradayken vereyim hediyemi kızım sana." Dedi. İyice şaşırırken o minik keseden kalın hasır bir altın bilezik çıkardı. "Ama yeter abartmayın canım ne yapıyorsunuz?" Dedim itiraz ederek ancak Pare gülümserken Lalezar annem elimi tutarak geçirmişti bile bileziği.
"Hakkını ödeyemeyiz zaten bari bir şeyler edelim dedik bu da Mara'nın aklıydı zaten hem doğum günündü geçen günlerde, kutlanacak vakit değildi bari hediyemizi verelim dedik." Ne kadar mahçup olsamda dil dökmedim daha fazla sarıldım ve öptüm. Mara ile karşı karşıya gelince gülümsedim samimiyetle, henüz sarılacak kadar iyi değildik daha doğrusu tuhaf bir utanç ya da çekingenlik vardı aramızda. Kolayca silinmiyordu geçmiş.
Sonrasında kahvaltı hazırlamış oturmuştuk birlikte, Bertan Ağa odasından çıkmayınca ona götürmüşler ama çağırmamıştı kimse bunu özellikle Boran istemişti.
Başı ağrıdığı için böyle durgun desemde içimdeki kurt izin vermetip deşiyordu içimi. Abim ve Pare kahvaltı boyunca Devran'la ilgilenmişti zavallı çocuk karşısında ben varım diye sesini çıkaramayıp ağzına ne verseler yiyordu. Abimin yoğun ilgisi ve heyecanını izlemekse inanılmaz derecede mutlu etmişti beni çünkü o ciddi manada kendine gelmişti ve sanki üzerindeki ölü toprağı bir anda kalkmış gibiydi. Bundan sonra sadece mutlu olacaklardı bunu en çok onlar haketmişti.
Boran ve abimin o pisliklerle ilgilenmek için çıkacağını anlayınca ise peşine takılmıştım. Pare bebeğini bırakmak istemediği için gelemese de ne yapmamı istediğini söylemişti.
"Bundan böyle girişler için özel olarak para alsam zengin olurum bir aya kalmadan." Özgür arkamızdan söylenerek gelirken daha önce bir kere geldiğim bu yere dar merdivenlerden bodrum kata inmiştik. Abim ve Özgür önden giderlerken Boran kolumu tutarak engel olmuştu buna.
"Çok fazla kalmayacaksın burada kapalı ve boğuk, bir şey olsun istemiyorum."
"Merak etme kısa tutacağım konakta işlerim var zaten."
Pek memnun olmasa da girdik içeri birlikte ama gözümden kaçmıyordu ki Boran bana dünden beri çok tuhaf bakıyordu yani bu nasıl tanımlanır bilmem ama bir parça özlem bolca hüzün barındırıyordu sanki bakışları. Derdi neydi bilmiyorum tam olarak ama üzülüyordum. Öğrenmem ve iyileştirmem gerekiyordu kocamı.
Boran elimi bırakmadan ilerlerken rutubet kokan nemli pis kokulu odaya giriş yapmış bulunduk. Bu kokuya insan nasıl dayanırdı ki bir önceki gelişimde böyle ağır bir koku yoktu.
Sonra tek tek onları gördüm.