78. Bölüm Part:3

4970 Kelimeler
"Sakın!" Dedim hızla. "Bak ağzını topla yemin ederim etrafta insanlar var demem çarparım ağzına!" Gülerek geri çekildi, iki yana salladı başını onaylamazca. "Erkeğe şiddete hayır yavrum." Sonra gözlerini kıstı keyifle sırıtırken. "Hem ben senin ilaçlarını attığın günden beri bebek fikrine sıcak baktığını biliyorum ki, sen bilmiyorsun ama ben o günden beri kendimi o güzel karnının içini doldurmaya adayarak giriyorum ilişkiye." Edepsizliği karşısında şoka girerken utançtan yerin dibine girmek istiyordum ve o bundan keyif alıyordu. Ama bir dakika ya. Yeni yeni aydınlanma yaşarken öfkeyle baktım gözlerine. "Sen benimle sadece bebek için mi birlikte oldun yani Boran?! Her şey bebek içindi yani onca güzel sözde öyle mi!" Diye çıkışınca neye uğradığını şaşırdı. "Yavrum-" "Yavrum deme bana!" Korkuyla yutkundu. "Aşk tatiline çıkmışmışız birde! Sen desene rahat kafayla beni hamile bırakma derdindeymişsin!" Hızla kalktı yerinden ve yanıma oturarak tuttu ellerimi, "Güzelim yemin ederim yanlış anladın beni sen, ben nasıl sadece bebek için birlikte olayım seninle, sana dayanamadığımı bilmiyor musun kurban olayım. Yemin ederim arzuladığım için senin için delirdiğimden istedim hep sadece içine akarken geliyordu bebek aklıma." Kaşlarımı iyice çatınca, "Tamam o anda da gelmiyor, inan bana!" Dedi telaşla. Gözlerime ciddi ciddi incitmekten korkar gibi bakarken yavru kedi gibi, kendimi daha fazla tutamayarak kahkaha attım. Yüzü allak bullak olurken ben dakikalarca güldüm ona. "Bir daha benimle alay edip utandırırsan daha beterini ederim sana." Dedim gülüşüm azalırken o ise fena hâlde bozulmuştu. "Böyle de yapılmaz ama." Diye homurdanınca uzanarak sıktım yanaklarını. "Tamam hadi gidelim denize girelim piştim." Konuyu dağıtınca hâlâ biraz bozuk olsada uydu bana. Bebek konusunu dillendirmek beni ciddi anlamda utandırıyordu hem başta ki öfkem de gerçekti sonradan bilerek uzatmıştım aslında. Üstündeki tişörtü çıkarınca deniz şortuyla kaldı, gözlerimin önüne serilen bu parlak kat kat baklavalar iştahımı kabarttı önceden ne güzel belli belirsizken şimdi iyice belirginleşmişti baklavaları anlamıyorum ki dediği gibi kardiyosunu benimlemi gideriyordu. Kendine gel Gece kendine gel adamı kısıtlamayacağız denize elbette şortla girecek. Hayır hayır tişörtü yeniden kafasından geçirmeyi unut. Ben ona dayanamıyorken o bana nasıl dayanacaktı bilmiyorum. Üzerimdeki pareodan kurtulacaktım ki durdum. Denize bakış atıp döndüm Boran'a , "Saçlarımı örsene ya suya girince her yerime yapışıp dolanacak orama burama boğulacağım sonra." "Ağzına hayra aç deme şöyle şeyler." Beni uyarırken şezlonga geri oturunca onun önünde diz çöktüm arkamı dönerek. "Ama balık sırtı yap, yalnız sıkı ve düzgün olsun." "Oldu yavrum kırıklarını da alayım mı?" Diyince kıkırdadım. "Elin değmişken birde ara makas atsana be usta." "Kes sesini Gece!" Dedi anında homurdanarak. Kesme lafına katlanamıyordu asla. Çantadan tarağımı çıkarıp verince önce tarayarak düzeltti ardından dikkatle örmeye başladı. O böyle dikkatle örerken karşımızdan geçen kızların hayranlık ve hasetle hatta bazıları beni küçümseyerek bakmıştı. Pek umursamadım aksine hoşuma gitti. Sevgilisi olanlar ise kavga ederek uzaklaşmışlardı. "Yüzmeyi gerçekten bilmiyorsun değil mi?" Diye sorunca Boran, "Hayır demiştim ya Boran yine sevinç nidaları atmayacaksın değil mi?" "Yok bebeğim atmam." Derken bile keyifli geliyordu sesi. Dün konuşma arasında öğrenmişti ve şoka uğramış sonra bilmediğim için mutlulukla üzerime atlamıştı resmen nedeni ise ilk defa bilmediğim bir konuda bana yardım edeceği öğreteceği içindi. E tabi haklıydı her konuda bir yeteneğimiz olduğundan şaşırmıştı adam, fazladan dokunacak fırsatta bulmuştu ya şimdi yemede yanında yat. Saçımı tamamen ördükten sonra ucuna lastiği sıkıca bağladı. Ayağa kalkınca pareomdan kurtuldum ve nar çiçeği rengindeki mayomla kaldım. Boran hızla beni önüne çekip ittire ittire denize ilerletince göz devirmek istesemde engel olmadım etrafta pek erkek olmasada rahatsız olmuştum hemen suya girmeliydim. Ancak aksilik ya ayağım suya girince denize böyle yaklaşınca içimdeki korku hızla gün yüzüne çıktı. "İstemiyorum vazgeçtim!" Diye bağırarak geri kaçmaya yeltenmiştim ki bileğimi tutarak engel oldu. "Gece, saçmalama." Desi hayretle. "Korkma hem ben yanındayım bir şey olmayacak." "Olmaz Boran istemiyorum bırak kolumu." "Gece!" Dedi uyararak. "Tatile geldik denize sokmadan götürür müyüm ben seni?!" "Ya Boran bırak ben kıyıdan kıyıdan girerim." Yemedi ama. "Çocuk musun sen Gece şuraya oturup ayaklarını bile zor sokarsın." O böyle bileğimi bırakmayıp ufak ufak çekiştirince korkum daha da büyüyordu Allah aşkına daha önce bir kere bile girmemiştim denize ve bu da bizim oradaki nehirlere benzemiyordu ki! Elinden kurtulmak için çırpınmaya devam ettim. "Allah belamı versin gireceğim Boran." Sakin kalmak için direniyordu bunu sık sık inen göğüsünden anlamıştım. "Hiç boşuna direnme yavrum gireceksin bu suya bende seni bırakmayacağım." "Yav kurbanın olayım bırak ya." Derken ayaklarımı bileğimi geçen suda kuma gömüp kımıldamamak için ama o belimi de tutarak direnişime darbe vurdu. "Asıl ben kurban olayım yürü Gece." Su dizlerime kadar gelince çığlık attım. "Korkuyorum be adam korkuyorum!" Dedim ağlamaklı bir ifadeyle. "Ya sabır rabbim ya sabır!" Diye söylendi ve durdu şükür ki ancak bu boy bile ürkütücüyken kıyıdan ne kadar uzaklaştığımıza baktım. Lanet olsun iki dakikada nasıl geldik bu kadar. Koluna yapıştım mengene gibi. "Geri götür hemen beni!" Belimi kavrayarak kendine çekince su dalgalandı hafifçe, titredim, hava yakıcıydı ama su buz gibiydi ya da ben tamamen girmediğim için donuyordum. Etrafıma bakış atınca bu devasa denizde boğulacağımı hissettim, nefesimin kesildiğini hissederken Boran'ın sırtına tırnaklarımı batırdığımı fark etmedim. Bedeni gerildi. Çenemi tutup kendine çevirdi yumuşakça, "Biraz sakinleşsen mi bak sana yüzmeyi de öğreteceğim, ben yanındayken de sana asla zarar gelmesine izin vermem." Yanağımı okşadı, öptü yumuşakça. "Ben yanındayım bebeğim, kocana güvensene sen." Tamam az da olsa rahatlatmıştı beni ama yine de korkuyordum. "Hadi gel kucağıma ve sadece bana bırak kendini olur mu?" Kolunu belime sıkıca sardı. Kalbim hızla atarken korkuyla yutkundum. Benden bir cevap bekliyordu. Koca adada dört bir yanımız denizdir ve tatilin keyfi en iyi denizde çıkardı, hem yüzme öğrenmek için heves etmiyor muydum? Korkumu yenmek zorundaydım. Başımı usulca sallayınca memnun bir şekilde bacaklarımı kavrayıp kucaklayınca koala gibi yapıştım boynuna. "Çok derine gitmeyelim n'olur." "Tamam sevgilim, boyumuzu geçmeyecek merak etme." Korkarak gittiğimiz yöne bakarken, "Senin değil benim boyumu geçmesin Boran!" Dedim telaşla. "Senle ben bir miyiz be." Güldü. "Değiliz sevgilim hatta bak burası tam sana göre, hadi in kucağımdan." Su onun dirseklerine kadar geliyordu yani benim omzuma mı gelecekti! Ayaklarımı korkarak bırakınca, "Yere değmiyor ayaklarım!" Diye çığlık attım. Neyseki etrafımızda kimse yoktu da rezil olmamıştım çünkü bağırdıktan hemen sonra yere basmıştım ve su göğsüme geliyordu. Çok fazlaydı ve Boran'ı bırakamazdım asla bu sebeple kolunu tutmaya devam ettim. Şakağımdan öptü. "Suya bir kere batıp çıkalım mı?" "Hayır." Dedim hemen. "Ama üşüyorsun bebeğim suyun içine girmezsen suya alışamazsın ve üşür hasta olursun sonra." Ellerimi sıkıca tuttu güven vermek ister gibi. "Hadi bak bir kere kafamızı sokup geri çıkacağız." Tedirginlikle baksamda ellerini sıkı sıkıya tutarken, "Hemen çıkıcağım ama." Güldü halime eğleniyordu pislik tabi. "Üç diyince, bir... iki... üç..." Aynı anda suyun altına daldığımız an bedenimi kaplayan soğuk suyla tüm hücrelerim ayaklandı, sanki bir kova buz dökmüşüm gibi hissettim ama anında sutun altından çıktığımda ise suyun o kadar soğuk olmadığını farkettim. Tamam, bu hoşuma gitmişti. Ellerini tuttuğum kocama sarıldım yeniden sıkıca. Ben ne kadar şimdilik korksamda denizin güzelliği su götürmez bir gerçekti, masmavi denizin dibi alenen görünüyordu, sanki hiç derin değilmiş hissi versede aslında gayette derindi. Çok ilerde atlama yerleri vardı ve insanların kolayca atlayabilmelerine imrenerek baktım, hiç mi korkmuyorlardı? Herkes ile aynı olmak zorunda da değildim canım. "Bilseydim yapışıp ayrılmayacağını önceden getirirdim bebeğim seni." Başımı göğsünden kaldırıp baktım suratına, "Alay etme Boran." Homurdanışım onu daha da keyiflendirdi elbette. Islak bir kaç saç telimi kulağımın arkasına süpürdü, "Alay etmiyorum kurban olduğum sadece aşkından geberdiğim o cengaver hiçbir şeyden korkmayan karım nerede merak ediyorum." "Biraz sudan korktum diye sevmiyor musun artık beni korkak Gece'yi sevemiyor musun sen Boran? Götür bırak beni kıyıya da göstereyim sana cengaver karın nerede?!" Kahkaha attı şerefsiz benim burada gözlerim dolmuş değil mi! Lanet su gözlerimi gölgede mi bırakıyordu da bu adam görmüyordu ne kadar berbat bir halde olduğumu. Sıçana dönmüş birde ona yapışmıştım. "Kendin gidemiyor musun?" Diyerek bir kez daha güldü. "Gidebilsem giderdim zaten sana boyun eğer miydim be öküz!" Bir anda ciddileşti. "Yerinde olsam kocaya öküz demezdim ne de olsa denizin ortasında ona muhtaçsın." Diyince etrafıma göz attım hay ben yapacağım işe. "Özür dilerim." Dedim hemen ona daha sıkı sarılırken. "Rica etsem beni kıyıya bırakabilir misin?" "Hayır." Dedi hemen. Dudaklarımı büzdüm ıslak ıslak bakışlarla alttan alttan kehribarlarına baktım, "Ama Boran korkuyorum." Dedim adını dramatik bir sesle uzatarak. Bir an bakakaldı ardından hızla iki yana salladı başını kendine gelmek ister gibi, "Senin yapacağın işi sikeyim Gece." Diyince sırnaştım iyice, "Eve gidince söz yaparsın." Sabır çekti. "Şu gözlerini bir daha öyle açma sakın." Usulca salladım başımı. "Tamam kocacım." Suyuna gitmek lazımdı büyük bir su kütlesi içindeyken. Yine sabır çekti. "Boşuna nefesini tüketme deniz korkunu yenmeden buradan çıkış yok sana." Dehşetle açıldı gözlerim. "İki damla su kız neyinden korkuyon bu kadar hem bak boy da var burada seni boyunu aşacak bir yere götürmüyorum ki en azından burada biraz olsun eğlenmeye suyun keyfini çıkarmaya bak sevgilim." "Koca bir okyanısta iki damla olan benim Boran." Dedim ağlamaklı bir sesle ama yemedi. İnadım inat dedi. "Bir içim su olduğun doğru ama yüzmeyi çözmeden çıkış yok sana." "Etme eyleme." Dedim yavru köpek gibi gözlerinin içine bakarak. "Ettim eyledim bile." Dedi anında. "Gel şimdi." Diyerek çevirdi beni kollarında, sırtım göğsüne yaslandı. "Titreme, sakinleş bırakmam seni korkma." Arkamdan uzattığı başını yanağıma sürttü. "Kocanın kollarındayken bir tek zevkten titreyebilirsin korkudan değil." Sıcak bir lav parçası yuttum bi an sanki. Bileklerine güçlüce sarılmışken önce yanağıma sonra boynuma ıslak bir öpücük bıraktı. "Hadi yavrum rahatla." Diyince derin derin nefesler aldım. Tamam ben neleri başarmıştım bunu da başarabilirdim. Sesli bir nefes aldım. "Tamam iyiyim Boran bırak beni." "Aferin benim karıma." Sesi kendimi daha iyi hissettirirken ellerini çekti ellerimin altından, "Sakın korkma bak burada boğulman imkansız tamam mı boşa panik yapma." Başımı usulca sallarken o arkamdan ağırca çekilip önüme geçti. Ayak parmaklarım denizin dibindeki kumları kanca gibi tutunurken dengem su yüzünden sarsılsada düşmedim. "Bak bana." Dedi Boran korkumu daha da yatıştırmak ister gibi sonra suda ileri atılıp gömülünce gözlerim irileşti. Çok iyiydi bu adam. Suyun içinde balık gibi yüzüp etrafımda tur atıp hemen önümden çıkınca irkilsemde gülerek su sıçrattım ona. Suyun altından elbette görünmüştü ama ben beni devirecek diye korkmuştum. Islanan saçlarını geriye doğru yatırıp yüzünü sildi. Deniz suyu teninden kayıp şortunun belinden kayarak suya bulaşıyordu ve o aşırı seksi göründü baştan aşağı. "Taş gibisin hatun." Diyen sesiyle kendime gelirken onunda beni benden farksız bir şekilde süzdüğünü gördüm tabi gözleri çoğunlukla ıslanmış göğüslerimde dolaşıyordu. "Bunun sebebi sensin biri bile dönüp sana bakarsa neredeyiz demem sikerim hepsinin gözlerini!" Geç kalmıştı zaten heyheylenmek için. Bir iki adım uzaklaşarak suya battım yavaşça hissetmek için ve itiraf ediyorum ki korksamda bu çok eğlenceliydi hele birde yüzmeyi öğrenirsem balık gibi süzülebilirdim bende onun gibi. İki koca adımda yanımda biterek belimi tutmuştu bile iri eli. "Güzel değil mi, hoşuna gitti." Gülümseyerek onayladım onu. "Gel sana batmadan nasıl duracağını göstereyim." "Keşke deniz simidi alsaydık Boran." Kaşlarını kaldırdı ardından, "Ben varım ya sevgilim senin can simidin benim ona gerek yok." Diyerek böbürlenince kınarcasına baktım ona. "Ne olur ne olmaz olsaydı başıma bir şey gelse anında batacağım." "Panik yapmazsan batmazsın." Dedi ciddiyetle. Elini göğüsümün altıyla göbeğim arası yere yasladı. "Nefesini tutup bedenini serbest bıraktığın anda su seni yukarı atacak hemen, en güçlü simit nefesini tutunca bedenin olur zaten ama kendini rahat bırakmak zorundasın." Onu dikkatle dinledim. "Hadi deneyelim gel buraya." Diyerek bir anda dizlerim ve sırtımdan tutarak kucağına aldı beni. "Korkma seni bırakmayacağım sen sadece bana güven." Diyince uzatmamak için ellerimi boynundan çektim. "Bedenini yeterince rahat bırakırsan nefesini tutmana bile gerek kalmaz yüzeyde durmak için ama ön alıştırma için sen azar azar tut nefesini... Uzat bacaklarını yavrum." Dediğini yapıp ayaklarımı uzattım ellerimi de iki yana suya bıraktım o zaten elleriyle bedenimin altından destek verdiği için suyun üstündeydim. "Şimdi rahatla." Diyince dediğini yapmaya çalıştım, çalıştım diyorum çünkü üç kere denememize rağmen Boran ellerini her çektiğinde ben batıyor ve panik yaptığım için bolca su yutuyordum. Yine de çok sabırlı olan kocam dudaklarıma masum bir öpücük bıraktıktan sonra benim asla pes etmeme izin vermeyerek yeniden sırt üstü yatırdı suya, "Şimdi beni iyi dinle," diyince zaten gözlerinin içine bakıyordum. Şu sıcak güneşin altında bana yüzme öğreteceğim diye canından bezdirmesem iyiydi adamı. "Hani biz her ilişkiye girdikten sonra sen zirvelere çıkıp sonra inince dakikalarca kuş gibi elin ayağın boşalıyor ya, aynı o andaki gibi gibi serbest bırak bedenini." Yüzüm güneşten değil bu adamdan dolayı kıpkırmızı olmuştu. "Edepsiz!" Güldü çapkınca. "Dediğimi yap." Diye diretti beni takmayarak. "Yapacağım!" Dedim sinirle ardından derin bir nefes aldım ve kendimi tamamen hissederek kuş gibi hafiflemiş hissetmeye çalıştım. Gözlerim açıktı bu sebeple Boran'ı izlerken hafifçe ellerinin altımdan çekildiğini hissettim ama ona güvenerek panik yapmadım. Suya önce battım ama korkmayıp bedenimi kasmayınca yukarı çıktığımı hissettim. Başarmıştım! Bu sefer batsam bile çıkabilmeyi başarmıştım işte, yüzümde geniş bir gülümseme yer edinirken, "Aferin benim karıma şimdi ver nefesini rahatça hiç kasılma bak hâlâ durduğunu göreceksin." Diyince zaten nefesimi yavaş yavaş veriyordum. Boran beni gururla izlerken bir kaç dakika dokunmadı ama elleriyle su alıp döktü çıplak bacaklarıma ilgiyle. Ben neyin derdindeydim o neyin derdinde. "Uykum geldi Boran." Sızlanışımla güldü bacağımı sıkıca kavrayıp kendine çekmek istedi fakat ayağı taşa takılınca tökezledi ve benimde dengemi bozunca suya battım. Batar batmaz tonla su yutunca nefessiz kaldım ayağa kalkmak için çabalayıp sendeleyip kalkamayınca başımı sudan çıkaramayınca çırpındım deli gibi. Bir kol anında ensemden kavrayıp yukarı çekince ağzımdaki tüm suyu Boran'ın suratına püskürttüm. Sonunda ağzımdaki sular bitince ise sertçe öksürmeye başladım. "Ya rabbi şükür." Dedi yüzünü silerek. Ona ters ters bakarken ağzımı sildim elimin tersiyle. Mideme kadar tuzlu suyla dolmuştum ve midem bulanıyordu. "Beni boğdun!" Diye bağırdım dehşetle ona su sıçratarak. "Öyle bir şey yapmadım." Dedi rahatça. Dehşetle açtım gözlerimi. "Birde inkar mı ediyorsun, beni resmen boğdun sen boğdun, ölüyordum şurada ben!" Diyerek denizi gösterdim. Ciddi misin sen der gibi bakıyordu. "Seni boğmadım Gece." "Boğdun!" Diye bağırdım. "Suikast resmen bu beni buraya boşuna getirmedin demi!" "Ulan çıldırtma beni gel şuraya!" Desede dinlemeyip hızlı hızlı yürümeye devam ettim suda. O da öfkeyle peşimden gelince çığlık atarak koşmaya başladım resmen suda ama bunun daha da yavaşlattığını fark ederek seri bir şekilde kıyıya yürüdüm. "Su göbeğine geliyordu Gece panik yapmazsan olmazdı herhalde dur artık yoksa seni yakalayınca suya fırlatacağım boğulmak ne o zaman görürsün!" Ardımdan bağırışıyla daha da panik yaptım. "Cani herif!" Diye çığlık attığım esnada kıyıya yetişmiştim ki o da hemen arkamdaydı panik yapınca ayağım kaydı yere düştüm ancak hızla geri geri sürünerek çıkarken sudan o ağır ağır gelmeye başladı üstüme. "Gelme gelme gelme!" Diye bağırsamda sırıtarak gelmeye devam etti. O an şezlonlardan uzakta ve fazlasıyla tenha bir yerde olduğumuzu farkettim sol tarafımda koca koca kayalıklar vardı. Lan plajın sonuydu burası! İyice paniklerken sıcak kumlara çıkmıştım ki ayak bileğimden kavrayarak doğrulmama fırsat vermeden üzerime çıkmıştı hızla. Nefes nefese baktım ona. "Kocaya iftira atmak en büyük suçlardandır." Diyerek cıkcıkladı onaylamazca beni. Nefes nefese ona bakarken saçlarından ve yüzünden damlayan sular yüzüme düşüyordu. "Ben sana iftira atmadım." Dedim kısık bir sesle zira böyle ateşli bir biçimde üzerimde olunca kendimi riske atamazdım. "Seni boğmadığım hâlde boğdun diye bağırdın!" Tek dizi bacaklarımın arasındaydı ve diğer ayağını da bacağımın arasına sokunca bacaklarım iki yana açıldı. Ayaklarımın altındaki kızgın kum taneleri ıslak tenime yapışmıştı ve bu çok tuhaf hissettiriyordu. Dudaklarıma eğilince nefesimi tuttum ve ellerimi göğsüne yasladım hızla. "Birileri gelebilir bu da fantezilerin arasında yoksa bence hemen kalk üstümden karşı karşıya da kozlarımızı paylaşabiliriz." Cıklayarak onaylamadı beni yine. "Seni böyle bir yerlere dayamayıp tutmayınca kaçıyorsun sen olmaz anlayacağın kalkmıyoruz yani ayağa." Sinirle göğsünden ittirirken, "Sen bana korkak diyemezsin hayvan gibi üzerime gelince insancıl bir refleks gösteriyordum sadece!" Kasları sinirle çatıldı. Yine neye sinirlendi bu manyak herif derken, "Sana asıl hayvan nasıl olacağını göstereyim istemiyorsan susardım yavrum." Diye hırlargibi genizden gelen sesiyle bir tık ürkerek sindim yerime. Lanet olsun ki kafama kum dolmuştu hep şu an. Susunca hoşuna gitmiş gibi beni incelerken koyulaşan göz bebekleri sıcak güneşin altında cüssesi güneşin bana vurmasına engel olsada daha bir yaktı. İyice eğilince dudaklarıma, engel ol diyen beynimin aksine bedenim bu temas için karıncalanıyordu. "Boran." Diye fisıldadım. "Söyle kurban olduğum." Derken iyice ağırlığını vermeye başladı üstüme. "Birileri gelebilir çok utanırım ben biri böyle görürse bizi." Etrafa yine bir göz gezdirip bana döndü, "Bir şey yapmıyoruz ki yavrum biz." Dedi göz kırparak, muzır bir ifadeyle eğilip boynumda koklayarak öpünce tırnaklarımı göğsüne geçirdim. Benimle oyun oynamasına izin veremezdim bu sebeple dürtüsel bir istekle saçlarını kavradım ensesinden ve başını kaldırarak dudaklarına yapıştım. Kaba bir deyim olsada aynen bunu yapmıştım, hareketime afallaması saniyeler sürerken hızla karşılık verdi. Kendini bana bastırınca ise boğukça bir inilti kaçtı dudaklarımdan dudaklarına. Harikaydı böyle bir aşk tazeleme yoktu cidden, İtalya'nın en ünlü plajlarından birinde şuursuzca biri gelir demeden şu yaptığımızı başkası yapsa yemin ederim kınardım. Bu sebeple sıcak öpüşmemizi yavaşça durdurdum. Boran alnını alnıma yaslarken buna doymadığını belli edercesine homurdandı. "Yavrum kalk gidelim eve ya da suya girelim ama burada durmayalım yoksa tutamayacağım kendimi." Bana kalmadan kendi konuşunca içim rahatladı aksi takdirde onu ikna etmek çok zor olurdu. "Suya girelim Boran kaçtım belki ama çok sevdim ben suyu yeniden öğret bana sonra da kuma gömeyim seni olur mu?" Gülerek onayladı beni. "Ateşimi bir su söndürür zaten." Çok fazla eve gitmek istesede beni kırmayarak uymuştu. Dudaklarıma sert bir öpücük bırakarak beni sersemletmişti. Üzerimden doğrulup ayağa kalkınca ellerini uzattı tutmam için, tam tutuyordum ki ellerini duyduğum güçlü bir inleme sesiyle gözlerim sesin geldiği yöne döndü aynı şekilde Boran'da anlamsızca sesin geldiği yere baktı. Ses kayalıkların ardından geliyordu ve o ses yine geldi. Bir kadın inlemesiydi bu, tıpkı şey gibiydi... Sanki seks yapıyor gibi, kulaklarıma inanamazken İtalyanca birde sözler işitiyordum ki bu bir adama aitti, nefes nefese gelen seslerle neler döndüğünü anlamıştım. "Sikerim lan böyle işi!" Diye öyle bir kükredi ki Boran sesi kayalıklar yüzünden yankı bulunca o görmediğimiz kişilerin sesi kesildi. Öfkeden kızaran Boran ellerimi tutup beni hızla kaldırıp arkasından ilerletince ağzının içinden küfürler ediyordu hâlâ. Allah'tan şeytana uyup bir haltlar etmemiştik yoksa yanlışlıkla guruba giriyorduk. Sonrasında Boran rahatlasın diye şezlonglara dönmüş bir şeyler yemiştik ardından içimde kalmasın diye Boran'ı boylu boyunca kuma gömmüştüm, yüzünü şapkayla kapatmış arada huysuzlanmasın diye şeker verir gibi öpüp durmuş sonunda tamamiyle kuma gömmüştüm onu. Bolca resmini de çekmiştim üstelik. Üzerimdeki pareonun bol olan kollarını geri iterken Boran'ın kumdan görünmesede karnına oturdum ata biner gibi. Üstten üstten baktım ona, şapkayı hafifçe geri çekip gözlerine bakarken. "Ee ne düşünüyorsun?" Dedim kibirli bir ifadeyle sonuçta eli kolu bağlı desem yeriydi iki katı kuma gömülüyken. Buz mavisi gözlerime bakan kehribarları göğüslerime kaydı, "Memelerinin arasına iyice güneş kremi vurabildim mi onu düşünüyordum." Diye ciddiyetle konuşunca gözlerim irileşti. Kuma gömmeden önce sırtıma krem sürdürmüştüm ama o, "Bebeklerime de süreceğim yansınlar mı?!" Diyerek goğüslerimin görünen değilde avuçlaya avuçlaya içine kadar sürmüştü de zor kurtulmuştum elinden. "Tam bir pisliksin!" Güldü çapkınca. "Altımda etkisiz elemansın hâlâ konuşuyorsun, bak kafanı da gömerim görürsün." Diyince bu sefer alay edercesine baktı suratıma. "Sen ciddi ciddi beni şu an zaptedebildiğini mi sanıyorsun?" "Evet." Dedim büyük bir egoyla. Gür bir kahkaha attı halime bakarken bu da beni tedirgin ederken yaptığım kumdan mezara baktım sonra bir anda Boran kolları ve ellerini kumdan çıkarıp bana dolayınca korkuyla çığlık atmış ardından kahkahalara boğulmuşum. Bu şerefsiz nasıl hep iyi olabiliyordu aklım almıyordu. 🗝️🔗🗝️ Ertesi günde zamanımı bolca denizde geçirmiş bu sefer ciddi ciddi yüzmeye adamıştım kendimi, Boran'da iyi bir öğretmendi tabi sürekli öğretiyorum bahanesiyle bana dayamalarını saymazsak, görmezden gelmiştim onu. Çok fazla su yutsam bile bu sefer pes etmeyip direnmiş ve yüzmeyi çözmüştüm, pratikte biraz daha egzersize ihtiyacım olsada yüzerek suyun yüzeyine çıkabiliyordum. Kulaç atmada hızlı değildim bu sebeple ne kadar yarış yaparsak hep beni geçiyordu ve bende yolun yarısına gelmeden batıp boğulmanın eşiğine geliyordum. Henüz tamamiyle boyumun aşacağı kadar ileri götürmemişti tabiki asla, riske atmıyordu beni hiçbir şekilde. Aradan geçen iki günde ise Boran motor kiraladığı için farklı ve uzak mekanlara gidiyorduk. Her şey masal gibi geliyordu ve ne kadar geriye itmeye çalışsamda sanki bu rüyadan yakında uyanacakmışım gibi hissediyordum. Geceleri uyurken Boran'ın kollarımdan çıkıp uzun süre gelmediğini gelince sigara kokusunu alıyordum ama gündüzleri asla içmiyordu yanımda, benden gizliyordu. Hâlâ derdi ne söylememişti ve bunu benden saklayarak kendine eziyet ediyordu. O eğlenmeyi seçince ise bende ona uyuyordum, madem tadını çıkarmaya gelmiştik buraya yapardık bizde. Şimdi ise yüzüyordum yine, ciddi ciddi Mardin'e dönüpte deniz olmadan ne halt edecektim ben, sudan çıkasım yoktu ve başta korksamda şimdi bayılıyordum. Boran şezlonguna uzanmış bacak bacak üzerine atarak beni seyrederken ben kesin bir emirle uzaklaşmadan olduğum yerde kulaç atmayı öğrenmeye çalışıyordum. Bir kaç dakika daha olduğum yerde tepinirken durdum ayağa kalkıp, midem yine çalkalanıyordu. Damağımdaki tuzlu suyu tükürdüm üst üste, iki gündür sürekli mide bulantısı vurup duruyor sonra gidiyordu kendiliğinden. Bu kadar çok tuzlu su yutunca pek şaşırmamıştım elbette ancak midemde yanma baş gösterince soğuk bir şeyler içmek iyi gelecek diye sudan çıktım ağırca. Islanan saçlarımı yüzümden çektim geriye doğru yatırarak, gevşeyen tokayı çekerek saçlarımı açtım. Diğer insanlar uzaklardı bize bunu Boran özel olarak şezlongu uzaklaştırıp etrafınada örtü taktırarak yapmıştı. Üzerimde yeşil tonlarında çicekli bir bikini vardı. Buraya gelene kadar bunu giydiğimden habersizdi ve üzerimdeki siyah kot şortumla tişörtümü çıkarınca kalmıştı inme inmiş gibi, bu seferki diğerlerinden de açık olunca iç çamaşırlarınla gezdirmem seni diye tutturmuştu ve ben onu zor bela ikna etmiştim. Gerçi ikna olmamış benimle suya girmeyi reddetmiş ve yarım saat boyunca burada uzanmıştı inat ederek, doğrusu o olmayınca hiç eğlenceli olmamıştı zaten. Ona yaklaşınca uyukladığını gördüm. Onu uyandırmak istemedim, dün gecede geç saatlerde eve dönmüştük ve ben uyurken bir ara onun hâlâ yatakta olmadığını görmüştüm yani uykusunu almamıştı ve uyusun istiyordum. Havlumla kurulandıktan sonra siyah kot şortumu üzerime geçirmiştim, fermuarını çekip düğmesini takınca tişörtüme bakındım ve yerde olduğunu görünce kaşlarımı çattım, Boran'ın işiydi elbette şapkasını alırken düşürmüş olmalıydı çantadan. Tutup kaldırmak istedim tişortü ama Boran'ın şezlongunun ayağının altında kaldığını görünce şansıma tükürdüm. Çeksemde gelmeyince bıraktım. Aksi başka giyecek bir şey getirmemiştim çünkü hem ev buradaydı hemde gereksiz ağırlık yapmak istememiştim. Her neyse zaten üzerimdeki bikini üstü tek askılı olsada crop gibiydi, çekiştirerek goğûs çatallarımı da kapatınca rahatladım. Büfe on beş dakikalık uzaklıkta sahi kenarındaydı, gidip gelirdim çünkü ciddi anlamda midemdeki yanma gittikçe artıyordu sanki biri eliyle içimi karıştırıyor gibi hissediyordum. Çantanın içinden cüzdanını çıkardım Boran'ın ve kartını alarak geri içine koyduktan sonra Boran'a göz atıp uzaklaştım ağırca oradan. Denizin kıyısından kıyısından parmak arası terliklerimle ilerlerken saçlarım hafif çıkan tatlı rüzgarla sola doğru uçuşup duruyordu. Büfeye yaklaşırken kumluktan çıkıp betona bastım ayaklarımı buradan sonrası beton dökülmüş uzun bir sahil kenarıydı ancak buradaki su seviyesi fazlasıyla yüksek olduğundan insanlar koşarak tuhaf hareketlerle atlıyorlardı suya. Yan yana yirmiye yakın çeşit çeşit büfeler vardı ve insanlar burada çok yoğundu, demek herkes burada toplanmış kafa dinlemek isteyenler plaja yani bizim olduğumuz yerdeydiler. Gerçi iyi ki öyle olmuş çünkü fazla gürültücüydüler. Bir an için gözüm beton zeminin yanında aşağıya atladıkları yere kaydı gözlerim ve anında uzaklaştım oradan. Su ve zemin arası en az dört metrelik yükseklik varken suyun derinliğini düşünemiyordum dahası etraftaki insanların hiçbirini de anlamıyordum. Onları da epeyce geçip soğuk içeceklerin satıldığı büfeye yaklaşınca içecek dolabına yöneldim hemen, fazla kalmadan geri dönmeliydim çünkü Boran beni orada görmese endişelenirdi aksi gibi telefonlarımızı da evde bırakmıştık bilerek. Soğuk meyveli sodadan hem kendime hem Boran'a alarak boyumca yüksek tezgaha bıraktım genç çocuk benim için hemen ağızlarını açıp pipet yerleştirdi ikisinede, niyetim alıp gitmekti ama burnuma gelen et kokusuyla duraksadım, tezgahın arkasındakini görünce iştahla dudaklarımı yaladım. Hamurgerde yapıyordu ve benim şu an tek istediğim üç koca hamurger olabilirdi. Elimle anında adamı işaret ettim çocuğa, ardında ingilizce bilmesini umut ederek siparişimi verince şükür ki anlayıp onayladı gülümseyerek. Elimdeki kartı uzattım çocuğa hesabı erkenden ödemek için ve alıp temassızını okutunca kartı alıp cebime sıkıştırıp sodamı aldım ve ağır ağır yudumlarken adama ve yaptığı hamurgerlerime bakıyordum onu görene dek acıktığımı bile bilmiyordum. Ben heyecanla beklerken yanımda elinde bir bira bardağı ile kumral bir adam belirdi. Müşteri olabilir diye hafifçe yana kayarak ona müsade verdim ancak o dirseğini tezgaha yaslayıp bana bakmaya başlayınca anında gerildim. Tuhafça baktım yüzüne, elindeki bira bardağını tezgahın üstüne koyup bana uzattı boşta kalan elini tanışmak ister gibi uzatınca ters ters baktım o ve eline. Bir kaç adım daha atarak uzaklaşarak bu tanışmayı istemediğimi belirttim elini havada bırakarak, tezgahın arkasındaki çocuğun bize kaçamak bakışlar atarken ustasına siparişler konusunda acele etmesini söyledi sanki ki adam hızlandı başını sallayarak. "Böylesine bir güzellik yer yüzüne inmemişti sizi görene dek." Yanımdaki adam bana hitaben konuşunca dilini anlamadığımdan dönüpte bakmadım, bir bu eksikti başımda, güzel ve tek kız görmesinler hemen üşüşüyorlardı başına, stresle ayağımı sallarken Boran uyanmadan dönmek ve hâlâ bana hitaben konuşan bu adamdan kurtulmak istiyordum. "Merak ediyorum kimdir bu size sahip olan şanslı kişi. Yinede bir şansım olamaz mı?" Tekrar konuşunca öfkeyle döndüm ona, "Anlamıyorum seni ve rahatsız oluyorum uzaklaş yoksa başını tezgaha gömerim!" Diye sertçe ingilizce konuştum ancak sussa da anlamamış gibi tekrar konuşmaya başlayınca sabır çektim, "Sert ve dişli... Tam ağzıma layık." O çapkın gülüşü beğeni dolu gözleri bedenimde gezinince kaskatı kesildim. "Böylesine bir ilaha daha öncesinde denk gelmedim." Bu şerefsiz canına susamıştı, neler diyor bilmiyordum ama kendimi kesinlikle zor tutuyordum. Uzun boylu, kumral ve bir manken olabilecek kadar iyi görünümlü üzerinde sadece deniz şortu olan bu adam ben yerine başkalarıyla ilgilense her şey çok daha mükemmel olabilirdi. Birde bana yaklaşınca tezgahın arkasındaki çocuk rahatsızlığımı hissetmiş gibi adama yönelik konuştu italyanca, her ne dediyse yanımdaki adam sinirle bir kaç şey söyledi ve çocuk bana mahçupça bakarak uzaklaştı. Sanırım benim yerime uyarmıştı adamı ama bu piç her kimse ürkütmüştü çocuğu. Hamurger falan istemiyordum artık kalabilirdi yoksa ben elin memleketinde bir bok anlamadığım diller arasında bu adamı gebertirdim. Sodaları iki elime alıp hızla arkamı dönmüştüm ki o çocuğun seslenişiyle durmak zorunda kalıp döndüm elindeki hamurger paketini gösterince yurkundum, canım ciddi anlamda çekiyordu ve bir piç yüzünden onu bırakacak değildim. Geri dönüp paketi alırken o gerizekalı gözlerini benden ayırmadan tekrar konuşmaya başladı. "Bedenini sunduğun adamın yerinde olmayı çok isterdim. Merak ediyorum o piçi. Yüce isa şahidim olsun tek bir dilek hakkım olsa seni dilerdim, böylesine bir perinin aşkıyla yanıp tutuşmak için neler vermezdim. Bir gecelik için benim olsan olmaz mı dilediğin kadar ödemeye bile razıyım inan." Otomatiğe bağlamış bla bla ne diyor bilmiyordum ama kendimi zerre kadar ifade edemediğim bir yerde de durmak istemeyerek paketi hızlıca kapıp geri dönüyordum ki burun buruna geldiğim bedenle geri adım atmak zorunda kaldım. Boran tam karşımdaydı ama gözleri tam olarak benimle konuşma çabası içinde olan adamdaydı ve yemin ederim bu derece korkutucu bir öfkesine daha öncesinde şahit olmadım. Üzerine alel acele geçirdiği tişörtü tersti, göğsü sık sık inip kalkarken parmaklarını öyle bir sıkıyordu ki iki yanındaki elleri her an kalkmak ve darbe indirmek için hazırdaydı. Ellerimdeki paketi ve soda şişelerini tutarken tir tir titriyordum. Boran bana bakmadan adama doğru bir adım atınca nefesim kesildi, adam ne demişti bilmiyorum ama onun gözlerinde kesinlikle geri dönülmez bir idamı gördüm. Bu adamı öldürecekti. Dehşete kapıldım. "Merak ettiğin o piç tam karşında." Diyince gözlerim irileşti, "E tabi birde nasıl ölmek için yalvardığını da duydum." Bir adım daha atınca adamın üstüne o pislikte kocama karşı diklendi sanırım kocam olduğunu anlamamıştı. "Şu hayatta kimin karısını istediğine çok dikkat edeceksin." Geriye doğru sendeledim bu ne demekti, bu şerefsiz benimle ilgili neler demişti böyle. Kumral adam atarlı bir şekilde konuştu Boran az önce türkçe konuşunca anlamamıştı tabiki ama Boran itinayla anlatırdı. "Dur ben sana kim olduğumu detaylıca göstereyim." Dedi ardından öfkeyle haykırarak yumruğunu adamın suratına indirdi Boran, adam sertçe arkasındaki tezgaha çarptı, burnu kanamaya başladı ardından durmadan yakalarını tutup kendine çekti ve kafasını gömdü suratına bunu yaparken onun anlayacağı dilde de konuşuyordu her defasında. "Benim karıma peri demek onu süzmek gözünü ona değdirmen bile başlı başına bir intihar! Sebebin olacağım için yüzüme iyi bak iyi bak ki göstereyim sana kimin karısına yan baktığını!!" Adamın rengi yediği dayaktan değilde sözlerden bembeyaz olmuştu. Ne diyordu onu da anlamıyordum ama ellerimdeki paketleri zor bela tezgaha geri bıraktım. "Seni ananın rahmine bırakan babanı sikeyim lan orospu çocuğu!" Diye bu sefer anlayacağım dilde küfretmeye başladı. Etraftaki herkes buraya toplanınca ayırmak için gelen kişiler bir anda ortaya çıkan takım elbiseli adamlar tarafından engellenerek geri püskürtülmüş bizim etrafımıza etten duvar örmüşlerdi adeta. Bu adamlar Boran'ın adamlarıydı, daha önce görmemiştim hiçbirini ama hepsi fazlasıyla cüsseli dahası buz gibi donuklardı. Midemin bulantısı artarken onu göz arda ettim. Adamın salladığı bir kaç yumruk boşa giderken Boran küfürlerle birlikte onu öyle bir hâle getirdi ki onu dehşetle seyrettim. Yüzünü kan revan içinde bırakması yetmiyor gibi karnına defalarca kez vurdu, kolunu sırtına bükerek kırdı o da yetmedi ağzından kan boşalsada durmadan kaburgalarını kırmak istercesine güçlü güçlü indirdi tekmelerini, adamın cılız zayıf inlemerini çok zor duyarken etraftaki insanları tehdit ve zorla dağıttıklarını farkettim adamların. Tatilim bir kabusa dönüşüyordu. Boran gözlerimin önünde ciddi anlamda bir adamı öldürüyordu ve ben tek bir hareket bile edemiyordum. Ne yapsam kifayetsiz kalırdı. Boran hıncını asla alamaz şekilde baygın adamın üzerine eğilerek tükürürcesine konuştu, "Fazladan bir dakikan bile olmayacak." Dedi buz gibi bir sesle ardında ellerini adamın başına ve çenesine yerleştirince onun dibinde nasıl bitip ellerini kavradım bilmiyordum çünkü bunu yapmasam adamın boynunu kıracaktı ve bunu anlar anlamaz izin veremezdim. Ateş saçan gözleri bana çıktı, "Yeter artık Boran bu çok fazla öldüremezsin!" Dedim dehşet ve korkuyla. Daha da çıldırdı dediklerimle. "Geri çekil!" Diye dişlerinin arasından fısıldadı zorlukla ama kesinlikle bırakmadım ellerini. "Yalvarırım yapma Boran, bırak artık bu çok fazla onu öldüremezsin buna hakkın yok." Ellerini ellerimin altından çekti hızla şiddetle. Kalktık ayağa hemen. Ellerini sinirle saçlarından geçirirken sırtını döndü bana. Yaklaştım arkasından hemen soğuk soğuk terler dökerken. Koluna dokunmak için elimi uzatmıştım ki bana döndü hırsla. "Bana haber vermeden nasıl gelirsin lan buraya!" Sıçradım olduğum yerde. "İsteyerek olmadı ki." Diye mırıldandım kısıkça. "Ne isteyerek olmadı!" Diye bağırdı öfkeyle. Kendinde değildi bence hâlâ ve suçsuzken bana böyle bağıramazdı. Gözleri bedenime indiği anda ise orada gördüklerim beni öyle bir kırdı ki kalbimi parçaladı eliyle sanki. Tiksinir gibi bakmıştı üstümdekilere. Beni mi suçluyordu yoksa? "Sana elli kere dedim değil mi şu zıkkımları giyme diye bok mu var bunlarda!" Gözlerim dönmüştü daha da onu alttan almazdım. Sinirliydi ama bana bu şekilde kocam olsa bile muamele gösteremezdi. "Bunları giydim diye ben mi suçlu oldum!" Diyerek çıkıştım sinirle, "Benim görmediğim ne yazıyor bu kıyafetlerin üstünde?! Ben orospuyum gelin bana yavşayın beni taciz edin mi!" "Kes sesini Gece!" Diye bastırmaya çalıştı sesimi ancak durmadım. "Ne susacağım Boran ne! Az önce bana nasıl baktın sen farkında mısın ben adama kuyruk sallamışım gibi." Gözleri döndü dehşetle. "Buraya gelene kadar doğru dürüst kimse başını çevirip bakmadı bana merak etme, şu çocuk bile saygıyla yaklaştı demek ki neymiş kansız olan kapalı olsa da bakar sana! İki meme taşıyorum diye ne bu uğradığım ya sürekli sürekli giydiklerime karışmaktan vazgeç artık, çok istiyorsan ben sana açık geliyorsam git kapalısını kendine göre olanı al o zaman ben buyum işine geliyorsa!" Yüzü bembeyaz olmuş kanı çekilmişti, dehşet içerisinde bakarken sarsıldığı ortadaydı, gözlerine çöreklenen pişmanlığı mahçupluğu görmek iyi hissettirmedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE