78. Bölüm Part:2

4989 Kelimeler
Son yarım saattir olduğu yerden kıpırdayamamış öylece boşluğa dalmıştı Mara. Bu tek katlı müstakil eski olmayan gayet yeni olan ev artık eviydi. Mobilyalarını kendi seçtiği yatak odasının ortasında oturmuş kara kara düşünüyordu Cahit'in dediklerini. "Sen içeri geç üzerini değiş uyu bende karşıdaki odada kalacağım ama dikkat edeceğiz annem ayrı yattığımızı anlamayacak." Demişti. Bu ne demekti ya ne demek başka odada kalacağım. Evlenmişlerdi değil mi onlar ayrı yatmak neydi. Üzerindeki gelinliği takıları hatta duvağını bile kafasından kaldırmamıstı. Cahit kaldırmak zorundaydı bu duvağı öyle ayrı odalar falan olamazdı. "Derdim bitmiyor ki!" Diye söylendi sinirle ardından kabarık gelinliğini tutarak bir hışımla çıktı odadan. Bu gelinlikle ne kadar olacaksa artık. Karşıda ki odanın elektiriği yanıyordu kapının alttan sızan ışığına göre. Kapıyı tıklattı dikkatle çok geçmeden üzerinde siyah bir eşofman altı ve beyaz bir tişörtle Cahit belirdi, saçlarını kuruluyordu. Bir an için neden burada olduğunu sorguladı Mara adamı süzerken, geniş omuzlar uzun boy keskin bir çehre ve ferah bir koku her şey tam anlamıyla baş döndürücüydü bu adamda. Kızı gelinlikli haliyle görünce kaşlarını çattı. "Sen hâlâ kurtulmadın mı bu gelinlikten?" Dişlerini birbirine geçirdi Mara, gelinliğini daha da sıktı. "Konuşmamız gerekmiyor mu sencede?" Tuhaf tuhaf baktı kıza, "Ne hakkında konuşacağız?" Diye sordu anlamayarak. "Odaya gelde söyleyeyim!" Diye konuştu duvağın altından sertçe ardından zor bela arkasını dönüp yatak odasına girerek bıraktı eteklerini. Cahit ise karmaşık bir ifadeyle kızın ardından gidip kapıyı kapatmıştı, şimdi duruyordu kızın karşısında. "Sorun ne bir şey mi oldu ya da bir şey mi lazım?" Diye sordu adam. "He ya lazım." Dedi imayla Mara. "Ne lazım?" "Duvağı kaldıracak bir damat lazım mesela ne dersin yapabilir misin bunu?" "Alay mı ediyorsun sen?" Derken sesi sertleşmişti adamın bu da bir tık germişti Mara'yı. "Alay etmiyorum ciddiyim Cahit. Biz evlendik farkında mısın ben senin karınım ya hani duvağımı açmak gelinliğimin sırtını çözmek bile senin işin ve sen kalkmış bana ayrı odalarda kalacağız diyorsun? Hayırdır gülüm rahat mı batıyor sana!" "Yavaş gel!" "Gelmiyorum yavaş falan bana bak Cahit efendi ben kimseye benzemem tamam mı abime evet dedin beni karın yaptın o zaman sende kocalık vazifelerini yerine getireceksin pekâlâ!" "Sen benimle kafa mı buluyorsun Mara?" Diye sordu ciddi ciddi Cahit. "Beni arayıp bu evliliği teklif eden sen değil miydin hani varlığını bile hissettirmeyecektin ne bu tavırlar şimdi?" Duyduklarıyla yutkundu Mara. Hâlâ orada mıydı bu adam iyi ama... Çok farklı düşünmüştü oysa. Şimdi ne dese boş olacaktı haklıydı adam şu bir haftada sadece bir kere aramış istediği mobilyaları ev için siparis edebileceğini söylemişti sadece başka hiçbir şey yoktu. O günden sonra çok fazla zaman geçmişti ve Mara doğrusunu söylemek gerekirse Cahit'e karşı heyecan duyuyordu onunla gerçekten hayat arkadaşı olabileceğine inanmıştı ama tam bir aptaldı ve tüm bunların sebebi yine kendisiydi adamı hiç aramasaydı böyle bir şey olmazdı abisi zaten evlendirecekti ikisini. Ama o zaman da belki Cahit kabul etmezdi evlenmeyi sırf onunla zamanında konuştuğu için kabul etmişti. "Tamam." Dedi yutkunarak. Gözleri dolu doluydu şimdi belkide zamanında Güneş'e uyup Gece'nin canını yaktığı için doğrulmuyordu beli. "Git sen ben de yatayım artık kusura bakma başını ağrıttım." Cahit birden bire durulan ve sesi kısılınca kızın, tuhaf hissetti ama bir şey demedi. Cebinden bir beşi bir yerde çıkarıp uzattı kadına, "Annem almam için ısrar etti adettendir diye yüz görümlülüğüymüş al." Gözünün önünde sallanan altınlara tersçe bakarak tuttu altını ancak Cahit bırakmayınca kaşlarını çatarak baktı duvağın altından adama. "Vereceksen ver vermiyorsan yürü git!" Dedi sinirle. Dudakları kıvrıldı Cahit'in, "Ne bu sinir hayırdır Mara Hanım canınızı sıkacak bir şey mi ettim?" Sinirden kudursada tek kelime etmedi çünkü ağlamak istiyordu, prensesler gibi evlenmişti ama hayal ettiği gibi ilerlemiyordu oysa o duvağını Cahit açacak sırtındaki kırk düğümü o çözecek zannetmişti. Kızdan bir cevap gelmeyince sıkıntıyla nefes aldı Cahit, gider ayak kimsenin kalbini kıramazdı asla hele de bir kızın. "Gel buraya tamam." Diyince anlamadı Mara ancak Cahit beşi bir yerdenin kurdelelerini açarak kızı duvağının altına soktu. Mara kaskatı kesilerek adama bakarken Cahit oldukça ciddi bir tavırla kurdeleyi kızın boynuna bağladı ardından ise içinden besmele çekip duvağı kaldırarak açtı kızın yüzünü. Onu karşılayan bir çift dolu dolu göz ise yutkunmasına neden oldu. Adettendir diye diye içinden geldiği gibi hareket edip kızın güzel yüzünü avuçları arasına alıp alnına bastırdı dudaklarını. Mara Cahit'in bileklerine tutundu hemen şimdi bayılabilirdi. Daha önce hiç böyle hissetmediğine yemin edebilirdi. Yavaşça ayrıldı Cahit ama ellerini ayırmadı kızın yüzünden, "Evliliğimiz sahte bile olsa en ufak bir derdinde bana gel Mara ne olursa olsun sen benim karımsın artık." Gözlerinden irili iki damla aktı yanaklarına. "Ben bu evliliğin gerçek olacağını zannetmiştim." Dedi titrekçe Mara. Gözleri dehşetle açıldı Cahit'in ellerini ateşe değmiş gibi çekti kadından. "Ne diyorsun sen Mara?" Diye sordu zor bulduğu sesle. Gözlerini kaçırdı Mara, "Önceden konuştuklarımızı unutmuştum sende unutmuşsundur zannettim ve gerçek bir evlilik yapacağız sandım ama..." Burnunu çekti. "Sen hâlâ o anlaşmada kalmışsın." "Çünkü doğru olan buydu!" Diye çıkıştı öfkeyle Cahit, irkildi kız. "Fazlasıyla güzel bir kızsın Mara ama belliki saçma hayallere kapılmış aklın karışmış bir kaç gün sonra bu dediklerine bile pişman olacaksın." Başını iki yana salladı Mara, "Olmayacağım." Dedi adama bir adım atarak ama Cahit sert bir bakışla ona durmasını belirtti. "Ben bu evde bir kaç gün sonra pişman bir kız görmek istemiyorum Mara, gençsin aklın çabuk karışıyor biliyorum o sebeple en başından anlaştığımız gibi olacak sahte bir evlilik olacak bu ve sen bir kaç ay ya da yıl sonra gideceksin istediğin gibi." Mara şaşkınca baktı adama kesinlikle kalın kafalı bir adamdı bu. "Niye pişman olacağım be ben gerizekalı mıyım!" "Akıllı olduğunda söylenemez." Gözleri karardı sinirden kızın, bir anda omzuna vurarak itti Cahit'i, "Çık git odamdan hemen yatacağım!" Cahit afallasada çıkmadı odadan. "Gelinliğini açmana yardım etmemi istemiyor musun?" Diye sordu birde üstüne ciddiyetle ve bu Mara'yı daha da delirtti. "Gerek yok yardımına!" "Biraz sakin ol istersen." Diye uyardı Cahit ama elbette bir işe yaramadı kız hâlâ delici bakışlarını ondan indirmemişti. "İplerle dolu sırtın çözmen zor izin ver açayım sonra zaten gideceğim." Hüzünlendi yine Mara ama topladı kendini hızla. "Kırk düğüm attırdım bilerek gelinliğe, kocamın sabrını denemek için ama sen!" Dedi bastırarak. "Benim gerçekten kocam olmadığın için bunu yapmana gerek yok ilerde gerçekten evlenecek olursam o kocama açtırırım ne de olsa!" Cahit'in bir gözü seğirmeye başlamıştı ve Mara daha ne olduğunu kavrayamadan belinden tutulurak çevrilmişti bile. Duvağın üzerinden kızın ensesini sıkıca kavradı ve nefesi kesilen kızın daha da nefesini kesmek istercesine eğildi arkasından kulağına. "Yalan ya da değil benim yanımda hayatında sahte bile olsa ben varken başka adamlardan bahsetmeyeceksin Mara duydun mu!" Dişleri arasından çıkan tehditkar her söz titretti kızı. Yutkundu üst üste Mara, "Ne dedim ki ben şimdi?" Dedi kekeleyerek. Ensesini daha da sıktı uyarırcasına, "Anlaşıldı mı dedim!" Başını hızla salladı tasdikleyerek kadın. Rahat bir nefes veren Cahit geri çekilip duvağı kenara çekti ve omzundan attı kızın önüne. Mara, "Çok seksiydi bu!" Dedi mırıldanarak ensesine dokunurken. Ateş gibi bir nefes alırken Cahit'in parmaklarını sırtında hissetmek daha kötü ediyordu. Cahit tam yarım saat boyunca küfrede küfrede tek tek çözdü düğümleri çoğu kez makasla kesmeyi teklif etsede izin vermemişti Mara ama gitmesini halledebileceğini söylediğinde ise bunu kesin olarak reddetmiş damat olarak kendisinin açması gerektiğini söylemişti. Deli gibi hoşuna gidiyordu tabiki bu olanlar Mara'nın. Son düğümüde açınca rahat bir nefes aldı Cahit ancak gözlerini yine zor bela tuttu kızın açılan çıplak pürüzsüz sırtında gezdirmemek için Mara elbisenin goğüs kısmından tutarken utançtan domates olsada dönemedi önüne. "Gayet sabırlıyım gördüğün gibi Mara Hanım, şimdi çıkar şunu yat uyu." Demiş ve hızla çıkmıştı odadan. Kapıya ters ters bakarak bıraktı gelinliği ve üzerinden düşmesine izin verdi. "Bende Mara isem bu evliliği gerçeğe çeviririm Cahit bey." Dedi hırsla. 🗝️🔗🗝️ Herkes bizi Bodrum'da tatilde zannederken biz İtalya'ya gelmiştik. Boran onlem amaçlı kimsenin bilmemesi daha iyi demişti burada da bizi koruyacak bir ordu koruyacaktı uzaktan bizi dahası benim özel güvenlikçi kadınlarda peşimdeydi. "Boran burası mükemmel!" Diye çığlık attım evin manzarasına bakarken. Kaçıncı çığlığımdı bilmiyorum ama Boran her defasında ilkmiş gibi gülümseyerek karşılık veriyordu. Elindeki çantalarımızı kapının girişine koydu ve kapattı kapıyı. Çantalarımızı Mizgin abla hazırlayıp göndermişti uçağa ve bana sadece uçağa binmek kalmıştı tabi hemen üzerimi değişip rahat bir elbise giymiştim. İki katlı lüks tatlı bir tatil eviydi, oldukça modern ve temiz görünüyordu. İtalya'nın en güzel tatil bölgesindeydik. Olduğumuz konum İtalya'nın en büyük adalarından biriydi. Çevremizde evimiz gibi evler sıraya dizilmişti camlardan dışarıya bakınca ise önce uzun bir kumluk sahil ardından uçsuz bucaksız çarşaf gibi bir deniz. Suyu bu uzaklıktan bile temizliğini bağırıyordu dibi görünüyordu öyle ki. İtalya'ya gelişimiz üç saat sürmüştü ama koca adada iniş kabul etmedikleri için uçağımızı en yakın şehre park etmiş tekneyle adaya gelmemizle birlikte sabahı bulmuştu. İtiraf etmeliyim çok heyecanlı ve çok mutluyum üstelik her yer çok güzel geliyordu ya da Boran ile olduğum içindi bilemiyorum. Arkamı dönüp ona bakmak istediğimde bulamadım. Karnım acıkmıştı Boran gelirken teknede kahvaltı yapsada ben iştahım olmadığı için istememiştim ve şimdi açtım. Tahta otantik bir görüntü sunan merdivenleri hızla aşıp iki odadan açık olana girdim. Üzerini çıkarıyordu. Arkası dönüktü, pantolonun kemerini açmıştı ki bir anda koşarak atladım sırtına, bacaklarımı tutunca boynuna sarıldım. Güldüm. "Hayırdır yavrum?" Başını bana çevirince sıkıca öptüm yanağını, "Karnım acıktı benim." Bacaklarımı bırakınca indim ağırca sırtından, önüne çekti hemen bedenimi. Tatlı bir öpücük bıraktı önce dudaklarıma. "Mutfağa senin için paket bıraktım in aşağı et kahvaltını güzelce." "Peki sen?" Bir öpücük daha bıraktı dudaklarıma. "Duş alıp yatacağım bir iki saat başım ağrımasın diye o zamana öğlen sıcağı da geçer gider sana ve bana deniz için bir şeyler alırız olur mu?" Bir kez daha öptü dudaklarımı. "Uyar mı sana?" "Uyar." Dedim avel avel ona bakarken. Son kez gülerek burnuma bir öpücük bırakıp banyoya yöneldi. Hızla sirkelendim. Büyücüydü bu adam kesin. Mutfağa inip masanın üzerinde duran paketi açıp börek çörek ne varsa yedim yanına bir meyvesuyu ile. Mutfakta krem rengi ağırlıktaydı, orta büyüklükteydi ve iki kişi için idealdi. Yediklerini toparlayıp içeri geçince evi keşfetmek için dolaşmaya ve her yeri kurcalamaya başladım. Boran'ı kontrol ettiğimde uyuduğunu görmüştüm koca bembeyaz nevresimlerin arasında bir boxterla. Nefesimi tutarak çıktım odadan yoksa nefsime yenik düşebilirdim. Ben uçakta onun kollarında uyumuş olduğum için uykum yoktu ama o uyumamıştı dünden beri. O uyurken bende kapının önüne çıkmış uzaklaşmadan etrafı yoklamış ama Boran olmayınca pekte güzel olmadığını farkederek eve geri girip Boran'ın yanına çıkıp sessizce kıvrılmıştım yanına. Bizimkileri arayıp hâl hatır sorabilirdim ama canım istememişti. Onunla uyuyakalınca ikindi vaktine doğru uyanmıştık. Hazırlanıp dışarı çıkmıştık elbette evde kalmayarak. Boran'a ilk aldırdığım bir fotoğraf makinesi oldu. Her adımda fotoğraf çekilecek kadar güzel sokaklara sahip olan bu yere aşık olmamak elde değildi nitekim bende boynuma astığım fotoğraf makinemle önüme geleni, güzel olan her şeyi en çok çaktırmadan Boran'ı bol bol çekiyordum. Pek kıyafetim olmadığı için ve ne kadar kalacağımızı da bilmediğimden hem ona hem kendime bir sürü yazlık elbise bir kaç tane de kot şort almıştım ama şortları gizleyerek almıştım. Son olarak bikini mağazasına girdiğimizde Boran hiç uğraşmadan üç tane farklı desen ve modelde deniz şortu alırken ben bikini ve mayolar kısmına girmiştim. Çok güzel fakat doğal olarak çok açıklardı. Şimdiye kadar hiç giymediğim için şimdide alıp etrafta böyle giyinen yüzlerce kadın olsa da giyebileceğimi düşünmüyordum. Yine de Boran'la baş başa kalacağımız bir yerde giymekte istiyordum ve alacaktım evet. Mayo daha iyi olurdu hatta bikiniden daha kapalıydı neticede. Heves etmiştim şimdi bunları görünce hem etraf doluydu bunları giyenlerle, ben giyince gözler bana dönmezdi herhalde. Gözüme çarpan incecik, iplerle dolu lacivert bikiniye dokunduğum an ensemde bir nefes hissettim. "Şortlar bu tarafta yavrum." Boran'ın dediğiyle başımı omzumdan geriye çevirdim. "Ne şortu Boran bikini alacağım ben belki mayoda alırım." Diyerek başka bir mayoya yöneldim bu da diğerlerinden farksızdı; çok seksi ve güzeldi. "Gece." Diyen Boran'ın sesi zor gelmişti kulağıma. "Saçmalama yavrum bunları giymeyeceksin değil mi?" O bana saçmalama dedi ya giymeyesim varsa da giyerdim artık! "Bence asıl sen saçmalama Boran." Dedim dişlerimin arasından. "Tabi ki de giyeceğim denize ne ile girmemi bekliyorsun başka?" Gözleri tuttuğum mayo ve ben arasında gidip geldi. "Gece beni sikseler sana bunları giydirip milletin içine çıkarmam, hadi yavrum gel güzel bir şort üzerine de şu yarım atlet gibi sütyenler var onlardan alırız ha ne dersin en güzeli bak yarım atlete de izin veriyorum laf etmeyeceğim söz." Kolumu tutup çekiştirmeye başladı, "Gel hadi yavrum." Sinirle ittim kolunu ve mayoların yanına geçerek gözüme kestirdiğim ilk geleni aldım. "Ben bunu alacağım Boran hiç boşuna nefesini tüketme! Birde lütfeder gibi yarım atlet giymeye izin veriyorum diyorsun ya!" Bir kaç kadın müşteri çift olarak içeri girince sesimi kıstım. İtalyanca bilmiyordum ingilizceyi zor çözmüştüm be ben ama Boran beyin maşallahı vardı doktor olacağım diye cebe bir kaç dil koymuştu. Bir iki kere azcık şahit olsamda yerlere eriyerek kapanmama az kalmıştı o kadar güzel konuşuyordu anlamasamda. Dibime kadar girdi o da millet gelince. "Anlaşma yapalım." Dedi hemen. Tabi biliyordu vazgeçmem inadına alırım anlaşma sunuyordu. "Sen bunları giyme dile benden ne dilersen." Birde elini uzattı tutmam için. Sakin kalacaktım hayır. "Ben zaten dilediğim her şeye sahibim Boran." Hayalkırıklığına uğradı. "Biraz düşün belki vardır istediğin bir şeyler falan?" Başımı umutsuzca iki yana salladım. "Malesef sevgilim hiç ihtiyacım yok şu an." Omuzları düşünce kıyamadım. İyice yaklaşıp yanağını avuçladım. "Kocam benim ben bunları alacağım giyeceğim seninle olacağım hep hem pareo var birde ondan alacağım tamam mı sadece denize girince çıkarır sonra yine hemen giyerim kimsede görmez beni zaten sende insanların az olduğu yerlere gideceğiz demedin mi Boran?" Yavaş yavaş yumuşuyordu. "Hem herkes giyiyor hatta hiçbir şey giymiyor ben ise hayatımda ilk kez denize gireceğim bırakta hevesim sönmesin." Derken alt dudağımı sarkıttım azıcık. "Karına bunu çok mu görüyorsun Boran yani ha almayayım mı giymeyeyim mi ben bunu, o kadar İtalya'ya gelmişiz don atletle mi gireyim denize hiç mi önemsemiyorsun sen benim duygularımı." Başını çevirdi anında etkimden kurtulmak için, burun kemerini sıktı sakin kalmak ister gibi. Ona heyecanla bakarken, "Al ulan al! " Dedi sinirle. Ben ise anında boynuna atlayıp sulu sulu öptüm yanaklarını. "Bir tanecik kocam benim." Belimi sardı sıkıca, "He ya bir tanecik kocam acaba alma desem ne yapardın sanki dinliyor, üçüncü dünya savaşını sen çıkarıyordun az daha!" "Abartma aşkım benim ben öyle biri miyim?" Yan yan baktı bana, içinden neler geçiriyordu bilmem ama gözleri Allah belamı versede kurtulsam der gibiydi. Şaka şaka. Öyle demezdi hâlâ aşkla bakıyordu bana. Kolunu çözdü belimden, "Hadi yavrum ne alıyorsan al çıkalım dolmaya başladı sonra nefesim daralıyor deme." Diyince son kez daha yanağından öpüp bikinilere döndüm, "O pareo mu ne o zıkkımı da al!" Diyince güldüm. Kendime bir sürü güzel elbise almıştım ve onlarda da bir takım duygu sömürüleri yaptığım için adamı bezdirmiş olabilirdim. Üç dört tane mayo ve bikini almış birde pareo seçmiştim kendime. Onları alıp kasaya geçtiğimde Boran ödemeyi yapıp geri çekildi ve paketlerimi de o aldı. Ellerimizdeki paketleri yakın bir mağazaya bırakmıştık diğerlerini yaptığımız gibi çünkü bu adada araba kullanmak yasaktı ki zaten sokaklarda arabaları kaldıracak genişlikte değildi insanlar daha çok bisikletler, elektrikli scooter ya da motosiklet kullanıyordu. Kaldığım eve oldukça yakındı buranın çarşısı ve gezilecek yerler bu sebeple biz gerek duymamıştık ama sanırım geçici süreliğine motor kiralayabilirdi Boran. "Tamam artık Boran daha da alacak bir şey kalmadı dönelim eşyalarımızı alıp hadi." Gözündeki gözlüğün altından baktı bana, elimi bırakmadan ilerlemeye başladığında kaşlarımı çattım. "Nereye kocacım." Dedim tatlı tatlı koluna sarılarak ilerlerken. Dudakları kıvrılmıştı hitabımla. "Gelirken vitrinin birinde bir elbise görmüştüm içimde kaldı, bakalım hoşuna giderse alalım." Gözlerim hayranlıkla irileşti. Aldığım her elbiseye burun kıvırarak değilde ciddiyetle incelemiş kendi görüşlerini katmıştı öyle hevesimi kıracak şeylerde yapmamıştı sadece doğal olarak çok açık olan kıyafetlere laf edip küfretmiş ama sonunda bana kıyamayarak almıştı. Şimdi ise kendi beğendiğini mi alacaktı bana? Ben bu adamı yer bitirirdim ki ama. "Acaba ne sevap işledim." Diyince gülüşü daha da büyüdü, inci gibi dişleri belirip gamzeleri ortaya çıkınca benim yüzümdeki gülüş silindi. Etrafa bakış attım, İtalya'nın havasından mıdır suyundan mıdır bilmem manken gibi herifler karılar dolaşıyordu etrafta, hayır birde hepsi podyuma çıkmış gibi hazırlanmışlardı ben ise alışveriş yapacağız diye rahat uçuş uçuş bir elbise giymiş şapka takmış ruj bile sürmemiştim, Boran'da lacivert bir şort ve basic bir tişört giymişti ayaklarında bile alışık olduğum Rugan ayakkabılar yerine marka terliklerden vardı. Neyseki buradaki kızların gözleri doymuş olmalıydı ki kocama bakanı görmedim. Hoş mağazanın ikisinde çalışanlar yardım edelim diye, bir iki müşteride yardım eder misiniz diye kocama yanaşmaya kalkmışlardı ama ben izin verir miyim?! Asla. Boran bile farketmeden püskürtmüştüm hepsini. Ben dalmışken Boran beni butiğin birine sokmuş vitrindeki elbisenin otuz altı bedenini istemişti. Çalışan kız gözüme nazik ve tatlı gelince rahatladım neyseki bu butik fazla dolu değildi iki üç kişi dışında pek bir kişi yoktu. Üzerindeki şeffaf koruma paketiyle getirdiği elbiseyi bana uzatınca ufak çaplı bir şok geçirmedim değil. "Denemek isterseniz kabinlerimiz bu tarafta." Kadın ne dedi anlamadım bile dilini bilmediğimden. Boran yumuşakça kavradı kolumu, "Yavrum hadi kabine, dene bakalım." Diyince, hayretle baktım Boran'a. "Boran bu elbise bordo." Dedim ciddiyetle. "Tamam yavrum olsun, denesene bir kere göreyim üstünde beğenmezsen almayız." "Aşkım sen iyi misin elbise diyorum bordo diyorum kan kırmızısı hani sen bu renkleri fazla giyme demiştin!" Şimdi aydınlanıyor gibi havalanınca kaşları rahatladım bir an hastalandığını zannettim. "Sanki beni dinliyormuşsun gibi konuşma yavrum hadi giyin." Diyince şoka girdim. "Ama hem sırt hem göğüs dekoltesi var bu elbisenin sen kolayca almazsın bana bunu?!" Çıldıracağım şimdi. Sabırla bakarken kolumdan tutarak kabinlerin olduğu yere götürdü beni ardında boş kabine sokup, "Giyin hadi bekliyorum." Diyip kabinin kapısını örttü. Beyaz tahta beyaz kapıya bakarken olanları sorguladım. Bu adam bu derece açık ve güzel bir elbiseyi giymeme müsade etmez kalpten giderdi ama kendi elleriyle alıyordu. Acaba sadece onun yanında giymeme izin vereceğinden mi aldırıyordu? Gerçi İtalya'da giymeme de izin verebilirdi sonuçta burası Mardin değildi dahası etrafta bu tarz giyinen bir sürü kız vardı. Tamam. Salak gibi sorgulamayı kessem iyi olacaktı adam ne güzel alıyordu işte Allah'tan belamı mı istiyordum ben. Hızla üzerimdeki elbiseden kurtulup kumaşı oldukça esnek ve tene yapışan elbisenin fermuarını açarak geçirdim üzerime. Fermuarı kalçamın üzerinde bitiyor büyük sırt dekoltesi vardı önden de omzuma dolanan kumaşlar göğsümü kapatırken göbeği açık eteği bol ve sağ kısmı derin bir yırtmaç içeriyordu. Vazgeçtim Boran bu elbiseyi kesinlikle dışarıda giydirmezdi. Benim bugün aldıklarım bundan üsturupluydu hem Boran izin verse ben giymezdim bunu dışarıda asla. "Giyindin mi yavrum?" Ellerim fermuarımdayken, "Neredeyse-" lafımı tamamlamadan kabinin kapısını açıp girdi ve kapattı ardından kapıyı. Tuhafça bakarken ikimiz için epey dar olan kabinde duvara yaslandım, bana genişti de Boran girince heybetli bedeniyle biraz sıkıştığım doğruydu. "Niye girdin içeri Boran yardıma ihtiyacım yoktu ki?" Gözleri üstümü tararken orada gördüğüm beğeni, hayranlık ve yoğun tutku mideme doğru sıcak bir sıvı akıttı. Ben bu bakışı biliyordum bu adam rahat durmayacaktı! "Çıksana Boran hadi." Omuz silkti rahatça. Sırtımı duvara değilde aynaya yasladığımı o gözlerini beğeniyle arkamdaki aynada dolaştırınca anladım. "Fermuarını kapatmamışsın iç çamaşırını görüyorum." Dediği an elimi hemen arkama atıp popomun üstünde duran fermuarı kavradım ama Boran bana izin vermeden kollarımdan tutup ters çevirmişti. Nefesimi tuttum gücü karşısında, ellerimi aynaya yasladım. Lanet olsun birileri gelirse yüzümü kaldıramazdım. Fermuarı tuttu parmakları, "Yardıma ihtiyacın olunca istemekten çekinme." Boğuk sesi içimi titretirken nefesi saçlarımı yaktı. "İhtiyacım yoktu ki." Dedim titreyerek. İşkence etmek ister gibi yavaş yavaş çekti ve kapattı fermuarı. Parmakları sırtımın çıplak kısımlarına değince gerildim hızla. Sütyeni de çıkardığım için çıplaktı tamamen sırtım. Ona döndüm hızla, "Giydim işte Boran aklından neler geçiyor senin." Dedim etkilendiğimi gizlemeye çalışarak çünkü beni yoldan çıkarsa ondan beter olurdum. Kabinin kapısını açıp bu ateş almaya müsait alandan çıkmak için hamle yapmıştım ki buna izin vermeyip belimin iki yanından tutarak aynaya yaslamıştı yeniden ve dahası üzerime eğildi. "Aklımdan neler geçtiğini anlamak pekte zor değil aslında." Dudaklarıma dudaklarıma üfleyişi içimi kaynatıyordu. Çıplak kaslı kollarına tutundum. "Ateş gibi olmuşsun be kadın cayır cayır yakıyorsun." Gözleri baştan aşağı yine beni süzerken ellerini belimden çekmedi. "Evimize gidelim orada yakmaya devam ederim seni söz." Güldü erkeksi bir şekilde. Dudağımın kenarından minik bir öpücük aldı. "Evimize gidince zaten ilgileneceğim seninle ama benim farklı hayallerim var şu an." Belimdeki elinin biri bacağımdaki yırtmacın içine girip bacağı okşayınca gözlerim irileşti, "Sen niyeti bozmuşsun!" Dedim dehşetle. "Burası milletin banyosuna benzemez Boran dışarıda insanlar var ve bizimde içeri olduğumuzu biliyorlar!" Ben dehşet içerisinde kalmış konuşurken o aralık kalan dudaklarıma yapıştı. Hayır hayır sıcak dudaklarına kanamazdım hele de böyle emerken. Hızla çevirdim başımı nefes nefese. Dudakları durmadı ve yanağımda gezindi usul usul, "Bak yavrum sabahtandır bu anı bekliyorum ben biliyorum onaylamayacaksın falan filan ama ben seni," diyerek üzerime iyice abanıp aynaya yaslayınca burunlarımız birbirine çarptı. "Kabine sokup şöyle duvara yaslama hayalleri kurmuşkende beni engelleyemezsin. Dışarıyıda merak etme çalışanla konuştum biraz parayla bizi idare edecek." Diyince ağzım da gözlerimde açıldı dehşetle. Açılan ağzımdan öptü. "Korkma karısıyla arasını düzeltme peşinde olan bir adam sanıyor beni hem aşıklar ülkesindeyiz İtalya'ya boşuna gelmedik değil mi burada içimde ne varsa yaşacağım ben yavrum seninle. Sende benim kadınım olarak bana uyum sağlayacaksın," dudakları kulağıma kışkırtıcı bir şekilde temas etti. "Ben senin içinde kalmasın dilediğini giy diye o sikik parçaları almana izin verdiysem sen de kocanın fantezilerine ayak uydur olmaz mı?" Boğazım kupkuruydu, nefes almak ne unutuyordum. Dudaklarım heyecan ve stresle titrerken, "Fantezilerin normal değil farkında mısın kocacım?" Ağlamaklı sesim içler acısıydı aklına koymuştu belleyecekti bu adam beni burada. Ah ah salak gibi birde elbise alacak diye seviniyordum adam beni resmen kötülüklerine alet etmek için getirmişti buraya kim bilir kaç saattir aklındaydı bu plan. "Kocan sevsin seni." Beni yatıştırmak sakinleştirmek ister gibi ufak ufak öpmeye başladı yüzümü. "Korkma sadece seveceğim, gerisini akşama saklayacağım." Aman Allah'ım ne büyük lütuf. "Sesini böyle bir yerde bastıramam e zaten bende tek seferle yetinemeyecek kadar doluyum sana... Şimdi izin ver şu elbisenin hakkını vereyim az da olsa. Millet boşuna mı dikiyor bunları?" Tabi tasarımcılar kesin böyle düşünerek tasarlıyordu bu kıyafetleri. Ne diyebilirdim ki her yönden ezer gibi üzerime abanmış öpüp kokluyorken zaten tereyağ gibiydim. Bacağımdaki eli kalçama kayıp avuçlarken iki parmağı iç çamaşırımın altına girmişti bile. "Dantelli parçaların beni daha beter çıldırtıyor biliyor musun?" Dudakları boynumda geziniyordu hunharca, öpüp emiyordu durmaksızın. "Senin çıldırmadığın bir şey mi var Boran?" Diye inledim. Kısık gülüşü çarptı tenime. Yüzünü boynumdan çıkarıp yüzüme yaklaşınca dudağımı ısırdım. Bu kehribarlar alev alevdi... Burnunu burnuma sürttü, bu hareketine bayılıyordum ve her defasında gözlerimi kapıyordum bir saniyeliğine. "O kadar doğru konuşuyorsun ki bebeğim, benim sana çıldırmadığım tek bir an bile yok." Yumuşakça emerek geri çekildi dudağımı ben karşılık veremeden. "İçim taşıyor sana doğru." Fısıldadı ıslattığı dudaklarıma doğru. "Seni gördüğüm günden beri azalmak ne bilmedi bu duygular, dedim ki belli edersem rahatlarım ama olmuyor ben sana duygularımı açtıkça, hissettirip söyledikçe çoğaldı bu aşk." Islak bir öpücük daha aldı dudaklarımdan. "Hoş bu da nasıl bir aşksa, şimdiye dek çok kitap okudum çokta hikaye duydum ama hiçbirinde böyle şeyler yazmıyordu sevenler seviyor sonra sonsuza dek mutlu yaşıyorlardı peki ben niye aşkınla geberirken rahatlamak yerine daha da yanıyorum ateşinle. Nasıl dinecek bu yangın, işe gidiyorum aklım sende, dönüyorum sende, yatıyorum yine sen uyanıyorum yine sen Gece, seni düşünmediğim an yok her haltta seni görüyorum birde. Delirdim mi ben acaba? Söylesene, beni doğuran anamı da çok seviyorum ama biliyorum ki karşı karşıya gelseniz seni seçerim. Hayırsız bir evlat mıyım ben şimdi ya da kardeşlerim benim için her şey ama sana kadar, senin için onları bile harcarım canım yana yana. Kötü bir adam mı oluyorum şimdi ben. Ne bu böyle sana hissettiklerim söylesene, nasıl bir aşk ya da sevda, ne diniyor ne yerinde duruyor, çok farklı bir şey bu Gece nasıl anlatılır bilmiyorum hastalık mı bu, takıntılı ya da saplantılı mıyım ben sana? Öyleyse elde edince rahatlamam gerekmiyor mu?" Alnını alnıma vurdu hafifçe, çok içli bir nefes aldı. "Ölürüm biterim ben sana." Elimi kalbine yaslamıştı ve aşinası olduğum o güçlü vuruşlar avucumu dolduruyordu. Söylediği aşk dolu sözcükler beni öyle bir hâle getiriyordu ki... Biri için değil ama Boran için özel olmak onun her şeyi olmak bu dünyada kendinden, her şeyden de çok sevilmek bunu iliklerime kadar hissetmek o kadar mükemmel ve tarifi imkansızdı ki. O çok seviyordu ciddi mana da şimdiye dek tanık olduğum gördüğüm ya da duyduğum hiçbir aşka benzemiyordu, Boran başlı başına bir aşktı benim için, ona karşı hissettiklerim azımsanamazdı ama onun duygularıyla da yarışamazdı. Elbette onu seviyordum onsuz yapamayacak kadar hemde ama bu bile onun sevgisinin yanında bana göre az kalıyordu. Konuşmama müsade etmeden dudaklarımı bu defa bırakmamak üzere örtmüştü dudakları. Yoğun bir ihtirasla karşılık verdim tıpkı onun gibi, inledim sessiz olmaya çabalayarak çünkü elleri durmaksızın gezdi bedenimin her bir noktasında ve böyle devam ederse asla iradesini koruyamayacağını da. Elbisenin kumaş göğüs kısımlarını da tutup çekmiş göğüslerimi olduğu gibi meydana çıkarıp ağzına almıştı birini, diğerini ise uçlarını çekiştirerek sevmiş binevi eziyet etmişti. Onu oradan zor bela bir kaza çıkmadan çıkarabilmiş kabin fantezisini fazlasıyla yaşatmıştım. "O elbiseyi giyemezsin Gece." Dedi korkusunu gizlemeye çalışarak ancak başımı öylesine salladım elimdeki paketlerle merdivenleri çıkarken. Kabinde şehvetimizle kirlettiğimiz elbiseyi elbette almıştım ve Boran onu giyip dışarı çıkarım diye korkudan dört dönüyordu peşimde. "Yırtarım!" Desi odaya ardımdan girerken. Paketleri benim bıraktıklarımın yanına bıraktı hızla. Ellerimi belime yerleştirdim, "Sen o elbiseye bir dokun yemin ederim o yırtık haliyle giyerim!" Yutkundu sertçe. Salak değildi ki bir şeyi dersem yapacağımı benden iyi biliyordu. "Giyilmeyecek hâle getiririm bende!" Diyerek tehdit etmeye devam etti beni. "Ertesi güne yeni bir tane sipariş edip Mardin'de giyipte meydanında gezmezsem bana da Riva Asparşah demesinler!" Gözleri dehsetle açıldı. "Bebeğim yapma." Dedi yalvararak. Sabırla nefes alarak döndüm ona arkamı. Eşeğin aklına karpuz kabuğu sokan oydu benim hiç onu ulu orta giyme düşüncem yoktu. Sadece bana göre çok güzel bir ana şahit olmuştu o kıyafet ve ara ara kocama onunla şovlar yapabilirdim ama Boran'ın bilmesine gerek yoktu. Akşam olmak üzereydi ve yemek için dışarı çıkacaktık bu sefer fazlasıyla güzel olmalıydım gece hayatı gündüz olandan daha ışıltılı olacaktı kesinlikle burada biliyordum. Boran arkamdan pıtı pıtı gelirken banyoya girdim, üzerimdekileri çıkarırken yardımcı oldu efendi efendi. Sütyenimi açarak çıkardı omuzlarımdan. Omzumdan öperken dakikalar önce tenimde gezen parmakları ve dudaklarını hâlâ hisseder gibiydim dahası ikimizde dolu doluyduk ama açtım yani asıl birlikteliğimizi gecenin en kuytu vaktine saklıyorduk anlaşmışız gibi. İkimizde sonunda hazırlanarak karşı karşıya geldiğimizde birbirimizi baştan aşağı süzdük. Bej rengi bir kumaş pantolon giymiş üzerinede gövdesini saran polo yaka krem rengi bir tişört geçirmiş tişörtü pantolonun içine sokmuş hafif çıkarmıştı, yaka ve kollarında lacivert şerit detayları varken kaslı kollarını belirginleştirmişti, yakasına güneş gözlüklerini takmış, damarlı koluna birde benim ona hediye aldığım saati takmıştı. Saçlarını özenle dağınık bırakmış onu daha beter karizmatik bir hâle getirmişti. Keskin çehresi o kehribar gözleri bu gece yaktım seni der gibiydi. Dehşet derecede yakışıklı olmuştu yine. Ben ise ince askılı beyaz esnek kumaştan oluşan bir elbise giymiştim, dizlerimin altında bitiyor bedenimi sararak hatlarımı ortaya çıkarırken esnekliği yüzünden oldukça rahattı. Göğüs kısmı oldukça açıktı ve hemen göğüsün alt kısmında da ufak bir dekolte vardı tenimin gozüktüğü, elbisenin bel kısmı da göğsümün alt kısmında darlaşınca belimi ip incecik kalçalarımı da dolgun ve şekilli gösteriyordu. Ayaklarıma ise oldukça rahat şeffaf topuklu terliklerden geçirmiştim. Saçlarıma jilet gibi fön çekmiş ışıltılı bir gece makyajı yapmıştım, dudaklarım kıpkırmızıydı ve onun bunu bozmasına günün sonuna kadar izin vermeyecektim. Haddinden fazla birbirimizi süzdükten sonra ilk ben konuştum. "Ne kadar da yakışıklı olmuşsun maşallah kocama benim." Onu överken içten içe kıskançlıktan kuduruyordum. Allah'ın memleketinde bu karıların dillerini de bilmiyordum zaten inşallah bir sakat çıkmadan bitirirdik akşamı. Art arda yutkundu sertçe, konuşmak için dudaklarını aralasada kendini tuttu, ben ise dikkatle olumsuz bir yorum yapması için tetikte beklerken niyetimi anlamış gibi sertçe bir nefes verip, "Bismillahirrahmanirrahim." Diyerek başladı nazar duası okumaya. Genişçe gülümsedim, Gece'nin şerrinden Allah'a sığınırım demekti bu. Yaklaştım iyice ona, "Oku kocam benim oku bol bol nazar falan değmesin sakın!" Yüzüme yüzüme üflesin diye uzattım birde ona yüzümü ki ters ters bakarak üfledi her yerime hatta açıkta kalmış gibi gerdanıma gerdanıma göğsüme daha bol üfledi. Duayı ve üfleme işini tekrarladı iki defa daha. Dili demedi ama gözleriyle yedi bitirdi her bir yanımı. Parmaklarını parmaklarımdan geçirerek sıkıca tuttu, hemen yanında ilerledim onunla. Yanımda bir tek telefonum vardı kredi kartım kocamdı. Restauranta giderken bir çok bakışa maruz kalmıştık bile karı koca ama neyseki dua kalkanım vardı da nazar değmezdi. Oldukça şık bir restauranta gelince en güzel göl manzaralı masaya geçmiştik. Boran kendine tam pişmiş bonfile isterken ben buranın en iyisi olduğunu söyledikleri tavuklu makarnadan istemiştim. Ve çok lezizdi yemeklerimiz, karnımızı doyurduktan sonra el ele dolaşmıştık, manzarası harika bir şelaleye götürünce beni Boran hayran kalmıştım. Kendimin bolca fotoğrafını çektirmiş sonra onu çekmiş ve birlikte bolca selfi çekmiştik. Geç saatlere kadar sokaklarda sürtmüştük ayaklarımız şişene kadar. Sokak lezzetlerini bile denemiştik, tamam ben Boran kadar midesiz değildim o ne görse durup alıp yemişti ama ben makarnadan sonra şiştiğim için sadece buzlu içeceklerden almıştım. Eve gelince ise bizim için hâlâ bitmemişti gece elbette, onun kollarında soluk soluğa kalana dek bırakmamış sabah etmiştik geceyi. Ertesi gün öğlene doğru kalkıp kahvaltı ettikten sonra bu sefer denize girmek için hazırlanıp sahile inmiştik. Deniz çantamı omzuma takmış Boran'ın ardından ilerlerken o son yarım saattir en kuytu köşeyi seçme derdinde olduğundan sıcağın altında pişmek üzereydim. Sonunda dayanamayarak boş olan şezlonglardan birine geçip çantamı kumun üzerine bıraktım. "Bakınma boşuna buraya oturacağız!" Diye seslenince bana dönmüştü. Zaten şemsiyeler arası oldukça uzak mesafeler vardı ve halk plajı olmadığından gayet sakin ve kalabalık değildi plaj. Çoğu kişi güneşleniyor dünyadan bile bir haberdardı. Başımdaki şapkamı çıkarıp kenara bırakıp uzandım şezlonguma, yorulmuştum kuma bata çıka bata çıka yürümekten ne edeyim. Boran anında koşar gibi tepemde belirmişti bile ağzını açmıştı ki susturdum onu, "Hiç boşuna çeneni yorma, insansız bir yer yok boşuna aranma, şuradan şuraya adım atmam geç otur hadi. Hayır etrafta erkek olmasın diyorsan ada falan satın al daha iyi beni de adana kapatırsın." "Mantıklı." Dedi ciddi ciddi düşünerek. Yanımdaki şezlonga oturdu. "Şu İstanbul'daki projenin parasıyla yatırım olarak ada satın alabilirim." Ona şokla bakarken, "Aferin lan sana kurban olurum senin aklına." Diyerek yanağımdan makas aldı birde. "Yuh Boran şaka yapmıştım ben!" "Biliyorum bebeğim senden başka zekice şaka yapabilen biri var mı dünya da?" "Ada falan almıyorsun Boran!" "Alacağım!" "Para mı sıçıyorsun sen hayırdır nereden geliyor bu değirmeni suyu?" Ellerimi belime yerleştirip ayağa kalkmama ramak kalmıştı. Ayıplarcasına salladı başını. "Ayıp oluyor yavrum." "Ayıp yatakta olur ayrıca bırak ayıbı ciddiyim ben yok yere saçma sapan paranı etrafa yarın öbür gün çoluk çocuk sahibi olunca ne edeceğiz hiç düşünmüyor musun bez alacak para bulamayınca ne diyeceksin, kusura bakma bebeğim anana ada aldım sana bez alamadım mı? Yapraklarla bağlarız bebeğimizin altını artık ha ne dersin?!" "Sakin ol derim yavrum." "Ne?" Dedim anlamayarak o ise ışıl ışıl gözlerle bakıyordu bana. "Diyorum ki sakin ol bebeğimizin altını bezsiz bırakmam ben koskoca Boran Ağa'yım, sen bir hamile kal bak ben neler ediyorum sana." Yutkundum ağırca. Kıpkırmızı olmuştum. Boran sarhoşken konusmuştuk bebek mevzusunu ve o günden beri bu konuda hiç laf etmemiştik. "Söz verdin bana hatırlıyorsun değil mi?" "Sen hatırlıyor musun ki?" Dedim salağa yatarak. Neden bilmiyorum ama sadece bu konuda konuşmak çok utandırıyordu beni. Dirseklerini dizlerine koyarak bana doğru yaklaştı. "Bebek için seni duşta nasıl si-"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE