"Hoyrat Sevdam"
(BU KISIMDAN SONRASI +18 İÇERİR BİR DAHAKİ UYARIYA KADARKAYDIRSIN OKUMAK İSTEMEYEN VE UFAK OLANLAR)
"Yerinde olsam hasretinden kudurmuş bu adamı daha fazla bekletmezdim." Boğuk ve genizden yükselen o sese kayıtsız kalmak zordu.
Zorlukla yutkundum ona bakarken.
Yere kurduğu yatağımızın içinde çırılçıplak bir hâlde oturmuş kollarını bana uzatmıştı ona gitmem için.
"Tamam." Dedim kısık bir sesle. Ondan kaçmazdım ona ondan daha fazla hasret kalan bendim. Sabahlığımın kuşağını çözüp omuzlarımdan indirirken gözleri bir şahin keskinliği ile üzerimdeydi. Şortlu gecelik takımımın önce altını çıkardım, dudaklarını yaladı sert bir yutkunuşla. İç çamaşırım yoktu. Askılı üstümü de çıkarınca dudağını ısırdı. Sabırsızca kıpırdanınca utançtan saklanacak yer aradım. Tamam görmediği dokunup sevmediği noktam kalmamıştı ama bu da tuhaf ve fazla müstehcen hissettiriyordu.
Ufak adımlarla yanına ilerlediğimde uzattığı elini tutarak yatağa girdim ve kucağına yerleştim bacaklarımı beline sararak. Bunu biraz hızlı yaptım çünkü çıplaklığımı örtsün istedim. Tabi ateşin altına odunları yığmak oldu bu. Sert uzvu çıplaklığımın hemen altındaydı. Bir kolunu belime sardı sıkıca, göğüslerim sert göğüsünde ezildi, uçları sızladı. İnlememek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Yavaşça altına aldı bedenimi. Örtüyü sırtına atarak üzerime tamamen serilince kalbim dehşetle attı. Alışılmazdı bu adama her defasında daha beter oluyordu kalbim. Belindeki bacaklarımı belinden çözerek serbest bıraktığımda çıplaklığıma sürtündü. İnlememek için zorlukla direndim, fazla ses çıkarmak istemiyordum birileri duyar diye ama zordu.
Burnu burnuma sürtününce sıcak nefesi dudaklarıma çarpıyordu. Kalçalarını hareket ettirince alttan yukarı doğru sürtününce nabzım o noktada atmaya başladı. Sertliğini vajina dudaklarımın arasında tekrar hareket ettirip sürtünmeye başlayınca titremeye zevk noktama her temas edişinde daha hızlı kan pompalamaya başladı kalbim. Seks fazla yararlıydı bence ama kocan olunca. Elini aramıza sokunca parmakları klitorisime dokunduğu an dudaklarımı sertçe dişledim. Gözlerini aşağı kaydırıp dokunduğu yere bakması ise çok daha fazla tahrik ediciydi. Dayanamayarak kısıkça inledim, "Boran..." diye.
Aletini usulca girişime hizaladı sonrasında parmaklarını parmaklarımdan geçirerek başımın iki yanından bastırdı yastığıma, hırlarcasına boğuk bir sesle, "Bebeğimiz için yavaş olacağım senin için sessiz olacağım ve sesini dudaklarıma hapsedeceğim." Diye dudaklarıma doğru söyledikleriyle sertçe ısırdım dudaklarımı. İçime ağırca girmeye başlayınca parmaklarını sıktım nefessizce.
"Boran." Diye inledim yine başımı geriye bastırırken. Dudaklarını soluk borumun üzerinde hissettim. Tamamiyle içime girdi o an, hâlâ fazlaydı bana göre.
"Gecem..." Ağırca içimde hareket ederken başımı eğerek gözlerine tutundum. "Şu hayatta başıma gelen en güzel tek şeysin ve şimdi birde bebeğimiz olacak..." Dudaklarıma bastırdı sertçe dudaklarını. "Dayanamıyorum sana Gece."
Kalçamı oynattım, kıvrandım acıyla.
"Biraz hızlansan olmaz mı?" Diyince güldü kısıkça. O aleti içime girdiği an bitmiştim zaten ben.
"Hızlanırsam sesimizi bastıramam yavrum." Sıkıntıyla soluk verdim. Benden kötü durumdaydı, loş bir karanlıkta olsakta boyun damarlarını ve alnında atan damarı hissedebiliyor görebiliyordum. Boncuk boncuk terlemeye başlamıştı. Yavaş hareket etmek ikimizi de çok zorluyordu.
"Sen hızlan ben sesimi çıkarmayacağım söz." Dedim inlercesine.
Kehribarları hınzırca parlayınca yutkundum.
İki elimi tutarken tek ele indirdi ve tek eliyle iki elimide başımın üzerine bastırdı. Daha ne olduğunu anlamadan ise diğer elini dudaklarıma kapattı ve içime sertçe vurmaya başladı. Aletinin iriliğini ancak kavrayan kadınlığım bu hareketle yansa da zevkle esnedi. Gözlerim sert ve hızlanan hareketleriyle büyüdü.
"Bu hoşuna gitti mi!" Dedi sertçe kulağıma. Sikeyim ben böyle işi dudaklarımı öyle bir kapatmıştı ki sesimi çıkaramıyordum. Mırıldandım inleyerek. Bileklerimi bıraksa o sırtını nasıl türkiye haritasına çevirirdim görürdü.
Şu an yatakta yapamadığımıza şükrediyordum yani yere kurmasaydı yatağı heralde zavallı yatak ya kırılırdı bu hız ve şiddetten ya da sesimizi duymayan kalmazdı.
Boynuma dişlerini acımadan geçirince gözlerimi yumdum zevk ve acıyla. Ben sesimi oramdan vurmadan çıkarmamak için zorlanırken bu pislik sınırlarımı zorlamaya bayılıyordu.
"Sana doyum olmaz insanı öldürür bu ten." Sözleri hareketlerinden de şiddetliydi. "Sikeyim bebek." Küfrüyle kendine gelmiş gibi yavaşlarken gözlerimden yaş geldi zevkten. Gülmemek için ise zor tuttum kendimi. "Bu hayatımın en zor ayları olacak şimdiden hissedebiliyorum." Kendi kendine dediklerine gülsem mi ağlasam mı bilemedim şu an tek ilgilendiğim zevkin doruklarına çıkıp düşmekti.
Parmaklarını ellerim ve dudaklarımdan çekince güçlü ve sesli bir inleme koyverdim kendimi tutamayarak. Parmaklarımı ensesine sardığım gibi dudaklarına yapışarak öptüm onu. Elleri göğüslerimi okşamaya başladı, içimdeki gelgitleri ise çıldırtıcı derece de ritmikti. Şehvetten yoğunlaşan bedenlerimiz ve bedenlerimizden çıkan ses baş döndürücüydü.
Dakikalarca ben sesimi tutmaya çalışırken Boran'ın gür sesini zaptetmekte zordu neyseki boynuma gömerek sesini kısmaya çalışırken dakikalarca can çekişe çekişe hareket etmiş sonunda ikimize de istediğini vermişti.
Hemen arkamdan içime akmıştı.
Bedenini üzerime bırakınca sıkıca sarıldım ona. Nefesini düzene koymaya çalışıyordu boynumda. Parmaklarımı usulca gezdirdim saçlarında, çok yoğundu bu defa ki birleşmemiz, bilmiyorum bebeğimiz yüzünden miydi yoksa kimse duymasın diye çabalamamızdan mıydı? Her türlü fazla güzeldi yine Boran.
(+18 BİTMİŞTİR :))
Düzensiz nefeslerim yoluna girince Boran'ın da nefesinin düzene girdiğini boynuma vuran sıcak nefesinden anlamıştım hatta fazla düzenliydi. "Boran." Diye mırıldandım. "Hı?" Dedi uykulu bir sesle. Şaşkınlıkla irileşti gözlerim.
"Sen uyuyor musun?" Dedim hayretle.
"Yavrum rahat dur çok uykum var." Şaşırsamda hak verdim doğru dürüst uyumuyordu günlerdir.
"Ezdin beni Boran yana devril bari nefesimi kesiyorsun." Kısık yorgun bir gülüş duydum önce sonra ise ağırca hemen yanıma devrildi ve vakit kaybetmeden çıplak bedenimi kendi bedenine çekerek sardı sıkıca. Örtüyü de kafama kadar çekerek her tarafımı iyice örttü.
Başımın tepesini öptü derince, "Hadi uyu güzel sevgilim yarın istemen var." Uykulu sesiyle gülmemek için kendimi tutarken hak verdim. Benim yarın istemem vardı gerçekten.
🔗🗝️🔗
"Kız sen hâlâ yatıyor musun kalksana sanki benim istemem var ne bu rahatlık- Aaa!" Leyla yengemin sesiyle tatlı ve fazla güzel uykumdan sıçrayarak uyanınca neye uğradığımı şaşırdım bir an.
Gözlerimi ovarak baktım yengem ve arkasından gelen Fisun'a. "Oha yani!"
"Of sabah sabah ne bağırıyorsunuz ya." Diye sızlanırken yengem ve Fisun'un irice açılmış gözleriyle kaşlarımı çattım sonra ise hızla düştü jetonum. Örtüyü sıkıca göğüslerimin üzerinde tutarak doğruldum yatakta. Gözlerim yan tarafıma kayınca boş olduğunu görmek rahatlattı. Neyse ki Boran yoktu, erkenden gitmiş olmalıydı.
Dudaklarımı ısırarak yengeme döndüğümde ise bir bana bir yatağa baktı üst üste sonra ise ağzını kapattı dehşetle. "Kız sen gizli gizli konağa mı aldın adamı?!" Diye çığırınca gözlerimi belerttim.
"Yenge bağırma!" Diye çıkıştım hemen.
"Kız ben neye bağırmayayım adamı konağa almışsın yanık! Yatağı niye yere indirdin kızım sen?" Senin yapacağın işe ben Boran bu kadına laf verdin ya daha ne diyeyim sana. İnsan bir gitmeden uyandırır demi!
"Ne yapacaksın nedenini kurcalama mahremiyet diye bir şey var! İnsan kapıyı çalar da girer ayrıca!"
Ellerini beline koydu anında kavgaya hazırlanan mahalle karıları gibi. "Ne bileyim ben eve adam attığını bileydim çalardım heralde kapıyı." Derin bir nefes aldım sabırla. Üzerimdeki örtüye sarınırken, "Tamam gidin hadi bende duş alıp hazırlanayım." Dedim. Fisun gözlerini üzerimden ayırmazken, "Harbiden yatağı niye yere kurdunuz siz?" Diye sorunca yengem ver bakalım cevap der gibi kaşını gözünü oynattı.
Sert bir nefes verdim. "Aha bu yengemiz gibi millet yatağımızdan çıkan seslerden rahatsız olmasın diye indirdim yere oldu mu?"
"A üstüme iyilik sağlık isteyerek olmuyor herhalde sizde ne utanmazsınız." Diyince ağzım açıldı hayretle.
"Pardon da şu an odama dan diye dalan ve halimi görmesine rağmen utanmadan sorularıyla sıkıştıran sen iken ben niye utanacakmışım?"
Yalandan şalının ucuyla burun kemerini sıktı hüzünle, "Ben burada kocam ile kavgalı olduğum için ondan ayrı kaldığım için şu hamile halimle ortada bırakıldığım için acı çekerken sizin şu yaptıklarınıza bakın. Yazık gerçekten yazık." Diyince yaptığı duygu sömürüsü ile ağzım açık kaldı.
"Ya bırak." Dedim. "Gecenin bir vakti yazın ortasında ah Jiyanım çok üşüyorum donuyorum al beni koynuna ısıt diye diye adamı odana soktuğunu görmesem inanacağım!" Gözleri irileşti anında. "Kız onu nereden gördün sen?"
"Kocamı konağa alırken tabiki."
Fisun, "Maşallah yenge daha dün affetmem dediydin gece hemen koynuna mı aldın." Diyince tersçe baktı kıza şimdi köşeye sıkıştı ya sataşırdı herkese. "Anlamıyorsunuz hamilelikten hep, hormonlar yapıyor hormonlar ben değil! Yoksa bir hafta daha almazdım geçen sefer ki gibi yanıma!" İkimizde güldük yengeme.
"Maşallah konak dün resmen yanmışta haberimiz yok." Dedi Fisun. "Yengem ile amcam bir yandan Gece ile kocası bir yandan Ferman ile Pare bir yandan. Allah'tan konağı harbiden yakmamışsınız ateşinizle."
Üzerimdeki örtüye iyice sarınırken midem açlıktan guruldamıştı.
"Kız onları nasıl gördün de hele?!" Diyerek kızın kolunu tutarak sıkıştırdı yengem. Bu kadın bir gün merakından öteki tarafa gitmese iyiydi. "Nasılsa nasıl ayıptır yahu gördüysenizde unutuverin bir zahmet!"
Yengem, "Sen sus be!" Diyince irkildim.
"Anlat sende kız!"
"Ders çalıştım geç saate kadar sonra baktım karnım acıkmış gittim mutfağa bir şeyler atıştırıp odaya dönüyordum ki ikisi dudak dudağa balkonda zaten Pare hemen çekilip ne dediyse Ferman beyimiz kızı kucakladığı gibi odaya soktu. Sonrası da malum işte."
"Sen şu Ferman'a bak hele zamanında Jiyan'a ahlak dersi verip duruyordu adam bana sarılıyor diye kendisi karısını götürüyor rahatça. Seni gidi ağır abi yaktım çıranı şimdi!"
"Saçmalama yenge." Diyerek girdim hemen araya. "Ulan ayıp ayıp, gidip bir şey demeyin bak Pare duyarsa çok utanır ayrıca etrafta biri yok sanmışlar bu kadar üzerlerine gitmeseniz mi?"
"Sen sus kız yanık! Gizli gizli adam sokmuş konağa sesleri duyulmasın diye yere kurmuş yatağı cıbıldak cıbıldak yatakta boy gösterisi yapmıyormuş gibi birde ayıptan bahsediyor! Git şu morluklarını kapat sen!"
"Ne bağırıyorsun be!" Diyerek ona çıkıştım sinirle dizlerim üzerinde doğrularak. Örtüyü etrafıma doluyordum bir yandan. "Ayağa kaldırma vallahi fena olur bak yenge falan dinlemeyeceğim!" Elbette kötü bir şey yapmazdım da karı ciddiye alınca elim ayağım birbirine dolandı.
"Terbiyesiz!" Dedi sinirle sonra omuzlarını düşürdü. Dudaklarını büzdü gözlerini doldurdu bir anda. "Gidip Jiyan'a diyeyim de gör sen, biricik yeğeni karısına saldırıp hamile haliyle eziyor diye." Gözlerim şokla açıldı. Odadan ben bir şey diyemeden çıkınca Fisun'la bakıştık. "Git durdur şunu sakın Boran'dan bahsetmesin!"
Göz devirdi. "Haltları yerken bana mı soruyorsunuz da arkanızı ben topluyorum. An itibariyle hormonları bedeninin hakimiyetini devralmış beni dinler mi sanıyorsun sen?"
"Hormonlarına başlatma Fisun git durdur şunu yoksa ne istememe ne de düğünüme Adar'ı çağırmam kalırsın sap gibi."
"Banane şimdi Adar'dan!"
"Sen onu gel külahıma anlat." Diyince dişlerini birbirine bastırdı sinirle. "Gıcığın tekisin Gece!" Diye bağırarak terk etmişti odayı. Sonunda rahat bir nefes almıştım. Kendimi sırt üstü yatağa geri attım oflayarak. Sabah sabah yaşadıklarım şaka olmalıydı umarım bende ilerde yengem gibi beynim yerine hormonlarımla hareket etmezdim. Midem yine guruldayınca biraz daha aç kalırsam midemin bulanacağını bildiğimden kalktım yataktan. İlk işim odamı kilitlemek oldu, demek ki Rona anasına çekmişti de kapıyı çalmadan dalıyordu direkt. Anası kılıklı.
Çabucak duş alıp saçlarımın ıslaklığını aldıktan sonra rahat bir elbise geçirdim üstüme krem renginde, ayaklarıma da hafif topuklu terliklerimi geçirdikten sonra saçlarımı ufak bir tokayla öndeki tutamlarını başımın arkasında tutturdum. Merdivenleri usulca inerken masa neredeyse kurulmuştu ve ev halkı tamamen masaya geçmişti bile. Merdivenleri bitirmemle Renas yanımda bitmişti nereden geldiğini anlamayarak. Karnıma başını yaslayarak sarılınca gülümseyerek aynı karşılığı verdim. "Günaydın Gece yine çok güzel olmuşsun." O tatlı sesiyle zeytin gibi gözleriyle içimi sıcacık ediyordu bu çocuk.
Yüzünü avuçlayarak her iki yanağını da sıkıca öptüm. "Sen de fazla yakışıklı olmuşsun sanki, ne yapsak ki Boran'dan vazgeçip seni mi alsam kendime bugün?" Güldü Renas ancak çocuk ağzını açamadan elinden tutularak ellerim arasından çekilince onun önüne geçen cüceyle karşı karşıya kaldım. "Alamazsın onu!" Diye bağırdı cırtlak sesiyle ayağını yere vurarak. "O benim alamazsın onu sen git Boran'ı al Yenas benim! De mi Yenas?" Diyerek deccal sıfatından bürünüp cici sıfatıyla sormuştu arkasındaki çocuğa.
"Öyle Rona," dedi kıza gülümseyerek, ancak bana da göz kırptı çaktırmadan. Umarım bu kız büyüyünce de böyle olmazdı yoksa vah benim Renasıma.
"Rona keloğlandaki cadı gibi." Gözlerim irice açıldı bunu diyenle. Yemek masasında annesinin kucağında olan Devran'dı bu. Işık hızıyla dönmüştü Rona'da ona tıpkı herkes gibi gerçi babamlar bıyık altından gülüyorlardı ama.
"Bana cadı mı dedi o?"
Rona tam ileri atılacaktı ki kolundan yakalayarak yanına çekti kızı Renas, "Öyle demedi Rona, balkız var ya onu söylemek istedi dili dönmedi." Kendince çevirmeye çalıştı Renas ama ağzındaki emziği tekrar çıkaran Devran, "Yoo doğru deydim ben." Dedi ve teğit etmek ister gibi kucağında oturduğu annesine kaldırdı başını. "Keloğlandaki böyle uzun burnu olan siyay giyinen çirkin kadın cadı değil miydi?" Pare bir Devran'a bir Rona'ya arada kalmış gibi bakarken abim, "Doğru dedin oğlum cadıydı o." Diyerek doğruladı oğlunun başını okşayarak.
Yani Devran acaba bir süre daha konuşmasa mıydın acaba? Hayır yaş daha dört olmamış ama dil pabuç zeka maşallahtı.
"Yaaa!" Rona küçük kollarını birbirine dolayarak kaşlarını çattı. "Konuşmicam senle Devran küstüm işte!"
Sabah sabah cidden aç karına hiç çekilmiyordu bu veletler. Masaya yönelirken Jiyan amcam yerinden kalkıp kızına ilerledi. "Sen bırak lan ben teselli ederim kızımı, her fırsattan yararlanma amcası kılıklı." Bak yine kocama laf etmişti bu adam.
"Off baba bırak ya Yenas'a sarılcaktım ne güzel!"
"Kalbime indirecek lan bu kız benim! Senin baba benim ulan delirtme beni, en çok beni sevmen gerekiyor!"
Babasının omzunda baş aşağı sallanarak masaya getirilen Rona bıkkınca nefes verirken, "Sen beni böyle taşıdıkça en çok Yenası sevicem işte!" Diye bağırdı. Sandalyeye oturunca kızı kucağına oturtunca, "Ay miydem bulandı!" Dedi Rona ağzını tutarak sonra babasına kaldırdı başını sinirle, ufak elleriyle saçlarını geri attı. "Annem senin gibi bir adamı nasıl seviyo anlamıyorum ya hiç hoş hareketler değil bunlar." Eliyle hemen yanımdaki sandalye'ye oturan Renas'ı gösterdi, "Baksana o hiç bana böyle davranmıyor." Gözlerinden kalp mi çıkıyordu bu kızın? Oha! "Çok tatlı değil mi?"
Renas sırıtırken Jiyan amcamın kulaklarından bile dumanlar çıkıyordu öfkeden. "Bu kız kocamı kalpten götürecek!" Diyen yengeme sırıtarak baktım ona müstahaktı. Amcam eliyle Rona'nın ağzını kapadı sıkıca, kızın ufak yüzü avucunda kayboldu zaten. "Bu saatten sonra yan yana gelmek bile yok sana!" Ağzı kapalı olduğu için gözlerini devirdi resmen babasına. Yok anam yok bu kız bana bile büyük gelirdi.
Kahvaltı da Hevdem'i göremeyince babamın hâlâ oda cezası sürüyor onu anladım. Annemle fazlaca bakışsakta ne o ne ben konuştuk.
"Demek akşama istemeye geliyor seni Boran Ağa." Babamın sesiyle ağzımdaki lokmayı yuttum. Babaannemin gözü üzerimdeyken babama baktım. "Evet baba bir sorun yok değil mi?" İnşallah bu akşam gelmesinler demezdi çünkü Boran delirirdi herhalde.
"Yok ne sorunu olsun aksine gelsin istesin yoksa başkaları gelecek." Diyince kaşlarımı çattım.
"O ne demek baba?" Bunu soran abimdi ben değil. Yerinde dikleşmişti anında çatık kaşları ile. Babam gerindi yerinde keyifle. "Vallahi oğlum iki gündür susmaz telefonum ta Urfadan ararlar Gece için. Olayları duyunca boşanacaksa eğer talibiz diyorlar." Kaşlarımı sinirle çattım.
"Bu kız hamile baba duymamışlar mı da ararlar utanmadan!"
Çayını yudumladı rahatça, "Vallahi gebe haliyle de talibiz diyen var çocuğuyla da kabul ederiz derler." Sakin kalmak için kendimi tutmam çok zordu, ben ne kadar artık kolay kolay sinirlenmeyeceğim diyorsam beni delirtecek bir şeyler buluyorlardı! Şaka mıydı bu duyduklarım.
"Kimmiş onlar Kalender Ağa isimlerini verde yanlış adamların şah damarından kesmeyeyim kafalarını!" Duyduğum sesle kaskatı kesildim. Başımı hızla arkama çevirince heybetli bedeniyle karşılaştım. Sert ve baskın adımlarla geldi ve sandalyemin arkasında durdu koca cüssesiyle.
Babama döndüm sinirle, yemin ederim Boran'ın geldiğini görüpte bilerek böyle konuşmuştu. "İsimlerini vermeme gerek yoktu Boran Ağa sen bil ki kızımın ailesi yanındadır talipleride çoktur öyle ezmeye hor görmeye kalkışma yeter!" Diyince tahminim doğru çıktı.
Ellerini omzumda hissettim Boran'ın sonra ise eğildi başımın tepesine bastırdı dudaklarını derin bir nefesle. "Merak etme Kalender Ağa ben ailesi yanında olmadığı zamanlarda nasıl ezip hor görmemiş başıma tac etmişsem bundan sonra da öyle yaparım." Babamın yediği lafla bozulan suratı keyfimi yerine getirdi işte şimdi.
"Geç Boran geç babam yine kendinde değil belliki." Abimin dediklerine hak verdim. Uğraşmaktan vazgeçmeyecek gibi bir hali vardı kocamla. Renas'ı kaldırıp kendi oturdu çocuğu da dizine oturttu. Zehra anında yeni bir çay bardağı getirip doldurdu.
"Gece'yi vermeyeceğiz demi amca?" Renas'ın ciddi ciddi kaşlarını çatarak sorduğu soruyla başını okşayarak öptü Boran. Kehribarları gözlerime çevrildi. "Yiyorlarsa almayı denesinler, şu konak kapısından girecek olacak her bir adamı tek tek öldürmeyene Boran Ağa demesinler!"
"Boran!" Diye uyardım kısıkça şu çocukların yanında yapmadıkları kalmamışlardı resmen. "Biri yanlışlıkla bile baksa onu yumruklarım!" Gözlerim bu sefer Renas'a indi şokla.
"Renas?" Dedim hayretle.
"Aferin benim yeğenime." Diyerek öptü çocuğu birde Boran.
"Bir daha böyle bir şey duymayayım Renas, Boran sende güzel bir şey diyormuş gibi poh pohlama çocuğu!" Omuz silkti. Allah'ım sabır ver bana.
Masadaki çöreklerden iki tane tabağıma bırakıp birini kendine aldı. "Bakma öyle güzelce et kahvaltını hadi." Hâlâ ona dik dik bakarken, "Ben kendim yedireyim istemiyorsan ye şunları Gece." Diye uyarınca sabır dileyerek döndüm önüme.
"Çörek değil kete ayrıca!" Dedim keteyi bölerken.
"İkisi de aynı bir birine benziyor ye işte." Benzemiyorlardı ama bunun kavgasına girmeyecektim şimdi. Yengemin ima dolu bakışlarına takılsamda eğdim başımı. Şu karıya yakalandım ya daha bir on sene de bunun lafını edip dururdu.
Kahvaltının ilerleyen dakikalarında kısa sureli herkes yemeye odaklandığı için bir ses çıkmadı. Sonunda babam, Kubar amcam ve babaannem, "Afiyet olsun size." Diyerek masadan kalkıp sedirlere geçince sanki çok edeplilermiş gibi açmışlardı çenelerini.
Boran kopardığı ekmeği yumurtaya daldırıp Renas'ın ağzına tıktı koca lokmayı, ona gülümsyerek bakınca bir diğer lokmayı da bana uzatınca hemen aldım ağzıma. Bir öksürük sesi duyunca Jiyan amcama baktım. Unutmuştum yeminle sofradakileri, anında kaçırdım gözlerimi ama Boran farkında olmadan kopardığı ekmeği tekrar yumurtaya batırıp bana uzatınca gözlerimi açarak uyardım ama anlamayarak ağzıma tekrar itti, "Yesene yavrum." Dedi.
Amcam, "Tövbe estağfurullah." Diyince daha da utandım. Elindeki lokmayı alıp kendim yedin hemen, "Doydum Boran yeter." Diyince pek ikna olmamış gibi süzdü beni.
"Al al sen bir şey demeden yedireyim ben sana." Amcama dönünce kopardığı ekmeğe bal sürerek tıktı üst üste yengemin ağzına hatta fazla verdiki kadın amcamın elini zorla tuttu. "Yeter be adam boğmak mı istiyorsun beni!" Diye çıkıştı boğuk bir sesle. Güldüm hallerine.
Renas doymuş olarak amcasının kucağından atlayarak inince Rona da hemen atlamıştı babasının kucağından. "Hadi Devran sende gel." Diyerek çocuğun koluna yapıştığında Devran'da kendi kolunu çekmeye başladı. "İstemiyorum bırak."
"Aman iyi sonra ağlama ama, gel Yenascım biz oynayalım nasılsa kıskanıp gelecek." Diyerek Renas'ın elini ufak elleriyle tutarak çekiştirerek götürdü.
"İyice doyduğuna emin misin yavrum?"
"İstersen sofrayı komple bana yedir Boran? Hayır yine mi kusayım istiyorsun anlamıyorum ki?"
Yengem sırıtarak Fisun'a göz kırptı imayla, "Olur mu hiç Gececiğim ye sen ye güce kuvvete ihtiyacın vardır şimdi." Diyince özenle lekelerini kapattığım boynumda gezince, elimle alnıma vurdum.
Her şeyden habersiz olan Boran'ı şu an boğmak istiyordum!
Amcam gömleğinin yakasını çekiştirdi. "Bu kız beni deli edecek." Dedi Rona için. Bak işte burada çok haklıydı, şimdiye kadar ne kadar ayırmaya çalışsa da hep boşa çıkmıştı birde çabaları.
Boran, Pare ve Devran'a bakarken,
"Pare versene biraz seveyim doğru dürüst alamadım kucağıma." Dedi. Devran bir ayın ardından anca insanlara ve bize alışıyordu ilk zamanlarda kimse dokunamıyordu korkudan gerçi şimdide tam anlamıyla atamamıştı üzerindeki korkuyu ama artık kimsenin ona zarar vermediğinin de bilincindeydi o ufacık haliyle. Pare gülümseyerek Devran'ı yükseltecekti ki abim erken davranıp Devran'ı kucağına alarak masanın öteki tarafından uzattı Boran'a. Çekingen ve ürkek bakışlarla sindi olduğu kucağa Devran. Boran, minik elini tutup öptü ardından yanaklarını öptü koklaya koklaya. Çocuklara olan sevgisi gözlerimden kalpler çıkarmama neden olacaktı şimdi. Ellerimle karnıma dokundum masanın altından, bebeğimiz doğunca ayakları uzun süre yere basmazdı herhalde bu adamın.
🗝️🔗🗝️
"Sanırım heyecandan bayılacağım!"
"Saçmalama abla makyajını yeni yaptık!" Dedi telaşla yüzüme elleriyle hava yapmaya çalışan Hevdem. "Haklısın tabi makyaj önemli." Dedim. Kafasını sallayınca ellerine vurarak ittirdim.
"Hevdem delirtme beni çekil şuradan su falan ver bana."
"Aman abla ya." Oflayarak sürahiden su doldurup bardağı tutuşturdu elime.
Odamdaydık ve akşam olmuştu Boranların gelmesi an meselesiyken elim ayağım titriyordu, ben istemede böyleysem düğünü düşünemiyordum kesinlikle.
Boy aynasından kendimi süzdüm bence fazlasıyla güzel olmuştum. Koyu bordo saten kumaştan olma bir abiye giymiştim, elbisenin bel kısmı korse tarzında askısızdı, bedenimi sıkıca sararken sağ bacağında yırtmacı vardı ancak o yırtmacı azaltmıştık ufak bir tadilatla artı olarak elbisemin bel kısmında bol bir etek kumaşı daha döküldüğünden yerlere kadar uzanıyordu. Dirseklerime kadar dantelli eldivenleri ile takımdı, açık kalan boynuma Boran'ın gönderdiği takılardan pırlanta setini takmıştım. Bordo ve pırlantaların uyumu der susardım. Gozleri koyu ve buğulu bir makyaj tercih etmiştim ve bu gözlerimin rengini dehşet derecede ortaya sermişti, dudaklarıma bordodanndaha koyu bir renkte çerçeve çizmiş içine renginin daha açığı kırmızı rujla da bitirmiştim makyajımı. Saçlarımı ise dalgalı yapmış önden saç tutamlarını tutarak arkadan tuttururken alnımın her iki yanına uzamış ve çeneme gelen perçemlerimi çıkarmıştım. Fazlasıyla iddialı, şık ve güzeldim yiyorsa tekrar aşık olmasında göreyim.


(İKİ RESİMDEN BİRİNİ SEÇİN BEĞENMEZSENİZ AKLINIZDAKİYLE DEVAM EDİN VE LÜTFEN SADE BİR ŞEY OLMALI DA DEMEYİN ÇÜNKÜ BİR KÜRT KIZI HELE AŞİRETSE DAİMA ABARTIDAN VE GÖSTERİŞTEN YANADIR ksksksks)
"Geldiler geldiler!" Fisun içeri dalarak dedikleriyle gözlerim irileşti, heyecanla nefes aldım. "Abla sakin ol tamam mı sakın bayılayım falan deme bak daha bir sürü video falan çekeceğim."
"Ağzını hayra aç Hevdem niye bayılayım!"
Omuz silkti elindeki telefonla selfi çekerken.
"Ha bu arada Hevdem, Kalender amcam göz önünde fazla olmasın mümkünse mutfaktan çıkmasın dedi." Hevdem anında gözlerini belertti. "Ne! İyi ama tepsiyi ben tutacaktım!"
"Valla ben bilmem Merih'te geldi, konağa almıyordu da Sultan yengem kızınca bir şey diyemedi birazdan içeri girecekler." Hevdem'i odadan da çıkarmıyordu da ben araya girip söylenince istemem de kardeşim olmayacaksa ne diye yapıyoruz diye biraz duygu sömürüsü yapınca izin vermişti. Şimdi kızı da Merih ile aynı ortama zor sokardı tabiki.
"Hadi gel inelim aşağıya girmeden kapıda durman gerekiyor."
Dışarıdan gelen davul zurna sesleriyle sertçe yutkundum. Allah'ım zaten evliydim bu adamla biraz heyecanımı ve stresimi alsan ne olurdu ki.
Kızlarla birlikte dışarı çıkınca bizimkilerde avluda dizilmişlerdi sırayla. Kadınlarımız birer mücevher gibi parlıyordu ve erkeklerimizde tüm heybetiyle dikiliyorlardı karşılarında. Sabah ki babamın dediklerinden sonra aklına girmişti kocamın onu gönderene kadar akla karayı seçmiştim tutturmuştu isimlerini alacağım diye. Ve bizzat Zara'dan aldığım bilgilere göre ise konağa barut gibi dönmuştü de Bahoz ve Özgür sakinleştirmişti onu. Duymayan kalmasın diye ise isteme gecemizi herekese yaymıştı tehditler eşliğinde tüm Mardin'e. Tabi çevre illerin duymaması da zordu.
Merdivenlerden inerken bizimkilerin bakışları bana döndü, avludaki masa kaldırılmış koltuklar dizilmiş ve gelin damata özel köşe yapılmıştı, organizasyon kısa sürede bu kadar güzel ve ışıl ısıl bir ortam yapması çok güzel olmuştu.
"Maşallah maşallah Allah nazarlardan saklasın." Yengemin dediğiyle derinden gülümserken babam ve annem gözlerini ayıramıyorlardı. Davul zurna sesleri kesilince konak kapısı çaldı ağırca.
Kapının yanına geçtim hemen derin bir nefesle. Fisun ve Hevdem hepsi telefonla kaydediyorlardı bu anı. Renas, Rona ve Devran'ı ellerinden tutarak kenara çekmiş beni izliyorken sakin kalmaya çalışarak ağır konak kapısını açacaktım ki abim benim yerime kapıyı açarak yerine geçti. Sanırım hamileyim diye fazla titiz davranmıştı ve bu hareketi ile ona hayran kalan tek kişi ben değildim. Saks mavisi saten elbisesinin içindeki karısı da aşkla çevirmişti gözlerini ona.
Kapı tamamen açılınca içeri önce Civan'ın babası yani Boran'ın amcası girdi, Bertan Ağa hâlâ hastaneydi ve olsa da onu düğünümde görmek istediğimi düşünmüyorum. Boran'ın amcası başıyla selam verip içeri girdiğinde ardından ellerinde hediye kutuları bakalava tepsileri ile tek tek girmeye başladılar. Civan ve kız kardeşleriyle yengesi girmiş sonrasında otuz iki diş sırıtan Zara seke seke girmiş sarılmış sonrasında Lalezar annem girince elini öpmek istemiştim ama o sıkıca sarılınca aynı karşılığı verdim. Sırtımı sıvazladı sıcacık elleriyle, "En çok senin yolunu gözledim anne." Sırıtarak dediklerime karşı gözlerini kısarak ayrıldı. "Tabi tabi bilmem mi?" Kesinlikle Boran'ı gözlemiyordum.
Koyu kahverengi midi boy bir elbise giyen Mara göründü hemen ardından, kaşlarım havalandı, dirseklerine gelen saçlarına jilet gibi bir fön çekmiş saçlarının arasındaki iki renkli boncuk iplerini çıkarmamıştı, koyu kahve bir göz makyajı ile fazla çekici olmuştu. Dirseğinde duran ufak siyah çantasıyla fazlasıyla havalı ve burnunu havaya dikerek girdi içeri. Yanımda duraksayınca hemen arkasındaki Cahit'te durmak zorunda kaldı. Baştan aşağı süzdü şöyle bir Mara beni. "Yine çok güzelsin maşallah!" Dedi ama kime böyle atarlı anlamadım.
Gözlerini arkasındaki kocasına çevirdi ve saçlarını sertçe savurdu geriye ardından önüne dönerek gidince, "Fesuphanallah!" Diyerek sabır çekti Cahit anladım ki ona atarlıydı hanımefendi. "Hanımım." Diyerek başıyla selam verince, "Hoşgeldin Cahit geç içeri hadi." O da içeri diğerleri ile selamlaşarak girince Bahoz ve Yasmin girdi içeri ardından Alaz Amil ve Maria da gelince kocam nerede kaldı diye içten içe söylenirken Gurbet hanım girdi içeri. Bunu beklemiyordum işte. Bu kadın pek kimseye göre hareket etmediğinden eminim Boran'da burada karşılaşmıştır onunla.
Simsiyah sürmeler çektiği gözleri ve simsiyah giyinişiyle hükümet kadınları gibi ağır adımlarla selam vererek girdi içeri. Neyseki zamanında yaptığı her hamlesine karşılık verdiğim için şu an rahattım.
Diljen içeri girince gözlerimi heyecanla açtım, "Diljen hoşgeldin!" Dedim sevinçle sarılırak.
"Bir tanecik idolümün böyle mükemmel gününü kaçıracak değildim hanımım." Şen sesiyle daha da mutlu olurken güldüm ellerini tutarak.
"Oha taş gibi olmuşsun kız." İçeri giren Özgür'e döndüm anında. Koyu lacivert takım elbisesinin içinde sarı saçları renkli gözüyle fransız erkeklerini aratmıyordu, hele de fazladan büyütülmüş kaslarına diyecek laf yoktu. Ayrıca ayarsızın tekiydi bu adam abimler babamların yanında da edilecek laf mıydı bu şimdi?
Ancak hemen arkasında beliren adamla yutkundum sertçe. Hiç durmadan önündeki Özgür'ün ensesine geçirdi tokadı, "Bana bak yemin ettim sakin kalacağım diye bana yeminimi çiğnettirme!" Dişleri arasından resmen tıslayarak demişti bu sözleri adamın kulağına. Hızla ileri atılarak uzaklaştı adamdan Özgür, "Aman be Boranım siz de övülmeye gelemiyorsunuz neyse Diljencim buyrun önden." Diyerek fazlasıyla tatlı olan kıza eliyle yol verince bizimkiler başını onaylamazca sallarken Diljen tuhafça baktı adama.
"Ben misafir değilim Özgür ağam bu evinde kızı sayılırım o sebeple mutfağa gideyim en iyisi, o taraftan siz gidin." Dedi ve tekrar bakmadan yanından geçerek mutfağa ilerledi. Bu sana pas vermiyorum işine bak demekti anlaşılan Özgür reddedilmelere doyamayacaktı bu kız tarafından.
"Zaten kızıl ve uzun bacaklı değilsin." Kızın ardından söylediklerine gülsem mi kızsam mı bilemedim.
Yanımdaki adama dönünce elindeki kırmızı güllerden bir buket vardı oldukça büyük. Kehribarları gözlerimin içine içine bakarken kalbimin sesini göz arda ederek aldım çiçeğimi. "Benim çiçeğim kadar güzel olmasalarda senin." Diyince bayılacağım sandım. "Hoşgeldin." Dedim.
"Çok hoşbuldum." Kehribarları ışıl ışıldı.
Hemen arkasındaki Haşim abiden çikolatasını alıp onu da bana verecekti ama ellerim dolu olduğu için Hevdem'in eline tutuşturdu. Öpmek için delirdiğini farkettim ancak kendini tutuyor ve efendi damat rolünü koruyordu sanırım. Derin bir iç çekti ve babamlara yönelmeden önce öksürür gibi yaparak bana doğru eğildi ve, "Kahveyi tuzlu yap!" Diyerek babamın eline yönelince hayretle baktım arkasından. Defalarca bu konuda mesaj atmıştı zaten ama uyarmaktanda çekinmiyordu. Ben hayatımda tuzlu kahveyi böyle isteyen birini daha görmemiştim.
Üstelik bir dakika o cebinin içinden bir deste gül daha mı çıkarmıştı? Hevdem'e, anneme, Fisun'a, Leyla yengem ve derken Rona'ya kadar hepsine çiçek vermişti. Ya yerim ama ben bu adamı.
"Ulan herif gider ayak gene öne geçti karıların gözünde." Jiyan amcamın homurdanışıyla gülmemek için zor tuttum kendimi.
"Yenge merhaba." Gelen bu çekingen sese karşı dönünce Merih ile karşı karşıya kaldım, bizim erkeklerde anında kilitlendiler çocuğa ama yedirir miydim be ben onu?! Asla. Her ne kadar sinirlerimi bozmuş olsa da yengesinin gülüne laf yoktu.
"Hoş geldin yengem benim geç içeri hadi." Elimi sırtına koyarak içeri yönlendirince biraz dikleşti desteğimle tabi, ama onu öldürecekmiş gibi bakan babam ve amcamlar yüzünden Hevdem'e gözünü bile değdiremeden koşar gibi gitti abisinin yanına. Gelen son kişileri de karşıladıktan sonra kızlarla mutfağa geçtik biz kadınlar ve beyler ayrı ayrı oturtturulmuştu avluda, ne kadar koltukları fazladan getirselerde yetmemiş sandalyeleri çıkarmıştı bizimkiler. Mahallede millet toplanmıştı bizim için.
Mutfağın penceresinin önündeki sedire dizlerimin üzerinde çıkıp perdenin kenarını açarak dikizlemeye başladım heyecanla. Önce herkes hâl hatır diyerekten konuştular ve konu konuyu açarken sohbete daldılar. Boran jilet gibi koyu giri takımının içinde nefes kesiciydi. Sakallarını inceltmiş, düzeltmiş, o saçlarını da yanlardan bire vurmuş üstlerden inceleterek tertemiz tıraş olmuştu. O ferah tıraş losyonu kokusunu kapının önündeyken anında almıştım. Ah ah o boynu derin derin koklayıp emmek vardı şimdi de neyse. Sıcak bastı düşündüklerim yüzünden. Hissetmiş gibi gözlerini çaktırmadan etrafta gezdirince anında benimle göz göze geldi. İkimiz için özel olarak yapılan köşede kendi sandalyesinde oturuyordu.
Öyle bir göz kırptı ki karnımda kelebek hissi yarattı. Bebeğimi okşadım şefkatle. Her şey için heyecanlı olsam da bir an önce bitsinde yeniden odamızda baş başa geçirdiğimiz o vakitlere dönelim istiyordum.
"Kız anladık en çok siz seviyorsunuz birbirinizi de gel bir kaç resim çekilelim hadi şöyle güzelinden." Yengemin çekiştirmesiyle çekildim pencerenin önünden. Allahtan mutfak büyüktü de bunca kadın rahatça sığabilmiştik.
Yengem telefonunu Hevdem'e verdi ve Maria, Yasmin ve Pare'yi yanına çağırdı. "Gelin kız çekilelim şöyle güzel bir resim hikayeme atayım çatlasın millet." Bu kadının yanında iki dakikadan fazla kimse üzgün kalamazdı kesinlikle. Beni ortalarına alınca Hevdem'in tuttuğu telefona doğru hepimiz en güzel gülümsememizi sunduk.
"Ay çok güzel oldu kız ne kadar güzel çıkmışız, bak bunlar hep hatıra işte hatıra ilerde bakar bakar dururuz."
"Hatıra tabi ilerde beni bulamayınca bakıp durursunuz o resimlere."
Yengem ters ters baktı suratıma, "O ne demek kız öyle nereye gidiyonda göremeyecekmişiz seni ağzını hayra aç vallahi çarparım bir tane ağzına." Diyince silkelendim. Hakikaten ne diyordum ben nereye gidecektim de bulamayınca diyorum.
Neyse...
Maria tatlı gülüşüyle ellerimi tutunca oturduk sedire ikimizde, "Tebrik ederim hamileymişsin Allah analı babalı büyütsün sağlıkla da doğsun inşallah." Diyince ellerimi tutan ellerini sıktım. Biz, özellikle hamileler olarak bebek meselelerine girmezken onun dediklerine bak Allah'ım. Keşke haketmeyenler ana baba olacağına aha bu tatlı melek gibi kadın bebek sahibi olsaydı.
"Amin, İnşallah sana da nasip eder Allah'ım." Burukça gülümsedi ancak hemen de dağıttı konuyu. "Bekarlığa veda partisi yapacak mısın?" Diye sorunca şaşırmadım pek aslında aklımda olan bir şeydi şöyle kız kıza biraz eğlenmek hakkımızdı sanki.
"Belli değil şu geceyi bir atlatalım haber vereceğim hemen size."
"Ay lütfen yap Gece kız kıza iki eğlencenin belini kıralım hem Bahoz konuşurken duydum. Özgür Boran için sıra gecesi düzenliyormuş bizde parti yapalım canım onlar eğleniyorda biz niye eksik kalıyoruz?!"
Kaşlarım havalandı hafiften, "Haberim yoktu bak, öyleyse bizde yaparız tabi ki. Hazırlanın o zaman günü belirleyeyim haber veriyorum size."
Hevdem yerinde heyecanla zıplayınca güldüm haline, tabi bu neşesi babam telefonunu geri verince gelmişti ama neyse. "O zaman bir şarkı patlatalım mı?"
"Bensiz mi?!" Diyerek girdi içeri Zara o an farkettim de bu iki kızın elbisesi aynı model farklı renklerdeydi. Askılı pullu ışıl ışıl elbiseler giymişlerdi, diz üstü giyinmişlerdi, etekleri belden bollaşıyordu. Zara Sarı Hevdem saks mavisi tercih etmişti. Ustelik ikisi de saçlarını su dalgası yapıp iki yandan bırakmışlardı. Ayakkabıları bile aynıydı.
Zara elindeki telefonla kayıt alırken, "E hadi şarkı söyleyek. Sahal abıd reyhani, lel hurupdek ihsani, abdek muri dek değlek ye bezuye geylani." Demeye başlayınca ona kilitlendik. Hevdem başına vurdu anında, "Kızım senin kafa uçmuş yine şarkı değil ilahi bu!"
"Ne vuruyorsun be takılmış ağzıma gitmiyor ne deseydim bu kadar akraba arkadaş millet arasında? Akrabalarım nasılsınız yine dedikodumunu yaparsınız mükemmelim kusursuz öyle çekip çekip bakarsınız mı diyeyim. Yeminle iç savaş çıkar anında!" Herkes gülmeye başladı Zara'ya. Haklımı haklıydı da bu kızı da kimse yanlış anlayamazdı ki.
Hevdem elindeki telefonda bir iki şey yazdıktan sonra, "Açacaksın bir tane Burhan Toprak bakacaksın eğlenmene, doğal terapi işte budur." Zara'nın serçe parmağını tuttu, çalan halay şarkısıyla elbette kimse durmadan sorgulamadan neden mutfak ve şimdi bile sormadan el ele tutuşmaya başlamışlardı bile.