Her biri aralarında büyük boşluklarla yere oturtulmuş elleri arkalarından kelepçeli o kelepçelerde zincirlerle duvarlara takılmıştı. Odanın içerisindeki üç koca adam ise geri çekilerek izin vermişti bize. Onların kim olduklarını bilmiyordum ama merakımı hissetmiş gibi Boran, "Biz hep burada olamıyoruz bizim yerimize ilgileniyorlar onlarla." Diyince aydınlandım.
Boran elimi yavaşça bırakıp yanımdan uzaklaşırken bitmiş bir hâlde onu izleyen Güneş'e doğru ilerledim. Boran ona asla bakmadan önünden geçip gitti. Derzan Ağa ile ilgilenecekti belliki. Abim Kadir'in önüne çökmüştü.
"Hepiniz niye en iyilerini aldınızda bana bu bunağı bıraktınız lan. Vatan hainleri!" Özgür söylenerek Kadir'in annesinin yanına gitmişti. "Neyse siz halledin üzerimi kirletemem randevularım var bugün." Diyerek adamlardan birine işaret vermişti adam elinde bir su kovasıyla kadının yanına oturunca kadın korkuyla çırpınmaya başladı, hepsinin ağzı kapalı olduğundan seslerini çıkaramıyorlardı, su kovasını yere bıraktı ve ucu açık elektrik kablosunu içine koyduktan sonra ne kadar çırpınırsa çırpınsın kadının elini kovanın içine soktu kendi elleri ve üzerinde özel olarak bir tulum olduğundan rahatlıkla kendide elini sokabiliyordu eldivenleri sayesinde. Adamlardan biriyle göz göze gelince gelmesini işaret ettim ve saniyeler içinde yanıma gelip saygıyla durdu önümde. Baygın olan Sevgi'yi gösterdim. "Bedeninde sigara söndürülmeyen yeri kalmasın sonrada yavaş yavaş ellerinden edin." Diyince, "Emredersiniz." Diyerek ayrıldı yanımdan. Bu Pare'nin özel isteğiydi yaktıkları kadar yansın istiyorduk.
Daha fazla onları izlemek istemeyerek önüne döndüm. Yaşlı olması hiçbir şeyi değiştirmezdi ve hayır canide değildik. Yıllarca yaptıklarına karşılıktı bunlar.
Güneş'in önünde diz çökünce gözleri nefretle tırmandı gözlerime.
"Ne kadarda acınası bir haldesin böyle." Dedim gözlerine baka baka keyifle. "Seninle özel olarak ben ilgileneceğim eminim sende benim seninle ilgilenmemi istiyorsundur zaten... Ne kadar da yazık değil mi Güneş?" Üstten bir tavırla süzdüm onu. Siyah saçları darmadağın yüzüne dokülmüş terden ve sürekli ıslatılmaktan yüzüne yapışmış yerli samara tipindeydi. Üzerindeki elbisede tenine yapışmış kir, pislik içindeydi. "Ciddi anlamda acınası durumdasın, onca plan ve emek hepsi boşa gitti siz yine sonunda layık olduğunuz yere getirildiniz. Kader işte." Nefreti öfkeyle bezendi konuşmak için can atışına kayıtsız kalamayarak parmaklarımı uzatıp kafasının arkasındaki bezi çözüp açınca ağzına sıkıştırılan bezide ucundan tutarak çekince öksürerek derin nefesler almaya başladı. Bir hayvandan farksız muamele görecekti.
"Asla mutlu olamayacaksın benden çaldıklarınla rahat bir hayat sürebileceğini mi sanıyorsun." Öksürdü üst üste ardından ilerde kalmış bize sırtı dönük olup Derzan'la ilgilenen Boran'a baktı kısa bir an ve bana döndü. Derzan pisliği her şeye rağmen konuşmuyordu hâlâ, Omurgasız pisliği kimdi söylemiyordu sözde kardeşi onun elindeymiş. İşimiz epey vardı yani. Pis bir sırıtış belirdi dudaklarında zavallı hâline rağmen Güneş'in.
"O adam ilk benim oldu dokunduğu ilk kadın bendim konağına gelin diye girende ilk bendim o konakta benimdi sen hep benim izlerimin eskilerimin üzerine kuruldun." Yoğun öfkeli bir kıskançlık dolaşmaya başladı damarlarımda. Bel altı vurup iğrençleşecekti demek bu hâline rağmen, öyleyse ben ondanda iğrenç bir hâle bürünebilirdim.
Kendime hakim olamayarak parmaklarımı çenesine sararak tırnaklarımı geçirdim yanaklarına, inledi acıyla elleri arkadan bağlı olduğu içinse hiçbir halt edemedi. "Doğar doğmaz kocam olarak seçildi Boran, sende pek âlâ biliyorsun ki onun hayatındaki ilk ve tek kadın benden başkası olmadı olamazda! Zamanında verdiği boşvermişlikle boş gördüğü hayatında yapmış olduğu bir hatadan başka bir şey değilsin onun için ve inan artık sen onun hatası olarak adlandıracağı kadar bile hayatında değilsin." Sözlerimin doğruluğunun farkındaydı ve gozlerindeki acıyı gördüm, tırnaklarımı yanaklarına daha da geçirdim. Kulağına doğru yaklaştım. "Boran'ın bana nasıl dokunduğunu gördün değil mi? Her sözünde nasılda aşkla bağlı olduğunu ya da?" Acı dolu bir inleme döküldü ki bu fiziksel değil ruhunu deştiğimdendi.
"Ne olmuş olursa olsun benim için Boran nasıl benim ilkimse her şeyiyle bende onun ilkiyim her şeyimle inan senin gibi parazitler yüzünden ne onu ne kendimi üzmem." Geri çekildim ve yıkılmış haline baktım, gözleri dolmuş ama aptal bir gururla akıtmıyordu. Benim ise içim soğumuyordu soğumayacaktı da. "Psikolojimi iyi tutmam gerekiyor neticede üzüntüye bundan sonra yer veremem hayatımda." Ellerimi karnıma yerleştirdim ve sır verirmiş gibi, "Bir bebeğimiz olacak." Dedim. Gözleri fal taşı gibi açıldı, sarardı hızla. "Yani Boran çok istiyor bende hayır diyemiyorum inşallah çok yakında olacak olur olmazda soluğu senin yanında alacağım söz." Göz kırptım sırıtarak ardından ayağa kalktım ve üstümü sirkeledim sanki tozlanmışım gibi.
Yanıma işaretimi almış gibi gelen adama, "Gözlerini ve ağzını kapatın Boran etraftayken iğrenç bakışları kocama değsin istemiyorum sonrada bir kaç yılan bulun zehirli sokun koynuna zehirlendikçe panzehiri verin iyileştirip tekrar aynı işlemi uygulayın ben tekrar gelene kadar."
Hızla, "Yapma! Teslim edin adalete o görsün işimizi bu yaptığınız canilik!" Diye bağırdı pürüzlü sesiyle.
"He anam he en cani biziz sizde melektiniz zaten tamam. Yoramam kendimi daha fazla."
Boran ve abimde onun sesiyle dönmüştü bize.
"Karıyı dövmeden nasıl korkutabiliyorsun lan sen?" Dedi abim hayretle, güldüm. Bu sefer ciddi anlamda bir şey etmemiştim. "Bakışları yapacaklarının teminatıda ondan." Diye karşılık veren Boran olunca kaşlarımı kaldırdım.
"Bu sözlerinden çok çektim oradan biliyorum mu demek istiyoruz Boran Ağa?" Dedi kinayeyle abim.
"Aynen öyle diyoruz Ferman."
"Aşk olsun Boran ben ne zaman ne ettimde böyle diyorsun, günahımı alıyorsun." Kendimi savununca içi giderek baktı bana baştan aşağı. "Olsun yavrum en çok aşk olsun bize." Dedi can alıcı bir şekilde göz kırparak.
"Ne diyordu bu nesil hah cringesiniz anasını sayatım cringe!" Güldüm tutamayarak kendimi.
🗝️🔗🗝️
O gün eve gelince halsizce yatmıştım tüm gün bu da Boran yüzünden duş alıp yatmam ve üşütmeme neden olmuştu. Akşama doğru iyice kötü olunca doktor çağırmıştı Boran, bir kaç ilaçla kendime gelirken Boran elbette bununla yetinmeyip yataktan çıkarmamıştı beni. Birde kendini suçluyordu hastalandığım için ve bu sefer itiraz etmedim bir daha içmesin o şekilde eve gelmesin diye iyi bir ders olmuştu bile bile ağrılarım var diye kıvrandımda canı benden çok yandı diye kısa kestim.
Halsizlik ve birazda ateşim vardı o kadar. Bir yandan işime gelmiştide o gün, yengem, annem, babaannem ve Boran'ın amca tarafı komple konağa damlayınca çıkıpta hiçbiri ile ilgilenmek zorunda kalmamıştım. Gudubet Gurbet'in nasıl delirdiğini hasetinden nefretinden çatladığını da duymuştum.
Babaannem torunum diye diye tesbih ettide Devran dönüpte bakmadı bu da babaannemin içine oturdu. Pare olanları anlatınca çok gülmüştüm Allah var. Zavallı bebeğim anca alışıyordu daha Pare'ye bile zor alışıyordu ve başka kimse dokunamıyordu bile çocuğa çünkü çığlığı basıyordu aniden, bu da insanların korkup geri durmasına neden oluyor uzaktan seyrediyorlardı.
O günün ertesi günü abim bir çocuk doktoru ayarlamıştı orta yaşlarda bir kadın. Devran'la ilgilensin diye, her gün düzenli bir şekilde gelecekti üstelik doktor. Zamanında Boran'ında beni zorla psikoloğa götürmek istemesi gelince yüzümü buruşturdum zorla vazgeçirmiştim onu, hiç gidipte çocukluğuma falan inemezdim vallahi kalırdımda sonra birde çıkarmakla uğraşırlardı beni. Sonrasında abim Hevdem ile birlikte elleri poşetlerle dolu olarak geldi konağa, Devran için bir sürü alışveriş yapmıştı abim arada Pare içinde bir kaç parça almıştı tabi, işini biliyordu bu adam ne diyeyim ki. Sonraki günlerde de eksik olmaksızın hep geldi, gün aşırı aşındırıp durdu kapıyı.
Günler hızla geçerken haftanın sonuna ulaşmıştık. Hevdem ve Zara için büyük sınav günüydü. O kadar çok şey yaşamıştı ki ikiside sınava verecek bir kafaları kaldığına kimse inanamasada hepimiz olabildiğince morel motivasyonlarını yükseltmiştik. Kaybedecek bir şeyleri asla yoktu istedikleri puanları tutturamazlarsa yeniden denerlerdi istedikleri kadar, çünkü baskı kuran bir aileleri yoktu, ekonomik sıkıntıları da yoktu. Keşke tüm öğrenciler bu alternatiflere sahip olabilselerdi ama hayat işte.
Renas tüm hafta yaptığını yapıp Devran ve Pare'nin dibinden ayrılmazken Mizgin abla ve Diljen akşam için hazırlık yapıyorlardı. Boran dün akşam bugün için babamları yemeğe çağıracağını söylemişti. Doğrusu tedirgindik çünkü hafta boyunca Bertan Ağa odasından dışarı adımını atmamıştı ona acımıyordum gözümden fena halde düşmüş hayalkırıklığına uğratmıştı beni ve hâlâ daha babasının yerini Boran'a söylemeyerek yaralıyordu bizi. Boran onunla konuştuğundan beri ise kimseyle Pare dahil mecburi olmadıkça konuşmamıştı. Fazla durgun ve düşünceli hâli hâlâ sürüyor doğru dürüst yemek bile yemiyordu.
Benimde morelim o böyle olunca otomatik olarak düşüktü bu sebeple.
İkindiye doğru kızlar gelmişti eve, Zara durmadan odasına çıkarken olanı biteni Hevdem anlatmıştı başbaşa kalınca. Dediğine göre Safir görevden dönmüştü bir kaç gün önce bugün ise okula gelerek konuşmaya kalkmıştı telaşlı bir şekilde, olanı biteni öğrenmişmişte kızla ilgilenmeye kalkmış ona dokunmaya kalkınca ise Zara dokunma bana diyerek basmış çığlığı. Geldiği gibi dönmüş beyimiz. Şansına ise Merih dışarıda olduğundan olanı biteni görmeden kapanmış konu, yoksa birde Merih ile uğraşacaklardı her ne kadar Zara'ya takılıp seni ilk isteyene vereceğim dese de herkes razı gelse Merih gelmezdi Zara'nın evliliğine o derece seviyordu onu.
Bizimkiler geldiğinde akşam olmuştu, avludaki masa genişletilerek büyütüldü, hepsi Bertan Ağa ile aynı masaya oturmaktan kesinlikle hoşnut olmasalarda mecburen oturmuşlardı çünkü Boran özellikle rica etmişti. Bir işler dönüyordu ama hadi hayırlısı.
Diljen ve Mizgin abla yemekleri tamamiyle dağıtıp çekildiği an, "Bir kisilik daha tabak getir Diljen, Merih'in yanına koy misafirimiz var." Dedi Boran. Misafir mi? Herkes buradaydı öyle ki Serkan bile buradaydı da kim kalmıştı geriye. Neyseki pek sorgulamamıza kalmadan konaktan içeri girmişti.
"Geldi işte misafirimiz." Herkes gelene baktığında tıpkı ben gibi şaşkınca birbirine baktı.
Yok artık cidden ne alakaydı şimdi. Her zaman ki siyah takım elbisesiyleydi ama farklıydı biliyorum.
"Hoşgeldin Cahit tam vaktinde, geç otur yerine hayde yemeğe başlayacağız." Ben hayretle Cahit'e bakarken yavaşça masayı benim arkamdan dolanıp Merih'in yanındaki boşluğa oturdu. Ve karşısında da Mara vardı ki o da en az ben kadar şaşkındı. Tamam ciddi anlamda beynim yanmaya başlamadan neler dönüyor anlamam gerekiyordu.
Boran'a çevirdim başımı hemen, "Neler oluyor?" Diye sordum sakince.
"Bir şey olduğu yok yavrum bir kaç karar aldım ve sizinlede paylaşacağım zaten ama şimdi yemeğimizi yiyelim olur mu?" Ona aval aval baktım. "Afiyet olsun hayde." diyerek başlamalarını belirtmişti masadakilere. Önce babannem yemeye başlayınca diğerleri de ona uydu mecburen.
Gergindim tıpkı herkes gibi. Pare'ye baktım, o asla memnun değildi babasıyla ve bu kadar insanla bir arada olmaktan, odasında yemeyi teklif etmişti ama Boran onu uyararak masada yiyeceksin demişti. Şimdi abimle karşı karşıya oturmuşlardı, Devran uyuyordu ve Renas başındaydı, zaten böyle bir ortama soksa masayı birbirine katardı ufak hâliyle.
Kimseden çıt çıkmazken tek ses çatal kaşığın tabağa çarpma sesleriydi. Önümdeki yemekle bakışırken pek iştahım olmadığını farkettim, elimin üzerinde hissettiğim sıcak elle yanımdaki adama döndüm. Elimi tutarak kendine çektiğinde öptü yumuşakça. Sağ elimdeki sargı ve telli aparatı hâlâ kullanıyordum parmaklarımın düzeldiğini hissetsemde randevu günüme kadar kalmaya devam edecekti öte yandan şimdiye dek Boran kendisi hep yemeklerimi yedirmişti odamızda ancak ben parmak uçlarımı kullanabildiğimden zorlamamaya çalışarak kullanabiliyordum kaşığı.
"Neden yemiyorsun ben yedireyim mi?"
"Pek iştahım yok canım yemek istemiyor." Dedim sessizce. Kaşları hafifçe catıldı, kehribar gözleri yoğunlaştı ilgiyle. "Öyle bir şey yok söyle canına yesin bir şeyler sabah kahvaltını da az yaptın ve şimdiye kadar hiçbir şey yemediğini de biliyorum." Ufakça parçaladığı ekmeği etli yemeğe daldırıp suyuna batırdıktan sonra hafifçe aralık duran dudaklarımdan içeri itmişti. Mecburen çiğneyerek yuttum lokmamı.
"Neler oluyor Boran?" Diye sordum sıkıntıyla içimi sıkan tam da buydu. "Babanla aynı masada oturmaktan herkes kadar rahatsız oluyorum, biliyorum o senin baban ve ne kadar kötü bir şey yapmış olsa da şimdiye kadar senden ve kardeşlerinden de sevgisini esirgemedi sana git adamı öldür demiyorum sadece hepimizi çok güzel bir aileymişiz gibi toplayıp onu da başa oturtmana katlanamıyorum. Allah aşkına onun korkaklığı ve babasına ses çıkarmadı diye geldi bütün bunlar başımıza en az Kadir ve ailesi kadar suçlu o da."
"Bunlar yemek masasında konuşulacak şeyler değil yavrum. Yemeğini ye hadi." Tüm söylediklerime karşın verdiği cevapla kırıldım. Tek kelime etmeden önüme döndüm ama kesinlikle tek lokma daha yemedim. Yeterince doymuştum. Ben yemiyorum diye zaten günlerdir pek yemeyen Boran hiç yemedi şimdi yemeğini ama umrumda değildi.
Yemeğin sonuna yaklaşırken Pare Devran'ı bahane ederek kalkacaktı ki, "Otur yerine Diljen bakar ona konuşacaklarımız var." Diyerek engel oldu Boran. Zavallı Pare utançla yerine geri oturunca ben elimi sıkıca yumruk yaptım masanın altına indirerek. Günlerdir bir kez olsun ayrılmamış yalnız bırakmamıştı hiç Devran'ı Pare şimdi de uzak kalamıyordu, onca yılın acısını nasıl çıkaracaktı ki başka.
Abim, Boran'ın tepkisine karşın iyice gerildi. "Boran biraz sakin mi olsan kardeşim ne bu tavırlar?" Diye sordu her an yükselecek bir gerginlikle.
Herkes yemeği bitmediyse de bitirdi artık kaşık çatallarını bırakarak. Boran sandalyesinde geriye yaslandı büyük bir üstünlük tavrı sergileyerek. Ya da bana öyle geldi çünkü ciddi anlamda ondan iyisi masada yer almıyordu. Kahribarları doğrudan masadaki herkeste gezinip babasında takıldı, dudakları tehlikeli bir ifadeyle kıvrıldı kısa bir an.
"Ben gayet sakinim ancak lafıda dolandırmayacağım elbette. Bildiğiniz üzere Pare ve Ferman'nın geçmişten bir ilişkileri ve bundan dolayı ortaya çıkan bir bebekleri var. İnsanlar her ne kadar Pare'nin yaşadıklarından dolayı ona acıyıp üzülselerde laf edenlerde var, en önemlisi bu yıllar sonrada onun ve Devran'ın yüzüne vurulacak ne kadar zaman geçerse geçsin unutulmayacak olanlar. O çocuğun sağlıklı bir aileye ihtiyacı var anne babasının ayrı olmasına değil bu sebeple Pare ve Ferman'ın evlenmelerini istiyorum." İşte bunu ciddi manada beklemiyordum. Onu ne tetiklemişti ki. Boran kimsenin dolduruşuna gelecek bir adamda değil üstelik.
Babaannem elindeki bastonu yere vurdu dikkati çekmek için. "Bizim içinde en başından beri uygun olan buydu zaten damat, istemeyen sizdiniz, başına ne gelmiş olursa olsun torunumun oğlunun anası konağımda olmalı." Dedi, dıdısının dıdısıydı yani! "Gidip gelemem sürekli bu yaşlılıkla buraya, yeniden yatıya kalayımda eskileri yâd edelim istemiyorsan gelinimle torunum evlensin!" Dedi ve son noktayı koyar gibi bir kez daha yere vurdu bastonu. Eskiyi yâd edişi canlandı gözümde. Boran'a cinsel istek arttırıcı vermişti sanki cok ihtiyacı varmış gibi.
Pare daha fazla dayanamayarak gözünü deminden beri Boran'dan çevirmediği gibi hâlâ ona bakarken konuştu dolu dolu olan gözleriyle. "Ben istemediğim sürece olmayacaktı hani? Biliyorum eminim üzerine geliyorlardır ama istemiyorum Boran buna hazır değilim lütfen bir daha geçir kararını gözden." Çaresizce gözlerinin içine bakıyordu kadın ve onu anlıyordum berbat bir ilişkiden çıkmıştı ve tek istediği oğluyla birlikte olmaktı yeni bir konak, yeni bir evlilik değildi.
Boran soğuk bakışlarla kardeşinin gözlerine baktı. "Son kararı ben veririm Pare, oğlunun yeri babasının yanıdır her gün her gün buraya gelip duruyor, bu adam ömrünün sonuna kadar senin keyfini bekleyecek değil." Diyince ağzım hayretle açıldı Boran'a karşı. Hayır inanmıyordum kesinlikle bir halt vardı bu işin içinde.
"Beklerim!" Diye çıkıştı abim öfkeyle. "Keyif benim keyfim sanane, kız istemiyorsa zorla mı evlendireceksin!"
Boran'ın masanın üzerindeki elini yumruk yaparak dizinin üzerine indirerek sakladığını gördüm ve inatla bana da bakmıyordu.
"Kardeşimle nikahınız hiçbir zaman kıyılmadı Ferman!" Dedi zehir gibi sözlerini masanın orta yerine fırlatarak. Afallayan millet ağızlarını korkudan açamazlarken babam renkten renge girdi utançtan bunu gördüm, Jiyan amcam ve Serkan birer küfür mırıldanırken Kubar amcam tövbe çekti. Yengem ben biliyordum zaten der gibi bakarken annem yandığımızı hissetmiş gibi gözlerini yummuştu ağzının içinde söylenerek. Füsun ve Hevdem ise öylece kalakalmıştı. Herkes lafın nereye gideceğini hissettiğindendi bu tepkileri. Zara ve Mara biliyorlardı zaten Merih ise yeniden öfkeyle abime atılacak gibi duruyordu.
Umarım haklı sebepleri vardır Boran'ın aksi takdirde abimi korumak için kendimi harcamaktan çekinmezdim.
Sert ve sıkıntı dolu bir nefes aldı Boran Pare'nin utançtan eğilen başına kısa bir bakış atarak. "Bu işi namus davasına çevirip seni rezil etmemi kardeşimin yarım kalan ölümünü tamamlamamı ve ortada anne ve babası olmayan bir bebek bırakmamı istemiyorsan susacaksınız ve ben ne dersem onu edeceksiniz!" Daha fazla susmak ben ve lügatıma kesinlikle tersti işte bu yüzden tam konuşacaktım ki Boran hissetmiş gibi öyle bir bakış attı ki susmak zorunda kaldım. Tekrar döndü önüne.
Abim dişlerini birbirine geçirdi öyleki çenesi kasıldı. "Onun kılına dokunda gör bak neler yapıyorum ben!" Dedi dişleri arasından. Abim ve sevdiğim adam arasında kalmak istemiyordum.
Boran asla etkilenmeyerek, "Düğünü haftaya cuma günü yapacağız aile arasında olacak ve bitecek bence bu herkes için yeterli olur."
"Sadece biraz zaman istedim." Diyerek araya girdi kısıktan bir sesle Pare, gözlerindeki hayalkırıklığı beni bile kırdı.
Ona göz ucuyla bile bakmadan, "Cuma gününe kadar yeter zaman hatta gönlün olsun kınanı da cuma yapar düğünü cumartesi yaparız hazırlıklara ilgilenecek çalışanlar gönderirim yarın gider gelinlik falan bakarsınız artık."
"Sana inanamıyorum bana istemediğim hiçbir şey olmayacak demene rağmen şu an yaptıkların!" Göz yaşları konuşmasına izin vermedi, zorlukla yutkundu. "Gereksiz yere üzülüyorsun sevdiğin adamla evleneceksin ve emin ol orada burada olduğunda da mutlu olacaksın Pare."
İnanamazca güldü Pare ancak sonra dikleşti ve sildi sertçe göz yaşlarını elinin tersiyle. Ayağa kalktı bir hışımla, sandalyesi yere düştü, "Gelinlik falan istemiyorum nikahı kıyalım olsun bitsin daha fazla rahatsızlık vermeyelim sana!" Dedi.
"Yok öyle bir şey!" Diyerek araya girdi babaannem. "Sen ikinci evliliğini edecen ama benim torunum ilk kez evlenecek, gelinlik şart düğünde büyük olacak koskoca Ferman Riva evleniyor iki kuru sese düğün etmem ben! İnleyecek Mardin inleyecek!"
"Ana bir sus!" Desede babam, omuz silkti umursamazca.
Pare, "Gerçekten çok mutlu olacağım." Dedi kinayeyle. "Bu ailenin hep banaydı garezi zaten, Melkan abimden başka kimse görmedi beni bu aileden. Başkalarına gelince abisin bana gelince Boran Ağa'sın belkide bu yüzden Gece'den istedim yardım!" Kaşları çatıldı hızla Boran'ın. "Senden isteseydim sırf rezil olmayalım diye sende yardım etmez örterdin üzerine."
Boran, "Pare!" Diye bağırdı öfkeyle. O da ayağa kalktı hiddetle, ben ve abimde ayağa kalktık. Pare ise umutsuzca baktı Boran'a ardından arkasına bakmadan gitti odasına. Abim ardından gitmek için kıpırdanıp dursada gidemedi.
"Bu biraz fazla olmadı mı abi?" Dedi Merih sonunda konuşma cesareti gösteren ilk kişi olarak.
"Olmadı. Oturun yerinize daha konuşmamız bitmedi." Yerine geri oturunca sesli bir nefes alarak bizde yeniden oturduk.
"Oğlum-"
"Şimdi değil ana şimdi değil. Kimse sorgulamasın beni ben herkes için en iyisi ne ise onu yapıyorum."
"Belli oluyor." Diye söylenince yandan bir bakış attı bana ama umursamadım kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Bir konumuz daha vardı. Bildiğiniz üzere Mara ve Cahit yanlışlıkla dinen nikahlandılar ve hâlâ bozulmuş değil nikahları bende bir abi olarak elbette kardeşim için ne iyiyse o olsun isterim." Mara ve Cahit'e baktı. "Cahit'ten daha iyi bir damat bulamayacağıma göre nikahı gerçeğe dönüştürmeye karar verdim."
Uğursuz edici bir sessizlik çöktü ortama aynı anda bıçak gibi kesildi o sessizlik cılız bir sesle, "Ama abi-" demiştiki kesildi lafı Mara'nın.
"Aması falan yok!" Dedi sertçe Boran, kendinden taviz vermeyerek ekledi, "Senin için bunun uygun olduğuna karar verdim kararıma karşı gelip itiraz etmete hakkın yok seni hâlâ yaptığın hatalardan dolayı affetmiş değilim bu sebeple bu evliliğe rıza göstersen iyi edersin aksi hâlde bu evliliği sana mumla aratırım." Mara Pare kadar bile ses çıkaramadı ama dolu dolu olan gözlerle kalmıştı yerinde. Neler oluyordu Allah aşkına, yoksa Cahit bana dediği gibi birde gidip Boran'a mı demişti Mara ile evlenmek istediğini! Gerçi neye şaşırıyorum ki misafir diye gelip sofraya boşuna oturmamıştı haberi pekâlâ vardı işte.
"Mara ve Pare'yi aynı anda evlendirelim ikisi de çıksın aradan uzatmaya falan gerek yok, Buke hanımın dediği gibi de büyük bir düğün yaparız."
"Oğlum iyice abarttın Mara'yı bıraksan bari." Diye çaresizce gözünün içine baktı Lalezar annem ama nafileydi.
"Ana kızın Pare kadar üzülmedi bile baksana belli ki o da bunun doğru olduğunun farkında, hazırlıklara başla sen." Sonra babama baktı Boran. "Hayırlı olsun diyelim mi Kalender Ağa."
"Hayırlı olsun tabii. Bize pek bir söz bırakmadın zaten mecburen edeceğiz düğünü, hazırlıklara başlarız o vakit." Diyerek kabullendi durumu anında.
"E bir çay içeriz o vakit." Diyerek destekledi babamı.
Onu hâlâ daha hayretle izlerken sandalyemi gürültüyle iterek kalktım masadan ardıma bile bakmadan Pare'nin arkasından gittim. Geç saatlere kadar onun odasından çıkamadım kızlar ve yengem ile annemde yanımıza gelince vaktimizi burada geçirmiş Pare'nin de morelini düzeltmeye çalışmıştık. Az da olsa işe yaramıştı tabiki.
Babamlar gidince vakti iyice bile bile geç ettim Renas'ın yanında sonunda onu da uyuttuktan sonra odama gitmiştim. Kapıyı yavaşça açıp içeri girince elektriklerin kapalı olduğunu da görünce Boran uyuyor sanarak ilerlerken balkondaki silüetle yanıldığımı farketmiştim. Balkondan içeri girince bana döndü ağırca, elleri ceplerinde siyah gömleğinin düğmeleri karnına kadar açıktı.
"Geldin mi sonunda?" Kollarımı göğsümde birleştirerek durdum yanında, belimi balkona yasladım. "Gideyim istiyorsan." Dedim.
Ellerini ceplerinden çıkarıp iki yanımdan balkon korkuluğuna yaslayıp beni bedeniyle hapsetmesi uzun sürmedi. "Sen asla gitme benden." Dedi derin bir sesle, ilgi ve ihtiyaçla.
Sesli bir nefes aldım, kollarımı çözerek parmaklarımı göğsüne koydum. "Boran, " dedim gözlerinin içine içine bakarak. "Lütfen bana neler olduğunu neden böyle yaptığını anlatır mısın?"
"Sormasan olmaz mı?" Bir çocuk gibi çıktı sesi. Öyle ki yumuşacık oldum. Gülümsedim. "Bana güvensen bana bıraksan benim senin yanında olduğum gibi yanımda olsan olmaz mı? Ben zamanı gelince sana anlatsam..." Gözleri gözlerime asla değmiyor kaçınıyordu özellikle.
Parmaklarımı yüzüne kondurdum, avuçladım sakallı yanaklarını. Bana bakmasını sağladım o yorgun yoğun düşüncelerle boğuşan kehribarları mavi gözlerimle buluşunca titredim. "Tamam." Dedim.
Kaşları çatıldı hızla. "Ne?" Dedi inanamazca.
"Tamam dedim Boran senin yanında olacağım ve güveneceğim zaten bir sebebin olduğunun farkındayım sadece sonunda üzülmeyelim yeter. Ben hep senin yanında olurum." Belimi kavrayıp göğsüne çekti, dudakları boynumu buldu derinden öptü yoğun hislerle ardından kokladı defalarca kez.
"Gece... Seni çok seviyorum."
Ona sıkıca sarılarak boynundan öptüm bende. "Boran... Bende seni çok seviyorum."
🔗🗝️🔗
"Ben o kuşağa layık değilim ki?" Pare'nin fısıltısı canımı sıktı.
Boran'da sinirle baktı kardeşine, "En çok sen layıksın ve bu kapıdanda belinde kırmızı kuşağınla çıkacaksın!" Dedi sertçe.
"Doğru diyor Pare, tak hayde." Diyerek abimde destek verince, "Tamam." Dedi Pare. "O zaman benimkini Merih taksın." Diyince ise Boran'ın yüzü düşse de hızla topladı kendini ve Merih'le yer değiştirdi. Merih kuşağı edilen dua ile birlikte üç kere bağlayıp çözmüş en sonunda kurdele şeklinde bırakmıştı Pare'nin belinde. O bir hafta çok hızlı geçmişti bile, o kadar çok koşturup durmuştuk ki nasıl geçtiğini anlamamıştık. Bir hafta boyunca tek kelime konuşmamıştı Pare Boran'la Boran'da çok ısrar etmemişti ama üzülüyordu. Üzerine gitmektense yanında duruyordum onun.
Dün kınayı yapmıştık hem Mara hemde Pare için ve beklenileninde üstünde hem çok güzel hemde fazlasıyla eğlenmiştik. Konakta olmuştu kına ve Pare o günki gibi kötü değildi artık, korkmuyordu evlenmekten en önemlisi bunda abimin payı büyüktü.
Bu sürede hem kınalıkları çok güzeldi hemde iki gelinin gelinlikleri çok güzeldi. ikisinin ki de aceleye gelmesine rağmen diledikleri gibi bulunmuş İstanbul'dan getirtmişti Boran.
Pare'nin gelinliği düşük omuzlu göğüs dekoltesiz ancak gerdanı açıkta olan bir balık modeliydi. Kuyruğu yerlerde sürünecek şekilde çok olmasa da uzundu ve gelinlik tamamiyle el işlemeli dantel, incili taşlardan oluşuyordu. Saçlarını sıkı ve düşük topuz yaparak duvağıyla taçlandırmış duvağı boyuyla bitiş kısmındaydı tamda. Kıvrımlı bedeniyle bir kuğudan farksızdı Pare, ışıltılı makyajı, boynu ve kulaklarındaki özel tasarım pırlanta setiyle ise bakanı güzelliğiyle tekrar tekrar baktırtıyordu kendine. Bir beştaş takmıştı abim ona birde yıllar önce ona verdiği ve benim de Zara'nın odasında bulduğum o yüzüğü geri takmıştı kadının parmağına. Bal rengi irisleri pırl pırıldı. Abim ise üzerindeki siyah damatlığıyla Pare'nin yanında heybetli ve dehşetül vahşet duruyordu hele de kucağındaki oğlu ile. Devran'da son iki gündür artık kucağına gidiyordu ve abimin mutluluğuna diyecek tek kelime yoktu.
Mara'ya gelince ise o fazla fazla alımlı ve güzeldi, çekiciliği yüksekti. O gelinik olarak kalın askılı hafif göğüs dekolteli, bel ve kalça kısmına dek parlak taşlarla bezeli prenses model oldukça kabarık bir gelinlik seçmişti. Saçlarını iki yana ayırıp su dalgası vererek başının tepesinden gelinliğiyle aynı taşlara sahip taçla tutturmuştu uzun duvağını. Cahit'in annesi burada olamayacağından ailesi olarak hep benim ailem yer almıştı yanında. O da Mara'nın hemen sağ tarafında duruyordu sarsılmaz bir şekilde. Bu defa siyah yerine oldukça clas bir koyu kahverengi siyah şeritlerle çevrili kalite kumaştan yapılan damatlık giymişti, sıfıra vurulmuş saçlar hafif kirli sakalıyla köşeli keskin yüz hatlarını iyice ortaya çıkarmıştı.
Beyfendiyle konuşmuştum ve bu kararın hoşuna gittiğini Boran teklif eder etmez kabul ettiğini söylemişti. Mara da bu süreçte hiç öyle kötü görmedim sanırsın kaç yıllık sevdalısıyla evleniyor öyle hevesli öyle mutlu görünüyordu. Cahit görüyor muydu bilmem ama sürekli bakıp duruyordu kız ona. Bu nemrutu bir Mara gibi arsız kendini bilmez yola getirirdi artık, haklarında hayırlısını dilemekten başka bir şey gelmiyordu.
E tabi bende vardım ki hem dün kına için giydiğim kıyafetle hemde bugün ki kıyafetim ve güzelliğimle Boran'ı çıldırtmaya and içmiştim. Hoşuma gidiyordu ne yapayım. Dün lacivert saten hem göğsü hem boyu kısa olan bir elbise giymiştim efil efil olandan ki bu kadınlarla birlikte olacağımız için seçtiğim elbiseydi. Bugünse sarıya yakın tonlarda, pasparlak taşlarla çevrili bir elbise üzerime geçirmiştim. Pek kimsenin tercih etmeyeceğini bildiğimden özellikle bu rengi seçmiştim. Ya da yanılmışta olabilirdim. Upuzun ve bedenimi kıvrımlarıyla saran bu elbise Boran'ın bile nefesini kesmişti evet. Siyah dumanlı bir makyajla gözlerimin rengini de iyice ortaya çıkarıp uzun ciddi manada kalçalarımı artık örten turuncuya yakın saçlarımı açık bırakıp su dalgası şekli vermem ise onu elbisemdende çok büyülemişti helede her adımımda salındıkça gözleri sürekli saçlarıma kayıp duruyor hayranlıkla izliyordu.

Birde Beyaz uzun bir elbisem vardı yine saten kumaş ama hem göğsü hemde derin yırtmacı nedeniyle kesinlikle kabul etmemişti Boran haklıydı da o yırtmaç bana da fazla gelmişti ama ufak bir tadilat işini görürdü ya da giyilebilecek bir yer çıkardı aşiretin olmadığı bir yerde.
Sonrasında, Mara'ın kırmızı kuşağını Boran bağladı onun için ardından alnından öpmüştü sıkıca. Bu süreçte Bertan Ağa hep olduğu gibi ifadesiz bakışlarla uzaktan izlemişti sadece.
Düğün otelin geniş salonunda olacağından herkes arabalara geçecekken gözlerim elbette Renas'ı aradı. En son sandıkların tepesine oturarak paraları kaparken, "Hepsi Rona için!" Dediği için amcam tarafından kovalanıyordu. Kapıyı abimlere açtırtmayıp para almak istemişti ama Hevdem ve Zara izin vermeyip kendilerine alınca o da sandıkların üzerine oturmuştu. Benim biricik bebeğimde oydu işte. Birde okulu tatile girmiş pekiyilerle dolu karnesi getirmişti dün ilk olarak bana. Yaz tatili boyunca bol bol vakit geçirmek istiyordum onunla.
••••••••
Bir damadın kız kardeşi olduğum için birde hanımağa olduğum için kimse benden oturmamı bekleyemezdi öylede oldu Hevdem ile birlikte neredeyse durmaksızın sürekli oynamıştık. Defalarca halayın başını çekmiş oyunlarla kahkahalarla düşmanlarımızı çatır çatır çatlatmıştık.
Benim başını çektiğim halayda, Hevdem, Yasmin, Zara, Mara, Maria, Fisun, Diljen takip ederken herkesin dibi düşmüştü bize, tabi erkeklerimizin ise sinirden tepeleri atsalarda bir rezillik çıkarmatansa nispet yapar gibi hemen karşımızda onlarda bir sıraya dizilmişti.
İlk defa onu halay çekerken görmek beni öyle bir heyecanlandırmıştı ki mal mal onu izlerken dürtüklenip kendime getirilmesem es kaza yere yapışarak tüm Mardin'e rezil rüsva olabilirdim. En başı Boran sonrasını abim, Merih, Adar, Serkan, Cahit, Bahoz, Özgür, Alaz Ağa, Civan Abi derken bir süper ligden halliceydi. Tüm halka seyirlik manzara sunarken birbirimize meydan okurcasına bakıyorduk.
Her defasında aşkım depreşiyordu.
Karşımızda sevdiklerimiz vardı hep, Özgür'ün ise Diljen'den düğün boyunca ayırmadığı gozleri vardı birde. Bu arsız çapkın gözleriyle kızı yiyip yiyip bitirmişti ama zavallı kızcağızım pek farkında değildi ya da çok iyi umursamaz rolü yapıyordu.
Sıra takı törenine geçince milyonlar kalktı havalara. Ülkenin altın rezervlerini tüketmiş olabilirdik an itibariyle. Mara'ya takımı taktıktan sonra Cahit onun annesi adına takmam için rica edince elindeki kutuyu aldım. Kutuyu açınca gördüğümle gözlerim bir irileşmedi değil. On adet adana burması, bir kolye, küpe zincir vardı ki maşallah dedim. Hepsini tek tek takınca millet bir baktı tabi Cahit'e. Adamı koruma diye az buldular herhalde. Ben maddi konuda yardımda bulunmak istediğimde ki bunu Boran istemişti, Cahit güzel bir dille reddetmişti beni. Yıllardır bizim yanımızda çalışıyordu ve iyi kazanıyordu, Urfa'da bir evleri vardı kalan onu satarak buradan ev almışlardı yani ne kira ödüyordu ne de bir borcu vardı e kumar yok içki yoktu yani kazandığını birikim yapmış adam gibi aklını kullanmıştı. Zaten Cahit bana kalsa bir mankenlik ajansına yazılsa yeminle bir aya kalmaz globale açılırdı bedeniyle. Aman neyse ne işte dalyan gibi adamı almıştı Mara hanım. Hele birde parmağındaki yüzük çarptı ki gözüme tektaşın hasıydı maşallah.
Geri çekildiğim vakit Boran'ın gözüyle arkasından gitmemi isaret etmesiyle kimseye çaktırmadan gitmiştim hemen. Salondan çıkıp otelin koridoruna girdiğim an elimi tutarak arkasından götürmeye devam etti.
"Boran nereye gidiyoruz?"
"Öğreneceksin gel." Demiş ilerlemeye devam etmişti. Elbisemin etekleri ve yüksek topuklularım yüzünden onu yavaşlattığımı anlayınca durdu koridorun sonunda.
"Hayırdır Boran Ağam," dedim cilveyle ona yaklaşarak, parmaklarım ceketinin yakalarında dolaştı usul usul, yüzüne yaklaşarak "Dayanamadın mı eve kadar?" Diye fısıldayınca sertçe yutkundu. Kehribarları büyük bir ışık hızıyla koyulaştı. Otomatik lambası sönen koridor nedeniyle loş bir karanlığa bürünmemizle Boran'ın beni duvara yaslaması bir olmuştu.
Düğünün sonuna yaklastığımız için bence etrafta görünmememiz bir sorun teşkil etmezdi.
"İnan bana hiç zamanı değil şu an yavrum." Sesi kulağımın dibinden geldi, yanağını yanağıma sürtünce gözlerimi sıkıca kapattım. "Neresi o zaman zamanı konak mı? Hemen gidelim öyleyse." Duvardan ayrılmak için hareketlenince kollarımı tutarak bastırdı duvara, "Gece." Dedi uyararak.
"Efendim kocacım, ne istiyorsun hadi söyle," genişçe gülümsedim ardından ve bende onun kulağına yaklaştım dudaklarımı sürterek. "Gün boyu nasıl baktığını gördüm, düğün boyunca gözlerin üzerimden bir an olsun ayrılmadı..." Kulağının hemen altına fazlasıyla tahrik edici biçimde dudaklarımı bastırdım. "Bu gece aklından ne geçirdiysen hepsini yapmana izin veriyorum bana. İtiraz etmeyeceğim asla." O sesli ve derin yutkunuş kulaklarıma dolunca keyifle gülümsedim ancak gülümsemem Boran'ın beni anlamadığım bir anda omzuna atmasıyla söndü.
"Boran ne yapıyorsun ben zaten geliyordum istediğin yere." Baş aşağı sallanırken beline tutunup doğrulmaya çalıştım ama yürüdüğü için yapamadım. "Midemi bulandırıyorsun ama böyle! İndir hadi."
Önce okşayıp sonra şaplağı indirince kalçama inledim acıyla.
"Boran!" Diye çıkıştım ama yok daha da hızlanarak yürürken otoparka indiğimizi farkettim.
"Ben de konağa gidelim demiştim zaten bunun için bu şekilde çuvalmışım gibi omzuna atılmama gerek yoktu! Hem ayıp oldu millete vedalaşmadık bile!"
"Vedalaşmamıza gerek yok dönünce alırız gönüllerini."
"Dönünce mi?"
"Evet yavrum dönünce." Bir anda tutarak beni ayaklarımın üzerine indirince bir kaç saniye dengem şaştı ama kollarıyla sararak tuttu beni, arkamdaki arabasını farkettim. "Konağa değil tatile gidiyoruz çünkü." Maviş gözlerim irileşti anında.
"Nasıl yani?" Açılan ağzımdan pat diye öptü es geçmeyerek ve beynimin iyice sulandırdı. Dudaklarını yalayarak geri çekilince dudaklarımı kapadım hemen. "Cevap versene!" Güldü erkeksi bir şekilde, saçlarımı omuzlarımdan geri attı.
"Tatil ayarladım ikimiz için hem senin doğum günü hediyen olarak, toparlanmamızı beklemiştim kısmet bugüneymiş." Yüzümü avuçları arasına aldı yumuşakça, alnını alnıma yasladı. "Sadece seninle başbaşa kalıp uzun bir tatil yapmak istiyorum bir tanem, sen ve ben olalım başka hiçbir etken olmadan birlikte vakit geçirelim istiyorum bol bol. Hak etmedik mi sencede?" Söyledikleri aşırı derecede heyecanlandırmıştı beni öyle ki ne diyeceğimi bilemedim.
"Bağ evine mi gideceğiz yoksa?" Dedim gülerek sonunda konuşunca.
"Hayır yavrum, uçağımız şu an hazır ve bizi bekliyor çok daha güzel bir yere gidiyoruz, masmavi denizi harika tatil yerleriyle ünlü ve kalabalık olmayan bir yere gidiyoruz..." Arabaya bindiğimizde kemerimi taktım heyecanla. "Neresi?" Dedim hemen.
Göz kırptı direksiyonu tek eliyle döndürürken, "Şimdilik İtalya'ya ne dersin?" Dedi.
•••••••Bölüm Sonu••••••