80. Bölüm Part:3

4312 Kelimeler
Boran beni konağa bıraktıktan sonra zaman kaybetmeden Hevdem'in yanına çıkmıştım. Onunla konuşup içini ferah tutmasını sağlamıştım azda olsa. Tabi hamile olduğumu öğrendiği an zaten tüm sıkıntıları uçup gitmiş teyze olacağı için anında olayın heyecanına kapılmıştı. Merih ve Hevdem öyle ya da böyle olacaktı onların ayrılmasına izin vermezdim. Sadece bu süreçte her ikisi de rahat durup bir olay yaratmadan kimsenin gözüne batmamalıydı. Babam ve babaannem yan yana oturmuş bu konuyu tartışırken yanlarına girmiştim salona. "Gel bakalım Gece hanım gel hele." Hemen yanını göstermişti babaannem. Usulca oturdum yanına, bu onu bir tık şaşırtsada memnuniyetle gülümsedi. Bacağımdaki elimi tutarak sıktı, "Bir isteğin sıkıntın varsa de hemen, gebesin artık içine atma sakın." Diyince dudaklarımı birbirine bastırdım. Babamın gözleri de ilgiyle üstümdeyken utanmadım değil. "Yok bir isteğim babaanne sağ ol." Başını salladı ama pekte inanmadı bana daha çok senin mi bir isteğin yok der gibi baktı yandan yandan. "Nasılmış bebek sağlığında bir sıkıntın yoktur değil?" Babamın sorusuyla, "Yok." Dedim. "Gayet iyiyiz çok şükür." "Eyi eyi sağlıkla gelir inşallah." Diyince amin dedim sessizce. Babaannem hâlâ yandan yandan bakarken bir anda babama döndü, "Hele sen git bir bakayım torunumla konuşacaklarım var benim." Babam bir anda gördüğü muamaleyle şaşırdı. "Ne diyeceksen de ben niye gidiyorum kız benim de kızımdır." "Yav dinden imandan çıkarma. Ayıp denen bir şey vardır değil çık diyorsam çık." Huysuzca ayaklandı babam, "Ne halınız varsa görün gideyim karıma bakayım ben." "He git bak, de kendine gelsin artık ölen milletin evladı onlar bu kadar yıkılmadı." "Ana!" "Aman de get karının yanına hiç çekemem senin suçun demeni falan!" Babam sabır çekerek salondan çıkarken bana baktı anında babaannem. "Sende kıçında kurt var gibi kıvranma da de derdini gözümün içine bakıp durma." Bir an için duraksasamda toparladım karı iyi tanıyordu bizi şimdi. "Hevdem'in işini hallet babaanne karşı durma gözünü seveyim." Daha lafa girmemle anında çatılmıştı bile kaşları. Elini kaldırıp susmamı belirtecekti ki eline yapışarak tuttum. Gözlerinin içine baktım, "Dinle önce beni, karnımdaki masumun hatrına." Diyince duruldu. "De ne diyeceksen!" Gülümsedim hafifçe, "Bilirim ki sen ikna olsan babamı da diğerlerini de halledersin." Gözlerini de kısınca devam ettim. "Hevdem senin sözünden asla çıkmaz ne dersen kabul eder biliyorsun, Allah var şimdiye dek tek bir yanlışı da olmadı ne bize ne ailemize dört dörtlük kızdır. Bunu benden iyi biliyorsun ona ne kadar kötü davransanda." Kaşlarını derinden çatınca, "Kusura bakma öyle kardeşimin hakkını yedirmem size." Dedim net bir tavırla. "Şimdi sırf düşman aşiretidir diye Merih'i kabul etmezsiniz ancak ondan başka kimsenin Hevdem'e hak ettiği değeri vermeyeceğini biliyorum. Bu çocuk yıllardır sevdalı Hevdem'e dahası kızın hamile kalma olasılığının düşük olduğunu bile bile razı ondan." Gözleri açılınca başımı salladım, "Evet, biliyor Hevdem'in durumunu kız İstanbul'da ameliyat olduğu zaman Merih'te gitmişti ve yakından takip etmişti. Sen şimdi gurur falan yapıpta birini bile vermem diyorsun Asparşah'lara ama bil ki Hevdem Merih'ten başkasına ölse varmaz onların sonu da oğlun gibi olsun istemiyorsan oğlun gibi sevdiğine kavuşamadan öteki tarafa gitsinler istemiyorsan önlerinde değil yanlarında dur bu çocukların." Aklına girdiğimin ve onu yumuşattığımı farkedince durmadım. "Ben şimdi evlendirin de demiyorum bak ileride bir kaç yıl sonra evlendiririz istersek zaten Hevdem'in okulu falan var. Bak bu kız anasız kaldı anam baktı babası şerefsizin teki çıktı sırtına yük bırakıp gitti ailesi biz olsakta kendini eksik hissediyor, yetim ve öksüz bir kıza birde sen kötü davranıp hakkını yedin. Şimdide sana tavsiyem babaanne ölmeden önce bir iki sevap işle de şu kıza bir iyilik yap sevdiğinden ayırma." Ayağa kalktım yavaşça. "Diyeceklerim bu kadar gerisi sana ve vicdanına kalmış artık." Kadının aklını iyice doldurup dudaklarımda kendinden emin bir gülümsemeyle çıktım salondan. Akılları varsa güzellikle yaparlardı bu işi yoksa olacaklardan mesul değildim. Karnımı hafifçe okşayarak merdivenlere yöneldim, "Acıktık mı bebeğim biz biraz?" Dedim. Sanki cevap vermiş gibi, "Kesinlikle evet acıktık ve akşam yemeğini beklemek gibi bir mecburiyetimiz de asla yok." Hava kararmaya yüz tutmuş akşam yemeğine henüz varken ben sabah ki bir tabaklık cacıkla duruyordum. Avluya indiğim sıra babam ve Kubar amcam diğer aile bireyleri sedirlere kurulmuş çay keyfi yapıyorlardı. "Ya sen gelsene buraya, buraya oturacaksın buraya anlamıyon mu Devran!" Rona yere serili olan örtünün üzerine bebeklerini oturtmuş çay partisi yaparken Devran'ın da yakasından tutmuş yanına oturtmaya zorluyordu ve zavallı çocuk bezmiş bir ifadeyle yakasını bırakması için kızın elini ittirirken Rona dörtyüz dört gibi yapışmıştı çocuğa. "Sadece çay içeceğiz niye anlamıyorsun altın mı tak dedim sanki, senden istemiyoruz bile! Otursana artık!" Sesi avluyu inletiyordu. Abim sonunda dayanamamış gibi Pare'nin yanından engellemesine rağmen kalkmış iki ufak çocuğun arasına girerek oğlunun yakasını Rona'dan kurtarmıştı. Diz çöktüğü için bacaklarının arasına çekmişti oğlunu ve Devran rahat bir nefes alarak sokulmuştu iyice babasının kucağına. "Rona sen ne çingene çıktın kızım bıraksana oğlumu, erkek adam işte sevmiyor kız oyunlarını niye zorluyorsun?" Rona anında dişlerini birbirine geçirerek elindeki oyuncak çaydanlığı yere attı sinirle, "Sen ne demek istiyorsun dayı kız oyunu ne demek şimdi, sen kızları mı küçümsedin, ezdin, güçsüz mü gördün yoksa ben mi yanlış anladım?!" Aman Allah'ım o ufacık boyuyla diklendiği adama neler dediğini neyi savunduğunun farkında mıydı bu kız. Gözlerim tam şu an Rona'ya bakarken kalpler çıkarıyor olabilirdi. "Hah ver şimdi bakalım cevabını abisi sen benim kızımı ve cinsini hor mu gördün az önce?" Jiyan amcam keyifle yudumladı çayını sözlerini söylerken. Leyla yengem ise gururla bakıyordu kızına, e tabi Pare'de hemcinsinin tarafındaydı bu bakışlarından bile belliydi. Konuşta göreyim seni Ferman efendi der gibiydi. Fisun ise tarafsızca sırıtıyordu pişmiş kelle gibi. Abim şimdi kurtarılması gereken kendisiymiş gibi bakarken gözleri beni buldu ihtiyaçla ama kollarımı göğsümde birleştirerek omuz silktim bende. Her önüne gelen benden yardım istemesindi artık. "Yok Rona'cım yanlış anladın beni sen ben Devran bu oyunu sevmiyor zorlama demek istedim." "Çevir kazı yanmasın abi." Dedim gülerek. Bana tersçe baktı. "Sen konuşma hamilesin zaten!" Bunu niye sinirli ve huysuzca demişti ki şimdi. Kıskanmış ya da bana yakıştıramıyor muydu yoksa? Yemin ederim katliam çıkarırım bu konakta. "Ne varmış hamileyse ayrıca konumuzdan kaçma Fermancım, senin oğlun benimlr bir tek bu değil hiçbir oyun oynamıyor sanki yiyoruz! Renas olsa istediğim oyunu oynardı yarışçılık bile oynuyorduk arabalarımızla biz." Kollarını göğsünde birleştirip dudaklarını büzmüş ve gözü dolarken, "Hiçbiriniz benimle oynamıyorsunuz annem de dışarı göndermiyor artık tehlikeli diye küstüm sizinle!" Gözlerinden bir anda dökülen yaşlarla arkasını dönüp babasına koşmuştu. Jiyan amcam elbette kucağına aldığını göğsüne saklamıştı. Şimdi Rona'nın ağlamasını dinliyorduk hepimiz. Abim mahçupça oğluna sarılırken ne halt yedim dercesine duruyordu olduğu yerde. Amcam, "Kızım, çiçeğim benim ben oynarım seninle ağlama kurban olayım." Dese de omuz silkerek başını gömdüğü yerden çıkarmadan ağlamaya devam etti Rona. Yengem, "Vallahi kusura bakmasın bundan sonra tek başına sokağa ölsem salmam ülkede olanlar orta da evin içinde bile gözümün önünden ayıramıyorum. Ben elimden geldiğince kendim çıkarıyorum ama çabuk yoruluyorum halim ortada." Şimdi bu kadın da haklıydı malesef ve bundandır ki hepimiz onaylarken bulmuştuk onu. Sonra bir şey oldu, Devran abimin bacaklarının arasından çıkıp tedirgince Jiyan amcama yaklaştı. Gözleri ağlayan Rona'dayken, "Özür dilerim ağlama lütfen, söz bir daha gitmeyeceğim oynayacağım seninle Rona." O an da hepimiz kalakaldık. Pare eliyle dudaklarını kapatırken abim kıpırdayamadı yerinden. Devran ilk kez konuşmuştu bizimleyken. Rona babasının kucağından atlayarak Devran'ın önünde durdu hemen, burnunu seslice çekerken, "Ayy senin senin ne güzelmiş bir daha konuşsana!" Dedi heyecanla. "Ağlamak yok ama." Dedi Devran kısık bir sesle. Gülmemek için ağzını kapattı ufak eliyle Rona. "Bundan sonra benimle oynamak zorundasın yoksa ağlarım ki." Başımı bu kızın fenalığı karşısında onaylamazca salladım. Yengem gururla gözlerini silerken, "İşte anasının kızı." Dedi. Harbiden anasının kızıydı. Pare heyecanlı bir şekilde Devran'ın yanına çöktü, tedirgince oğlunun elini tutarak kendine çevirdi. "Oğlum, benim içinde konuşur musun bir kere?" Devran'ın o minik abimin kopyası olan gözlerini annesinden kaçırdı utanarak. "Kızmayacak mısın?" Diyince sarsıldı ifadesi Pare'nin tıpkı bizler gibi. "Tabi ki de kızmam ben sana ne zaman kızdım ki kıyabilir miyim sana hiç." Oğlunu kendine çekip boynundan sıkıca öptü içi giderek ve bu Devran'ın fazlasıyla hoşuna giderken Pare'nin boynuna sardı minik kollarını. Onun gözlerini silince Pare'nin ağladığını bile fark etmemiştim. "Sevgi bana hep kızıyordu konuşup ses çıkardığım için, konuşmam yasaktı sizde beni dövmeyin diye konuşmuyordum. Ama ağlama diye konuşurum, ağlama olur mu?" Annesinin gözlerinin içine bu derece masum bakarken insan ister istemez ağlardı ki. Abim dayanamayarak arkasını hepsine dönerek nefes almaya çalıştı. "Amını astarını siktiğimin orospusu vermediniz ki bir geçireyim elimden!" Leyla yengemin ettiği küfürle amcam şokla ona dönerken yengem hanımefendiliğinden ödün vermez şekilde bakıyordu. Rona duygusal ortamdan sıkılmış gibi Devran'ın kolunu tutup kendine çekti, "Parecim Devran'ı verir misin oyun sözü aldım ben ondan gidip başka yerde ağla bizim oyunumuzu bozma lütfen." Diyerek Devran'ı az önce kalktıkları örtüye oturttu. Dengesiz artı şuursuzdu bu kız. Pare ise gülerek gözlerini silmiş doğrulmuştu. Abim yanına yaklaşarak onu yeniden oturturken kısıktan sözlerle yatıştırıyor olmalıydı. Her neyse ben açtım yahu aç iki dakika da şahit olduğum olaya bak. Arkamı söylenerek döndüm, mutfağa tam girecektim ki konağın kapısı tekrar çalınmaya başlayınca durdum. Kapının sesiyle dışarı çıkan Zehra anında kapıya koşup açınca Haşim abi girdi içeri. Hayretle, "Haşim abi senin ne işin var burada?" Diyiverdim. Adam hemen karşıma geçip saygıyla birleştirdi ellerini önünde. "Hanımağam hayırlı olsun bebeniz, hamileymişsiniz sağlıkla doğar inşallah." "Sağ ol sağ ol da hayırdır-" lafımı bitirmeden içeri tek tek korumalar girmeye başladı ve hepsinin ellerinde farklı farklı şeyler. En öndeki adam kucağındaki büyük çiçek buketini bana uzatınca aldım şaşkınca. Dahası da geldi üstelik. Ayaklarımın dibine tek tek hediye kutuları bıraktılar sonra kılıflarının içinde askılarıyla birlikte bir kaç mükemmel elbiseyi de getirip ayakta durdu bir kaç adam. Tabi ki bitmedi. Kucaklarında üstleri kapalı dolu oldukları belli tabldot tabakları ile geldi adamlar. "Onları mutfağa götürün." Diyerek mutfağı gösterdi Haşim abi. Ayaklarımın dibine saksı da çicekler de bırakılırken hediye kutuları da durmuyordu. Kucağımdaki buketin güzel kokusuna kanmadan içindeki kartı çıkarttım. "Geleceğin en güzel annesi benim biricik karıma feda olsun tüm güzellikler." Yazıryordu. Dudağımı ısırdım. Bu adam bana zarardı. Haşim abiye, "Neler oluyor abi söylesene." Diyince güldü adam. O sıra babamların balkona çıktıklarını abimlerin hepsininde ayaklandıklarını ve merakla bana baktıklarını gördüm. "Boran Ağam doğacak bebesi için kurbanlar kesti, meydanda yemekler dağıttı lokmalar döktürdü size de getirmemizi istedi." Kaşlarım havalanırken hediyeleri gösterdi, "Bu hediyelerde sizin için ağamız özel alarak seçti dedi ki bana verdiği haber kadar değerli değiller ama kabul etsinler." Kalbim heyacanla atıyordu gümbür gümbür. "Birde bu vardı." Diyerek yanına gelen adamdaki kırmızı büyük kadife kutuyu alıp kapağını araladı. İçinde zarif bir elmas takımı vardı. "Sizin tarzınız bunlarmış dedi ağam ama Mardin'li bir geline yakışır asıl takı altındır diyerek bu takımı gönderdi." Eliyle içeri elinde camdan bir kutuyla giren adamı gösterdi. Cam kutunun içinde ışıl ışıl parlayan bir hint gelin seti duruyordu! Nereden baksan bir milyonluk hatta fazlası değerde bir altın duruyodu karşımda. "İnanamıyorum." Diye mırıldandım şokla. Oha ciddi anlamda. "Gece ben geldim!" Diyerek konağa giren Renas karnıma sarılınca ancak gelmiştim kendime. Şaşkınca, "Hoş geldin bir tanem." Dedim. "Yenas." Diye bağırarak gelen Rona çocuğu benden koparıp boynuna atıldı kısacık boyuyla, sonrada yanağını öptü sulu sulu ve Renas asla hoşlanmazdı bundan. "Çok özledim seni Yenas! Sen yokken kimse benimle oynamadı Devran bile benden kaçıp durdu sonra Hemoş bana sana bir tek Yemas katlanıyor başka kimse arkadaşlık etmiyor dedi, babam da beni annemden ayırdı biz kaç gün sokakta yattık biliyor musun? Çok kötü çok kötü, gel hadi anlatayım sana her şeyi ama oyun oynarken olsun tamam mı? Sen bana kuaföre gelmiş gibi yap bende sana makyaj yaparken anlatayım her şeyi!" Hararetli hararetli bir şekilde çocuğu çekiştirerek götürdü resmen. "Bu arada Geçe de hamile sanki kendi büyümüş gibi birde bebek doğuracakmış annem gibi, ah ah bu büyüklerde hiç akıl yok halbukimsi ben olsam Borancımdan başka bebek istemezdim baksana hâlâ daha Gece'nin sütünü içiyor insan önce Borancımı büyütür demi?" Gerizekalı bücür kaşla göz arası onca laf arasında bu kadar şeyi nasıl derdi be bu! Yemin ederim yolacaktım. Allah'ım nolur herkes hâlâ gelen eşyaların şokunda olmuş olsunda duymamış olsun derken gözlerimi utançla gezdirdim milletin üzerinde ve o an yer yarılsa da yerin içine girsem dedim. Babamın tövbe çekerek içeri gittiğimi dersin abimin küfrederek arkasını dönmesini amcamın sanki büyük suç işlemişim gibi kınar bakışlarımı dersin yoksa yengemin ve Fisun'un ayıplayıcı bakışları mı dersin, komple gömsünler beni buraya! Bunu insana düşmanı yapmazdı düşmanı! Korumalar ve Haşim abi bile kıpkırmızı olmuş suratlarla eğmişlerdi başlarını. "Ta-tamam bunları odama çıkarır mısınız? Zehra yolu göster adamlara." Diyerek konuyu değiştirmeye çalıştım. Kesinlikle zamanı geri almak o yer cücesine böyle bir lafı vermemek adına o gün odayı kilitlemek istiyordum! "Kız hamile kalır kalmaz şu aldığı hediyelere bak Jiyan!" Neyseki aradığım konu değiştirme işini yengem üstlenmiş oldu. "Sen mücevher üretmene rağmen bana bir kere olsun şu setten almadın be bırak seti hediye bile almadın ne Rona da ne de bu bebekte!" "Lan ne alaka iki hamileliğinde bilezik istedinde takımıyla alamadım mı sana!" Diyerek üste çıkmaya çalıştı Jiyan amcam ama yengem karşısında hiç şansı yoktu. "Bir kere de bir şeyi ben istemeden yapta değerini anlayayım o zaman! İkisinde de ben sana demesem odun gibi alacağın yoktu, yahu sen bana bir kere bile çiçek almadın, adam boyu kadar çiçek kilosu kadar altın göndermiş karısına hemde onlarca hediye paketiyle birlikte!!" Gözleri sulandı anında yengemin, "Neyim eksikti benim bu çırpı bacaktan anlamıyorum ki!" Diyince gözlerim irileşti. Jiyan amcam öfkeyle bu sefer bana döndü. "Ulan hamile kalan o hediyeyi alan o yanan gene ben, ne bok yesem yaranamıyorum ki ben size! Bu Boran iti hiç yoktan gene yuvamın belasını sikti iyi mi! Ulan önce Ferman sebebim oldu şimdi öteki yeğenim!" Yengeme döndü sinirle, "Bu sefer senin kovmana gerek yok ben kendim gelmiyorum eve!" Diyince gözleri şokla açıldı yengemin. "Öyle mi Jiyan efendi?" "Öyle benden memnun olmayan karının yanında durmam ben!" Kaşları iyice havalandı yengemin, "İyi o zaman defol git nereye gidersen bana sakın yaklaşma!" Diyince yengem amcam bir an için ne yapacağını şaşırmış sonra çıkmıştı hışımla konaktan. Sanırım ufaktan ufaktan kaçsam iyiydi çünkü bir çiftin kavgasına sebep olmuş olabilirdim. "Hanımağam birde şu vardı." "Ne Haşim ne, ulan sizin yapacağınız işe ben!" "Vallahi benim bir suçum yoktur, Boran ağam dedi ki yarına hazırlansınlar karımı istemeye geliyorum." Ne karımı istemeye geliyorum mu? Boran alsın kalbimi en iyisi çünkü yerinden hoşlanmıyor olmalı ki ona çırpınıp duruyordu. Az önce utançtan bozarıp yerin dibine girmek isterken bu duyduğum kendime getirmişti azda olsa. "Bunun bir tık üstü yok asla, karısı hamile kaldı diye bunu yapan doğurunca neler yapar Allah bilir." Fisun'un sözleriyle dikkatim ona çevrildi yine utanmış olabilirdim. Pare'de tıpkı Fisun gibi hediyelere ve takılara merakla bakarken konuştu. "Abimdir diye demem çok ince düşünür hep, değer veriyorsa göstermekten çekinmez. Allah sağlıkla versin kucağına bebeğinizi." "Amin." Dedim mırıldanarak. Dikkatlerin üzerimde olması o kadar güzel olmuyordu her zaman. "Aynı görmemişler gibi hediyelerini gözümüze sokmak zorunda mıydın?!" Yengemin sitemiyle irkilerek baktım ona. "Benim ne suçum var şimdi yenge, en az sizin kadar beklemiyordum bunları. Hem odama çıkarttırsaydım anında kukuman kuşu gibi tepeme dikilip hediyeleri kendin açardın meraktan." Ters ters baktı bana, sonra şalını sinirle omzundan geri atarken karnını tutarak mutfağa yöneldi. "Gideyim de yemeklere bakayım bari az önce hamile halimle terk edilmiş bir kadın olarak protein depolamam gerek." Yaptığı ajitasyon vicdanıma darbe indirirken içimden dua ettim hemen barışmaları için yoksa bu kadın durmadan laf sokar dururdı şimdi bana. Korumalara hediyelerimi odama çıkarmalarını söyledikten sonra abimlerden uzaklaşarak konağın arka tarafına yürüdüm. Cebimdeki telefonumu heyecanla alıp Boran'ı aradığımda ilk çalışta açıldı. "Söylesin benim güzeller güzeli karım ne istiyor benden?" Sesinin tonu kelimeleri derken alaşağı etmişti bir kaç saniyede beni. Aşıktım bu adama hatta daha fazlaydı bu hislerin adı. "Boran." Dedim yavaşça. "Söyle kurban olduğum benim." Dudağımı sertçe ısırdım tam şu anda onu öpmek ve daha fazlası için yalvarmak istiyordum. "Hediyelerin çok güzeldi o kadar mutlu oldum ki anlatamam... Teşekkür ederim iyi ki varsın Boran ama sencede fazla olmamış mı hediyeler bana bir çiçek bile yeterdi." Derin bir iç çektiğini duydum. "Sen karnında bizim bebeğimizi taşırken böyle büyük bir hediyeyi başlı başına bana verirken benim gönderdiklerimin esamesi bile okunamaz. Sen birde doğurduktan sonra bak neler ediyorum." Güldüm dediklerine. "Gece'm, sizi çok özledim ben, geleyim mi?" İçim sıcacık oldu anında artık iki kişiydik ve siz diyordu. "Bebeğimizle de pek vakit geçiremedim, geleyim mi yavrum?" "Olmaz tabi ki Boran, akşam geleceksin zaten şimdi göze batmayalım." "Haksızlık ama bu sen benim karımsın ve hamilesin seni görmek yanımdan bir an olsun ayırmamak benim hakkım! Doğru dürüst öpemedim hem sizi ben, bebeğimiz üzülmüş olabilir." Tıpkı bir çocuk gibiydi sesi ve sanırım artık fırsatçılığına bebeğini de dahil ediyordu. Bizimkilerden iyice uzaklaşıp sesimi iyice kıstım, "Akşam söz istediğin kadar öpersin." Yutkundum. "Seni çok seviyoruz ikimizde." "Allah'ım!" Dedi keyifle. "Nasıl bir imtihandır bu, ses tellerine kadar kurban olası geliyor insanın." Gülüşüm derinleşirken dudaklarımı ısırdım. Çok mutluydum hemde fazlasıyla buna düşecek tek gölgeye daha tahammülüm yoktu artık. Konuşacaktım ki telefonun öteki tarafından Özgür'ün gür sesi duyuldu. "Lan Boran! Baba mı oluyorsun oğlum sen? Ne diye söylemiyorsun bize, gitmişim beleş yemek yemeye birde baktım ne Boran ağam doğacak bebeğinin hayrına dağıttırıyor dediler. Milletten mi duyacaktım ben bu haberi! Helal olsun lan sana helal!!" Özgür yüksek ihtimalle Boran'ın üzerine atladığından olmalı ki Boran'ın küfretmesiyle eş bir seylerin düşmesi ve telefonun kapanması bir oldu. Özgür'de duyduysa artık duymayan kalmazdı hamileliğimi. Karnım tekrar guruldayınca bebeğimin ince ayarını hissettim. Gidip karnımı doyurmalıydım yoksa alaşağı edecekti bu bebek bizi. Mutfağa girerken herkesin burada ve önlerindeki tabldotlara yumulduğunu görünce ağzım hayretle açtım. Hepsimi açtı bunların. Neyseki Zehra benim tepsimi ayırmıştı da bana verince masadaki boş yere geçtim. Rona, Renas ve Devran aynı tepsiden birlikte yiyorlardı neden bilmem. Devran ufacık ellerine rağmen olabildiğince düzgün yerken Rona önüne ot bırakılmış inekler gibi kaşığı ağzına tıkıp duruyor zavallı Renasım hem yiyip hem kıza düzgün bir şekilde yedirmeye çalışıyordu. Bir tabakta ayrı bırakılan yeşillikleri elini attığı gibi alıp katır kutur yerken hem Devran'a hem Renas'a uzatsa da iki erkeğim tiksinerek uzaklaştırıyorlardı başlarını. Bu kız tam bir felaketti. Allah bunun ağzına laf vermesindi tabi yoksa ulu orta hiç bilmeden rezil rüsva ederdi adamı. 🗝️🔗🗝️ Odamdan sessiz adımlarla çıkarken temizce taradığım turuncuya kaçan güzel saçlarımı yumuşakça sırtıma attım. Sabahlığımın önünü sıkıca bağlarken merdivenleri inmeye başladım. Gece yarısını geçeli epey oluyordu ve ben uyuya kalmış Boran'ı unutmuştum dışarıda. Ama ne yapayım ki herkesin uyumasını beklerken sevgili görümcem Zara ile sohbet etmiştik biraz. Hamile olduğumdan Lalezar annem ile konuşmuş olsamda onunla sona bırakmıştım konuşmamızı. Neşeli sesi ve tavırları bana pek inandırıcı gelmesede onunla gurur duyuyordum. Son yaşadıkları çocukluğundan beri izlendiği abisinden büyük bir adam tarafından arzulanıp tacize uğrayıp tecavüze evrilen iğrenç olaylardan kurtulmuştu belki ama emareleri kolayca geçmezdi asla. Şimdilerde hiçbir erkekle temasa girmiyor ve belli kişiler dışında erkek ırkından nefret ediyordu. Bana iyi olduğunu söylediğinde ona inanmaktan başka bir şey yapmadım. Safir beyimizi sorduğumda duraksamış sonra derin bir iç çekmişti, sürekli arıyor ve konuşmak için direniyormuş beyimiz fakat Zara kesin bir dille reddedip araya Adar'ı sokarak Safir'den rahatsız olduğunu söylemişti. Ciddi anlamda hiçbir ilişkiye hazır değildi ve Safir'in de çektirdiklerinden sonra asla dönmeyeceğini söylemiş bitirmişti kendince. Benim için nasıl mutlu olacaksa onu yapması yeterliydi her türlü onun yanında olurdum. Merdivenleri bitirmiştim ki duyduğum seslerle merdivenlerin hemen yanındaki duvara sığınmak zorunda kaldım. Jiyan amcamdı bu ve Leyla yengemin odasının önündeydi. "Ne işin var burada Jiyan yanlış geldin sanırım, bu oda hamile haliyle terk ettiğin sevmediğin umursamadığın karının odası." Yengem bir eliyle karnını tutarken saçlarını savurmuştu omzumdan geriye, e tabi birde bir gecelik giymişti ki yan profilinden bile gördüm göğüs dekoltesini. O belirginleşen karnıyla fazla güzel olduğu kesindi ki amcamda öyle düşünüyor gibi gözlerini yengemin dekoltesinden ayırmıyordu. "Bir bok yedim kabul. Vallahi sinirden oldu yoksa ben seni bırakır mıyım hiç?" Omuz silkti nazlı bir edayla yengem. "Ben bilmem kalbim kırıldı bugün, az biraz ilgi istedim ufak bir hediye aşerdim diye yemediğim laf kalmadı. Hak etmiyorum tabi ben bunları haklısın Jiyan." Tam odasına giriyordu ki amcam hızla kolunu tutarak engel olmuş kendine çekmiş başını iyice yaklaştırmıştı karısına. "Sen mi hak etmiyorsun? Her şeyin en güzeline layık benim karım. Bir şey istiyorsa o hemen olmak zorunda elbette." Allah'ım bu nasıl bir vicdan operasyonuydu böyle. Kadın ciddi anlamda işini biliyordu, neredeyse önüne kapaklanacaktı dağ gibi amcam. Ulan bize hır gür yaparken şimdi bir miyavlamadığı kalmıştı. Yengem yine omuz silkerken amcam cebinden kadife bir kutu çıkarmış kapağını açmıştı bile. Yuh! "Ayy Jiyan inanmıyorum yeni çıkan modellerden bu, hemde set şeklinde mi?" Eriyip biterken almıştı altın kelepçesini. Kim bilir kaç ayardı o altınlar? Aman banane. "Karım için." Dedi amcam göğsünü gere gere. "E o kadar almışsın hediyedir kabul etmemek ayıp olur şimdi." Derken kutuyu adamın elinden kaparcasına almıştı yengem. Amcam iyice yaklaşmaya başladı yengeme. "Az önce kontrol ettim Rona'yı, uyuyorlardı mışıl mışıl." Rona ve Renas Devran'ın odasında yatıyorlardı. "Hazır Rona'da yokken alayım mı seni koynuma?" Amcamın kısıktan dedikleriyle kıpkırmızı olurken kıpırdayamıyordum korkudan yerimden. Onları asla dikizlemek istememiştim yemin ederim. "Yani yanlış anlama şimdi kadın, ben üşürsün diye diyorum hava soğuk sanki bu gece." He amca he ufak atta civcivler yesindi. Hayır yengem öyle bir yapmıştı ki ciddi anlamda sadece amcam suçlu gibi kapısına getirtmişti. Cilveli cilveli göz kırpıştırdı önce yengem, "Üşüdüm sanki gerçekten." Dedi kısık ve ima dolu. Geceliğinin askısıyla oynayarak, "Isınmaya çok ihtiyacım var Jiyan." Öyle kışkırtıcı konuşmuştu ki yengem, Jiyan amcam anında kadını içeri iterken, "Ateş olup yakmazsam seni bana da Jiyan demesinler!" Demişti. Yüzümü yelledim kendime gelmek için. O neydi öyle. Karıya bak akşama kadar laf sokup vicdanımla oynarken akşam da kocayı koynuna almıştı. Ne çok direnmişti öyle! Elimdeki telefon titreyince kendime gelerek aramayı kapatıp arka tarafa dolandım ve kapıya yürüdüm hızlı adımlarla. Kapıyı açtım. Boran açtığım kapıdan hemen girdi içeri. "Nerede kaldın yavrum?" Akşam karanlığın altında parlayan irislerine gülümseyerek bakarken iri elini parmaklarımla sardım. Diğer elini belime yerleştirerek kendine çekti anında. Koluna tutundum bedenim bedenine yaslanınca, "Böyle mi çıktın kapıya sen?" "Seni beklerken değiştirmiştim farkında olmadan hem herkes yatıyor hemde her yerim kapalı acaba mağarana geri mi girsen sen?" Burnunu burnuma sürttü. "Seni de alabiliyorsam o mağaraya hapsedebilirim." Dudaklarım iyice kıvrılırken onu öpmek istedim saatlerdir hep istediğim gibi. Dudaklarına gülerek yükselmiştim ki Boran kendini geri çekti. "Ufakta olsa başlarsan bırakmam ve kimsenin seni öperken bizi görmesini istemiyorum şu an." Biraz utanarak çekildim. "Gidelim hadi." Elini bırakmadan sessiz olmaya çalışarak konağın önüne yürüdük ve merdivenleri çıktık ancak şansızlık bu ya daha ilk katı çıkmıştık ki annem elinde sürahiyle belirdi karşımızda. Kadın irkilerek gerilerken elindeki sürahiyi düşürmediği için şükrettim ancak korkuyla yutkundum. Bir olay çıksın istemiyordum. "A-anne." Dememle bana kilitlendi gözleri. Fazla yorgun bir hali vardı, günlerdir sakinleştirici ilaçlar aldığını biliyordum doğrusu yanına gitmeye ne kadar niyetlensemde korkarak vazgeçiyordum hep. "Lütfen kızma." Boran'ın bedeni kasıldı anında. Annem bana kızacak olsa asla sessiz durmayacaktı biliyordum. Dudaklarında buruk gülümseme otururken başını olumsuzca salladı. "Kızmam sana." Dedi. "Anne dedin ya kızmam hiç hem bilirim zaten her gece alırsın Boran'ı odaya." Gözlerim irileşti şaşkınlıkla. "Ama demedim kimseye, sen zaten çok üzülüyordun elimden bir şey gelmiyordu baktım tek iyi gelen bu adam bende uzak durdum." Ne diyeceğimi bilemez hâlde kaldım. Ben mi çocuktum o mu anlayamadım o an, savunmasız geldi gözüme birden. "Sağ ol." Diyebildim zorlukla. Gülümsemesi derinleşti. "Yine de dikkat et Kalender huyludur hâlâ memnun değil barışma kararına... Neyse fazla kalma dışarıda ince kıyafetlerle, gebesin sen artık anne olacaksın... Ben gideyim suyumu doldurayım." Diyeceğini diyip geçti gitti yanımızda. Var mıydı yok muydu asla belli değildi. Boran'la odama girerken, "Piç dedem ve susan babam yüzünden böyle bu kadın, kim bilir nasıl sevip ana olacaktı size de engel olduk." Boran'ın dedikleriyle yutkunamadım. "Kapatalım şu konuyu lütfen." Gergin bir tavırla çözmeye başladı gömleğinin düğmelerini. Ufak adımlarla yaklaştım ve yardım ettim gömleğini çıkarmasına, "Yarın istemem var ve bu geceyi bugün nasıl mutlu başladıysa huzurla kapatmak istiyorum." Gevşedi bedeni ağırca, gömleğini sıyırıp aldım ve koltuğun üzerine bıraktım ağırca. Arkamı dönüyordum ki elini belime sarıp yavaşça kendine çekti, "Çok haklısın bir tanem, güzel kapatmalıyız bu Gece'yi." O bakışları öyle ateşliydi ki bana da sıçrattı o ateşi. Bedenimi yavaş gerileyerek yatağa oturtunca gözlerimi gözlerinden asla ayıramıyordum. Bacaklarımın arasına eğilince yutkundum sertçe, sabahlığımın kuşağını açtı ve şortlu takımın üstünü toplayarak karnımı ortaya çıkardı. Dudaklarında geniş bir tebessüm yer alırken avucunu karnıma yerleştirdi. Gözlerim ağırca kapandı. Avucu hafifçe bastırarak karnımı okşayınca dudaklarım kıvrıldı. "Kızım." Diye seslendi yumuşacık bir sesle. Eğer bu bebek kız değilse vay Boran'ın hâline o zaman. "Çok özledin mi babanı? Ben sizi çok özledim." Dudaklarını göbeğimde hissettığim an titredim, karnım içeri göçtü etkisiyle. Ufak ufak öpücükler bırakmaya devam etti karnıma okşarken, sanki gerçekten bebeğini seviyormuş gibi bir ilgiyle bakıyordu karnıma. "Gece." Bir anda başını bana kaldırınca yutkundum sertçe, dirseklerimin üzerinde duruyordum. "Hemen doğursan olmuyor mu, ben dayanabileceğimi sanmıyorum." Üzerime eğilince sırtım yatakla buluştu. Elimi tutarak kalbine yasladı, "Baksana nasıl atıyor heyecanla, bebeğimizi çok merak ediyor o da. Nasıl dayanacağım öğret bana yalvarırım, ısırmak, hunharca sevmek istiyorum seni o yüzden yardım et zaptet beni lütfen." Ensesini kavrayarak kendime çektim ve dudaklarına kapandım. Çıplak göğsündeki elim ve altındaki kalbin ritmi daha da arttı öpüşüm yüzünden. Kısa sürede öpüşmemiz iyice alevlendi. Ensesindeki saçları okşarken ben üst dudağını ağzıma alırken o alt dudağımı kavrayıp emerken birbirimizi hunharca tüketme peşindeydik. Dilimi ağzına iten ben olunca inledi derinden. Güzel tadı kasıklarımı deli gibi titretirken bacaklarımı iyice aralayarak bana tamamen yaslanmasına izin verdim. Dişlerimiz işin içine girince ben biterdim. Çünkü acımasızca ısırıp çekiyordu. Göğsümü tutmuştu ki. Yatağımdan yükselen gıcırdamayı daha yeni farkettiğim için bir an da Boran'ı çıplak ve ateş gibi yanan göğsüne dayayarak kendimden zorlukla kopardım. "Yatakta olmaz." Dedim nefes nefese. Anlamazca ve sinirle bakarken yeniden öpmek için eğilimce çenesini tuttum bu sefer. "Boran olmaz diyorum yatağım çok ses yapıyor ve odamda da ses yalıtımı falan yok. Yapamayız, konak dolu ve duyarlar kesin." "Bir şey olmaz kimse duymaz gel buraya." Yine boynuma gömülecekken ittirerek izin vermedim. Sertçe soludu. "Bana bak kadın yanıyorum hasretinle burada, bana yatak ses yapar diyorsun! Önceden bir arzulayıp istiyorsam artık on oldu farkında mısın?! Yalvarırım izin ver gireyim içine, sıcaklığına gömülmem lazım yoksa doyamam anlıyor musun?" Elimi tutarak acı çekiyormuş şişkin erkekliğine bastırdı. Kor yutuyormuş gibi hissettim. "Bak hisset beni bebeğim, nasıl acı içindeyim gör." Dudakları kışkırtıcı bir edayla yüzümde gezindi. "İçine gömülmek istiyorum Gece, saatlerce en yumuşak en ihtiraslı duygularla sahip olmak istiyorum sana bana ver kendini yalvarırım." Elimi sertliğinden çekip göğsüne yasladım nefes nefese. "Ben de istiyorum seni sevgilim ama rahat edemem inan." Hışımla kalktı üzerimden. "Tek sorun yatağın ses yapması değil mi? Senin de yatağında sesini keseceğim şimdi gör bak." Beni yataktan kaldırınca ona şokla baktım. Yaylı döşeğimi bir anda tutup kaldırdı ve odanın ortasına koydu, üzerindeki yastığı ve örtüyü düzeltti. Yatağımı yere indirmişti resmen. "Artık ses çıkaramaz yatak bebeğim." Gözlerimin içine bakarken altındaki pantolonunu boxesırıyla çıkararak yatağın içine oturara beni süzdü. "Şimdi sende gözlerimin önünde soyun ve kocanın kollarına gel, sen ve bebeğinle nasıl ilgilendiğini gör." •••••••Bölüm Sonu•••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE