"Ağır Yüktür Sevda Onu Taşıyamayana"
Dilek dilediğimizde gerçekleşmesi için içtenlikle dua ederiz. O da binlerce şiddet gören kadın gibi dilemişti Allah'tan onu kurtarması için. Ne yapmış olursa olsun hiçbir kadın dayakla terbiye edilmeyeceği gibi bunun hakedilmiş tarafı da yoktu. Peygamber efendimiz savaşta bile kadına el kaldırılmasını yasaklamışken kadını dövmeyi kendine hak bilenler kesinlikle lanetlenmiş bir avuç pislikten fazlası değiller. Hele bir de tecavüzcüler... Dine sözde çok inanlar ve kitapta yazılanlara göre hareket eden insanlar, namustan bahsederken en büyük namussuzlardı. En kötüsü yaptıklarını büyük kitaba sığınarak işliyorlardı hâlbuki gerçekten kutsal kitaba inanarak ve orada yazılanlara göre hareket edilse, yeryüzünde tek bir kadın bile göz yaşı dökemezdi katiyen çünkü islamda yer alan en büyük kutsal varlıktı kadın. Cennet annelerin ayakları altındaydı, kızlar eve merhamet getiren meleklerdi hâl böyleyken kim böylesine narin varlıklara el uzatabilirdi ki.
Elbette kansız ve asıl kâfirler. Bunlar sadece erkeklerde değildi üstelik bir kadın kendi hemcinse neler neler ediyorken erkeklere pek ihtiyaç kalmıyordu zaten.
Güneş saplantılı aşkı yüzünden Boran'ı öne sürmese onda diretmeseydi eğer ne Pare böyle iğrenç bir planın kurbanı olacaktı ne masum bir bebek onca acıya doğar doğmaz göğüs gerecekti ne de Gece kuma olacaktı. İlk kadın veya ikinci kadın farketmiyordu bir evlilikte iki kadın varsa ikiside birbirinin kumasıydı. Efendimiz en layıkının tek eşlilik olduğunu söylerdi fakat çoğu erkek bunu sünnet bilip zevkine çok eşliliği tercih edip karılarına acımazdı.
Nitekim dua etmekten asla vazgeçmemeliydi insan, o an istediğin olmuyorsa en iyisinin olacağı zamana daha var demekti bu.
Pare'de hiçbir zaman umudunu kaybetmeyen asla pes etmeyen çok fazla kendini kaybetmiş olsada intihara kalkışmış olsa bile kendi kendini ayağa kaldırmasını bilmiş umudunu asla yitirmemişti. Sevdiği adam ve en başta imkansızken şimdi onun hem resmi hem dini karısıydı üstelik kokusuna hasret kaldığı evladıda kucağındaydı. Evet çok acı çekmişti fakat artık sevdikleriyle mutlu olma vaktiydi. Geçmişi atlatmak zor olsada direnecekti yeri geldiğinde hatırlayacak olsada kendini daha da dikleştirecekti ama asla eskisi gibi düşmeyecekti.
Araba konağın önünde durunca,
"Ver bana artık kolun ağrıdı." Dedi Ferman, karısının kollarında uyuyan oğlu için. Düğün boyunca neredeyse hiç bırakmamıştı bir tek Ferman almıştı onunla oynamak için zaten başka kimseye de gitmiyordu asla. Ferman, Devran'ı tek seferde aldı kucağına başını omzuna yasladı bir tanede öpücük bıraktı ki asla doymuyordu ona birde öyle bir tutuşu vardı ki sanki . Konak adamı arabadan inip kapılarını açtığı sıra diğer aile üyeleri de gelmişti zaten. Leyla ve Hevdem anında kıza yardım etmek için yanında bitmişlerdi. Sultan Hanım Buke hanıma yardım edip konaktan içeri girmişken Jiyan ve Kalender'de konak kapısının önünde durmuşlardı.
Sultan hanım Kur'an'ı Kerim ve seccadeyi Kalender ağaya vermişti adettendir diye. Pare ve Ferman oğullarıyla birlikte kapının önünde dururken Pare dualardan sonra üçer kere hem Kur'an'ı hem seccadeyi öpmüş ardın gelin olduğundan dolayı ilk adımını eşikten içeri atarak girmişti. Başına gelenlerden ya da ikinci kere evlenecek olmasını sorun etmeden tüm gelenekleri yerine getirmişlerdi ve bu Pare'nin o kadar çok hoşuna gitmişti ki ne kadar teşekkür etse az kalırdı. Alkış ve iyi geceler seramonisi hızla geçerken herkes mutfağa gitmişti yemek yemek için saatin geç olması umurlarında olmadan. Pare ise Ferman'ın ardından Hevdem'in yardımıyla çıkmış ardından yalnız bırakmıştı çifti Hevdem.
Elleri tir tir titreyen gelinliğini avuçlayarak sıkan Pare, Ferman'ı usul usul takip ederek onun odasına ilerleyince içeri giremedi heyecandan. Ferman daha soğuk kanlıydı ya da heyecan yoktu bilmiyordu ama kendisi bayılmak üzereydi kesinlikle. Daha fazla kapının önünde durmamalıydı bundandır ki ciğerlerine dek uzun bir soluk çekti içine gelinliğini daha sıkı avuçlayarak kaldırdığı sıra odadan çıkan Ferman'la burun buruna geldi. Gözlerini kırpıştırdı üst üste ne olursa olsun bu adama asla alışamayacaktı heyecanını dindiremeyecekti çünkü günlerdir çok kez yan yana gelselerde yıllar öncesindekinden daha kız çocuğu gibi hissediyordu.
"Şimdi sıra sende." Dedi Ferman dudakları kıvrılırken. "Ne?" Dedi anlamayarak Pare ancak Ferman sırıtarak kadına yaklaşmış ve tek seferde üzerindeki ağır gelinliğe rağmen almıştı kadını kucağına. Anında kıpkırmızı kesilen Pare itiraz etti hemen.
"Ferman ne yapıyorsun indir beni." Dedi telaşla.
"Ne demek ne yapıyorsun? Seni kucağımda konağa sokamadım kolum dolu diye ama odamıza sokabilirim değil mi kucağımda. Sende bunu beklemiyor muydun? Yer miyim kızım ben bunları. Seni odaya taşıyarak sokmadım diye tirip atıp söylenecektin sonradan sanki bilmiyorum seni." Dedi hafif alayla Ferman. Kadını kucağında odaya sokup ayağıyla kapattı kapıyı.
"Öyle bir şey yapmazdım." Diye mırıldandı utançtan Pare. Şimdi şu an gömülmek istiyordu yerin dibine. Kadını yavaşça odanın ortasında ayakları üzerine bıraktı, hızla üstünü başını düzeltti bozulmuş gibi sanki. Ferman ise ona hep olduğu gibi bakmaya kıyamıyordu.
"Devran'ın odası hazır seçtiğimiz tüm mobilyalar geldi ama bize ve evine alışmadan ayrı yatmak olmaz diye düşündüm." Yatağın ortasına yatırılmış oğluna baktı gülümseyerek Pare. "Zaten ondan ayrı yatamam ki ben." Dedi.
Gözleri odayı taradı, Hevdem ve Leyla bir sürü mobilya katalogları ve siteleriyle onu resmen boğarak oda için eşya seçtirmişlerdi ve bir hafta içinde odaları baştan aşağı tamda istediği renkler ve mobilyalarla döşenmişti. Odaları fazlasıyla geniş ve büyüktü banyoları da vardı üstelik.
Gözleri yatağın ayak ucuna özenle katlanıp konulmuş gecelik takımı ile yutkundu sertçe, Ferman içinde pijama takımı konmuştu ve bunlar gerdek gecesi için hazırlanmıştı. Nefesi kesilmeye başladı o an, bu evliliğin gerdek gecesimi kalmıştı cidden. Aklına düşen ilk sahne Kadir pisliği ile nikahlarının kıyıldığı ve ailesinden tamamiyle ayrıldığı gün gelmişti, o günde tıpkı böyleydi tek bir farkla isteyerek evlenmemişti. O odaya birlikte girmemek için didinirken yediği dayağı üzerindeki sözde gelinlik niyetine geçirilen beyaz elbiseyi yırtışı ve gerdek gecesi diye zorla tecavüze uğrayışı gelmişti aklına bunları aşması ve Ferman'a ya da etrafındaki insanlara yansıtmaması gerekirdi kendini de bu şekilde komutlandırmıştı ancak tam şu an o anı yeniden yaşıyormuş gibi hissederken tüm planları suya düşmüştü.
Ferman kızın odaklandığı noktayı farkeder etmez bir küfür mırıldanmıştı böyle bir şeyi kesinlikle o da beklemiyordu. Pare'nin kaskatı kesilişi gözlerinin dolduğunu gördüğü an ise, "Pare'm." Dedi tedirgince ona bir adım yaklaşarak ancak kadın onun sesini duymadı. Korkmaya başlayan adam kolundan nazikçe kavramıştı ki Pare sıçrayarak gerilemiş kolunu sertçe çekmişti Ferman'dan. "Dokunma bana!" Diye bağırmıştı üstelik.
Ferman kaskatı kesildi Pare ise yüzünü adama cevirdiği an kendine geldi. Hızla, "Özür dilerim." Dedi hemen ağlamaklı bir ifadeyle. "Özür dilerim Ferman isteyerek demedim yemin ederim." Dudakları titrerken gözlerinden bir kaç damla akmıştı bile.
"Biliyorum." Dedi hızla Ferman. Dokunamadı bir daha ama, "Biliyorum sorun değil asıl özür dilemesi gereken benim tüm yaşadıkların yüzünden özür dilemesi yargılanması gereken benim." Gözlerinin içine bakarken içi gidiyordu Ferman'ın ne yapacağını bilmiyordu, dokunamıyordu neler yaptı anlat diyemiyordu. Sıkışmış kalmış sevdiği kadına nasıl merhem olacak bilmiyordu. "Seni nasıl iyileştireceğim ben." Dedi acıyla.
Elinin tersiyle sildi yanaklarını Pare, burnunu çekti seslice. "Sen iyi olsan bana yeter ki iyileşirim ben." Sonra adama bir adım atarak yaklaştı çünkü biliyordu ki kendisi adım atmasa Ferman yeniden incitirim eskiyi hatırlatırım korkusundan ona bir adım dahi atamaz kendini yer bitirirdi. Elini nazikçe adamın gömleğinin üzerinden göğsüne yasladı yavaşça, yutkundu sertçe Ferman, kalbi depar atmak üzereydi. Gözlerinin içine baktı Pare adamın.
"Uzak durma benden," diye konuştu titrekçe. "Evet acım çok ama ben, bir sen bir oğlumun hayalleriyle yaşadım onca yıl beni azda olsa mutlu eden bir siz vardınız, sen vardın Ferman..." Dolan gözlerini kaçırdı hızla. "Ne olursa olsun uzak durma benden sen benim canımı yakamazsın anca can olursun bana." Dedi ve sıkıca sarıldı adama, başını göğsüne yaslayıp kollarını beline doladı. Ferman'ın nutku tutulmuştu kesinlikle, böylesine duru bir güzelliğe sahip olan melek gibi olan karısına dayanabilir miydi o. Asla! Onu bu hâle getirenler utanır mıydı? Ölseler asla! Ama şükür ki ellerindeydilerde yaşadıklarını bir bir ödetecekti ki.
Zaman kaybetmeden karşılık verdi Ferman, beline doladı kolunu kadını kendine iyice kattı içine sokmak ister gibi sarıldı. Duvağının altından okşadı saçını kadının, öptü başının üstünden derin derin. "Pare'm benim ölümüne aşık olduğum sevdam. Uzak durmam sana iyi gelecekse yana yana onu bile yaparım sen iyi ol ben hayattan başka bir şey istemem." Öptü yine saçlarından, Pare sessizce döküyordu adamın göğsüne göz yaşını. "Uzak durma benden." Dedi boğukça Pare. Gülümsedi Ferman, içinde çağlayan şefkat ve merhamet dolu duygularla daha sıkı sarıldı kadına.
Orada öylece kaç dakika durdular bilinmez ancak kızın ağlaması durulunca yavaşça omuzlarından tutarak göğsünden ayırdı istemeye istemeye Ferman. Makyajı akmış dağılmış olan kadının yüzünü avuçları arasına aldı sevgiyle. Alnına derin bir öpücük bıraktı. Pare'nin kendinden geçmesine az kalmıştı.
"Yorulduk ikimizde, hadi üzerimizi değişterelim yatalım oğlumuzla olur mu?" Diye sordu yumuşakça Ferman. Sesini bir tık bile yükseltmeye korkuyordu.
"Olur." Dedi gülümseyerek Pare. Ferman o kadar iyiydi ki birlikte olmak karısını istemesi onun en büyük hakkı olmasına rağmen bunu dile getirmemişti bile. Oysa çoğu erkekler için uçkurları kadınların duygularından daha önemliydi. Ferman uzaklaşarak yatağın üzerinde duran gecelikleri alıp dolaba ilerledi ve içine attı gelişi güzel ardından bir iki çekmece karıştırdıktan sonra bulduğu pijama takımını aldı.
"Bunları giy daha rahat edersin sıcak suda sağa çevirince akıyor duş almak istersen. Ben yatacağım sende gelirsin tamam mı?" Yanağının içini ısırdı utançla ama başıyla tasdikledi Ferman'ı. Sırf rahat etmesi için ben yatacağım diyordu. Pijamaları adamın elinden aldıktan sonra yönünü banyoya döndü bir adım atmıştı ki durdu ve Ferman'a döndü.
"Şey gelinliğin fermuarını açar mısın?" Dedi ezilip bükülerek. Ferman gayet normal bir şey istemiş gibi yanında bitmişti bile kadının, duvağını yana çekip fermuarını kavradıktan sonra dikkatle indirdi Ferman ancak gözleri de yavaş yavaş açılan sırtına kaymamak için direniyordu. Bir atlet vardı altında ama o bile yeterdi Ferman için. Bu kadını ömrünün sonuna dek bekleyebilirdi ama bu onu arzulamayacağı anlamına da gelmiyordu.
Sert bir soluk alarak açtığı fermuarla uzaklaşması bir oldu, her ikisi de fazlasıyla gerilmişti. Pare gelinliği düşmesin diye sıkıca tutarak teşekkür ederim gibi bir şey mırıldanarak banyoya gitmişti hemen.
Nefes nefese kapıya yaslandı kadın, bir kere birlikte olmuş olsalar da o günden sonra bir tek şimdi yan yana gelmişlerdi ve kesinlikle utanmak en büyük hakkıydı. Sonrasında artık yuvası olan bu evi tanımak kalmıştı. Üzerindeki gelinlikten kurtulup onu astıktan sonra sıcak suyu ayarlayıp soyundu. Başındaki tokalardan kurtulmak zor olsada taş kesilen saçları için duş şarttı. Düğün boyu pek oynamayıp izlemiş bundan keyif almıştı Ferman'ın aksine. Ferman asla durmamış ne kadar halay çaldıysa oynamıştı. Herkes ama herkes onun hakkında iyi kötü konuşurken Ferman asla umursamadan gelin damat dansında kucağında oğluyla kaldırmıştı dansa. Utançtan kıpkırmızı olsada sevdiği adamın gözlerine baka baka etmişti dansını.
Kıskananlar hasetlerinden çatlayan çoktu düğünde çünkü Mardin'in sayılı yakışıklı ve ağalarında olan Ferman Riva çocukluk aşkıyla evlenmiş düğün boyu kimsenin şahit olamayacağı kadar aşkla bakmıştı karısına. Birde oğlu vardı ki bu kadını ölse bırakmayacağını biliyorlardı. Genç kızlar için üzücü bir gündü maalesef.
İyice yumuşayana kadar yıkandı temizce sıcak suyun altında ardından kurulanıp pijamalarını giydikten sonra odaya geri dönmüştü. Işıklar sönmüş pencereden yansıyan ışık sayesinde loş bir ortamdı. Yatağa yaklaştı çıplak ayaklarla, artık yatması gereken yatak bu yataktı ne tecavüze uğrayacaktı ne de bayılana kadar dayak yiyecekti bu yatakta en önemlisi düşük yapmayacaktı tecavüze uğrarken bu yatakta. Sadece bir kere kendini ona sunmuştu ölüp biterek o da Ferman ve oğlu zarar görmesin diye yapmıştı fakat hiçbir işe yaramamıştı Pare için bu da bir tecavüzdü.
Midesi bulandı, gözleri doldu kendini yine iğrenç hissetmeye başladı, ne bu konağa ne de bu adama layık görmedi. Devran yatağın üstünde yan dönmüş üzerindeki pijamalarıyla mışıl mışıl uyurken Ferman'da bebeğine doğru dönmüş eli çocuğun sırtında duruyordu. İkiside o kadar güzel ve masumlardı ki kendisini yakıştıramadı bu yatağa.
Ağlamamak için kendini zor tutarken uzaklaştı yataktan, biliyordu böyle davranmaması gerektiğini kendini doldurduğunu hissediyordu ama zordu elinden gelmiyordu işte. Temiz hava alıp boğazını dolduran ağrıyı yaşlarıyla rahatlatmak istiyordu. Odadan sessizce çıktı. Hemen odanın yanında duran koltuğa yöneldi ve oturdu yavaşça. Serin hava biraz olsun iyi gelirken göz yaşları sessizce aktı yanaklarından, ayaklarını koltuğa çıkarıp kendine çekti.
"Yenge." Dedi bir süre sonra bir ses. Pare başını kaldırıp bakınca bunun Hevdem olduğunu farketti, hızla indirdi ayaklarını ve sildi göz yaşlarını. Kendini toparlasada olanlar ortadaydı. Hevdem anında kadının yanına oturmuştu bile.
"Neyin var ne oldu niye ağlıyorsun?" Diye sordu hemen ilgiyle. Pare Hevdem'e bakarken Güneş geldi aklına. O sürtük neler çektiğini görmesine rağmen yardım edeceğine zevk alıp yanmasına bir odun daha atıyordu. Gözleri daha da doldu Hevdem'e bakarken. "Abim nerede bayılıp kalmadı değil mi yoksa ölse seni bu hâlde yalnız bırakmaz."
Güldü histerikçe Pare, "Yok uyuyor bilmiyor burada olduğumu." Dedi.
Anladım dercesine kaldırdı kaşlarını Hevdem ardından kadına daha da yaklaşıp elini sırtına koydu hafifçe sıvazlayarak. "O zaman eskiler yakıyor canını." Diyince yutkundu, gözlerini kaçırdı Pare. "Üzülme ya da unut artık diyemem çünkü çok zor biliyorum ama bir konuda rahat olabilirsin bundan sonra düşsende seni kaldıracak ağlasan omuz olacak bir sürü kişi var hayatında." Hayran kaldı o an Pare. Hem sesi hem sözleri bir insanı anca bu kadar rahatlatırdı, hele de parlayan iri ceylan gözleri insana tuhaf bir güven veriyordu.
"Sağ ol." Dedi minnetle. Ancak sonra kaşlarını çattı, "Ama sen nereden biliyorsun eskilerin acısını ne yaşadın ki o kadar kötü?" Elbette sertçe yutkundu Hevdem ama yaşadıklarını anlatıp Pare'yi de iyi hissettirmek kendisine güvendiği için anlattığını hissettirmek istiyordu. Başladı sonra konuşmaya Hevdem başına gelenleri tecavüze uğrayacağını yediği dayağı sonra kurutuluşunu ardından hastalığını ve ameliyatına varana dek ne halt varsa anlatmıştı dakikalar içinde, öyle ki Pare kendi yaşadıklarını unutup Hevdem'e sarılmıştı sıkıca. Ona hayran kaldığını söylemiş karşılığında Hevdem'den yüksek bir kahkaha işitmişti.
"Benim yaşadıklarım seninkilerin yanında devede kulak kalır." Demişti gülerek Hevdem. En iyi öğrettiği şey ise acılarla dalga geçmeyi onlara gülmenin ne kadar iyi geldiğiydi.
"Sen harika bir kızsın Hevdem kalbinin güzelliği yüzüne öyle bir vurmuş ki bakan yüzünü çeviremez senden, belkide kardeşimin vurulduğu kısımda bu bilmiyorum." Diyince gözleri irice açıldı Hevdem'in. "Yenge sen nas-" demişti ki kolunu güven verircesine sıktı Pare kızın.
"Korkma tek kelime etmem nasıl öğrendiğim ise tamamiyle Merih yüzünden, öyle bir bakışı var ki sana içi gidiyor sanki. Merih bir sevdiği yemeklere öyle kıyamayarak bakar bir de sana." Diyince güldü kendini tutamayarak Pare Hevdem ise utançtan şu an her şeyi sırtlayabilirdi.
"Aşk olsun yenge." Dedi kızarmış tavuğa dönerken. "Olsun yengem en güzelinden olsun hemde ama benden söylemesi ilişkinizi Ferman'a söylemeniz çünkü durumunuzdan haberdar gibi."
"Ne!" Kızın bağıracağını anlayarak kapatmıştı neyseki ağzını Pare. "Sakin ol ben öyle düşünüyorum dedim. Korkmayın sakın Hevdem, gelin söyleyin Ferman'a o sizin halinizi anlayacak en iyi kişi emin olun hem bende varım artık destek olurum size."
"Abim bilse duramaz ki ama yerinde en önemlisi beni Merih ile aynı ortama bile sokmaz süphelense." Ağladı ağlayacaktı utançtan.
"Orasını bende anlamadım ama eminim ya biliyor ya şüpheleniyor ya da hakkınızda güzel planları var." Dedi gülerek Pare.
"Tabi eminim iki bayram arası diyerekten tören tarihi ayarlaması yapıyordur bizim için."
"Ne töreni?" Dedi gülmemek için kendini zor tutarak.
Ağlamaklı bir ifadeyle, "Cenaze töreni tabiki! Öldüm ben ya öldüm bittim." Dedi.
Açılan kapıyla ikiside sustu anında. Ferman endişeli bir şekilde fırlamıştı resmen odadan ancak Pare'yle göz göze geldiği an duraksadı. Büyük rahatlamayla sesli bir soluk verdi.
Elindeki silahı farkeden Hevdem hızla ayağa kalktı, ağlamaklı bir ifadeyle, "Allah'ım ben onu lafın gelişi olarak söylemiştim!" Dedi ve koşarak kaçtı oradan.
Arkasından tuhafça baktı Ferman ama uzun sürmeden Pare'nin yanında bitmişti bile. "Ne yapıyorsun burada odada bulamayınca neler geldi aklıma biliyor musun?!" Dedi endişeyle.
"Hava almak istemiştim sadece Hevdem'i de görünce lafa dalmışım." Çatık kaşlarıyla kızı süzdü Ferman, gözleri şişmiş ve kızarmıştı ve gözlerinden kaçmadı ama bu konuda söz etmedi. Gözleri kadının saçlarına kayınca kaşları daha da çatıldı, "Saçlarını niye kurutmadın, bu hâlde niye çıkıyorsun hasta olacaksın bilmiyor musun?!" Dedi sinirle ancak sinirliyken bile yükseltmiyordu sesini.
Eliyle saçlarını yokladı Pare, "Unutmuşum." Diye mırıldandı çocuk gibi bu hâli yetiyordu zaten Ferman'a. Yelkenler anında foraydı. Kolunu kavradı kadının, "Yürü Pare yürü sen bir hasta ol gösteririm ben sana." Sesini çıkarmadı aksine sırıtarak izledi adamı, ilgiye açtı, şefkate, sevgiye kana kana susamıştı ve ne gelirse gelsin bu adamdan başı gözü üsteneydi.
Kadını yatağa sokarak örtüyü boğazına kadar çekti ardından tam çekilecekken eğilip yanağından sıkıca öptü ki bu Pare'yi afallatsa da kalbini yerinden oynatmıştı. Oğulları ortalarında olacak şekilde uzanmışlardı, Ferman tek koluyla ikisini de sardı, içinden dua etmeyi de bırakmadı, ailesine tek bir zarar gelmesin yüzlerinden tebessüm eksik olmasın diye.
Sabahın köründe henüz kimse uyanmamıştı pek ve uzunca bir süre de uyanmazdı düğün sonrası yorgunluktan. Fakat biri erkenden kalkmıştı bile, Devran Jir uyanmış aralarında yattığı kadın ve adama göz atmış ardından kadına yaklaşarak elini yanağına yerleştirmiş dürtmüştü hafifçe, "Paye." Diye seslenmişti herkesten duyduğu bu isim aklına kazınmıştı, şimdiye dek kimseyle konuşmamış tek kelimeyi bile zor etmişti ama kimsenin aklının alamayacağı kadar zeki bir çocuktu etrafında dönen her şeyi kavrıyordu zihni. Yeni yeni gördüğü insanlara şok ve korkuyla baksada içinden hepsini tartıyordu, artık iyi ve kötüyü ayırt edebiliyordu mesela.
Pare'yi bir kaç kere dürtüp kısık sesiyle seslense de duymadı yorgun ve geç uyuyan kadın, ancak duysa mutluluktan biterdi herhalde. Annesinden hayır gelmeyeceğini anlayan Devran bu sefer babasına dönüp onu tişörtünün yaka kısmını tutarak çekiştirdi, "Kalksana sen kalk." Diye bir sürü kelimeyi sıralasada Ferman iri eliyle çocuğun başını tuttuğu gibi göğsüne gömerek sarılmıştı, "Şşhtt uyu hadi pişş piş pişş." Diye sırtını pat patlayarak. Oysa çocuğu duysalar havalara uçarlardı.
Sinirlenmeye başlayan Devran yine çığlıklar atarak herkesin uykusunun içine etmek ve etmemek arasında giderken sesli bir oflamayla kurtuldu zor bela Ferman'ın kolundan ve yataktan indi ayaklarını sarkıtıp yatağa tutunarak zıplayarak. Karnı acıkmıştı ve sözde anne babasından bir hayır gelmeyeceğini farkederek kapıya yönelmiş uzanarak üç deneme sonrası yakaladığı kulpu indirerek açmıştı kapıyı ve kapatmadan çıkmıştı odadan. Etrafa ilgi ve şaskınlıkla bakarken ilerledi ufak adımlarla, merdivenlere gelince ise parmaklıklara tutunarak inmişti ufak ayaklarıyla. Avluya inince duraksamış nereye gideceğini bu evin mutfağının nerede olduğunu çözmeye çalıştı. Şimdiye dek yaşadığı kutu gibi evde ne nerede iyi biliyordu, Sevgi işe giderken onu tek bıraktığı için karnı acıkınca mutfak masasına bakardı bir şeyler var mı diye yoksa buzdolabına girer çoğu zaman aç kalırdı akşama kadar. Bedeni açlığa alışıktı aslında ancak o evden kurtulduğundan beri düzenli olarak beslendiği için artık açlık eskisi gibi kolay değildi minik bedeni için.
Duyduğu tıkırtılarla kapısı açık olan yere doğru yani mutfağa ilerledi çıplak ayaklarıyla. Kapının önündeki yüksek tek basamağı tırmanırcasına çıkıp durdu kapının önünde.
"Ben insan değil miyim anlamıyorum ki herkes mışıl mışıl uyuyor ben burada prenses hazretleri için mama hazırlıyorum." Diye söyleniyordu Hevdem.
"Çok süt koy çok Hemo." Diye uyardı bilmiş bilmiş mutfak masasına oturmuş ayaklarını sallayan Rona. Tersçe baktı kıza Hevdem. "Hevdem Hevdem kaç kere diyeceğim sana hem gidip ananı niye kaldırmıyorsun da soluğu benim odamda alıyorsun koca konakta başkası mı kalmadı!" Diye çıkıştı sinirle. Gece geç saatte kimse evine gitmemiş konakta kalmışlardı. Tabaktaki bebe bisküvisine biraz daha süt ekleyip ezmeye devam etti çatalla tezgahın üzerinde.
"Adını söyleyemiyorum ki Hemo boyle daha güzel hem anneme dedim ama o git Hemoya söyle o yapsın dedi uyudu yeniden." Diye konuştu tatlı tatlı diliyle. Sövdü yengesine içinden Hevdem. Sonunda sütle iyice karıştırıp özleştirdiği bebe bisküvisini kaşıkla Rona'ya vermek için dönmüştü ki mutfak kapısının önünde duran küçük Devran'la kalakaldı şaşkınlıkla. Tabağı hızla masada oturan kızın yanına bırakıp ilerledi çocuğa.
"Devran, halacım ne yapıyorsun sen burada?" Dedi çocuğun karşısında diz çökerek. Avluya bakış atsa da Pare ve abisini göremedi. "Sen tek başına mı indin aşağı?" Usulca salladı başını Devran. Derin bir nefes alarak ayağa kalktı ve geriledi Hevdem. "İçeri gel hadi." Diyerek izin verdi ona. Devran çekinsede günlerdir karşılaştığı hiçbir insan tarafından zarar görmediği için içeri adımladı ufak adımlarla, Rona ise masadan yere atlamış ve Devran'ın yanında bitmişti.
İkiside aynı boyda ve birbirlerinden tatlılardı. Devran minik çakır gözlerini yanında biten kızda dolaştırdı ve ondan uzaklaştı hemen. Rona ise hiç çocuk benden uzaklaştı demeden minik elini tutarak çekiştirdi hemen arkasından, "Sende mi acıktın Devran gel benimle ye tadı çok güzel!" Dedi neşeyle Rona ancak Devran kesinlikle bu kıza dayanamıyordu ne kadar karşı karşıya gelmişlerse Rona sanki oyuncak bebeğiymişte birazdan çay partisi diye ufak bir masaya oturtup olmayan çayları zorla içirtecek birine benziyordu. Tam bir yerli belaydı.
"Yavaş kız." Dedi Hevdem hemen müdahale ederek zaten Devran kızın elini ittirerek kurtulmuş çatık kaşları ile bakıyordu bile kıza. Rona yüzsüzce sırıtarak, "Gelsene bebek." Dedi tatlı tatlı sonra tekrardan tutacakken Devran Hevdem'in arkasına geçmişti bile.
Dudaklarını büzdü hızla, "Niye kaçıyorsun benden?" Dedi ağlamaklı ince sesiyle. "Niye acaba sana şu hayatta Renas'tan başka dayanabilen çocuk mu var?" Diye söylendi Hevdem.
"Sen sus Hemo!" Diyerek çıkışınca sesli bir nefes aldı Hevdem. "Güzelim çocuk sevmiyor birilerinin ona dokunmasını ondan böyle yapıyor o da bir insan hem unutmasan mı çekiştirip duruyorsun rahatsız oluyor belli ki." Omuz silkti dolu dolu olan gözleriyle Rona. İkisiyle de konuşmadan sandalyeye çıkıp tabağını önüne çekti. Renas ile buluşunca anlatacaktı bu terbiyesizliği ona hemen.
Hevdem derin bir nefes alarak Devran'a döndü Rona'ydı bu beş dakika sonra unuturdu bunu, "Karnın aç mı?" Diye sordu yumuşakça, başıyla onayladı onu Devran. Bunu seviyordu işte Hevdem sorulan sorulara net bir şekilde cevap veriyordu konuşmasa bile. "Sana da onun ki gibi mama yapayım mı?" Diyince iki yana salladı başını Devran. Doğruldu Hevdem, "Peki ne istiyorsun?" Eliyle buzdolabını işaret etti Devran. "Halasının bir tanesi neden konuşarak anlatmıyorsun?" Buna bir cevap vermedi Devran. Konuşmak, sesini yükseltmek ya da etrafta ayak altında dolanmak yasaktı böyle alışmıştı ve bunlardan sıyrılmak onun için çok zordu yeni yeni tanıdığı bu insanların arasında hemde.
Pes etti ve bunaltmak istemedi çocuğu Hevdem. Dolabı açtı ve Devran'a yol vererek, "Göster bana ne istiyorsun." Devran dolabın önünde durdu ama gözüne çarpan hiçbir yiyecek istediği değildi ufak parmağıyla en üst rafı işaret edince Hevdem ona kalmadan zaten rafa uzatmıştı elini. Çikolata tabağını indirerek gösterdi. "Çikolatalı ekmek yapayım mı sana?" İki yana salladı başını çocuk, bunu eledi Hevdem ardından tek tek gösterdi kahvaltı tabaklarını; çilek reçeli, kayısı reçeli, zeytin, tereyağı, kaymak derken süzme peynir çeşitlerini de göstermiş onları da istememiş son kalan diğerlerinden daha büyük kapalı kahvaltılık kabını çocuğa açıp gösterince çocuk anında tutmuştu kabı.
"Cidden bu mu halacım?" Başıyla onayladı onu Devran. Hevdem ise gülerek doğruldu. "Abime bu kadar benzediğini belli etmeseydin keşke o da senin gibi köy peyniri olmadan kahvaltı etmek ne bilmiyor." Elindeki otlu peynir tabağını tezgaha bırakıp ekmek poşetinden bir ekmek çıkardı alt kısmından yarımın biraz azı olacak şekilde koparıp içini açarak peyniri bol bol koyup çocuğun eline verince anında almıştı. Devran'a kalmadan koltuk altlarından tutarak onu da sandalyeye oturtmuş sonra dolaptaki meyvesuyu paketini çıkarıp ikisine de birer bardak doldurdu.
Cebindeki telefonu çıkarıp ikisininde fotoğrafını çekti hemen ve Merih'e attı. Muhtemelen şu an uyuyordu ama olsun uyanır uyanmazda göreceği ilk mesaj bu olurdu. Altına yazdı resmin, "Anne babaları uyurken ablaları olarak karınlarını doyurdum gör bak nasıl marifetliyim." Diye.
Cevap şimdi gelmez demişti ama mesaja arayarak cevaplamıştı Merih.
"Marifetli olduğunu zaten biliyordum ceylan gözlüm." Sesi boğuk ve uykulu geliyordu. Gülümsedi cilveli bir edayla Hevdem kendinde olmayarak, "Seni ben mi uyandırdım?" Diye sorunca sesli bir iç çekiş duymustu öteki taraftan.
"Keşke hep sen uyandırsan, böyle uyandırışa can kurban." Kıkırdadı Hevdem. "Neyse ben uykunu açmayayım uyu sen hadi öptüm."
"Neremden?" Dedi anında Merih birden dinçleşmişti. Sesli bir nefes verdi Hevdem.
"Alnından Merih alnından yat uyu!" Demiş ve telefonu kapatmıştı suratına. "Sen sabır ver Allah'ım." Şimdiye dek daima ya salağa yatıyordu ya duymamazlıktan geliyordu bu lafları çünkü ona uyacak olsa yanardı ortalık biliyordu.
Merih ise kapanan telefonla başını yastığına sertçe gömmüştü. "Helal etmiyorum hakkımı hiçbirinize helal etmiyorum lan!" Diye söylenmişti sinirle üstüne yastığını döverek tabi yatakta ters döndüğünün de farkına vararak daha da öfkelenmişti. "Herkes aldı sevdiğini bir ben kaldım sap gibi! Yeminle kaçıracağım ramak kaldı!"
Riva konağında ise birbirine iyice yapışmış sarılarak uyuyan Ferman ve Pare ise uykunun en tatlı noktasındaydı. Ferman farketmeden kollarındaki kızı daha da sıkarak sarılırken başını da mis gibi kokan saçlarına gömmüştü, Pare huylanmıştı. Ağır ağır kendine geldiğinde ise burnunun dayalı olduğu göğüsün Ferman'a ait olduğunu anında anlamış gülümsemiş daha da sokulmuştu elinde olmadan adama ancak sadece saniyeler sonra kapattığı gözlerini hızla açarak itmişti adamı.
"Noluyor lan!" Diye söylenerek aralamaya başladı gözlerini Ferman, Pare ise anında inmiş deli gibi bakınıyordu etrafa. "Devran yok!" Diye bağırdı. "Çocuk yok Ferman ufacık çocuk nereye gider ne yaptık biz!" Yatağın altına dolabın kenarına derken Ferman'da hemen kalkmıştı. "Sakin ol Pare buradadır." Desede kadın dinlememişti.
"Yine aldılar benden yine koruyamadım salak gibi!" Diye bağırdı öfkeyle, gözlerinden yaşlar akarken banyoda da bulamadı. Odalarına da kimse giremezdiki konaktan, Devran'da ayaklanıp gitmezdi öyle bir çocuk değildi.
"Pare'm sakin ol gözünü seveyim." Derken kendisi de endisesini bastırmaya çalışıyordu. Yaşlarını sildi kadının alnına sıcak bir öpücük bıraktı ardından kapıya dönmüştü ki çok hafif aralık olduğunu farketti. Beklemeden dışarı çıkar çıkmaz Pare'de arkasından koşmuştu.
"Devran!" Diye bağırdı Ferman gür sesiyle konakta. "Neredesin oğlum?!" Derken merdivenlere yönelene kadar baktı etrafa gözleriyle. Merdivenlerden hızla inerlerken Pare'de sesleniyordu oğluna tabi bu sese uyuyanda kalmayacağından herkes telaşla çıkmıştı odalarından.
"Ne oluyor oğlum hayırdır?" Diye bağırdı gür sesiyle en üst kattan Kalender Ağa, Jiyan ve Leyla da giriş kattaki odalarından çıkarken Fisun, Serkan ve Kubar amcası da odalarından çıkmış merdivenlere yönelmişlerdi bile.
"Devran yok baba baktım odaya falan yok sizde bakın hemen etrafınıza!" Herkesin gözleri irileşirken. "Gitti aldılar koca konaktan torunumun oğlunu tek varisimi ufacık bebeği!" Diyerek ağıt yakmaya başlayan Buke Riva ile ona ters ters baktı Sultan hanım. "Bir sus ana kimse şu an seninle ilgilenemez kes dramayı Allah aşkına!"
"Sultan!" Diye uyardı Kalender.
"Ne Sultan'ı yalan mı diyorum çocuk yok zaten kız perişan olmuş ananda odun atıyor!" Diye karşılık verince sabır çekmişti Kalender.
"Şimdiden üzüldüm çocuğa Vallahi Allah yardımcısı olsun." Dedi Leyla hüzünle Jiyan ise omzunu sıkarak kendine çekti, "Korkma gülüm bulacağız şimdi boşuna korkuyorlar buralardadır çocuk." Kollarından çıktı adamın Leyla. "Jiyan ben onu mu diyorum." Derken belirginleşen karnını okşadı. "Anan için diyorum zavallı çocuğa musallat olacak Gece'yi Hanımağa etti Devran'ı da Ağa edeceğim diye eğitmeye kalkarsa yeminle izin vermem bak çıkarım efendi gelin karaketerinden yolarım ananı!"
"Leyla!" Dedi hayret ve sinirle Jiyan.
"Ne Leyla yalan mı!" Diyerek çıkıştı Leyla. "Hamileyim ben hamile, haklıyım, ne desem haklısın karıcığım diyeceksin!" Burun kemerini sıktı Jiyan sakin kalmak için.
"Ben gidip dışarıya bakayım korumalara sorayım çıkmış mı diye sizde telaş etmeyin konakta bir yerdedir oyun oynuyordur kesin!" Diyen Serkan konak kapısına adımlamış, annesi babaannesiyle laf dalaşına girmiş babası aralarına girip ayırırken diğer herkes etrafı aramaya koyulmuş abisi de Pare'yi sakinleştirmeye çalışıyordu ve tüm bunlara şok içinde baktı Hevdem mutfağın kapısının önünden. Bir yanına Rona geçmişti elindeki mama tabağıyla diğer yanına Devran geçti bitmek üzere olan ekmeğiyle.
"Hemoş." Dedi ağzındaki kaşığı çıkaran Rona. "Sanırım herkes delirdi."
"Al bendende o kadar." Diye söylendi umutsuzca Hevdem ardından sesli bir nefes alarak öne çıktı ve bağırdı, "Herkes bana baksın!" Bir anda sessizleşti etraf. "Çocuk acıkmış aşağıya inmiş bende karnını doyurdum iki dakika da savaş alanına çevirdiniz be etrafı çok seviyorsanız kalkında siz ilgilenin çocuklarınızla!" Diye parladı nefes nefese ardından sesinin desibelini düşürdü ve saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Bende gidip kalan uykuma devam edeyim sizin yüzünüzden yarım kaldı. Bu arada hoş geldin ailemize yenge." Dedi ve odasına gitti. Herkeste arkasından baktı hayretle.
"Ay inanmıyorum kınadı resmen beni Jiyan yeğenin, ben kınanacak bir kadın mıyım bakamıyor muyum ben çocuğuma onu mu demek istedi şimdi ha?!" Jiyan hormonları yerlerini ve dengesini şaşırmış olan karısına umutsuzca baktı hayır hamilelikten değildi karısı normalde de böyleydi zaten.
Pare ise hemen Devran'ı kucağına alırken Ferman'da rahat bir nefes aldı.
"E hayde madem kalktınız hazırlayın kahvaltıyı." Diyen Kalender Ağa ile Cansu ve Zehra mutfağa koşmuşlardı.
"Oğlum sen o kapıyı nasıl açtın, bizi niye uyandırmadın?" Diye sordu karısının kucağındaki oğlunun başını okşayarak. Devran bir kaç saniye baktı adamın yüzüne sonra döndü kalan ekmeğini yemeye başladı şimdi konuşsa çok şey derdi de neyse.
"Çok korktum." Diye fısıldadı Pare ardından o da öptü yumuşak yanaklarını oğlunun.
"Lan!" Diye parlayınca Ferman, tuhafça baktı Pare ona. "Kızım sen niye böyle indin aşağı!"
"Neyim var ki?" Diye sordu anlamayarak Pare ancak Ferman kolunu tutarak kendine çekmişti iyice kadını. Saklama niyetindeydi kızı. "Şu üzerine baksana yataktaki halinle aşağı inmişsin incecik kızım bunlar!" Gözleri üstüne inince ne demek istediğini anlamıştı adamın ve utançtan kıpkırmızı olmuştu. Saten çiçekli bir pijama takımı vardı üstünde, yakası epey açık kısa kolluydu birde.
"Farketmemişim, o telaşla aklıma bile gelmedi." Dedi iyice kısılan sesiyle kesinlikle çok utanıyordu etrafta onca kişi varken. "Yürü yürü." Dedi merdivenlere ilerletirken Ferman ancak baktı ki bu şekilde hem yavaş hem kapatamıyordu kızı, birden kucağına alarak hızla çıkmaya başladı merdivenleri.
"Ferman!" Diye utançla yükselsede Pare duymadı Ferman.
Ardından bakan Serkan kahkaha attı, "Zamanında karı kızdan söz açınca konuşturmazdı şimdi karısını saklıyor bizden." Dedi.
Kafasına vurdu bir tane Fisun.
"Milletle dalga geçeceğine git şu donunu değiştir kimse farketmeden!" Pembe ve çicekli şortu neon renklerle ön tarafında yazan azgın boğa yazısı ise cabasıydı. Serkan hızla kaçmıştı bile odasına
"Yaklaşma bana Jiyan bir kere olsun almadın beni şöyle kucağına! Beş yıldır evliyiz bir günlük evli yeğenin senden önde!"
"Leyla, gülüm sen kafayı mı yedin açlık mı vurdu başına?"
"Ha sen bana gerizekalı diyorsun birde!" Diye çığırdı öfkeyle. "Kiloluyum ben ondan almıyorsun tabi ama yeğenin hem karısını hemde oğlunu kucakladı bil istedim!" Diye bağırdı adamın kulağına kulağına.
"Ben öyle yeğenin şarap çanağına tüküreyim, şerefsiz!" dedi sinirle.
Saçlarını tavırlı bir şekilde geri attı omzundan Leyla, burnunu çekti içlice, "Ama ben biliyorum biz hiç zorluk çekmedik sen hiç hasret kalmadın bana ondan böyle gevşek hareketlerin."
"Gevşek?!"
"Gevşek tabi hep avucundayım ben ya rahatsın, ne çiçek, ne hediye, ne bir şey alırsın! Yaklaşma bana Jiyan eve de gelme kal burada aklın başına gelene kadar!" Gözleri korkuyla irileşti anında Jiyan'ın. "Leyla'm gülüm benim." Diyerek kadının peşinden giderken geri dönüp Rona'yı omzuna attı hemen. "Konuş ananla babamsız yapamam ben de yoksa bir daha Renas'ı göremezsin!" Bu tehdit Rona için yeterliydi. Babası ne dese yapmış annesine duygu sömürüsü de yapmıştı.
Sonuç olarak Rona'da evden kovulmuştu.
🔗🗝️🔗