"Tekerrür Eden Mucize"
Evlilik ciddi anlamda zor ve sorumluluk isteyen bir işti ya da müessese mi ne denirse işte.
Gencecik bir kızdım ben ve elbette salakça hatalar yapmıştım. En başta Güneş ile yakın olarak yapmıştım o hatayı. Konağa ilk geldiğinde onunla yakın olmak ve yabancı hissetmesin istemiştim çünkü abim tarafından görülmezdi ve defalarca kez ağladığına şahit olunca ona yanaşmıştım. Onunla yakınlaştılça da abime olan aşkını dinleyip durmuş yanında birde kardeşi olan Emir çıkmıştı başıma. O zamanlar on altımda bir kızdım ve abimin kaybıyla boşluktayken sürekli peşimde koşup durması ister istemez ilgimi çekmişti tabi ki bu hemen olmamış zamanla olmuştu. Onu gerçekten sevmiştim, ilk aşkım diyemezdim ama sevdiğimi de inkar edemezdim.
Rolünü çok iyi oynamıştı.
Çok kolay kandırılan bir kafasız olduğum için Güneş'i ölümüne savunurken Gece'yi suçlu görüp asla haz etmemiştim ondan tabiki haklı olduğu yerlerde hakkını yememiş ve Güneş'e de yedirmemiştim çoğu yerde bundandır ki çok öfkelenirdi bana.
Sonuç olarak hatalar yapmış bunlardan acı bir şekilde ders çıkarmıştım. Şimdi ise tek istediğim hayatın bana verdiği ikinci şansı değerlendirmekti.
Evet onu arayıp anlaşmalı bir evlilik teklif etmiştim ancak sonrasında bu fikri unutup gerçek bir evliliğe dönüşeceğini düşünmüştüm. Enerjilere inan biriydim. Cahit'ten bir aile babası olabileceğine de inanıyordum nedensizce.
Aslında tek istediğim Emir olayı patlak verdikten sonra kendimi o konakta artık fazlalık gibi görmeye başlamış bunun önüne geçememiştim ve çareyi belkide yeni ve ailemin de onaylayacağı bir evlilikte aramıştım. Cahit ile hayatıma ikinci kere başlayacağıma inanmıştım. Çok yakışıklı, karizmatik ve adam gibi bir adama benziyordu zaten aksi olsa Gece hanım yanında tutmaz abim onunla evlendirmezdi.
Malesef benim gibi bu evliliğin gerçeklesmesi taraftarı değildi Cahit efendi.
Bu evliliği ona rağmen gerçek yapmak zorundaydım bir şekilde beni sevmesini istiyordum. Yüzsüzlük ya da gurursuzluk da değildi bu, evlilik bir çocuk oyuncağı değildi hele de bu topraklarda asla olamazdı, henüz evlenmeden iki gün önce babamın abime, "Mara umarım bizi yine utandırmaz ve yüzümüzü eğdirmez millete karşı ona güvenim pek yoktur, oğlan iyi birine benziyor lakin onunda başını da yakmazsa iyidir." Dediğini duymuştum. Aslında bu evliliği gerçek bir evliliğe en çok bu yüzden dönüştürmek istiyordum. Babama bir ders olsun istiyordum, bana güvenmemesi ve ilk hatamda gözünden böyle düşürmesi zoruma gitmişti oysa ben yirmi yaşıma kadar bir kez olsun ona yanlış yapmamıştım.
Evliliğimin üçüncü günündeydim ve her şey düzgün ilerliyordu. Evlendiğimizin ertesi günü Cahit efendi erkenden kalkıp işe gitmiş ve gece geç saatte gelmişti eve. Onu kapıda karşıladığımda ise elbette hesap sormuştum çünkü annesi bizi gerçek evli zannederken bu tavrı doğru değildi. Dediği ise ben hep bu saatlerde çalışıyorumdu.
"Kusura bakma bu saatten sonra saatlerini düzelt o zaman, sahte bile olsa bir evliliğin var ve kimsenin ağzına senin yüzünden laf vermem!" Diyerek çıkışmıştım daha ilk geceden. "Kimseye Mara kocasını evden kaçırtıyor adam eve girmek bile istemiyor dedirtmem ben!" Bana afallayarak bakakalmıştı. Tek kelime etmesine izin vermeyip odama dönünce ertesi gün işe gitmeyip bizimle kahvaltı etmiş akşam erkenden gelmişti eve, tabiki biz yemeğimizi yedikten sonra. Aslında ben yemeyip onu bekliyordum ama o hep tok gelip duruyordu eve. Annesi de ilaçları yüzünden yemek saatlerini aksatamazdı yani annesini de bahane edememiştim.
Yine gün bitmiş akşam olmuştu. Cennet hanımın yani Cahit'in annesin yanında otururken televizyonu seyrediyorduk. Bu kadını sevdiğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirdim. Belden aşağısı ve göğüsünün sol tarafında da kısmi felci vardı sağ kolunu rahatça kullanabiliyordu onun dışında rahatça konuşabiliyordu. Emine abla vardı birde o Cennet annemin bakıcısıydı ama bende yardım ediyor neler yaptığını öğreniyordum iyice.
Hayır birden iyilik meleği kesilmemiştim ben bu tür konularda titizdim ve kimseye durduk yere kin gütmezdim sadece kolay kolay insanlara ısınamazdım o kadar, Cennet anne ve Emine ablayla fazlasıyla anlaşmıştık Cennet annem zaten beni anında hep bu evliliği bekliyor gibi kızı bellemiş gözleri bir an beni görmese aranıyordu.
Sohbeti iyiydi kadının şimdi, tabi ilaçlar yüzünden çoğu zaman yatmasa daha iyiydi o zamalar kendimi yalnız hissetmezdim, o uyuyunca sıkılıyordum evde.
Cennet anne yemeğini yiyip ilaçlarını aldığından uyuya kalınca yine üzerini örttüm ve odasının elektriğini kapatarak çıktım sessizce odadan, odadan çıkmamla burun buruna geldiğim bedenle korkuyla damağımı kaldırdım.
Cahit'ti bu. Hangi ara gelmişti de duymamıştım ben.
Kaşları çatık bir hâlde bakarken, "Hoş geldin." Dedim gülümseyerek. "Geç kaldın bugün annen seni görmeden uyudu ve üzüldü biraz söyleyeyim. Aç mısın peki sofra kurayım mı?"
"Aç değilim konakta yiyiyorum da geliyorum şu soruyu sorup durmayı kes." Düz bir ifadeye sahipti ve hiçbir şey anlamıyordum.
"Neden konakta yiyorsun evde yemek yapanın var farkındasın değil mi?"
"Sana mı soracağım?" Dedi buz gibi bir tavırla. "Yemek yapmak zorunda değilsin Mara Emine abla zaten yapıyor sen niye giriyorsun mutfağa?" Şaşırmıştım tavrına. Niye hata yapmışım gibi davranıyordu şimdi.
"Evde yapacak bir iş yok bende yemek yapıyorum ne var bunda?" Diyince burun kemerini sıktı. "Anneme bakmak zorunda değilsin onunla ilgilenmek ya da yanında durmak, konuşmka zorunda da değilsin kendini buna zorlama, anamdan uzak dur onun bir bakıcısı var zaten!" Diye sertçe konuşunca sabrım tükendi çünkü haksızdı.
"Evet annene bakmak zorunda değilim ama yapıyorum bunu çünkü canım istiyor ve memnunum bundan sanane!"
"Sanane?!" Dedi hayretle.
"Evet sanane! Ne bu be yok yemek yapma yok anamla ilgilenme yok soru sorma insanız burada biz Cahit efendi senin gibi robot değil! Korkma annene zarar vermem en azından senden çok değil!" Yüzüne daha fazla bakmak istemeyerek geçtim yanından ve odama girdim sinirle. Deliydi bu adam her haltı kendi tarafına çekmeye bayılıyordu.
Odada bir o yana bir bu yana giderken kapım tıklatılınca duraksadım. Cahit mi? O odama gelmezdi ki hiç. Hemen hafifçe öksürdüm ve, "Gelebilirsin." Diye seslendim.
Kapıyı yavaşça araladı ve tamamen girmedi ayıp olmasın der gibi. Yahu bu oda senin nikahlı karının odası be neyin ayıbı olacaktı.
"Kusura bakma." Diyince tuhafça baktım ona. "Niyetim kendini bir şeylere zorlamamandı yani zorunda hissedip sıkılma diye dedim onları, kusura bakma istediğin neyse onu yap öyle devam et tamam." Diyince şaşırdım iyice. Ensesini kaşıyınca gergin olduğunu farkettim, "Kendini sahte de olsa mecbur hissetme hiçbir şeye işte onu diyorum." Dedi ve kaşlarım havalandı.
"Kendimi mecbur falan hissettiğim yok aksine annenle ilgilenmek hoşuma gidiyor ve o çok iyi bir kadın e haliyle sevap işleyip sağımda ki meleğe de bir şeyler yazdırmalıyım." Dudakları belli belirsiz kıvrıldı çok kısa bir an. O an daha bir çekildim sanki ona. Sahte bir evliliğin içindeydik ona göre ve o kendimi kötü hissetmemem için diyordu bunları halbu ki ben mutluydum.
"Burası artık benim evim." Diyince gözlerimin içine baktı derince. "Bizim ilişkimiz ne olursa olsun bu evden gideceğim güne kadar burası benim yuvam."
"Nasıl mutlu oluyorsan." Dedi sadece ancak gözlerinin içine bakarken söylediklerimin hoşuna gittiğini farkettim. "İyi geceler sana." Diyince gülümseyerek, "İyi geceler Cahit." Dedim. Odadan gidince kendimi nedensizce daha iyi hissediyordum. Cahit ile konuşmak iyi hissettiriyordu çünkü gidişinin üzerinden on dakika geçince yine sıkılmaya başlamıştım.
Oflayarak yatağa bıraktım kendimi sırt üstü. Şu yatakta koyun koyuna yatmak varken ne yapıyorduk biz? O kadar kişi görücü usulü evlenip mutlu olurken biz saçma bir anlaşma zırvalığına girmiştik.
Bir kaç dakika daha boş tavanı izlerken aklıma gelen fikirle doğruldum hızla. Ne demiş atalarımız savaşta her şey mübahtır değil mi?
Sırıttım. Aklımdaki hinlikleri birazda kendim için kullansam ne olur ki?
Saat daha on bile olmamıştı geç değildi zaten. Evde tek banyolu oda benim odamdı onun dışındaki banyo ortak banyoydu şükür ki ortaktı yoksa oyunumu nasıl oynardım.
Cennet annem belli etmesede Cahit ile normal bir evlilik yaşamadığımızı biliyordu ve üzüldüğünün farkındaydım.
Banyonun kapısını tam yarım saat zorladıktan sonra iki törpüm mahvolsada sökmeyi başarınca elimde sallayarak delilleri saklayarak çıktım odadan. Cahit'in odası hemen karşı odam olunca hemen oradaydım. Tıklattım kapıyı. Ses yok. Yine tıklatınca kaşları çatık bir halde açtı. Eşofman altı ve gri bir tişört giymişti güzelim cüssesine. Geniş omuzları ne güzel sarmıştı basit bir tişörtü öyle.
"Mara diyorum?" Bir el gözümün önünde sallanıca hızla kendime geldim. Hayatımda ilk kez bir erkeği ciddi anlamda her anlamda çekici bulup ona düşüyordum. Tamam arzulamaya başladığımı hissetmek çok tuhaftı, bir erkeği arzulayabildiğime inanamıyordum. Bu hisler hem yabancı hem çok güzeldi. Cahit'e sarılmak ve bedenini hissetmek istiyordum.
Allah kahretsin daha üç günlük evliyken böyleysem ilerisini düşünemiyordum.
Hafifçe öksürdüm. "Kapının kolu söküldü." Diyerek kolu kaldırıp gösterince şaşkınca bakarak aldı kapının kulpunu. "Nasıl olur hepsini yenilemiştim ben?" Derken kendini sorguluyordu.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Bilmiyorum ki anlamadım elimde kaldı birden. Şimdi onu takmazsanda asla rahat edemem ben biliyor musun?"
"Yok yaparım ben şimdi." Derken yanımdan geçip koridordaki ayaklı ince dolabı açarak içinden bir alet çantası çıkardı. Odama girdiğimizde keyifle oturdum yatağıma. O gün kapı koluyla başladım ama her gün devamını farklı olaylarla getirdim. O an için Cahit ile bir kaç dakika da olsa fazladan zaman geçirmek hoşuma gidiyordu. Ertesi gün odanın kapısının kulpunu bozdum sonraki gün duş başlığını sonrakinde gardırop kapağını gıcırdıyor diye uydurunca o gıcırdamamasına rağmen raylarını yağlattım. Sonra banyodaki lavabonun musluğunu bozmuş ertesi günde tekrar banyonun kapı kolunu çıkarmıştım.
Tuhaftı ki Cahit ne yaptığımın farkında gibi sorguluyor ama yine de tamir ediyordu. Bence onunda hoşuna da gidiyordu.
•••••
Bugün yine erkenden kalkıp hazırlanıp kahvaltı hazırladım Cennet annem için ilaç saatini aksatmasını istemiyordum. Hazırladığım tepsiyle mutfaktan çıkacaktım ki karşımda jilet gibi bir takım elbiseyle Cahit'i görmeyi beklemediğimden korkarak geriledim.
"Sakin ol." Dedi hemen. "Günaydın."
Yutkundum seslice şaşkınlığımı üzerimden atarak. "Günaydın da sen geç mi kaldın bu saate kalmazdın hiç? Beklersen sana da bir kahvaltı hazırlarım." Dedim hemen.
"Yok gerek yok çıkacağım acelem var Ferman Ağam bekler." Diyince onayladım mecburen. Yanından geçip annesinin yanına giderken o da geldi. Ben tepsiyi kadının kucağına bırakınca Cahit annesinin her iki elini birini kadın hissetmesede öpmüştü.
Vedalaşıp çıkınca Cahit, hemen arkasından çıktım bende salondan. Kapının önünde ayakkabılarını giyerken gerilen sırtını dikizlerken doğruldu ve ceketinin kollarını düzeltti. Koca konağın ve korumaların başında olmak mı onu böyle cüsseli kalıplı birine çevirmişti acaba? Dalyan gibi boyu vardı ki minyon tipli ben yanında durmaya utanıyordu. Ne vardı azıcık Zara gibi uzun olsaydım ki. İki numara olan saçları, hafif kirli sakalı, sert çehresi derken yine derin bir iç çektim.
Gece'ye zamanında dilimi uzattım diye abimin kaderine mi çarptırılıyordum acaba? O da Gece'yi o kadar çok sevip karşılık görmedikçe mahvolurdu ben ise sadece etkilenmeme rağmen karşılık görmemek kalp kırıcıydı.
"Cahit, günaydın." Dur bir dakika uyan Mara aptalı! Kendime geldiğimde Cahit'in kapının dışına çıktığını ve hemen karşımızdaki evin ilk balkonundaki Ceyda hanım ile karşı karşıya kaldım. Ah Ceyda!! Orospu! Geceliğiyle cıkmıştı balkona şırfıntı, mahlleydi be burası hiç mi utanması olmazdı bir insanın.
Cahit hoşnutsuzca kadına kısa bir bakış atıp başını salladı karşılık olarak. Ceyda beni görmeyerek Cahit'e bakarken iç çekti. "Annenin durumu nasıl kaç gündür ziyaret etmedim malum evlenmişsin de karının huyu nasıl bilemiyoruz." Ben bile kocama cilveli konuşmamışken bu ne cilveydi be! Allah'tan Cahit başını eğmiş bakmıyordu yoksa yemin ederim gerçeğine sahtesine bakmaz paralardım ikisinide.
Emine abla sağ olsun her cama çıkışımda evime dik dik bakan bu kadının kim olduğunu söylemişti bana. Dediğine göre iki yıldır yani taşındığından beri yanıkmış Cahit'e hatta mahalledeki bir sürü kız aşıktı bu adama. Tabi yakışıklı görünce...
Hızla ayağımdaki ev terlikleri ile Cahit'e doğru bir iki adım attım ki, "Karım sizi seve seve ağırlar eminim anamı istediğiniz zaman karımdan müsade isteyip görebilirsiniz." Diyince bana bir kal geldi ben bir dondum ki kimse çözemezdi beni derken içimde bir bayram havası vardı. Yaklaştım yavaşça Cahit'e ve koluna girdim ağırca bedeni anında gerilmişti. Başını ağırca bana çevirince gülümsedim şirince. Koyu kahve saçlarımı omzumdan geri atarken elimin diğerini göğsüne yerleştirdim hafifçe. Off bu kadar sert miydi bu adamın göğsü.
"Hayırlı işler demeyi unutmuşum kocacım." Tek kaşı havalanırken parmak uçlarımda yükselerek yanağına tüy kadar ufak bir öpücük bırakıp geri çekildiğimde, "Hayırlı işler akşam geç kalma olur mu?" Gözlerimi abartı bir neşeyle irileştirerek bakarken pot kırmadı ve gülümsedi belli belirsiz. Belimde elini hissedince gözlerim dehşetle irileşti. Bu onun o güzel eli miydi?
Allah'ım canım çok yandı ama artık yanmasa olur mu? Çünkü ona kapılıp gidersem bu sefer bir önceki kadar kolay toparlayabileceğime inancım yoktu.
"Kendine iyi bak karıcığım." Dedi ve tıpkı ona yaptığım gibi yanağımdan öpünce kalbim öyle bir atmaya başladı ki yutkunamadım. O arabasına binip giderken otuz iki diş sırıttığımı bile Emine abla gelince fark ettim.
Ceyda'ya hak ettiğini verdik ya bu yeterdi bana oyunda olsa mükemmel hissettirmişti.
Akşama kadar o dokunuşu ve öpücügü aklıma mıh gibi çakılıp kalmıştı. Sıcak ve derin hissettirmişti.
Sanırım yokuş aşağı şarampole hızla bile bile yuvarlanıyordum.
Akşam vakti yine onu yemeğe bekledim ama gelmedi geç kaldı ve bu beni artık yoruyordu. Benden bu kadar mı rahatsız oluyordu anlamıyordum. Hiç mi hissettiklerimi az da olsa hissetmiyordu.
Yoksa hâlâ Zeynep'te miydi aklı?
Onunla ilgili epeyce araştırma yapmıştım ve malesef korkuyordum. Bir zamanlar onu sevdiğini biliyordum ve onu bırakıp okumak için giden bir kızı hâlâ seviyor olabilmesi bunun düşüncesi bile korkutuyordu.
Gerçi neden korkuyordum ki. Beni sevmek zorunda bile değildi. Bu evlilik gerçek olsun yeterdi benim için ikimizde bu evliliği yürütebilirdik... Ben babamı haklı çıkarmak istemiyordum...
Saat gece yarısını geçene kadar beklesemde gelmedi arasamda açmadı ve basit bir mesajla acil değilse rahatsız etme demişti.
Beni istemediğini çok belli ediyordu ve sabahki hareketinden pişman olduğunu da açıkça belli etmişti.
Beklemedim onu bir daha. İkinci haftamıza girdiğimizde bir daha onunla karşılaşmadım bunun için çaba sarfettiğim doğruydu zaten o da pek ilgilenmiyordu bu durumla. Hayatı sadece işi olmuştu.
Saatin kaç olduğunu bilmeden uyku mahmurluğuyla yataktan kalkmış yarı uyur vaziyette odadan sessiz adımlarla çıkarak yerini ezbere bildiğim mutfağa girdim. Gözlerim yarı kapalıyken buzdolabını açıp içindeki sürahiyi çıkartarak öylece kenarını dudaklarımı dayayıp kafama diktim sürahiyi. Anam görse hiç cekinmeden kovalardı beni terlikle. Tamam doğru değildi ama şimdi bardak çıkarıp doldurmakta çok güçtü. Zaten kimse de görmüyordu... Derken arkamı döndüğüm gibi loş karanlıkta gördüğüm silüetle sürahideki su çeneme oradan göğüs oluğuma doğru akmaya başladı.
Soğuk suyla irkilerek sürahiyi uzaklaştırıp dolaba geri koydum nefes nefese.
"O hareketi ben yapsam nutuk çekersin iki saat." Onun sesiyle yutkunamadım. Gecenin bu vakti mutfakta ne işi vardı ki.
"Çekmezdim, istediğini yap neticede senin evin beni ilgilendirmez." Neden böyle dediğimi bilmiyordum. Ondan tarafa bakmazken ayağa kalktığını hissettim. Bu tüylerimi diken diken ederken bana yaklaşmasını kesinlikle beklemiyordum. Buzdolabın hemen yanında tezgaha yaslıyken bir elini yanımdaki tezgaha yaslamasını beklemiyordum. Hâlâ yüzüne bakmazken kalbim dehşet derecede hızlı atıyordu. Diğer elini hemen yanıma uzatınca buz dolabının hafif aralık kaldığını iterek kapatınca anladım. Demek ondan yaklaşmıştı.
Dikleştim. "Çekilir misin?" Dedim sinirlenmemeye çalışarak.
Cık'ladı dilini damağına vurarak. Bu beni hayrete düşürdü anlamıyordum ben ondan uzak durma kararı alırken neydi şimdi bu hareketler? "Kaç gündür eve aç geliyorum ve yemek yok neden yemek yapmıyorsun?" Gözlerimi sabırla yumdum cidden bunu mu soruyordu?
"Sen konakta yiyorum seni ilgilendirmez diyince ve ben her yaptığımda yemeyince artık yemek yapmayı bıraktım sadece Cennet anne ve kendim için azar azar yapıyorum böylece senin yüzünden israfta olmuyor!" Dedim sertçe.
"Küstün mü sen bana?" Birden sorduğu soruyla istemsizce başımı kaldırınca yüzünü bana doğru bu kadar eğdiğini fark etmemiştim. "Ha-hayır çocuk muyum ben?" Güldü, ilk defa az da olsa güldü ve bu çok güzeldi.
"Yaşın gereği düşündürtüyorsun?" Ellerimi sıktım. Yaşım yirmi bir olmak üzereydi ve pek hâlâ kadındım. O ise otuz yaşında bir adamdı. Yaş farkına pek takılmıyordum burada bu çok normaldi.
"Uykum var Cahit çekil!" Dedim sabırla. Gözleri tuhaf bir haylazlıkla parlarken beni dumura uğrattığının farkında mıydı?
"Bu gece bozulan bir şey yok mu odanda?"
"Yok!"
"Emin misin kontrol edebilirim?"
"Eminim!" Dedim tersçe. Sırf kalbimi kırdığını düşündüğü için kendince çabalıyordu, gerçekten kalp kırmaktan çekindiğinin farkındaydım. Gözleri gözlerimden çekilip bedenime kayınca gerildim baştan aşağı.
"Ben bu sıcakta tişörtümü bile çıkarmazken senin bu şekilde dolaşman pek adil değil bence ha?" Kıpkırmızı kesilmiştim kesinlikle.
"Sende gez böyle banane bir şey mi diyorum ben." Dedim nefesimi kontrol altında tutmaya çalışarak. Üzerimde lacivert saten bir şortlu takım vardı sadece.
İyice yaklaşınca bedenlerimiz arasında pek mesafe kalmadı ve o yüzüme iyice eğilmişti. Gözlerim irice açılmıştı koyu gözlerinde. "Ben sağlıklı ve şimdiye kadar kimseye dokunmamış bir erkeğim Mara. Evimde yaşayan bir kadının bedenini ayan beyan çıplak bir şekilde sergilemesi nefsimi zorlar hele de nikahlı karıma dokunmayarak günah işlerken."
Kalbim boğazımda atarken nefes alamadım bu adam neler diyordu böyle. "Ben bir şey yapmıyorum." Dedim kekeleyerek.
Güldü alaylı bir ifadeyle sonra derin bir iç çekti gözlerimin içine bakarken. "Hayatımda bana mahkum olduğu için pişman olan bir kadın istemiyorum Mara, aptal değilim ve ne yapmaya çalıştığının farkındayım. İnan bana benim gibi bir adamın karısı olmaktan çok daha iyisine layıksın sen. Bunu kendine yapma, ben kimsenin yara bandı olamayacağım gibi kimse de bana olamaz." Canım yandı, işte şimdi gerçekten yutkunamadım.
🔗🗝️🔗
Ne zaman mutlu olsam buna yaklaşsam illa ki bir pürüz çıkıyordu ortaya. Ne güzel babam ile bir anlaşma imzalamış üzerine yeniden fakat bu sefer hayallerimdeki gibi bir evlilik yapacakken üzerine süslü bir mumla hamileliğimin haberini dikecektim.
Tabi Merih bey işime limon sıkmasaydı!
Bugün benim günüm olacaktı onun değil ya!
Sinirden ağlamam an meselesiydi. Hayır ben katliam yaratmaya meyilli babamı dizginlemişim milletin soyunu kurutmasına neden olacak olayları ben ustaca bertafaf edip bu adamı sakinleştirmişken hangi akla hizmet gelipte yeni bir dava çıkarırdı bu gerizekalı kaynım! Adam beni Boran'a zor veriyorken birde Hevdem'i sokmuşlardı işin içine. Bundan gayrı bu adam barış imzalamışsa da bozardı zaten.
Ben de bebeğimle elim böğrümde kalırdım öylece.
Ve işte tamda beklediğim kükreyiş gelmişti babamdan. "Sen ne dersin ulan!" Amcalarım ve kuzenlerim üzerine Leyla yengem şoklar içerisinde durumu kavrarken ben bir babama bir Merih'e bakıp duruyordum.
Cahit Merih'i hâlâ zorlukla tutarken, "Duydun işte Kalender Ağa kızına aşığım onu is-ti-yo-rum!" Diye sarhoş ağzıyla bağırdı. Alkolün yanında yürek yeme olasılığı yüksekti.
Adar'a baktım bir umut fakat o bile Merih'i öldürecek gibi bakarken umudum söndü.
"Gece!" Boran endişeyle kolunu karnıma sararak kendine yasladı. Bir an için dengem sarsılmıştı. Elimi karnımdaki koluna sardım. Derin derin nefes almam gerekiyordu. "Sakin ol bebeğim korkma halledeceğim ben şimdi." Dedikleriyle sadece yutkundum.
"İyiyim tamam sorun yok." Dedim beni bırakmasını belirterek. Kolunu gevşetse de bırakmadı. Kimsenin odağında değildik çünkü Merih benim gündemimi ele geçirmişti an itibariyle.
Babamın gözü seğiriyordu, "Hevdem!" Diyerek bu defa araya giren Jiyan amcam oldu. "Ne demek bu ne diyor bu adam!" Amcamın bağırışıyla irkilirken göz yaşlarını telaşla sildi Hevdem. "Yanlış bir şey yapmadık amca." Dedi titreyerek. İlişkilerini yalanlamamış veya Merih'i suçlamamıştı. O zaman bu çocuk birden bire niye heyheylenip kapımıza dayanmıştı ki?
Amcam delirdi tabiki Hevdem'in sözüyle, onun üzerine yürüyünce abim hızla araya girdi, "Amca!" Diye yükseldi uyarırcasına. Amcam asla el kaldırmazdı bundan korkmuyordum ama Hevdem hepimizden kırılgan olduğu için de ses yükseltsek bile yeterdi.
Abimin omzumdan itekledi sertçe, "Ne diyor duymaz mısın, bu herifi nasıl sever lan!" Diye bağırdı ancak o an farkettim ki abim herkesten çok sakindi tamam sinirliydi fakat şaşırmamıştı bu da demek oluyordu ki bu adam tamda önceden tahmin ettiğim gibi Merih ve Hevdem'den şüpheleniyordu ya da biliyordu.
"Neden sevmesin!" Diyerek akılsızca araya girdi Merih. "Senin yapacağın işi sikeyim Merih!" Boran küfrederek beni bırakıp Merih'in yanında bitti. Kolunu tutarak her ne dediyse kulağına Merih daha da öfkelenmişti.
"Ulan seni gebertirim lan öldürürüm konuşuyor musun sen birde!" Jiyan amcam bu sefer Merih'e atılacakken Adar araya girip onu tutmaya çalıştı.
Fisun, Leyla yengeme yanaşıp,
"İyice Aşk-ı Memnu'ya döndü etraf kim kimi seviyor belli değil." Diyince sabırla nefes aldım.
"He ya sen kimi seviyon peki? Ben diyeyim eski flörtün Adar'ı mı? Diyeyim mi kız sizi de aradan çıkarırız!" Fisun'un gözleri korkuyla irileşirken uzaklaştı yengemden bir adım. "Ben ne alaka yenge şimdi!"
Yengem kısa bir an etraftakilere bakıp düşündü, "Doğru diyon senin ki sonranın konusu olsun bakarsın reyting düşüşü yaşarız seni süreriz öne. Gerçi pek sansasyon yaratacağınızı sanmam da." Diyince, "Niyeymiş o gayette yaratırız!" Diye cevap verdi çıkışarak Fisun. Etraf yangın yeriyken bunların tartıştığı konuya bak Allah'ım.
Hevdem'in yanına ilerledim hemen, kız korkudan tir tir titrerken her an bayılacak gibiydi. Kolunu tutsamda tepki veremedi. Babam da hemen yanımızda fakat sanki kendini tutuyor gibiydi. Her an patlayacaktı ve umarım yine silahını konuşturmazdı.
Hevdem'in kulağına yaklaştım, "Yine mi terk ettin çocuğu Hevdem?" Diye sordum sinirle. "En az bizim kadar yaralıydı onlarda üstelik suçları bile yokken yine acısını Merih'ten mi çıkardın gerçekten!"
Dolu gözlerle bana dönünce başını iki yana salladı, "Yemin ederim terk etmedim abla hatta en başından beri onu yatıştırıp abisi ile ilgili teselli ediyordum." Burnunu çekti seslice. "Ben o hatayı bir kere yaptım ama bir daha yapmam yemin ederim. Terk etmedim onu ama bu saatten sonra kavuşmamız da çok zor." Elinin tersiyle yanaklarını silse de boşaydı.
Derin nefesler aldım. "Madem terk etmedin niye heyheylendi bu çocuk?"
"Bilmiyorum ki. Zaten sürekli seni bana artık hiç vermezler bize izin vermezler diyip duruyordu en son dün akşam aradı onda da annemin yanında olduğum için açamadım sonra annemin yanında uyuya kaldım geç saatlerde gittim odama sabah olunca da cevapsız çağrılarını mesajlarını gördüm." Hıçkırdı tekrardan. "Ona bilerek cevap vermediğimi sanarak yine bıraktın beni sevmiyorsun zaten gibi bir sürü mesaj atmış. Galiba ondan böyle ama yemin ederim ben çağırmadım ve terk etmedim." Dedi sonra fısıltıyla ekledi, "Yalvarırım zarar görmesine izin verme abla." Dedi.
Zaten kim ne bok yese ben temizlemek zorunda kalıyordum.
Babam sonunda hışımla Hevdem'e döndü, kolunu sertçe kavrayıp kendine çekince hemen, "Baba!" Diyerek bittim yanında endişeyle.
"Ne zamandır var bu iş ne zamandan beridir arkamızdan iş çevirirsin sen!" Diye bağırınca korkuyla yutkundu. Zavallı kardeşim şu an herkesin odağıydı. "Yemin ederim yanlış bir şey yapmadım baba." Diyebildi zorlukla. "Sevdim sadece başka bir şey yok." Susması için diğer kolunu sıktım anında. Adamın yüzüne yüzüne seviyorum da demezsin şu durumda. Neyseki anladı da eğdi başını.
"Bende sevdim!" Diye bağırarak kendini hatırlatan Merih'e öfkeyle çevirdim başımı her haltın içine etmiş birde bağırıyor muydu hâlâ.
"Adar bırak ben göstereyim şuna sevmeyi!" Jiyan amcam Adar'dan kurtulmaya çalışırken Leyla yengem de hamile haliyle onun yanında bitmiş sakinleştirmeye çalışırken Kubar amcam başını onaylamazca salladı hepimize şöyle bir göz atarak. Babaannem ne ara merdivenlerden aşağı indi bilmem tam aramıza girerek bastonunu yere sertçe vurdu. Kadın sesine kıyıpta yükseltmiyordu bile kolay kolay.
"Bu yapılan terbiyesizliktir!" Diyerek herkesin dikkatini kendine çekti anında. "Biz bu kızı o eve siz yan gözle bakın diye göndermedik. Şimdide kalkmış arsızlar gibi seviyorum diyor ev basıyorsunuz!" Sert ifadesiyle Boran'a baktı babaannem. "Al kardeşini götür buradan bir daha sakın Hevdem'e yaklaşmasın en ufak bir konuşma bile olmayacak aralarında Hevdem bir daha o konağa adım atmayacak!! Bu evden bir kız daha vermeyiz size!"
"Buke hanı-" Elini kaldırarak susturdu kocamı.
"Bu işi yokuşa sürmeyin aksi takdirde Gece'yi de vermez bu anlaşmayı da bozarız!" Boran'ın gözleri o an beni buldu, çenesi kasılmış elleri yumruk olmuştu kendini zor tuttuğu belliydi. Öte yandan Merih sertçe yutkunmuştu, alkolün etkisi geçmeye başladığından mı bilmem olanları daha iyi kavramaya başlamıştı sanırım. Bir eliyle Cahit'in kolunu tutarken Boran'ın koluna asılarak kendine çevirdi endişeyle. "Abi olmaz yapamam ben, gözünü seveyim bir şey yap." Diye yalvardı resmen. Ben bu kadar sevdiğini Hevdem'i kaybetmenin ihtimalinin bile ona aklını kaybettireceğini düşünmezdim. Bu derece içip kapımıza dayanması bu kadar kişinin karşısında geri durmayıp abisine yalvarması...
Boran'ın karar vermekte zorlandığını farkettim. Bir yanda ben bir yanda kardeşi vardı resmen ve Boran ne olursa olsun her halükarda beni seçerdi biliyorum bundandır ki, "Konağa dönelim Merih hadi kardeşim." Demişti. Merih başını şiddetle iki yana sallayıp, "Gitmem!" Diye çıkıştı.
"Yanlış bir şey yapmadık biz kimsenin namusuna da bir halal getirmedik! Sevdim lan sadece neyin tehdidini yapıyorsunuz! Yemin ederim yakarım konağınızı hepinizi-" Merih freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı giderken Boran ağzını bildiğin kapatarak susuturdu aksi hâlde daha neler saydırırdı bilmiyorum. Dahası Hevdem bile şaşkınlıkla bakmıştı Merih'e. Tamam helal olsun ben inandım bu adama.
"Hevdem kızımız istemese bile zorlamı alacaksınız yani?" Bunu büyük bir sakinlikle diyen Kubar amcamdı. "Ben eminim ki o bizim onaylamadığımız bir adamla ne konuşur ne de evlenir. Öyle değil mi yeğenim?" Amcam gibi mülayim bir adam son olaylardan sonra kesinlikle Asparşah aşiretinden nefret ediyor olmalıydı ki bu ilişkiye karşı çıkmayacak tek kişiyken şimdi en büyük karşı çıkanı olacaktı.
Hevdem kendisine yöneltilen soruyla gözlerini kaçırdı. Babam ve ben hâlâ iki koldan kızı tutarken nasıl baskı altında olmadan cevap verecekti bilmiyorum. Bu hepimiz için önemli bir soruydu üstelik.
Babam sert bir ifadeyle Hevdem'in gözlerinin içine baktı. "Bilesin ki rızam yoktur bu adama olaki yanlış bir karar verecek olursan daha da senin böyle bir ailen yoktur!" Her işi neden yokuşa sürmeyi seviyorlardı anlamıyordum illa ki bir zorluk olmalıydı. Ne vardı destek olup onları onaylasak. Tamam karşı tarafla da pek iyi geçmişleri yoktu ama iki masum insandı canım neticede bunlar.
"Ben." Dedi zorlukla Hevdem. Gözlerindeki yaşlar onu güçsüz gösteriyor zannediyor olmalı ki elinin tersiyle sildi, gözleri onun gözlerinin içine bakan Merih'e kaydı. Ama ben bunlara kıyamazdım ki. Hevdem gözlerini bu defa babama çevirdi. "Ben siz ne derseniz onu yaparım ailemi arkamda bırakmam sizin onaylamayacağınız bir evlilikte yapmam." Dedi zorlana zorlana. Merih tam da o anda bütün dünyası yıkılmış gibi düşürdü omuzlarını. Abisinden destek alarak durdu ayakta.
"Ama Merih'ten başkasıyla da ölsem olmam. Benim için ya o olur ya da hiç olmaz!" Hızla Hevdem'e döndüm. Bir tek ben değil eminim onu duyan herkes bu cesareti karşısında şaşırdı. Tabi ki babam daha da delirirken Merih'in dudaklarındaki gülümseme Hevdem için yeterli olmuştu.
"Yeter bu kadar baba duyacağını duydun kıza da kızma benim haberim vardı onlardan." Abim sonunda lafa girdi diye sevineyim derken dedikleri beni bile dumura uğrattı. Tamam tahmin ediyordum da dan diye de böyle demesi de şaşırtıyordu. Kesinlikle dengem iyice şaşmıştı hem hamile bir bireydim ben biraz insaf etseler ne olurdu. Pare de zavallı gibi etrafına bakıp duruyordu.
Haberleri yoktu ama değil mi? Tam şu an bağırarak hamileyim diye bağırasım vardı! Bunun böyle güzel ve heyecanlı hissettirmesi normal miydi? Tüm dünya hamile olduğumu bilsin istiyordum resmen.
"Biliyordun öyle mi!" Diyerek bu sefer abime atıldı Jiyan amcam. Adar öfkeyle amcamı tutarak geri itince, "Ulan bir durun asker var lan aranızda asker az bir saygılı olun!!" Diye bağırdı.
"Başlatma ulan ne geniş herifsiniz hepiniz!"
"Amca gerçekten yeter artık ama ne bu ya insanlık suçu işlemişler gibi davranmayın hepiniz!" Dedim dayanamayarak.
Amcam konuşmak istedi ama gözlerime bakarken kapattı geri. "Jiyan'ım gel hele sen benle." Leyla yengem koluna yapışıp onu çekiştirirken abim sakin kalmak ve olayları toparlamak için göz attı şöyle bir hepimize. "Biliyorum olanlardan ötürü öfkeli ve mantıklı düşünemiyoruz o yüzden şimdilik kapatalım bu konuyu sonra bakarız hâl çaresine."
"He kapatıyoruz konuyu tabi, Hevdem Merih'le evlenmeyecek o kadar!" Dedi babaannem kesin kes bir tavırla. Ben daha ona bir laf diyemeden babam, "Yürü odana ben diyene kadar adımını dışarı atmayacaksın!" Dedi öfkeyle. Kızı kolundan tutarak merdivenlere yöneltirken Merih durur mu, "Bırakmam ölsem de bırakmam!" Diye bağırdı. "Ona kızmayın ne edecekseniz bana edin!"
Jiyan amcam yengemin elinden kurtulup anında Merih'e küfrederek atılırken Adar ve abimde onu tutmak için araya girdi. Kubar amcam şiddetle laflar sayan babaannemi tutarak ortamdan uzaklaştırırken yengem Fisun tarafından kolonyalanıyordu. Etrafımdaki sesler boğuklaşırken yoğun bir sıcaklık bastı bedenimi. Bağırıp çağırıp yargı dağıtmasını, sevenleri ayıramayacaklarını demek isterdim ama eski ben yapardı bunu şimdiki ben hamilelik hormonlarından mı bilmem daha bir zeki düşünmemi sağlıyordu. Mesela boşu boşuna birbirlerine gireceklerine adam akıllı ayrılıp evlerine gitseler biz burada babamı ve amcamları yavaş yavaş yumuşatır ikna ederdik ikna olmazlarsa asıl o zaman çirkinleşirdik değil mi? Ama yok illa gelip günümün içine edecekler!
Hakkımı helal etmiyorum!
Bedenimdeki sıcaklık artarken beynim karıncalanmaya gözümün önü kararmaya başladı. Lanet olsun cidden nasıl bir bebeksin ki mercimek tanesi kadar olmana rağmen beni alaşağı edecek güce sahipsin.
"Gece'm." Belime sarılan elle kendime geldim. Hemen dibime giren Boran'la rahat bir nefes alırken koluna tutundum gülümseyerek hafifçe. "Gitmem lazım yatıştırayım şu aptalı sende Hevdem'e de üzülmesin, bunu da düzeltiriz ailemiz gaddar değil göz göre göre acı çekmelerine izin vermezler." Başımı onaylarcasına salladım ama hiçbir şeyi anlamamıştım. Etrafa göz atınca herkesin sedirlere geçtiğini Merih'in ve Cahit'in olmadığını farkettim.
Babam da Hevdem'i muhtemelen odasına tıkmıştı.
Yanağımı okşayınca algılarım bu defa kendine geldi az da olsa. "Gitmem lazım bebeğim." Dedi kısıkça, öpmek istiyordu ama etraftakiler yüzünden yapamayacağını bilerek öksürdü hafifçe. "Kendine dikkat et arayacağım ben seni." Son kez şöyle bir süzdü. Tam gidecekken kolunu tutarak engel oldum.
Yok yani başka zaman olamazdı içimde tutamıyordum bunu ben zaten içerideki de kendini belli etmeye o kadar meraklıydı ki beni sarsıp duruyordu.
"Benim sana diyeceğim vardı." Kaşlarını çattı.
"Yavrum ne diyeceksen de istersen sürekli bir şey diyeceğim bir şey diyeceğim." Ellerimi tutarak eğildi yüzüme. "Hadi söyle kurban olduğum." Diyince gözlerinin için baktım beş saniye kadar tek kelime etmeden.
Dudaklarımı ıslattım stresle ve,
"Tebrik ederim Boran seni." Dedim yavaşça.
"O niye?"
Uzatma Gece pat diye söyle kurtul.
"Beni hap kullanmayı bırakır bırakmaz hamile bıraktığın için tabiki de." Dedim. Afalladı. Seslice derin bir nefes aldım ve hemen ardından, "Tebrik ederim kocacığım, hamileyim!" Diye yüksek sesle yüzüne bağırdım.
Ve o an eror verdi Boran. Elleri ellerimde gözleri gözlerimdeyken dondu kaldı öylece.
Avluda anında gürültülü bir zılgıt yükseldi, tabiki Leyla yengemdi bu.
"Yarabbi çok şükür!" Diyerek devam etti zılgıtına.
"Ne dedi lan o ben yanlış mı duydum!" Diye yükselen abim iken. "Hay ben böyle işin! Ulan iki kızımız vardı ikisi de bunlara yar olduğu yetmiyor gibi birde soylarını devam ettiriyorlar!" Diye çıkışan Jiyan amcam oldu. Kıskançlıktan deliriyordu.
Fisun anında kendi hatırlatmak istercesine, "Bende bu aileden değil miyim amca aşk olsun!" Diyince. "Sen okula gitmiyor muydun boşverelim biz burayı geç kalma hadi." Diyerek ona karışan da Adar oldu.
Kubar amcam, "Okul değil kurs evlat, senin bırakmana gerek yok babası dururken!" Diye sertçe ayar çekti Adar'a.
Ulan ben sizin yapacağınız işe adam burada gidiyordu resmen.
Ellerimi ellerinden çekip hızla yüzünü avuçladım, "Boran bir şey de bir tepki ver." Dedim. İnsan bir tekrar sorardı ne dedin diye ama yok Boran'ın algıları anında dediklerimi anlayarak kapanmıştı ciddili. Soruma tek tepki vermediği gibi nefeste almadığını farkettim.
Omuzlarından sarstım hemen gözlerinin içine bakarak, "Boran kendine gel nefes al!" Diye yükseldim telaşla. "Allah'ım kocam gidiyor!" Bir insan nasıl şoka girerek nefes dahi almayı unutabilirdi ki ama.
"Boran bak son kez uyarıyorum kendine gel ciddiyim!" Diye suratına bağırsamda adam genede kımıldamadı.
"Boran!" Endişeyle yanıma koşan Pare olurken diğerleri de durumun ciddiyetini fark etti sonunda aralarındaki kavgaya son vererek.
"Benden günah gitti." Dedim nefes nefese. Avucuma hafiften tükürdüm, "Özür dilerim sevgilim." Elimi geriye çekip suratına sertçe indirdim. Yüzü yana döndü tokadımın şiddetiyle. Bir an da tüm sesler kesildi, herkes sustu.
Boran sonunda yaşam belirtisi vererek yüzünü bana çevirince, "Senin elinin ayarını öpeyim yavrum." Dedi ve sonra küt diye devrildi koca adam. Gözlerim irice açılırken bakakaldım Boran'a.
Hızla baş ucuna çöküp başını kucağıma aldım. Yanağını tokatladım hafif hafif, "Boran aç gözlerini lütfen." Derken her an ağlayabilirdim neden hiçbir şey istediğim gibi gitmiyordu ki! Ne güzel beni kucağına alıp baba oluyorum diye bağırması gerekiyordu bu adamın.
"Senin ben yapacağın işe Gece."
"Of abi sus ya zaten sinirlerim bozuk şu an, birde sen başlama!" Diyerek çıkışınca tersçe baktı.