Bana doğru telaşla adım atmak istediği an geriledim hızla, elimle yanaklarımı sildim sertçe, kalbimi dedikleri değil o tiksinir gibi bakışı yakmıştı asıl. "O adamı öldürüyorsan da öldür ne halin varsa gör!" Diye bağırdıktan sonra onu ve adamlarını hızla geçip koşmaya başladım, ondan uzaklaşmak yalnız kalmak istiyordum. Bir anda bu olanlar fazla ve gereksizdi ama bu dozunu aşan kıskançlıklarının çok büyük kavga sebebimiz olacağını da biliyordum içten içe.
Arkamdan geldiğini hissederken yavaşlamadım ama insanların arasından geçerken bir an için sol tarafıma bakınca üzerime doğru koşan kilolu bir adam farkettim o da beni farkedince gözleri korkuyla açıldı. Koşusunu kesmesi durması için hem mesafe yetersizdi hem hızı yüksekti, "Gece!!" Boran'ın tüm sahili dolduran gürleyen sesinden başka bir şey duymadım sonrasında. Adam duramayıp bana öyle şiddetli çarptı ki geriye doğru ikimizde aşağı süzülürken o an adamın denize atlamak için koştuğunu anlamıştım ama çok geçti.
Yüksek bir binadan düşüyormuş gibi hissetmek dehşet vericiydi. Bedenim buz gibi suyla buluşup dibe çekilmeye başladı hızla, hemen üzerime düşen dev cüsse yüzünden ezilircesine daha da battım yerin dibine. Olduğum yeri bir kaç saniye algılayamadım fakat hemen sonra soluksuz kalınca boğulduğu farkettim, Boran'ın yüzerken söyledikleri aklıma gelince panik yapmamaya çalıştım. Üzerimdeki cüsse kendine benden erken gelerek yukarı doğru yüzerken ben hâlâ dibe çekiliyordum, ellerimi kulaç atmak için yukarı kaldırdığım an sol tarafımda şiddetli bir ağrı hissettim. Çarpmanın şiddetiyle olmalı ki omzum ve kolumu fevri halde ağrıyordu dahası nefesim ciddi anlamda kesilmişti ve ciğerlerim akın akın su topluyordu.
Kurtulmam gerekiyordu ama şu an ölmeyecektim değil mi? Hayır, sanırım ciddi anlamda geberiyordum. Kolumdan sertçe tutulup hızla bir bedene yaslanmam ve yukarı çekildiğimi hissettim ancak bilincim kapanmak üzereydi biliyordum. Bir anda suyun yüzeyine çıktığımı hissettiğim an ise suyla dolu olan ciğerlerime nefes çekmek isterken öğürmeye başladım. "Gece'm kurban olayım bırakma beni, sakin ol, sakin ol bak buradayım." Görüşüm yoktu sadece şiddetle öksürürken kolunu karnımın altına bastırıp içimdeki suyu dışıma atmama yardım ederken ikimizi de suyun üstünde tutmaya çalıştığını hâlâ oğürürken farkettim.
"Bebeğim buradayım korkma tamam mı." Bir an sonra bir kaç kişinin daha gelip bize yardım edince kendimi sıcak taş zeminde buldum. Boran endişeyle üzerime eğilmiş yüzümdeki saçları çekerken başımızda duran iki adama bir şeyler anlatıyordu bu adamlar can kurtarana benziyordu.
"Kontrol edecekler seni yavrum." Boğazım yırtılmış gibi acı içinde yanarken başımı iki yana salladım. "İ-iyiyim ben." Dedim desilbezsiz o kısık sesimle. Bu ona yetmedi adamlardan biri bana doğru eğilip konuşurken Boran anlamadığımı bildiği için, "Derin derin nefes al." Diye adamı çevirdi bana.
Derin derin nefesler alırken boğazımdaki hırıltılı ses canımı sıktı adam eliyle sırtım ve mideme baskı uyguladı sanırım solunum konusunda sıkıntı yaşayıp yaşamadığıma bakıyordu. Boran dua etsin astımım tutmamıştı henüz. Bir kaç kontrolün ardından beyin sarsıntısı geçirmeyip iyi olduğuma kanaat getirince rahat bir nefes almıştım. Şaka maka az daha boğularak ölüyordum. Bu kadar basit ve ani miydi ölmek? Kesinlikle dehşete kapılacak kadar korkutucuydu ama.
"O embesili bulun bana!" Diye bağırdı Boran tepemizde dikilen adamlarına.
"Kaçmış efendim adam."
"Banane lan bulun onu diyorsan bulun!" Şimdi bu kalın kafalıya adamın önüne çıkan benim asıl beni suçlasalar haklı desem bir halt anlamazdı o yüzden sustum uzun bir süre bunu yapacağım gibi.
Gözleri bana dönünce başımı çevirdim ve ayağa kalkmaya çalıştım, sol kolum ağrısada kırık çıkık olmadığını incindiğini söylemişti sağlıkçı, bir kaç güne geçerdi.
"Dur, buraya gel bebeğim." Beni ayağa kalkmama izin vermeden kucağına alınca ona hiçbir tepki vermedim. Kollarımı da boynuna dolamayıp kucağımda topladım. Dudakları başımın tepesine bastırınca geri çektim huysuzlanarak. Olanları unutmamıştım elbette kalbim hâlâ kırıktı. Yürüyebilirdim mesela ama o beni bırakmayacaktı ve ben onunla tek kelime bile konuşmak istemediğim için yeltenmemiştim buna. Onun yüzünden boğuluyordum ciddi ciddi o yüzden taşıyacaktı tabi ki!
Kaşlarımı öfkeyle çatarken sakin olmak için içten içe kendimi telkin ediyordum. "İyisin değil mi? Hastaneye gidelim mi benim böyle içim rahat etmiyor."
"İstemiyorum." Dedim yüzüne bakmadan. Sıkıntıyla şişirdi göğsünü, huzursuzlanıyordu tavrım karşısında ama fazlasını hakettiğini bilmiyordu. Kaldığımız eve gelince beni ayaklarımın üzerine indirdiği an uzaklaştım ondan ve kollarımı göğsümde birleştirerek kapıyı açmasını bekledim. Arkamızdan gelen bir adam plajdaki çantamı uzatınca içinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı yanından geçerek merdivenleri yöneldim anında. Kapının sertçe kapanışını duydum. Odama gireceğim esnada arkamdan geldi, "Biraz dinlensen iyi olacak." Konuşmadım ve banyoya girmek için hareket ettiğimde arkamdan, "Gece." Dedi dertli dertli.
Duraksasamda devam edip girdim banyoya, kapıyı kapatmak istedim ama arkamdan girerek izin vermedi, "Senin üzerine yemin ederim ki seni bir an suçlamadım ben Gece." Dedikleri yutkunmamı sağlasada suyu sıcağa ayarlayıp ona bakmadan soyunmaya başladım. Konuşmasını kesmeyecektim çünkü zaten uzun süredir susuyordu ve dahası benim üzerime yemin ediyorsa dediklerinin doğruluğunu ne aklım ne kalbim sorgulayamazdı.
Kot şortumu üzerimden indirirken, "Yemin ederim ne sana ne de kıyafetlerine tiksinerek bakmadım ben sadece çok öfkeliydim. Senin bir suçun da yok asla biliyorum, ben sadece o ırz düşmanının benim kadınıma, benim olana bakması o iğrenç sözleri sarf etmesine tiksindim, midem bulandı. Sen anlamadın ama ben anladım o piçi ve o bunları yaparken engel olamadığım için nefret ettim kendimden." Duşakabine girip kapısını kapattım ama camlar sadece mahrem yerlerim için buğulu gerisi görünüyordu dışarıdan. Ilığa çevirdiğim suyun altına girdim yavaşça. Ben onun öfkesine kızmamıştım bana yükselmesine de kızmamış kırılmamıştım aksine onu alttan almam gerektiğini biliyordum çünkü beni bulamayınca nasıl korktuğunu ve endişelendiğini bildiğim için öfkesini sindirebilirdim. Sindiremediğim tek şey bedenim ve kıyafetime attığı o bakışlardı ve o bunun açıklamasını yaparak içime soğuk sular serpmişti. Neden bir anda gözüm dönmüştü ki niye kendimi kontrol etmeyi öğrenmeyip bir iki dakika daha sessiz kalmamış hemen ona sert çıkışmıştım. Ona arkam dönükken yüzümü sıvazladım sıkıntıyla.
Kabine yaklaştı bakmasamda hissettim, girip girmemek arasında tereddüt ederken girmedi. "Uyanınca seni bulamayınca delirdim aklıma ilk gelen boğulmandı ve ben o an seni göremediğim her saniye öldüğümü hissettim." Sertçe yutkundum arkam hâlâ ona dönüktü. O an hissettiklerini hisseder gibi oldum. Başını cam kabine yasladığını hissettim. "Terliklerin ve şortunun olmadığını görünce içim nasıl rahatladı anlatamam... Ortada birde Omurgasız piçi dolanırken de kalbim ağzıma geldi. Seni kaybetmek istemiyorum Gece, sensiz olamam ben bu yüzden çıldırdım, o orospu çocuğunu da görünce öfkeme hakim olamadım onu öldürmek istedim. Sana öfkelenişimin tek nedeni habersizce ortadan kaybolmandı." Daha fazla ona kayıtsız kalmam imkansızdı hele de acıyla bezenmiş sesini duydukça daha kötü hissediyordum. Ona doğru döndüm yavaşça, alnını cama yaslamış gözleri yerdeydi göremiyorum, denize girdiğinden ıslak olan saçları alnına yapışmıştı birde.
"Neden gelmiyorsun Boran?" Başını anında kaldırdı. Gözleri hevesle bana bakarken cam kapıyı iki yana açtı, "Küs değil misin bana?" Allah'ım çocuk gibi bakıyordu gözlerime.
"Değilim." Dedim, "Gelsene." İkiletmedi bile lafımı anında içeri girdi üzerindeki şortla.
Suyun altına girince bir adım gerilemek zorunda kaldım, dibime girmesine gerek yoktu ama neyse. "O embesil sana çarpıp birde üzerine atlayınca gebereceğim sandım, senin bugün bana ne garezin var yavrum?!" Bana mı kızıyordu cidden ben sadece bir içecek istemiştim o kadar. "O suya nasıl atladım onu bile bilmiyorum!"
"Ben yukarı çıkmaya çalıştım ama kolum ağrıyınca yapamadım birde nefessiz atlayınca şuurum gitti bir kaç saniye yoksa çıkardım ben, yüzmeyi öğrettin ya sen bana." Elinin tersiyle yanağımı okşadı şefkatle, "Biliyorum sevgilim ama sinirlenince bazen salaklaşıyorsun." Diye homurdanınca başımı ışık hızıyla kaldırdım yüzüne, rahatça arkamdaki rafa uzanıp şampuanımı aldı, "Hiç bakma öyle sana açık geldiysem git kapalısını al ne demek Gece? Ben senin giydiklerine laf söylüyorum ama bu kadar rahatsız olduğunu hiç farketmemiştim aksine kıskanmam hoşuna gidiyor zannediyordum ama bundan sonra ne istersen giy tek kelime etmeyeceğim sana." Agresif bir dille demişti bunları ve ben hayretle ona bakakaldım.
Ne demekti ne istersen giy tek kelime etmeyeceğim? Bu adam ortadan ikiye patlardı be laf etmese hem nankörlük etmiştim kabul çünkü şimdiye kadar istediğim her elbiseyi giymiştim ve onun kızdığını istemediği elbiseleri bile sırf beni kırmamak için izin vermişti ben sadece o bana öyle bakınca gereksiz bir noktadan patlamıştım ona onun beni kıskanması tüm kadınlık gururumu okşarken şimdi gavat gibi davranmasını kaldırabileceğimi zannetmiyordum asla. Buraya gelincede bir bikinelerime laf etmişti onda da ona kızmamıştım zaten, hatta ondan daha çok birilerinin beni öyle görmesinden rahatsız olduğumda onun ardından çıkmıyor ya da sadece denize girdiğim an soyunuyordum onu dışında üzerimde ya pareo ya tişört falan oluyordu.
Avucuna döktüğü şampuanı kafama sürdü ve ovalamaya başlayınca bile gözlerimi yüzünden çekmedim. "Sinirlenince saçmaladım ciddiye alma beni tıpkı benim senin öfkeni anlayıp seni affettiğim gibi sende dediklerimi unutabilirsin." Saçlarımı iyice köpürtürken, "Gözlerini kapat yanmasın." Diyince inatla kapatmadım gözlerimi. İnat edince sesli bir nefes koyverdi.
"Ne istiyorsun yavrum benden unuttum tamam ama seninde kötü hissetmeni istemiyorum ben seni böyle gördüm böyle sevdim ve kötü hissetmeni istemem o yüzden de ne diyorsunuz siz kadınlar? Hah! Kısıtlamayacağım, baskı da kurmayacağım ne halt edersen et özgürsün işte." Ciddi ciddi söylüyordu birde gerçekten ciddiydi ya.
"Ben böyle bir şey istemiyorum ki ama." Diye mırıldanışımı duysa da bir şey demeden beni yıkamaya başladı. İyice temizlerken uslu uslu durdum ve tuhaftır ki o da uslu durdu. Duştan çıktıktan sonra kurulanıp üzerime şortlu ve askılı ipek pijama takımımı giydim bugün dışarı çıkmazdık yüksek ihtimalle. Saçlarımı kelebek tokamla tepeme tutturup salona indim ve mutfağa girdim karnım açtı ve o kadar kustuktan sonra iyice boşalmıştı midem.
Önce süt içmek istiyordum ama, çünkü boğazım ağrıyordu o öksürmelerden sonra. Dolabı açarak sütü çıkardım tezgaha ama ağzına kadar dolu olan dolapta yemek için hiçbir şey çekmedi canımı ancak karnımda açtı. Kapağını sinirle kapattığım an Boran saçlarını kurulayarak girdi içeri elinde ufak bir poşetle.
"Omzun için kas gevşetici istedim." Diyince anladım. "Sürelim mi şimdi?"
"Yemekten sonra süreriz."
"Tamam." Diyip poşeti masaya bıraktığında dayanamayarak konuştum. "Canım hamurger çekiyor dolaptaki hiçbir şeyi istemiyorum." Birden bire çıkısımla şaşırdı kısa bir an. "Tamam." Dedi tuhafça. "Sipariş ederiz getirirler."
"Edemeyiz!" Diyerek itiraz ettim. "Beni bulduğun büfe varya oradakinden istiyorum hemde dört tane, lütfen Boran çok istiyorum ve açlıktan mideme ağrılar giriyor şu an." Şu an ciddi anlamda o hamurgerleri yiyemezsem nefessiz kalacakmışım gibi saçma sapan şeyler hissederken Boran bu isteğimi ikiletmeyip kendi gitti almaya. O gidince sütümü ısıtıp içtim, ardından etrafı topladım ve oturup onu beklemeye başladım sabırsızca, sonunda elinde paketlerle geri dönünce ise yüzüne bakmadan aldım ve dakikalar sonra gömdüm onları mideme, o kadar bayılmıştım ki bu tadı daha öncesinde tatmadığıma da emindim.
🔗🗝️🔗
Uyuduğum vakit yine Boran'ın yanımdan kalkıp gidişini hissetmiştim ama uykumuda bölmememek için uyumaya devam edip bir yandan da geri dönmesini bekledim şanslıysa bir tane sigara içer ve geri dönerdi yoksa işim yaştı ve uykuya dalamazdım. Ne kadar vakit geçti bilmiyorum arkamda hareketlilik hissedince onun geldiğini hissederek rahatladım. Elini belimin altından geçirip az olan mesafeyi de kapatıp göğsüne yasladı sırtımı, burnunu saçlarıma gömünce onun gibi bende rahat bir nefes aldım. Neyseki üstü başı akıllı olduğundan sigara kokmuyordu ağzıda zaten temizdide sigara yüzünden naneli şeker yediğini hissettiğim mentol kokusundan anlamıştım.
Eli karnımı avuçlarcasına yaslıyken burnunu boynuma kaydırdığını hissettim. Alışkındım uyuyorum sanıp beni böyle ellemelerine, müptezel gibi beni koklarken diğer eli kısa geceliğimin altına kayınca hissettirmeden yutkundum. Ellemenin hakkını veriyordu şerefsiz.
"Yine mi dantelli." Dedi boğukça, bu iç çamaşırıma değen arsız parmaklarının meziyetiydi. En iyisi uykuya dalmaktı zaten birazdan güzelliğime küfredip uykuya dalacaktı koynumda. "Orospu çocuğu ölümü hakediyordu ama ben Allah'ın bağışlayıcılığına sığınıp senin düştüğün yerden atarak insanlık yaptım yine." Gülmek istesemde tuttum kendimi, ciddi manada uykum çok fazla geliyordu ama onu da dinlemeye devam ettim. "Bilinci kapalıydı ama benim sorunum değildi nereden bileyim iki yumrukla bayılacağını." Ne! Yuh baygın adamı denize gömmüş birde insanlık yapıp bağışladım diyordu! "Dua etsin etraftan geçen biri görüpte çıkarmış onu." Rahatlamıştım şimdi. Önüne geleni de öldürsün istemiyordum.
(+18 yetişkin içerik içerir)
Bir an sonra kalçama yaslanan sertliğini hissedince yutkundum, "Bırakmazsın değil mi beni?" Neden böyle söyledi anlamadım gündüzleri bir hayalken geceleri niye dertleniyor bilmiyordum ama derdi her neyse beni de bitiriyordu.
"Sikerim buna kalkışanları." Diye hırladı kulağımın dibinde ardından eli usulca kaydı kasıklarıma doğru, parmakları iç çamaşırımın üzerinden kadınlığımı okşadığı an tepki vermemek bedenimi de kasmamak için ultra bir çaba harcadım. Ulan bu adam bizi uykuda resmen götürüyordu! Ve bu bana niye haz veriyordu şimdi? Bekleyecektim ne kadar ileri gidecek görmek istiyordum hem belki duymak istediğim bir kaç şey daha söylerdi.
"Sen bana açık değil her şeyinle tamsın hatta ben sana yetersizim." Bu sabahki sözlerime hitabendi sözlerim bu kadar mı dokunmuştu ona oysa en çok benim düşünmem gerekirdi o lafları. "Benimsin her hücrenle." Tenimi cayır cayır yaktı nefesi. Kasıklarımdaki parmakları kalçama kaydı okşadı ağırca aynı esnada kısık iniltisini duydum, "Şu kalçaları morartana kadar sıkmak istiyorum!" Elini dayanamayarak çekti kalçamdan ve kendini bastırdı bana, eli ise sütyensiz olduğundan yan yana devrilmiş olan yumuşak memelerime tırmanmaya başladı bunu yaparken kendini de kalçama sürtüyordu.
Hassiktir cidden. Uyanıp uynamamak arasında kalırken, "Dayanamayacağım." Diye kısık iniltisini işittim. Elini bir anda çekti ve arkamda bir şeyler yaptığını hissettim ve galiba... Boxserını çıkarmıştı. Bana geri dönünce anlamıştım bunu, sıcak ve sert aleti kalçama çarpmıştı. Örtünün altındaki geceliğimi kalçamın üstüne kıvırdı ve külotumu hafifçe kenara sıyırınca istemsizce nefesimi tuttum bunu ilk defa yapacaktı. Ben uyurken daha önce ellesede bu kadar ileri gitmemişti ve şu an beni de fazlasıyla heyecanlandırırken yapıyordu bunu. Bu adamın bir sınırı yoktu ve hayır gerçekten uyuyor olsaydım eğer bu şekilde uyandırıldığım için kolay kolay kızamazdım kısamda işi taciz ya da tecavüze asla yormazdım.
Islattı parmaklarını ve kendini sıvazladı ardından onu arkamdan ön girişime sürttü ağırca, buna da tepkisiz kalacak kadar ihtirazsız değildim bu sebeple sıcak bir nefes bıraktım cılız sesimle. Belimin altındaki eli hâlâ belime sarılı olduğundan daha da sıktı beni.
"Sakın korkma, bedenin bile öyle alışkın ve aşık ki anında ıslanarak karşılık veriyor bana." Ağır ağır sürtünmeye devam etti eliyle tuttuğu aletini. "Zevk göz yaşları akıtacağım gözlerinden." Hırıltısı içimi kaynatırken erkekliğini içime itti ağırca ve bunu yaparken kollarıyla beni sıkıca sarmış ağzından sesli bir inilti dökülmüştü. Gözlerimi loş odamıza açtım. Boran usulca girip çıkmaya devam ederken kısık iniltilerimle daha da hızlandı. Ciddi manada uyuyor olsam bu hareketlerine ya sıçrayarak uyanır ayak uydururdum ya da rüyamdayken onunla birlikte olmuşumdur bile.
Kalçalarıma çarpan kasıkları şiddettini hafifçe arttırdı, "Boran." Diyerek inledim adını. Boynumu kavrayarak yüzünü gömdü anında, dudaklarını hissedince emmeye başladığını hissettim.
Boynumdaki eli çenemi kavradı ve yüzümü kendine çevirdiği an dudakları ağzıma kapandı aynı hızla içimdeki git gellerinin şiddettini arttırdı. Bir elimle yastığımı avuçlarken diğerini arkamdaki adamın ensesini sıkıca kavrayarak kendime daha da çektim.
İniltilerimiz dudaklarımıza karışırken çenemdeki elini çekip hızla geceliğimin yakalarının içine daldırıp sertçe sıktı göğsümü. "Seslice inlerken dudaklarından koptum. "Hayvan yavaş olsana!" Diye bağırdım ve o daha hızlı girip çıkmaya başladı tırnaklarımı ensesinden kaydırıp örtüyü hızla çekip attım ve arkamdaki adamın çıplak kalçasına batırdım.
"Sikerim seni lan!" Diye kükredi ancak durmadı içimdeki hareketleri. Şişen damarlarını duvarlarımda hissediyor her girişinde sonuna kadar zorluyordu beni ve ben onu her defasında daracık yollarımla karşılıyordum.
"Zaten yapıyorsun hem de uykumda! Seni ırz düşmanı!" Derken bile inim inim inliyordum.
Isırdı. Yanağımı ısırdı sertçe. "Uyurken bile ıslanan yuvam bundan memnundu ama." Dedi sertçe içime çarparken. Yatağımız da harketlerimiz yüzünden sallanmaya başlamıştı ritmik bir sesle. "Memelerinin uçları bile sertleşmişti, bende dedim ki karımı neden güzel bir seksle uyandırmıyorum?"
"Aaah Boran yavaş." Diye çığlık attım inleyerek. Goğüslerimi avuçlarken daha da şiddetlendi hareketleri. Sona yaklaşıyordum.
Nemli ve boynuma yapışan saçlarımı umursamadan tekrar öptü boynumu,
"Gece ölürüm lan sana ben, biterim." Dedi boğuk ve istekle. Şiddetini arttırdı, kulağımın dibinde ki dudakları kıpırdadı, "Hoşuna gitti mi söylesene daha sırada seni yalayarak uyandırmam da var belki sonra da sen beni uyandırırsın." Edepsiz sözlerini sansürsüzce derken inleyerek titremeye başladım.
"Boran." Diye haykırdım zevkle. Bu yorucu fakat aşırı iyi gelmişti. Güçlüce vuruşlarına devam etti ve o da sonunda patlayarak içime aktı. Yorgunca uykuya dalmam uzun sürmezken ismimi sayıklarcasına nefeslendi ensemde.
(+18 bitmiştir)
Kollarını çözmek yerine daha da sıkılaştırarak daldı o da ardımdan uykuya.
Sonraki gün ikimizde geç uyandık ama ben akşama doğru regl olunca dışarı çıkmamıştık. Normalde ilk günüm ağrılar içinde geçmesi gerekirken hiç ağrım olmadı üstelik kanamam da neredeyse yok denilecek kadar az ve parça parça gelmişti. Toplasam bir ped kirletmemişimdir, bu nadiren olurdu o da ben o ay ilaç alırsam ve ben bir iki kere ağrı kesici almıştım sadece önceden.
Sonraki günlerde gezmediğimiz tek bir nokta kalmamış geceleri ise soluk soluğa dinlenmiştik bir birimizde.
Tatilimizin üçüncü haftasına girdiğimizde Boran'ın kiraladığı özel tekneyle açılmıştık. Hatırladıkça dudaklarımı ısırmaktan alamıyordum kendimi çünkü denizin ortasında ben masumca yüzme antrenmanları yaparken arsız bir adam tarafından yoldan çıkarılmış ve suyun içindeyken karışmıştık birbirimize.
Şimdi ise üzerimde sadece onun gömleği vardı ve arkamdan sarılarak basını sağ omzumdan çıkarmıştı. Salonumuzun ortasında yere attığımız minderlere oturmuş- tamam ben onun kucağında oturuyordum. Bir bacağını uzatmış diğerini dizinden kırmış elini üzerinden sarkmıştı. Gözleri hemen önümüzdeki büyük tuvaldeydi, yeterli gelmeyecek olmalı ki parmaklarına fazlasıyla yakışan ince uçlu resim fırçasını kahve rengine batırıp keskin bir hat çizdi tavus kuşumuza.
Gözlerimi kısıp baktım çizimin yarişında olduğumuz resime. Çıplak göğsünü sırtıma daha bir yaslayıp resime uzattı ve bir çizik daha attı.
"Ne bu Boran otuzunda dul kalmış kadın mı çiziyoruz ne bu ciddiyet, hayvan be bu!" Diyerek yükselince güldü. Yüz hatları fazla keskin ve çatık kaşlıydı be hayvan.
"Yavrum ben anlamam yumuşak çizimlerden benim çizgilerim net, dedim sana demi kuyruğunu ben çizeyim diye." Sabırla nefes alırken sakallı çenesini saçımı tepemden saçma bir topuzla topladığım için açık kalan omzuma sürttü. Gömleğini düzgün iliklememiştim üzerimde ve o da sağ omzumu çekiştirerek açığa çıkarmış sürekli öpüp böyle sakalını sürtüyordu.
Yanında duran meyve tabağından bir dilim kivi uzatınca yüzümü çevirerek istemedim. "Midem yanıyor Boran." Diye sızlandım.
"O kadar yağlı eti bende yesem benimde midem yanar." Diyerek söylendi bana ardından meyveyi yerine geri içinde limonlu soda bulunan bardağımı uzatınca koca bir yudum aldım ancak asiti burnumu yaktı. Son üç gündür sodalara dadanmıştım ve Boran midemin delineceğinden korktuğu için kolay kolay vermiyor yudum yudum verip geri çekiyordu benden.
Yine çekip yanına bıraktı sodamı.
"Sen bizim lokmamızı mı sayıyorsun Boran?" Başını bana çevirdi tuhafça, "Sizin derken?" Bir an için kurduğum cümleyi düşündüm cidden niye bizim demiştim sanırım ağzımdan öyle çıkmıştı. "Bir anda çıktı ağzımdan Boran, benim işte benim lokmamı sayıyorsun sen?" Diyerek alınganlık yapınca dudakları kıvrıldı, yumuşak bir öpücük bıraktı yanağıma.
"Kızma hemen lokmanı saydığım yok, midem midem diye ağlıyorsun kaç gündür, yağlıydı ve uyarmama rağmen çok fazla yedin."
"Ağlamadım Boran!"
"Sızlanıyorsun ama." Omuz silktim. Biraz naz yapmak istememin nesi suçtu hayatımda bir ona nazım geçiyordu bende çok olmasada kullanıyordum bunu hem midem gerçekten rahatsızdı bir kaç gün ancak öyle şiddetli de değildi.
Burnunu boynumda gezdirdi, derince içine çekti kokumu. "Senin sızlanman bile benim canımı yakıyor onu ne edeceğiz." E tamam buna bir şey diyemezdim çünkü ciddiydi elime diken batsa dikenin soyunu kuruturdu bu adam, hâl böyle olunca bu Gece kulun nasıl şımarmasın ya rabbi.
"Seni çok seviyorum Boran." Boynumdaki dudakları gerildi, gülümsedi sert bir öpücük bıraktı boynuma. Zavallı tenim o kadar çok morluklar ve kızarıklıklarla doluydu ki bir noktadan sonra onu uyarmayı bırakmıştım.
"Resmimize odaklanalım bitmesini istiyorum bu gece Boran." Dedim ancak kendimi esnemeden alamadım. Uyku bastırıyordu yavaş yavaş, gözlerim yanıyor ve ağırlaşıyordu ancak resimimizi bitirmemize az kalmıştı. Bu gece buradaki son gecemizdi ve içim biraz buruktu çünkü bir sürü güzel anıya sahipti İtalya, her anım neredeyse her dakikan Boran'la doluydu. İlk defa Boran'la bu kadar çok zaman geçirmiştim, bütün sorunlardan uzak sadece o ve ben çok iyiydik... Ancak içimden de bir ses diyordu ki geri dönünce pek iyi seyler olmayacak. Bu süreçte bizimkilerle de çok görüşmüştüm tabi ki ve orada da her şey yolundaydı dediklerine göre.
Üç haftalık tatilimizin son gecesinde onunla birlikte resim yapmak istemiştim çoğu vaktimde burada bir resim defterimi doldurmuştum ama onunla hiç birlikte resim yapmamıştık. Kocam değil miydi hem. O mimardı keskin çizgilere bayılıyordu ben ise daha çok yumuşak hatalara ancak yinede birbirimizi dengeliyorduk bence.
"Öyle değildi ama ya burnu tam kürt burnu oldu bu ne ya hayvanı da mı bize benzettin böyle burun mu olur Boran!" Diyerek çıkıştım hemen eline vurup iterek.
"Lan ne alaka!" Diyerek çıkıştı. "Hayvan bu hayvan, hem biz boşuna mı çiziyoruz bu kuşu sen ve benim olduğu belli olsun diye ikimiz aynı resmi yapıyoruz ikimizinde fırça izleri olsun diye. Şimdi karışma bana tüylerinle uğraş sen!" Diyince göz devirmemek için zor durdum. "İkimizin emeği olsun dedim de hayvanı da kendine benzetip odun suratlı yapmasaydın keşke." Ucu kahverengi olan fırçası dediklerimle kayınca kuşun yüzü çizildi. Gözlerim irice açıldı.
"Benim suratım odun gibi mi Gece!" Diye bağırdı sinirle kulağımın dibinde. Kulağımı tıkadım, "Elimdeki fırçayı yerdeki palete sertçe koyunca ters döndü ve yere döküldü paletteki renkli boyalar.
"Bağırma bana!" Dedim kucağında yan dönerek, resimi gösterdim işaret parmağımla, "Baksana ne yaptın resime o kadar uğraşmıştık." Çatık kaşları altındaki kehribarları resime dönünce kaşları düz bir hâl alırken, "Lan asıl sen bak ne yaptığına!" Diyince gözlerimi cevirdim hemen. Bir dehşete daha kapıldım. İncecik hatlarla çizdiğim otuzdan fazla tüylü kuşun kuyruğu parmağımdaki fuşya boyası bulaşmıştı.
Ellerimi ağzıma kapattım, "Gitti güzelim tablo." Diye ağıt yakmaya başladım. "Ne çok uğraşmıştım gitti emeklerim!" Sonra gözlerim Boran'ın kınayıcı bakışlarına takılınca, "Bir tek senin mi emeklerin vardı yavrum?" Diye sordu ancak kendi cevapladı. "Nankör vaşak seni, benimde emeklerim vardı!" Elini tabloya bana bakarken sertçe uzattığı için yanlışlıkla vurdu ve devirdi tabloyu.
Tablonun üst kısmındaki tahtanın çıktığını görünce gözüm döndü ve hızla ona dönerken o başına geleceği hissetmiş gibi, "Halledilir!" Dedi ve tabloya dizleri üzerinde uzanmıştı ki yerdeki palete bastığı için dizi boyaya batarken, "Sikerim böyle işin doğumunu." Diye küfredip eliyle dizine bulaşan yoğunluğu kırmızı olan boyayı avucuyla silmeye kalktı ama daha da bulaştı. Gözleri bana dönünce ne yapacağını hatırlamış gibi korkarak tabloya yeniden dönüp elini uzatıp aldı eline ve ne yaptığını fark etmeyerek açılan ince tahtayı yapıştırmak isterken zavallı sayfamın her bir yanına elindeki kırmızı boyayı bulaştırmış rezil rüsva etmişti.
"Onu yere bırak Boran." Sakince çıkan sesimle bana bakınca tereddütle baktı tabloya yeniden bakınca ne yaptığını gördü ve hızla yere attı. Evet aynen yere attı korkarak gözlerime bakınca yerden bile kalkmadan dehşetle geri geri sürünmeye başladı.
"Boşuna kaçma Boran mundar ettin remimi." Dedim tehlikeli bir sakinlikle.
"İlk sen yaptın senin yüzünden çizdim ben yanlışlıkla oldu. Gel yenisini yapalım." Derken bile hâlâ geri geri gidiyordu yerde sürünerek. Üzerimdeki gömleği umursamadan dizlerimin üzerinde doğruldum,
tırnaklarımı gösterdim pençe şekline sokarak, "Yapacağım zaten kocacığım hemde bizzat üzerinde!" Üzerine atladım çığlık atarak. Kehribarları iyice korkuyla irileşmişti.
"Etme eyleme!" Dedi can havliyle, ellerimi tutmaya çalıştı.
"Ettim eyledim bile!" Diye bağırdım. En son yerde ki boyaları suratına nasıl savurdum ya da o beni nasıl bir anda altına aldı bilmiyorum, niye hep kaybeden taraf ben oluyordum ki!
En son kavga ederken saçımın başımın dağıldığını onun da her yerinde boya vardı saçları bile batmıştı. Sürekli çıplak oluşumdan dem vurup dikkatini dağıttığımı adil olmadığını söylemiş ama yine kazanan o olmuştu!
Her günüm mükemmel geçerken son günümde de dibine kadar eğlenmiştim.
Ancak her güzel şeyin olduğu gibi bununda bir sonu vardı ve henüz bilmiyordum.
🗝️🔗🗝️
Boran İtalya da olduğu gibi şort polo yakalar salaş tişörtlerden arınmış gibi buraya has jilet gibi takımlarını üzerine geçirmişti uçaktayken. Ben ise üzerime askılı göğüsü pek açık olmayan lacivert bir elbise giymiştim, elbisem belime kadar dar sonrasında düz bir şekilde bollaşıyordu dizlerime kadar. Yolculuk sonrası topuklular giymek istememiştim bundandır ki kalın tabanlı şeffaf terliklerimi giymiştim. Saçlarımı başımın tepesinden at kuyruğu yapmış nemlendiriciler dışında makyaj yapmamış gerek duymamıştım. Aslında biraz midemin bulantıları arttığı için keyfim kalmamıştı bu sebeple kendime özenememiş elime geçeni almıştım.
Boran yine endişelenmesin diye uçaktan iner inmez kendimi havaalanı lavabosuna zor bela atmıştım, şimdiye kadar yanmadan öteye gitmeyen midem ilk kez kusturunca betim benzim atmıştı bu şekilde Boran'a gorünsem anında hastaneye kaldıracak kadar evhamlıydı. Doğrusu kusunca biraz olsun rahatlamıştı. Ağzımı defalarca kez çalkalayıp yüzüme su çarpmıştım rengim düzelsin diye. Başımı lavabodan yüzüme bakmak için kaldırınca bir anda gözümün önü karardı. Lavabonun kenarlarına tutundum hemen, kendime gelmek için zaman tanırken saniyeler sonra uyuşan beynim kendine gelmeye başlayınca derin derin nefesler aldım. Ensemi de ıslattım ama bir an da beynime saplananlarla sertçe yutkundum.
Evli bir kadın kusunca şakadan bile olsa anında ne şakası yaparlardı?
Yok diyemiyorum kesinlikle. Ben de mide yanması İtalya'ya gittiğim ilk hafta vardı ve sonra gitmişti üzerine ikinci hafta regl olmuştum yani hamile olma ihtimalim çok düşüktü olsam bir haftalık olurdum ve o da anında mide bulantısı yaratmazdı değil mi? Yok canım biliyorduk herhalde bu konu hakkındaki temel bilgileri. Olamazdım şu an.
Tabi ki değildim bir haftalık bebek kan testinde çıkmıyor ne kusması, midemi kesin üşütmüştüm, o kadar denize girerde çıkmazsam olacağı buydu.
Dikleştim yerimde. Boran'ı bekletmemeliydim. Saçlarımı düzeltip at kuyruğunu iki yandan çekip sıktım, bu arada kendi aptallığıma gülüyordum ciddi ciddi iki kusmaya hamile zannetmiştim kendimi. Kapıya doğru iki adım attım ki durdum anında yere çivilenmiş gibi. Fazlasıyla yavaşça yutkundum. Ben... Ben regl olmuştum ama hayatımda her zaman oluk oluk akan, beni daima batıran adet dönemim bu kez neredeyse yok denilecek kadar az ve kesintili olmuştu. Farketmeden titreyen elimi karnımdan kasıklarıma doğru kaydırdım hafifçe ve baskı uyguladım yoklarcasına. Hafif bir sertlik kasıklarıma oturan çok az bir ağırlık hissediyordum sanki ancak psikolojik olarak mı bilmiyordum.
Tamam. Şüphe etmeye gerek yoktu zaten bunu istiyordum değil mi şimdi net olmasa da bir şüphem varsa bunu öğrenmeliydim. Yüreğimdeki kıpırtı usul usul hızlanırken derin bir nefes alarak çektim elimi karnımdan hemen test yapmalıydım konağa döner dönmez.
Boran'ın yanına dönünce belli etmemek için elimden geleni yapmıştım zaten fazlasıyla gergin olan Boran bendeki stresi farkedecek durumda da değildi.
Elimi sıkıca tutarken telefonu çaldı Merih'in aradığını görmüştüm. Kulağına yasladı, bir süre dinledi karşı tarafı, gerginliği asla azalmazken çehresi sertleşti kehribarları delici bir öfkeyle koyulaştı. "Annemi ve Zara'yı gönderdin mi çiftlik evine güvendeler değil mi?" Diye buz gibi bir sesle konuşunca asıl donan ben oldum. Ne demekti güvendeler mi neler oluyordu Allah aşkına gelir gelmez mi patlayacaktı olay.
Merakla bekliyordum telefonu kapatmasını. "Tamam Diljen ve Mizgin ablayı da gönderdiysen Özgür ile Bahoz'un yanına git... Hadi görüşürüz koçum." Dedi ve telefonu kapattı.
"Neler oluyor Boran?" Diye sordum korkuyla o ise elimi sıkıp bana bakmadan kaçırdı gözlerini, yutkundu sertçe. "Öğreneceksin sabret." Dedi sadece sonra bu sefer kendi birini aradı.
"Merih yanınıza geliyor onu alın ben demeden sakın bırakmayın Bahoz! Merak etme sen bir şey olmayacak..." Gözleri Bahoz ne dediyse bana kaydı. "Birazdan öğrenecek o da tıpkı babası gibi." Bir karınca istilası beynime hücüm etmiş gibi karıncalanıyor yüreğime ise korku tohumlarını salıyorlardı. Bedenim anında titremeye başlamıştı. Cehennemin bizzat yaklaştığını ve başta ben olmak üzere bir çok kişinin canının yanacağını bana bakan gözlerinde görmüştüm.
Kehribarlarında yoğun bir korku vardı bana karşı, o gün konakta babasıyla konuştuğundan beri çektiği acının yansımaları vardı. Acı çekiyordu.
Araba daha önce beni getirdiği uçurumun kenarında durunca gömleğinin ilk iki düğmesini açtı nefes alamıyor gibi ardından kapıyı açıp kendini dışarı attı. Ellerini stresle saçlarından geçirirken inmem gerektiğini biliyordum ama yapamıyordum. İtalya'ya geri dönmek istiyordum.
Ne kadar kaçsam da arabadan inip yanına yaklaştım usulca.
"Dedem konakta." Dedi birden ve bu beni sarstı. Zaza Ağa konakta mıydı? Karşımda durdu, mavi gözlerime tüm duvarlarını yıkmış şekilde acıyla bakıyordu daha çok mahçup bir şekilde ama neden? Niye böyle bakıyordu ne diyecekti beni böyle devirecek.
Soru sormadım zaten ne sormak istiyorsam gözlerimde yalın bir şekilde sunuyordu ona. "Kardeşime olanlardan sonra buna neden olanları ölmekten beter ettim ama babama gelince elim kolum bağlandı... O benim babamdı ne kadar hatası olsada babamdı o benim, ona el kaldırmak aklımdan bile geçmedi ama çokta zoruma gidiyor." Yüreğim acıyla kıyıldı. "Kardeşime ve o küçük bebeğe olanlar yeğenimin yaşadıklarını da sindiremiyorum bunlar karşılıksız kalamazdı. Babamdan dedemi istedim babamın ona boyun eğmesi zoruma giderken dedemi istedim çünkü onu öldürecektim. Benim için hep bir hiçti o piç bundandır ki o bunağı öldürmek zor gelmezdi bana ama babamın babası olması da işleri zorlaştırdı. Bir insan dışarıdan darbe yiyince ayağa kalkabiliyor ama kendi kanından sevdiğinden yiyince bir daha beli doğrulmuyor..."
Ellerini tutarak güç vermek iyi hissettirmek için sokuldum ona. Burukça kıvrıldı dudakları ancak kehribarları dolmuştu. "Babam dedemin beni tehdit ettiğini söyledi. Aradı onu ve o piç bana konağa dönmek yeniden aşiretin başına geçmek istediğini benimde ona bir daha tek laf etmemi boyunduruğu altına girmemi istedi..."
"Ne ile tehdit ediyor?!" Diye sordum sertçe kendimi tutamayarak. Akan sıcak göz yaşımı yanağımdan düşmeden tuttu baş parmağı ile ve sildi. Burnumu çektim seslice bir damla aksada tuttum kendimi.
"Seninle tehdit etti." Dedi. Gözleri tam bu kısımda yere indi başı eğildi. Ne ile diye soramadım. "Bildiklerini anlatırsa eğer ne sen ne de ben kalırmışız..." Yalandı ne olursa olsun bu saatten sonra bizi ancak ölüm ayırabilirdi.