Pare o sıra kolonyayla yanımıza çöküp Boran'ın bileklerini ovmaya burnuna koklatmaya başlayınca şansıma sövdüm. Adama kolonya koklatıyordum uyansın diye ben böyle hayal etmemiştim bu işi!!
"Hamile misim cidden." Diye sordu Pare merakla. Dudaklarında açılmak için direnen gülümsemeyi görüyordum, üzgünce salladım başımı, "Evet ama şu olanlara bak." Gözleri parladı mutlulukla elbette. "Üzülme sen olanlara boşver gelip geçici bunlar bebeğine odaklan yeter."
"Demesi kolay tabi." Diyince gülüşü büyüdü. "Kocamın bileklerini ovuyoruz uyansın diye şu an farkında mısın? Yaşlandı bu iyice!"
"Adama osmalı tokadını geçirirsen bayılır tabi." Dedi abim yanımıza çökmüşken. Bak bu beni delirtmeye çalışıyordu kesin!
"Ben hayatımda tek tokatla adam devireni ilk kez gördüm yeminle, hele de Boran gibi bir adamı vallahi helal olsun yeğenim tebrik ederim seni." Diye keyifle baş ucumda ayakta dikilen amcama hışımla kaldırdım başımı. "Biriniz bile mi akıllı çıkmaz ya!"
"Sen ona bakma gülüm benim. Jiyan bir tane de ben patlatayım istemiyorsan rahat dur artık!" Diyerek çığırdı resmen yengem. "Hamile halimle peşinde koşacağım diye belim koptu burada senin yaptıklarına bak yeminle atarım yine sokağa görürsün gününü!"
"Ana ben bu sefer senin tarafındayım ama!" Zehra'nın kucağında tutulan Rona'ydı bu, bir halta maydanoz olmasa olmazdı.
"Hayırsız evlat!" Dedi amcam sinirle.
Fisun elindeki suyla yaklaşıp bana uzatınca düşünceli çıkan tek kişi olduğu için minnetle baktım. Suyu kana kana içtim dibinde kalanları da artık uyansın diye Boran'ın suratına sıçrattım.
"Doktoru arayayım lan uyanmıyor adam." Adar'ın sözleri beni endişelendirirken Boran'ın yüzünü hafiften tokatlamaya başladım. "Uyansana be adam ne nazik çıktın sanki ilk defa yiyorsun tokadımı zamanında kafa attım da öküz gibi dikiliyordun karşımda!" Diye söylenirken tokatlarımın şiddettinin arttığını fark etmeden abim ellerimi tuttu hemen.
"Adamı tokatla bayılttın öldürecek misin şimdide."
Yok asıl ben fenalık geçiriyordum şu an!
"Kendine geliyor." Pare'nin heyecanlı sesiyle başımı kucağıma eğince ellerimi de abimin ellerinden sertçe çektim. Yüzünü buruşturarak açtı gözlerini ağırca. Kırpıştırdığı göz kapaklarını açınca tepesinde gördüğü insanlarla, "Ne oluyor lan!" Diyerek irkildi.
Başını iterek bırakınca küfretti, ayağa kalktım hemen. O sıra sedirlerde oturan babaannemle göz göze gelince utandım ister istemez eminim ki baş başa kalmamızı bekliyordu konuşmak için.
"Gece." Boran'ı duysamda duymamazlıktan gelerek konağın arkasına yöneldim. Arkamdan geldiğini biliyordum. Aceleci adımlarını fazlasıyla yakınımda hissederken arka bahçeye çıkmış buradaki tek büyük ağacın dibine gelmiştim ki kolumu tutarak kendine çevirdi hızla beni. Gözleri amansız bir heyecanla ışıl ışıl yüzümde dolanırken avuçları arasına aldı yüzümü.
"Bana duyduklarımın doğru olduğunu söyle!" Dedi heyecanla.
"Yine şoka gireceksen demem." Dedim omuz silkerek.
"Girmeyeceğim!" Dedi hızla. "Yalvarırım kurban olayım de hadi." Allah'ım kehribarları alev alev yanarken hiç güven vermiyordu kalbi kaldıramayacaktı sanki.
Buz mavisi gözlerimin içine kamp kurmaya yeminli gibi kehribarlarını ayırmazken, "Doğru duydun Boran... Hamileyim." Dedim zolukla çünkü boğazım düğüm düğüm olmuş gözlerim dolmuştu.
Kehribarları ağır çekimdeymiş gibi önce dümdüz olan karnıma düşmüş sonra tekrar gözlerime çıkmıştı. "Hamilesin." Dedi tekrarlamamı istercesine. "Evet, bebeğimiz olacak Boran." Gözlerimden birer damla düşmüştü yanaklarıma. Baş parmakları ile sildi anında yaşlarımı ama titriyordu parmakları.
"Sakın yine kilitleneyim deme Boran! Ben beni kucağına alıp döndürmeni beklerken sen ne yaptın ya!" Ellerini ittirdim sinirle, "Önce kardeşin geldi içine etti sonra sen, hiç hayalimdekiler gibi olmadı bebeğimin haberi!"
"Özür dilerim bebeğim." Dedi hemen allak bullak olmuş bir ifadeyle. "Yemin ederim kendimi kaybettim, hoş şu anda bulmuş gibi değilim." Sona doğru kekelemesi içimi ısıttı. Boran ciddi anlamda çok heyecanlıydı. Zorlukla yutkunurken titreyen elini ağırca karnıma yaklaştırdı fakat dokunamadı tam olarak, korkuyordu.
"Gece bu çok... Nasıl denilir çok tuhaf bir his. Sikeyim!" Benden uzaklaşarak arkasını döndü ellerini saçlarından geçirdi, "İnanamıyorum amına koyayım inanamıyorum!" Bana döndü sonra hızla, bana bakarken parlayan kehribarları kanımı kaynattı. "Seni ısırmak parçalamak istiyorum ama-" Gözleri karnıma düşünce, "Ama sikeyim ki dokunmaya korkuyorum deli gibi!" Yumruk yaptığı elini ısırdı dayanamayarak. Tepkileri deli gibi hoşuma giderken öte yandan utançtan kızarmaya başlamıştım.
İki adımda dibimde bitti bana dokunmamak için direnirken, "Baba oluyorum!" Dedi yüzüme yüzüme, "Baba oluyorum baba!" Diye bağırdı. Güldüm kendimi tutamayarak. Sonunda elleri bedenimi hoyratça sarıp kendine yapıştırdı, sımsıkı doladı bedenimi. Başını boynuma gömüp derin derin koklamaya başladı. "Gece ben sana ölürüm, ölürüm sana yavrum ben." Sesi kısılmıştı ve... Ve titriyordu sesi.
Ellerimi beline sardım sıkıca. "Gerçek bu Boran ikimizden bir parça var karnımda ve büyüyor." Kesinlikle ağlamak istiyordum dolu dolu. Anne oluyordum ben. Bu çok uzak bir histi halbuki. Başını boynumdan çıkarırken öptü bir kere, yüzümü parmakları arasına aldı. "Gece'm, hastaneye gittin mi?" Olumsuzca salladım başımı.
"Sadece bir kaç test aldık ve yaptık hepside pozitif, yani hamile çıktım." Gülüşü hafif soldu fakat hızlı topladı kendini.
"Ama ben seni takip ediyordum yani senin ertesi gün hapı almayı bıraktığın günden beri takip ediyordum adetini. Sen hasta oldun sevgilim?" Sesindeki tedirginlik ve sorgulayıcı ifadesi içine kurt düşürdü.
"Bende senin gibi düşündüm ama belirtiler azalmak yerine çoğaldı üstelik adet oldum ama leke lekeydi ve çok azdı. Testede çift çizgi çıktı hep." Beni de tedirgin edip kendimden tekrar şüphe ettirecekti neredeyse.
Dudağıma sakinleştirici yumuşak bir öpücük bıraktı, "Testler tam sonuç vermezler, gel hastaneye gidelim hemen iyice öğrenelim bebeğim olur mu?" Dedi yumuşakça beni kırmaktan korkarak. Başımı sallayınca rahat bir nefes aldı.
Sonra aklına ne geldiyse kaşları çatıldı, "Hem eğer hamileysen..." Diyip susunca bende istemsizce çattım kaşlarımı. "Ee Boran hamileysem ne olmuş?"
Yutkundu sertçe, gözleri yine karnıma indi, dokunmaya korkuyordu sanki. Aramızdaki ufak mesafeyi kapatarak yaklaştı ve kısıkça, "Yavrum ben seni tatildeyken çok fazla zıplattım ya hani... Yani hamileyken fazla sarstım seni bebeğim üstelik denizede düştün boğulma tehlikesi geçirdin. Hamileysen bebeğimizin sağlık durumu ne hemen öğrenmemiz gerekiyor." Ağzım ciddi manada açık kaldı karşısında. Cidden aklına gelenlere bak Allah'ım, sen bana sabır ver.
Sabırlı bir şekilde, "Gidelim Boran," dedim. Yoksa çarpacaktım ağzının orta yerine. Elimi tuttu hemen, "Gidelim benim güzel karım, bilseydim seni asla o kadar zıplatmazdım kucağımda." Hayretle baktım suratına.
"Boran yeter şunu söyleyip durmasana!"
"Ne dedim yavrum yalan mı? Nasıl şüphelenipte doktora götürmedim ki seni oradayken, tüm tatil boyunca sen denizde ben senin içinde gezdim-" diye konuşmaya devam ediyorduki ağzının ortasına vurdum. "Sussana be utanmaz herif!" Vurduğum dudaklarını yaladı. Konuşmak istedi ama bakışlarım yetti çenesini kapatmasına, yinede heyecanla, "Hemen gidelim!" Diyince gülmeden edemedim. O ultrason cihazlarında hamileliğim doğrulanınca görürdüm ben seni Boran Ağa.
Hızla çıktık konaktan, yanıma telefonum dışında herhangi bir şeyimi bile alamamıştım.
Hastaneye gelişimiz kan tahlili için kan vermem ve sonuçların çıkması derken sonunda doktorun odasına girebildik.
Doktorumuz orta yaşlarda bir kadındı.
"Buyrun oturun." Diyince oturduk karşı karşıya Boran'la. Buraya girmeden önce bana, "Sonuç ne olursa olsun üzülmek yok tamam mı olabilir hamile olmayabilirsin bunlar doğal şeyler ikimizde genciz ve yolumuz uzun ben seni her türlü hamile bırakırım sakın üzülme tamam mı yavrum." Diyerek beni telkin etmeye çalışmıştı defalarca kez. Gülmemek için zor tutmuştum kendimi. Bebeğim olacak diye ne kadar mutlu olduğumu gördüğünden kırılmamı istemiyordu ama benden çok o korkuyordu hamile olmama olasılığımdan.
"Tahlillerinizi inceledim Gece hanım." Dedi doktor kağıtlara tekrar göz atarken o sıra Boran'ın stres ve heyecandan salladığı dizini görmemezlikten geldim. "Dilerseniz ultrasona geçelim birde bu şekilde kontrol etmek istiyorum sizi." Diyince ayağa kalktım yavaşça tabi Boran elini ayağını nereye koyacağını bilmez şekilde yanımda biterek sözde bana destek olmak için elimi kavradı ama daha çok kendi içindi sanki bu. Gülüşümü bastırdım bedeni yüzünden üzerindeki beyaz gömleği gerilmişti.
Yatağa uzanınca karnımı açmamı istedi, Boran'ın yardımıyla açtıktan sonra göbeğime soğuk hissettiren o jeli döktü ve ultrason cihazını ağırca karnıma koydu. Kalbim ağzımda atarken elimin üzerinde hissettiğim sıcak parmaklarla Boran'a çevirdim başımı, eğildi ve parmaklarıma sıcak bir öpücük bıraktı, gözlerini açıp kapatarak sakin olmamı belirtti. İyi gelmişti elimi tutması, parmaklarını sıkıca tuttum karşılık olarak.
Doktor göbeğimin üzerinde iyice gezdirdi makinenin aplikatörünü, huylansamda sabit durmaya devam ettim. Nefesimi tutmuştum. Sonunda gülümseyerek döndü bize, "Tahlillerde de görünüyordu fakat sizde görmek istersiniz diye ultrasona sokmak istedim. Tebrik ederim Gece hanım hamilesiniz." Dediği an büyük bir nefes koyverdim zaten biliyordum. Elimi tutan el sıkılaştı, ben biliyordum ama emin olmayan kocam şu an deliriyor olmalıydı.
"Peki nasıl iyi mi bebeğim?" Diye sordu Boran içindeki heyecana tezat sakince.
"Evet bebeğinizin durumu iyi görünüyor rahme tutun-"
Doktorun lafını bölerek, "O değil karımdan bahsediyorum önce karımın sağlığı hakkında bilgilendirseniz." Diyince şaşırdı kadın tabi bende öyle.
Doktor profesyonellikle samimiyetle gülümsedi, "Tahlillere bakınca eşinizde ters bir sonuca rastlamadık değerleri gayet iyiydi bir tek kan değerlerinde ufak bir düşüklük var onun içinde bol bol kan yapan besinler tüketmesini öneriyorum ilaç yazamam ve zaten o kadar kötü de değil. Ek olarak vitamine de ihtiyacı yok dediğim gibi ters bir duruma rastlamadım." Dedi.
Koca eliyle başımı okşadı Boran kadının önünde, "Çok şükür." Diyince nasıl rahatladığı belliydi. "Şimdi bebeğimiz hakkında konuşabiliriz."
Doktor halimize tebessümle baktı. "Bebeğimiz tam olarak şurada bakın." Eliyle monitörde gösterdiği ekrana bakarken siyah ufacık bir karaltıyla bakıştık. Kalbim anında şiddetini arttırdı.
"Annesi gibi ufacık olacak bu belli." Boran'ın titreyen sesinden dökülenler gözlerim doluyken gülümsetti.
"Resmini alabilir miyiz?" Diye sordu Boran zaten bana bırakmıyor kendi konuşuyordu hep. Elbette kızmıyordum aksine mutlu oluyordum heyecanı karşısında.
"Elbette alabirsiniz." Dediğinde doktor rahat bir nefes verdi Boran. Gözleri hâlâ ekrandan ayrılmıyordu. "Bebeğimiz altı haftalık ve rahme iyice tutunmuş hâlde normalde çoğu gebemizde şu üç ayda düşük tehlikesi gözetiriz fakat şükür ki sizde böyle bir durum ön görmüyorum yani düşük tehlikeniz yok bebeğimiz epey sağlıklı. Tabi bu süreç içinde özellikle de ilk üç ay içinde ağır eşyalar taşımamanızı sizi yoracak işlerden kaçınmanızı ve beslenmenize dikkat etmenizi şiddetle öneriyorum." Doktor bunları dedi ya Boran şimdi adım attırmazdı bana. Her ne olursa olsun mutluydum, bebeğim bana sıkıca tutunmuştu ve ben aylar sonra onu kucağıma alacaktım. Bu çok heyecan verici, tuhaf bir duyguydu.
"Cinsiyeti ne peki göremiyor muyuz?"
Boran'ın haline güldü kadın. "Malesef şu an için mümkün değil henüz çok ufak dördüncü ayını bitirdiğinde daha kesin sonuçlar elde edebiliriz ancak." Boran üzülsede kabullenerek başıyla onaylamıştı kadını. "Kontrol tarihinizi ayarlayayım ben, sizde temizlenin. Tekrar tebrik ederim sizi."
"Teşekkür ederiz." Diye cevapladım elime peçeteleri verirken. Kadın masasına geçerken ben ve Boran baş başa kaldık. O an nedense onunla göz göze gelmeye utandım. Elimdeki peçeteleri alıp karnımı temizledi dikkatle ve suratındaki o sırıtışı farkettim o an. Kendini tutuyor gibi bir hâli vardı.
"Gel bakalım bebeğim." Beni kaldırıp üzerimi de düzeltti kendi elleriyle. Pantolon ve gömlek tercih ettiğim için tebrik ettim kendimi bugün için.
Elimi bırakmadan doktorun yanına geri dönünce verdiği ultrason görüntülerini Boran cebine sokarken doktor kontrol tarihimizi ayarladı ve bizi gönderdi. Doktorun odasından el ele çıkmıştık ancak koridoru yarılamadan, "Siktir en önemli soruyu sormayı unuttuk!" Ne olduğunu anlamadan geri dönüp odaya dan diye girdi birden.
Kadın haliyle şaşırdı.
"Sormayı unuttuk, şimdi ben karıma bu süreçte dokunabilir miyim birlikte olabilir miyiz?" Hayır ama ya bunu böyle sormuş olamazdı!
Kadın oldukça profesyonelce konuşsada başımı kaldırmadım ben. "Gebelikte cinsel birliktelik normal ve sorun teşkil etmez, son dört haftaya kadar da her hangi bir sorun görmeyiz karınızında herhangi bir sorunu yok zaten."
"Oldu o zaman çok teşekkür ederiz, kolay gelsin." Odadan çıktığımız an, "Sen ne kadar utanmaz bir adamsın ya kadına bunu sordun mu cidden bu muydu en önemli soru!" Diyerek çıkıştım. Allah'ım çok utanmıştım.
"Ne var bunda tabiki önemli bir konu şimdi kızıyorsun ama anlayacaksın beni, lan ben sana dokunmadan nasıl yapayım! Hamile oluşun bana engel olamaz!" Yok ben bu adama laf anlatamazdım kesinlikle. Kapattım çenemi sıkıca.
Hastaneden el ele çıkarken bile yüzündeki belli belirsiz sırıtışını silmedi Boran. Arabaya bindiğimizde kemerimi takıp kendi tarafına geçmiş arabayı hareket ettirirken bile tek kelime etmeyişi biraz canımı sıksa da ses etmedim. Yüzündeki gülümsemeye bakılırsa içinde yaşıyordu ne yaşıyorsa.
Ellerimi karnıma yasladım hafifçe bundan sonra karnımı bol bol okşayacaktım belli ki. "Ultrason resmini aldın cebine attın versene bakayım Boran." Gözünü yoldan ayırmadan pantolonun cebinden çıkardı resimleri ve verdi bana. "Bak sonra geri ver." Dedi birde üstüne.
Elindeki iki ultrason resimine bakarken içim titredi, parmağımın tersiyle okşadım resimleri. "Niye geri veriyorum ki biri benim olsun biri senin işte." Dedim ona bakmadan hâlâ resmi incelerken. Çok ufak olan o nokta bizim büyüyecek olan bebeğimizdi.
"Olmaz." Diyerek kestirip attı resmen Boran. "Senin karnında büyüyor ama bende sadece resimleri olacak, vermem sana kusura bakma." Ona ağzım açık dönüverdim. "Mızıkçı mısın Boran bir tane benim bir tane senin olacak işte!" Desemde omuz silkti ve elini uzatarak, "Ver şunu yavrum." Dedi resimleri belirterek.
"Gıcıksın Boran!"
"Alayım yavrum." Eliyle ver diyordu hâlâ. Bir anda aklıma gelenle sırıttım genişçe. Cebimdeki telefonumu çıkardım ve bir kaç tane fotoğrafını çektim resimlerin. Bana kaşlarını çatarak bakınca resimleri geri verdim. "Al kocacığım ben bebeğimizin resmini büyük bir tuvale resmederken yanında o ufak kağıtla bakar durursun." Kaşları iyice çatılırken huysuz bir tavırla aldı resimleri elimden, "Orjinali bende nasıl olsa." Diyince güldüm alay edercesine.
"Asıl orjinali benim içimde." Diyerek karnımı gösterince dudakları keyifle kıvrıldı iki yana. Ama araba durup o el frenini çekince etrafımıza baktım. Hep geldiğimiz uçurumun kenarına gelmiştik yine, hani Neçırvan amcamın ve sevdiğinin öldüğü o uçurum.
"Buraya neden geldik ki?"
"Baş başa kalabilmek için. Gel hadi."
Kalbim gümbür gümbür atarken onun gibi indim arabadan. Bize eşlik eden korumalar fazlasıyla geride kalmış, bekliyorlardı. Arabanın önüne geçtiğimde elimi tuttuğu gibi kendine çekmesi ve sıkıca sarması bir oldu. Sıcak gövdesine sokulmak orada huzurla yaşamaktı temennim, hayatımın sonuna dek. Öylece ne kadar durduk bilmiyorum fakat ikimizde dinginleşmiştik biraz olsun, kollarının arasında ufacık kalan beni sonunda bıraktı. Gözlerim yüzüne tırmandığı an kızarmış gözlerini farkettim ve bu beni zelzeleye uğrattı. Kendini sıkıyordu ama gözleri kıpkırmızı olmuştu bile, yüzünü avuçladım hemen. Başını kendime çekince, "Gece ne diyeyim bilmiyorum." Zorlukla konuşuyordu. "Sen nasıl bir varlıksın çözemiyorum. Sana acıdan başka bir şey vermezken senin şu yaptıklarına bak." Gözünden düşen o yaşla dondum, alnını alnıma yasladı, "İyi ki varsın Gece'm iyi ki varsın ve benimlesin." Diyince daha fazla dayanamayarak boynuna doladım kollarımı. Alnı alnımdayken dudaklarına uzanarak öptüm sıcak ve yumuşakça. Elleri kalçalarımın altına kayıp bacaklarımı kavradı, beni kucağına alıp arabasının kaputuna oturttu.
Masum öpücüğüme ateşli bir şekilde karşılık vererek derinleştirdi öpüşmemizi.
Nefes nefese ayrıldığımız da ensesini okşadım, "Asıl sen iyi ki varsın Boran, hayatım boyunca tadamayacağım bir sevgi verdin bana, aşkın ne olduğunu gösterdin. Benim gibi tahammül edilmesi zor birine sabrettin sen, şimdi de dua ette doğacak bebeğimiz benim gibi olmasın."
"Olsun." Dedi anında, saçlarımı yüzümden çekerken. Gözlerimin tam içine baktı. "Bütün çocuklarım senin gibi olsun, ben hepinize aşkla bakarım." Dudağımı ısırdım istemsizce bu adam kalbimı avucunda oyuncak etmişte sıkıp sıkıp bırakıyordu hamur gibi.
Başımdaki kayan taşlı tacımı çıkarıp saçlarımı geriye atarak düzelttim el yordamıyla. "Şimdi böyle konuşması kolay ama sonra pişman olma?" İlgiyle beni seyrederken olumsuzca salladı başını. "Ne senden ne de senden olanlardan pişman olmam ben. Benim mucizelerimsiniz siz." Otuz iki diş sırıtırken tacımı saçlarıma düzgünce taktım. Bacaklarımın arasındaydı Boran, parmakları bacaklarımı okşarken yaklaştım ve öptüm derince yanağından. "Çok seviyorum seni." Diye de ekledim kulağına doğru.
Elleri büyük bir memnuniyetle belime kayıp iki yandan tuttu sıkıca. "Onu öpmek istiyorum." Yutkundum ağırca bu çok tuhaf hissettirecekti. Gömleğim ve içimdeki sporcu atletini çekiştirip kumaş pantolonumun içinden çıkarınca heyecanla titredim. Karnım hafifçe içeri göçtü. Kendimi geriye doğru yatırıp ellerim üzerinde dururken karnımı ona daha rahat bir şekilde açtım. Önce sakalları temas etti sonra dudakları ve bu öyle güzel bir histi ki bayılacağım sandım sanki ilk kez beni öpüyordu. Belki de bu sefer beni değilde bebeğini öptüğü içindi bu hissiyat.
"Kızım." Diye kısıkça seslenmesiyle kasıldım. Bir kere daha yumuşakça öperek okşadı karnımı, "Seni kucağıma alacağım güne kadar sabırla bekleyeceğim. Sende o güne kadar bizim için önemli olan bu kadını yorma olur mu?" Derken gözleri bana çıktı alttan alttan. "Bu konuda anlaşabiliriz bence değil mi babacım?" Allah'ım tam şu an bayılabilirdim.
Titrekçe nefeslendim.
"Nasıl bu kadar eminsin kız olacağından?" Dudakları kıvrıldı. "Hissediyorum diyelim."
"Ya değilse peki? Ona kızım kızım dersen ve oğlumuz olursa çok üzülebilir." Kendinden emin bir şekilde, "Kızımız olacak yavrum, ömrüm, bir tanem benim." Diyince yüzümdeki gülümseme büyüdü.
"Sağlıklı olsun başka bir şey istemem."
"Amin, kurban olduğum. Hele bir doğsun bak ben neler yapacağım ona başımın üzerinde taşıyacağım yeminle!" Diye yükselirken, "Aha da böyle." Dediği an daha ne olduğunu anlamadan baş aşağı omzuna atmıştı beni. "Boran napıyorsun?" Diye bağırmakta geç kalmıştım. Omuzlarına tutunarak doğrulsamda beni bir anda döndürmeye başlaması ile nevrim şaşmıştı.
"İstediğin bu değil miydi seni kucağıma alıp döndürmem?" Diye bağırırken döndürüyordu. Saçlarım savuralarak yüzümü kapatırken gülmeden edemedim. "Kucağına alacaktın omzuna değil dengesiz herif... Ya dur artık midemi haşat ettin!" Ne kadar bağırsamda onun sesi bastırıyordu beni.
"Oğlum baba oluyorum ulan baba var mı benden daha mutlusu bu dünyada!!" Öyle bir bağırmıştı ki sesi koca arazi ve uçurumda yankı bulmuştu. Bir zamanlar ölümlerle süslenen bu uçurum şimdi müjdelerle süsleniyordu. Amcam ve sevdiği umarım diğer tarafta birbirlerine kavuşmuşlardır tüm sevenler gibi.
Öte yandan bu adam beni yayık gibi çalkalamaya devam ederse içimdeki can tereyağına dönecekti döllenmeden. "Allahın cezası bebek içeride helak oldu dursana be dengesiz herif!" Diye bağırınca sonunda idrak edebilmiş gibi durdu. Ayaklarımın üzerine indirdiği an dengemi kuramayıp sarsılınca belimi sıkıca tutarak kendine yasladı bedenimi.
"İyi misin bebeğim?"
Başım hâlâ dönerken, "Nasıl olduğumu yakından görmek ister misin?" Diye sorunca anlamazca baktı. "Ne?" Demişti ki midemi tutarak öğürdüm ve üzerine kusmaya başladım.
"Ananı-" Diye söylenerek geri kaçsada batırmıştım üzerini. Kendimi üzerime sıçratmadan onu kirletebildiğim için tebrik ederken zorlukla doğruldum. Saçlarımı geri yatırırken üzerine umutsuzca bakıyordu Boran.
"Özür dilerim ama hakettin ben zaten günlerdir yediğimi çıkarıp dururken öyle döndürülür mü insan?!" Gözlerim asla ona değmiyordu çünkü kusmuk görmek beni yine kusturabilir olmayan şeyleri çıkartırdı ağzımdan.
"Hak ettim tabi amına koyim!" Diye söylendi. "Sen iyi misin?" Birde halimi sorması yok muydu Allah'ım.
"Hıhı." Diye çocuk gibi mırıldandım. Hâlâ ona bakamazken, "Torpidoda su vardı git çalkala ağzını şimdi rahat edemezsin sen. Ben üzerimi değiştereyim yedek vardı neyseki arabada yoksa karımız yüzüme bakmayacak." Arabaya koşarak gittim dediği gibi ağzımı çalkalamalıydım.
Bir kaç dakika sonra üzerine yeni pantolon ve gömleğini geçirmişti. Şoför koltuğuna geçtiği an telefonu çalınca cevapladı hemen. "Söyle Haşim." Diyince dikkat kesildim bende. "Nasıl durumu peki? Anladım uğrayacağım ben oraya, sen bir kaç adam bırak hastaneye konağa geri dön." Babası hastanedeydi onunla ilgili bir şey olmuştu kesinlikle ama Boran'ın yüz ifadesi öyle düz bir hâl almıştı ki iyi mi kötü bir haber mi tahmin edemedim. Telefonu kapatınca sesli bir nefes aldı.
"Boran ne oldu, durumunda bir değişiklik mi olmuş?" Saçlarını karıştırdı yorgunca ve yüzüme bakamadan, "Babam, yoğun bakımdan çıkmış hayati tehlikeyi atlatmış yani. Normal odaya alıyorlar şimdi." Dedi.
Elini tutarak sıktım, "Ne karar verirsen ver yanındayım Boran, Bertan Ağa senin baban ve insan sevdiği saydığı babasını ne olursa olsun kolayca vazgeçemez hele de siz çocukları olarak onun tarafından sevilirken. Benden yana zor durumda kalma sen ne karar verirsen ver kabulüm benim."
"Seni veren Allah'a kurban olayım ben." Alnımdan sıkıca öpmüştü. Sonrasında beni babamın evine zorda olsa geri bırakınca ondan Renas'ı göndermesini istemiştim çünkü en son tatile gitmeden önce yani neredeyse bir ay önce görmüştüm ve çok özlemiştim bir tanecik çocuğumu. Elbette telefonla konuşsakta bu yetersizdi.
Renas benim aslında ilk çocuğum olabilirdi onda acemiliğimi atıyormuş gibi hissediyordum. Birde babası ve annesini dedesi olacak piçin öldürdüğünü öğrendiğimden beri bunlardan haberi olmasa da alıp daha fazla bağrıma basasım vardı.
🗝️🔗🗝️
Karısını babasının evine bırakmak pek iyi hissettirmese de gelecek iyi günler için sabrediyordu Boran Ağa. Dahası direksiyonu tutan elleri titriyordu ne kadar bastırsada duygularını patlak veriyordu bir noktada kızın karşısında ciddi anlamda kilitlenmiş sonra da bayılmıştı.
Gerçi dalga geçeceklerine şükretmeliydiler çünkü o anlarda kalbi duracak zannetmişti adam.
Koskoca Boran Ağa tek tokatla devrilmişti ama asıl onu deviren gelecek olan bebeğiydi. Aklına dolanlarla dudağını ısırdı Boran, Gece'yi ciddi anlamda ısırmak canını yakacak derecede hırpalayarak sevmek istemişti ama zor durabildiği gibi hamile oluşuyla öncekinden de hassas davranması gerektiğini anlamıştı. İki döndürdü diye üzerine kusmuştu kadın. Tiksinmemişti bile bu nasıl oluyor bilmiyordu ama ondan tiksinmiyordu, daha öncesinde kusmuştu tabi avluda ama o herkes bir taraftan kusunca olmuştu hep.
Arabası konağın önünde durunca içinden taşan o mutlulukla indi. Sabah buradan deli fişek gibi çıkmış şimdi nasıl giriyordu. Diljen'in açtığı kapıdan girince kıza göz kırpmıştı kendini tutamayarak, "Anamlar nerede bakayım?" Diye sorunca kız bir an için afallasada yukarıyı göstererek. "Salondalar ağam." Dedi.
Boran vakit kaybetmeden merdivenlere yönelmiş onları aşarak salona girmişti bile.
Anası başına bağladığı yazmayla oturduğu koltukta yerdeki boşluğa bakarken Mara ve Zara yan yana bitik bir hâlde tırnaklarını kemiriyor Merih kendini attığı üçlü koltukta, "Sevenleri sevdiğine vermediler, vermediler aaahhh ceylan gözlüm seni bana çok gördüler çok gördüleeer." Diye hâlâ ayılmamış hâlde şarkı söylüyordu. Ve artık aileden olan Cahit ise en ters bakışlarıyla süzüyordu Merih'i. Şimdiye dek kardeşi billdiği kızın sevgilisi çıkması onu da rahatsız etmiş gibiydi.
Zara sonunda dayanamarak, "Biri şunu sustursun yoksa abim falan demeyeceğim çarpacağım suratına!" Diyince Cahit bu anı bekliyor gibi ayaklanıyordu ki Mara, "Ne meraklısın sende dövmeye!" Diyerek çıkıştı sinirle. "Seviyor diye suçlu mu adam kavuşturmuyorsunuz bırakında acılarını çeksinler!" Cahit en sert ifadesiyle Mara'ya bakarken yerine yeniden oturmuştu.
"Kusura kalma Mara ben bilmem senin gibi aşk acısı falan anlamam hani." Diyerek alttan alttan laf dokundurmuştu ama Mara'nın aslında sandığı gibi Emir'den bahsettiği yoktu.
Boran ise bu saçma ortama, "Ne yapıyorsunuz kendinize gelin! Merih topla lan kendini sende sanki başkasına verdiler kızı!" İçeridekiler Boran'ı o zaman farketmişti işte.
"Abi!" Diyerek kalktı hemen yerinden Zara, "Ne yaptın getirdin mi yengemi?" Tabi kimsenin olanlardan haberi yoktu belli ki Cahit'te yeniden evleneceklerini söylememişti e hamilelik olayından zaten oradan Merih'le ayrıldığı için haberi yoktu.
Boran genişçe gülümseyince gözlerini kıstı Zara, abisi günler sonra ilk defa gülümsüyordu.
"Güldüğüne göre iyi haberler getirmişsin Boranım." Diyerek girmişti Gurbet hanım içeriye. Ona bakınca gülümsemesi manidarca genişledi. Evet bir kaç gündür konakta kalıyordu Gurbet halası olanlardan sonra gitmemişti, Boran'da git dememişti. Çok sevgili nişanlısının suçsuz yere öldürülmediğini buna neden olan Agit piçinin zaten ölmüş olması da Gurbet'i yıkmıştı. Babası onu da ayakta uyutmuştu, yaptığı pislikler yüzünden suçlu olan abisi masumlaştırılmış nişanlısı yok yere öldürülmüştü.
Gece ve ailesine karşı yoğun bir mahçubiyet içindeydi...
Boran, ağır adımlarla annesinin dizinin dibine çöktü tek dizinin üzerine, herkes ona dikkat kesilmişti. Lalezar hanımsa yorgunca bakmıştı oğlunun yüzüne, kocasının yaptıklarını sindiremezdi asla, acısı hâlâ tazecik olan ilk göz ağrısı Melkan'ının sebebiydi Zaza Ağa belki Bertan babasına müsamaha göstermeyip onun boyunduruğu altına girmeseydi oğlu şimdi yaşıyor olurdu. Biricik torunu da ne anasız ne babasız kalırdı. Şimdi birde oğlunun da hayatını mahvetmişti, Boran Gece'den ayrı kalmazdı, günlerdir bitik haldeydi e birde Merih çıkmıştı başına Allah aşkına bu kadın hangi evladına üzülüp teselli edecekti.
Annesinin ellerini tuttu sıkıca, "Sana çok büyük bir haberim var ana hem de en güzellerinden." Dedi Boran kadının gözlerinin içine saf bir heyecanla bakarak. Oğlunun çocukluğunu gördü o an Lalezar, oğlu ciddi anlamda mutluydu ama neden.
"Vereceğin hangi haber ailemizi geri toplamamıza neden olur Boran, dağıldık biz. Boşuyorlar birde üzerine seni." Kesinlikle bundan gayrı mutlu olabileceğine inancı yoktu Lalezar'ın. Ama Boran pes etmedi.
"Boşandığım falan yok ana!" Dedi kesin bir tavırla. "Kalender Ağa'yı ikna etmiş Gece'm, vazgeçti bu davadan. Aramızdaki husumeti bitirmeye karar verdi, ana savaş yok barış var bundan sonra. Hiç kimse Riva ve Asparşah aşiretinin arasına geberselerde giremez!" Gözleri kısıldı kadının. Duydukları doğru muydu bitiyor muydu davaları. "Babam yoğun bakımdan çıkmış normal odaya alınacakmış ama bil ki ana bundan sonra onunla aynı çatı altına girmem ben, çiftlik evine yerleşmesini isteyeceğim isteyen gidip orada görecek onu bundan sonra o adamla konuşacak tek kelimem yoktur." Odadaki herkes yutkundu ufakça. Kimsenin Bertan Ağa ile konuşmak isteyeceğini ya da eskisi gibi olacağı yoktu zaten o adamın cezası da bu olacaktı.
Boran'ın gülümsemesi yine yerini alırken annesinin ellerini öptü üst üste, "Ayağa kalkta hazırlan oğlun karısıyla yeniden evleniyor, Kalender Ağa kızımı layık olduğu gibi gelip isteyip alacaksın, en güzelinden düğününü edeceksin dedi ana."
"Ne dersin sen oğul essahtan mı?" Derken heyecanlanmıştı kadın. "Kızımı geri mi getirecen konağına?"
"He ya essahtan diyorum, Gece'mi yeniden gelin edeceğim bu konağa." Gözleri dolmuştu kadının biliyordu ki o kız olmazsa bu konak ev olmazdı.
"Ay inanmıyorum sonunda gerçekten güzel bir haber işte!" Zara'nın sevinç dolu sesi Boran'a içten içe iyi geldi kardeşinin son yaşadıklarından sonra içine kapanması onu korkutmuştu.
Kardeşine dönerek göz kırptı Boran, "Daha en büyük haberi vermedim ki güzelim."
"Allah'ım daha ne olabilir ki?!"
"Ben sevdiğimi alamadan ikinci kere evleniyorlar hakmı bu revamıdır bana!" Merih'in isyankâr sesini aldırış etmedi kimse. Boran annesinin ilgili ve kendine gelen yaşlı gözlerine baktı derince. "Zamanında bir tanecik karım doğduda bitirdi bu davayı şimdide yine onun doğurduğu mucize oluyor bize." Yutkundu sertçe. "Oğlun baba oluyor ana bir şey demeyecek misin?" Sözleri kadını dumura uğratmıştı neden bilmez ama Gece'nin hamile kalacağını pek düşünmezdi yani daha ilerki yıllarda anca derdi şimdi ise oğlundan duydukları doğruysa eğer yüreğine çöreklenen tüm kara bulutlar bir bir kalkardı.
"Oğlum baba mı oluyor şimdi?" Diye sordu saçlarını okşayarak. Gülümsedi genişçe Boran başıyla onaylarken kehribarları öyle parlıyordu ki ışıl ışıldı.
"Allah'ım sana geliyorum yengem hamilemi şimdi ikinci kere hala mı oluyorum ben!" Zara'nın sesi salonu inletirken gülerek baktı Boran ona. "Abi gerçekten hamile mi şimdi Gece?"
Mara'ya tersçe baktı Boran, "Bu konuda niye yalan atayım ulan siz niye benim baba olabileceğime inanmıyorsunuz?! Olamaz mıyım ben baba bunu mu demeye getiriyorsunuz! Hamile lan işte benim karım!"
"Abi ben onu mu diyorum ya Gece ortalıkta ben ne zaman istersem o zaman getiririm çocuk diyordu birden bire hamile olması ister istemez şaşırttı." Dedi Mara yanlış anlaşılmak istemeyerek.
"Şaşırtmasın o zaman karım hamile benim ve bundan sonra tek kelime dahi olsa kötü söz edipte onu üzecek biri olursa yemin ederim kim var demem karşımda bilesiniz!" Sesi soğuk duvarlara çarptı.
Zara sırıtarak halasına göz atıp,
"Sanki öncesinde karşında kim var bakıyordun da abi." Diyince ne dediğini fark edip kapadı çenesini.
"Neyse sizinle uğraşamayacağım kaldırıp ayıltın şu herifi sonrada hazırlanın yarın gidip karımı bana isteyeceğiz tek bir pürüz dahi istemiyorum!"
"Sen merak etme oğlum bu saatten sonra en ufak bir soruna dahi izin vermem." Dedi Lalezar hanım. Bu lafını Gurbet'e bakarak söylemişti lafı kime dokundurduğunu pekâlâ biliyordu. Gurbet Lalezar'a tersçe bakmış ardından salondan çıkmak üzere olan Boran'a dönmüş önünü kesmişti. "Bu saatten sonra Riva'lardaki kimseye bir yanlışım olmaz beni evimden etme daha fazla."
"Kusura bakma hala ama hata bir kere yapılır ben bu saatten sonra karımın mutluluğunu riske atamam onu yok sayarak seni bu konağa almam, o geldiği an sen gideceksin."
"İyi de nereye gideyim de bana buradan başka kimse beni almaz evine herkes hor görür yeminle dersimi almışım bu saatten sonra gerçekleri bile bile yanlış etmem ne Gece'ye ne de ailesine."
"Benden değil iznini konağın sahibi karımdan al o vakit." Lafını oturtmuş salondan çıkmıştı, hemen ardından Cahit çıkmıştı salondan.
Zara omuzlarındaki saçlarını halasının gözlerinin içine baka baka savurup, "Ben gideyimde kuaföre randevumu alayım bari yarın için, malûm kız alıyoruz yeniden." Gurbet ters ters yeğenine bakarken arkadan sersemce uyanan Merih, "Kimi alıyoruz Hevdem'i mi?" Diyerek araya girdi. Zara sinirle dönerek sehpanın üstünde duran sürahiyi kapıp duraksamadan Merih'in yüzüne boca edince nefes nefese fırladı yattığı koltuktan adam.
"Ananı avradını!" Diye fırlamıştı ayağa, "Kim yaptı bunu!" Diye bağırınca irkilerek geriledi Zara. Mara ağırca Zara'yı gösterince ise Zara bir küfür savurarak kendini dışarı atmıştı.
O sırada Boran da avluya inmişti, "Haşim!" Diye bağırınca mutfaktan koşarak çıkmıştı Haşim.
"Buyur ağam." Diyerek önünde ellerini bağlamıştı.
"Kurbanları kesin meydanda yemek dağıtılsın, karnı aç kimse girmesin yatağına, aş evlerimize söyle onlarda lokma dağıtsın derhal."
Haşim saygıyla, "Hemen ağam, lakin kimin adına sizin mi ne için yaparız bunları?" Diye merakla sorunca omuzlarını dikleştirdi, bedenini iyice gerdi Boran Ağa. Ellerini ceplerine rahatça sokarak, "Boran Ağa'nın doğacak bebeği için, onun hayrına yapıyor dersin soranlara." Diyince adamın gözleri irileşti.
"Ağam hayırlı olsun!" Dedi mutlulukla adam. "Ne kurbanı öyle bir yapacağız ki duymayan kalmayacak evelallah!" Boran memnuniyetle güldü. Normalde hemen kimseye açıklamak istemezdi ama olaylar yüzünden ve Gece'nin babasının evinde kaldığı bilindiği için salak saçma dedikoduların çıkmasına izin veremezdi. Kocasının evinde hamile kalamadı babasının evinde nasıl kalır gibisinde akla gelmeyecek türden şeyler üretirdi millet. Boran Gece'ye gelebilecek tek bir lafa dahi müsamaha gösteremezdi.
"Bir şey daha var Haşim..."
🗝️🔗🗝️